ÇOK AFFEDEN ÇOK BAĞIŞLAYAN: EL-AFÜVVU

Somuncu Baba

Afv¸ bir şeye ulaşmayı amaçlamaktır. Nitekim rüzgâr eve ulaştı denirken afv tabiri kullanılır. Sözlükte afv; yok etmek¸ silip süpürmek¸ bir şeyi elde etmeye yönelik niyet¸ fazlalık¸ artıp çoğalmak gibi anlamlara gelir. Din dilinde ise afv¸ günahları bağışlamak¸ silmek¸ işlenilen bir günahtan dolayı günahkârı hemen cezalandırmamak demektir.

Afv¸ bir şeye ulaşmayı amaçlamaktır. Nitekim rüzgâr eve ulaştı denirken afv tabiri kullanılır. Sözlükte afv; yok etmek¸ silip süpürmek¸ bir şeyi elde etmeye yönelik niyet¸ fazlalık¸ artıp çoğalmak gibi anlamlara gelir. Din dilinde ise afv¸ günahları bağışlamak¸ silmek¸ işlenilen bir günahtan dolayı günahkârı hemen cezalandırmamak demektir. (1) Allah'ın en güzel isimleri arasında yer alan ‘el-afuvv'¸ çok affeden¸ çok bağışlayan anlamınadır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de: "Hiç şüphesiz ki Allah¸ çok affedendir¸ çok bağışlayandır¸" buyrulur. (2) Bu âyette Yüce Allah'ın hem "el-afüvvu" ve hem de "el-gafûr" ismi birlikte geçiyor. Bu iki güzel isim arasında bir anlam benzerliği vardır. el-Gafûr¸ Allah'ın günahları örtmesi¸ görmemesi; el-Afüvv ise¸ günahları yok etmesi anlamınadır. Her ne kadar Allah'ın el-Afüvv ismi¸ anlam bakımından el-Gafûr ismine yakınsa da¸ el-Afüvv anlam bakımından daha derindir. El-Gâfur'da hataları ve ayıpları "örtmek"¸ "gizlemek" anlamı varken; el-Afüvv'de ise¸ günahları¸ "kökten yok etmek¸ silip atmak" anlamı vardır. Allah'ın affediciliğiyle ilgili her iki ismin (el-Afuvv el-Gafûr) arka arkaya gelmesi¸ Allah'ın kullarını¸ işledikleri isyan dolu fiillerden nedâmet duygularıyla vazgeçtikleri takdirde¸ bağışlayacağının güçlü bir şekilde te'kid edilmesi anlamını çıkarabiliriz. Kaldı ki Allah'ın bağışlayıcılığı¸ sadece suçları affetme konusunda değil¸ dini sorumlulukları hafifletmek ve kolaylaştırma konusunda da ortaya çıkmaktadır. Kur'an'dan öğrendiğimiz kadarıyla oruç tutulan günlerin gecelerinde kadınlara yaklaşmanın helâl kılınması (3)¸ dini konularla ilgili açıklanınca hoşa gitmeyecek şeylerin sorulması (4) ve su bulunamayınca teyemmüm yapılması (5) gibi hususlar buna en açık örneklerdir.


İslâm'da günahları Allah'tan başka bağışlama yetkisi ne bir şahsa ve ne de bir kuruma aittir¸ doğrudan Allah'a aittir. O'nun her şeye gücü yettiği gibi affetmeye de gücü ve kudreti yeter. Nitekim şu âyette Allah'ın "Afuvv ve Kadîr" isimleri birlikte zikredilir: "Bir iyiliği açıklar yahut gizlerseniz veya bir kötülüğü (açıklamayıp) affederseniz¸ şüphesiz Allah da ziyadesiyle affedici ve kadirdir."(6) Görüldüğü gibi Allah'ın affediciliği kudretiyle dengelenmiştir. O¸ isterse¸ suç işleyen kullarını hemen cezalandırabilir ama lütfüyle muamele ettiği için bağışlamayı seçiyor. Çünkü bağışlamak¸ cezalandırmaya güç yetiren bir kimseden olduğu zaman bir değer ve anlam ifade eder. Bundan dolayı dinimizde affetmenin en makbul olanı; muktedirken bağışlamak¸ iyiliklerin en değerlisi¸ kötülüklere karşı iyilik yolunu tercih etmek¸ merhametli oluşun en üstünü¸ acımayanlara acımak¸ bütün olumsuz tavırlar karşısında öfkeye yenilmeden; şefkat ve merhamet dilini elden bırakmamaktır. İşte Yüce Allah böyledir. Dünya hayatında ister asi¸ isterse kâfir olsun¸ -değil mi ki hepsi O'nun kullarıdır- hepsine iyilikte bulunur. Onları hemen cezalandırmaz¸ belki hatalarından dönerler diye mühlet verir. Tövbelerini kabul etmek suretiyle bağışlar. Tövbelerini kabul ettikten sonra da günahlarını tamamen siler atar. Böylece kullarının defterinde beyaz bir sayfa yeniden açılmış olur. Gerek Kur'an ve gerekse Hz. Peygamberin hadislerinden öğrendiğimiz kadarıyla herhangi mücrim bir insan; işlediği günahtan dolayı pişmanlık duymak¸ hemen o günahı terk etmek ve bir daha o günaha tekrar dönmemek üzere söz verdiği zaman hiç günah işlememiş gibi aklanacağı sonucunu çıkarıyoruz.

Öte yandan¸ insanların hayatında Allah'ın affediciliği yankı bulmalıdır. Her Müslüman Yüce Allah'ın çok bağışlayıcı anlamına gelen "el-Afüvvu" isminden bir hisse almalıdır. Allah'ın bu affedici ismiyle ahlâklanmış olan bir kimseden¸ kendisine bir haksızlık veya bir kötülük yapıldığı zaman aynı şekilde karşılık vermek yerine¸ bağışlamak ve iyilik yapmak beklenir. Gerçekten cezalandırmaya gücü yetmekle birlikte bağışlamak yüksek irfan sahibi kimselerin ahlakıdır. Çünkü Yüce Allah affeden bir kulun¸ izzet ve şerefini artırır. Bu sebeple Yüce Rabbimiz Hz. Peygamberin şahsında bütün Müslümanlara affetme ahlakını tavsiye etmektedir: "(Resûlüm!) Sen af yolunu tut¸ iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir."(7) Bu âyette bir Müslümanın üç güzellikle donanması tavsiye edilmektedir: Affetmek¸ iyiliklerin yayıcısı olmak ve bilgiden yana tavır koymaktır.. Zaten bilge kişilerin en büyük özelliği "affedici" olmaları değil midir? Bunun için bir müminde bulunması gereken sıfatlar arasında "öfkelendiği" zaman "affetme" olgunluğunu göstermesi gelir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de mü'min olmanın olmazsa olmaz ilkeleri arasında "affedicilik" sayılmıştır:

"Onlar öfkelendikleri zaman bile affederler."(8)

"Güzel bir söz ve bağışlama¸ arkasından eziyet gelen sadakadan daha hayırlıdır." (9)

"(Müslümanlar) affetsinler¸ hoşgörülü olsunlar. Allah'ın sizi bağışlamasını istemez misiniz?" (10)


"Rabbinizin bağışına¸ takva sahipleri için hazırlamış olduğu¸ genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun! O takva sahipleri ki bollukta da darlıkta da Allah'ı hoşnut etmek için mal harcarlar¸ öfkelerini yenerler ve insanları affederler. Allah da böyle güzel davranışta bulunanları sever."(11)

Kur'an'da affedicililiğin Allah'a karşı bir sorumluluk bilinci olan takvâ ile ilişkilendirilmiş olması boşuna değildir.(12) Çünkü takva¸ dinî yaşama konusunda mükemmel ve güzel insan olmanın bir göstergesidir. Bu nedenle affedici olmak¸ Yüce Rabbimizin övgüsüne mazhar olan bir davranış tarzıdır.

Bize her konuda örnek olduğu gibi¸ affetme konusunda en iyi örnek teşkil eden Hz. Peygamberdir. Hayatı boyunca o¸ asla intikamcı olmamış¸ Mekke'nin fethinde bile¸ daha önce kendisine ve Müslümanlara her türlü fiziksel ve psikolojik saldırılarda bulunan kimseleri affetmişti. Çünkü o¸ rahmet ve şefkat peygamberidir. Bu sebeple onun yumuşak huyluluğu¸ tatlı sözü¸ merhametli bir gönle sahip oluşu¸ hata yapanları affetmesi¸ ceza vermekten kaçınması vb gibi ahlaki ilkeler bütün zamanlar için model alınması gereken değerlerdir. Öyle ki Efendimiz¸ kendisini Taif yolculuğunda taşlayanlar hakkında bile asla beddua etmemiş¸ kaybetmeyi değil¸ kazanmayı öncelemek adına: "Ya Rabbi! Onlar¸ bilmiyorlar¸ affet!" şeklinde duâ etmiştir.

Sahabeden Enes b. Mâlik anlatıyor. Hz. Peygamber ile birlikte yürüyordum. Üzerinde Necran kumaşından sert yakalı ve kaba bir giysi vardı. Bir bedevi Arap ona yaklaşarak cübbesinden kuvvetlice çekti. Rasulullah'ın ensesine baktım ki¸ kuvvetli çekişinden cüppenin sertliği oraya iz bırakmıştı. Sonra bedevî olan Arap: "Ey Muhammed! Sendeki Allah malından bana verilmesi için emret" dedi. Resûlullah ona döndü ve güldü¸ sonra da ona bir şey verilmesini emretti."(13) Bu örnek olayda da görüldüğü gibi Hz. Peygamber kendisine karşı saygısızca kabalık yapan kimseye bile nezaketle davranmış¸ onu affetmiş ve isteğinin yerine getirilmesi konusunda sahabeye talimat vermiştir. Elbette kendisinde bir kalb ve vicdan bulunan bu kimse¸ sonradan yaptığı işin büyük bir saygısızlık olduğunu anlamış ve Efendimizin nezakete dayalı tavrı karşısında gittikçe ona olan sevgisi¸ özlem ve saygısı artmıştır. Zaten Hz. Peygamberin güzel muamelesi de onu eğitmek değil miydi? Bizler de hayatımızın her alanında böyle bir durumla karşılaştığımız zaman¸ bize saygısızlık yapan kimseyi hemen cezalandırmak yerine¸ affediciliği seçmeliyiz. Her ne kadar verilen cezalar da işlenen suçtan bir caydırma amaçlıysa da¸ yerine göre affetme cezadan daha etkili olabilmektedir. İnsanın öfkesine yenik düşmek yerine¸ öfkesini iyi yöneterek cezalandırmaktan vazgeçip bağışlama yolunu seçmesi Efendimizin dilinden çok güzel anlatılmıştır: "Kuvvetli kimse demek¸ güreşte başkalarını yenen değil¸ ancak öfke anında kendisine hâkim olan¸ öfkesini iyi yöneten kimsedir."(14) Çünkü öfke ile kalkan zararla oturur. Zira öfkesini iyi yönetemeyen bir kimse¸ duygularına yenik düşer. "Kendini tutma ve kontrol etme" çok zor bir olaydır. Hayatında insanın başına ne gelirse¸ hep kendini tutamadığı için gelmiştir.

Affediciliği bir kenara bırakarak¸ her câninin cinâyeti¸ kendini tutamadığı için değil midir?

Affediciliği bir kenara bırakarak¸ insan dilini tutamadığı için çevresindeki insanları kırıp-dökmüyor mu?

Affediciliği bir kenara bırakarak¸ insan elini tutamadığı¸ kendisini yönetemediği zaman vurup-kırmıyor mu?

Bağışlama ve öfkesini yönetme ahlakı gelişmemiş insanlar¸ kendilerini tutamadığı zaman kaybetmiyorlar mı?

Gerçekten affedici olmak¸ merhamet ahlakına sahip olmanın bir neticesidir. Eğer İslâm nedir? diye sorulursa¸ özetle; "İslâm¸ Allah'ın buyruklarına uymak; O'nun yaratıklarına engin af¸ şefkat ve merhamet
göstermektir" şeklinde tanımlamak mümkündür.

Ne mutlu¸ Allah'ın bir ahlâkı olan affediciliğini kendilerine ayrılmaz bir ilke edinen insan-ı kâmillere!..


Dipnot:


1 Râgıb el-İsfehânî¸ el-Müfredât¸ İstanbul¸ 1986¸ s.
508.
2 22/Hacc¸ 60. Ayrıca şu âyetlerde de aynı şekilde
geçer: 4/Nisa¸ 43¸ 99; 58/Mücadile¸ 2.
3 2/Bakara¸ 187.
4 5/Maide¸ 101.
5 4/Nis⸠43.
6 4/Nis⸠149.
7 7/A'râf¸ 199.
8 42/ Şûra¸ 37.
9 2/Bakara¸ 263.
10 24/Nur¸ 22.
11 3/Âl-i İmran¸ 133–134.
12 Bkz. 2/Bakara¸ 237.
13 Seçme Hadisler¸ Ankara¸ 1979¸ s. 62.
14 Buhari "Edeb" 76; Müslim "Birr" 107–108.

Sayfayı Paylaş