HZ. PEYGAMBER'İN ÖRNEKLİĞİNDE EĞİTİM

Somuncu Baba

Onun toplumu karanlıklardan alıp aydınlığa çıkarma noktasındaki başarısının sebepleri elbette pek çoktur. Allah’ın kullarından beklediklerini onlara öğretirken örnek bir eğitimci olarak davranması ise¸ bu nedenler arasında
-hiç şüphesiz- önemli bir yer tutar.

“Onun toplumu karanlıklardan alıp aydınlığa çıkarma noktasındaki başarısının sebepleri elbette pek çoktur. Allah’ın kullarından beklediklerini onlara öğretirken örnek bir eğitimci olarak davranması ise¸ bu nedenler arasında

-hiç şüphesiz- önemli bir yer tutar.”

Hz. Muham-med’in 23 yıl gibi kısa bir sürede¸ câhiliyenin bütün yönleriyle hüküm sürdüğü bir toplumu güzelliklerle bezeli hale getirmesi¸ meseleyi basîretli bir şekilde tahlil eden herkesin takdir ettiği bir husustur. Onun toplumu karanlıklardan alıp aydınlığa çıkarma noktasındaki başarısının sebepleri elbette pek çoktur. Allah’ın kullarından beklediklerini onlara öğretirken örnek bir eğitimci olarak davranması ise¸ bu nedenler arasında -hiç şüphesiz- önemli bir yer tutar.

Arapların tabiatlarındaki kabalık¸ sert yapı ve mizaçlarındaki uyumsuzluk karşısında Rasûlüllah’ın onlara ne güzel bir yaklaşım sergilediğini¸ onları nasıl ıslah ettiğini¸ yaptıkları zulümlere nasıl katlandığını¸ ezâlarına nasıl sabrettiğini¸ sonunda ona nasıl râm olduklarını¸ etrafında nasıl kenetlendiklerini¸ onun önünde ve ardında kendileri için en kıymetli insanlar olan babaları ve akrabalarıyla nasıl savaştıklarını¸ onu kendi nefislerine nasıl tercih ettiklerini¸ ona iâaat edip isteğine uyarak dostlarını¸ vatanlarını¸ aşiretlerini ve kardeşlerini nasıl terk ettiklerini¸ bunların hepsinden daha da önemlisi¸ Hz. Peygamber’in eğitim durumunu¸ onun okuyup yazmayı bilmeyişini¸ daha öncekilerin yazdıklarını¸ geçmiş eğitimcilerin haberlerini vb. şeyleri mütalaa etmemiş oluşunu düşünen bir insan. Evet¸ bunları düşünen insan¸ akıl penceresinden baktığında¸ Hz. Muhammed (s.a.v)’in bir muallim¸ Allah tarafından gönderilmiş bir peygamber ve âlemlerin efendisi olduğunu hemen anlar. Nitekim Araplar çöllerde gezen¸ asırlar boyunca önemsenmemiş bir topluluktu. Ancak ne zaman ki bir peygamber geldi¸ işte o zaman ilim ve irfanda bütün bakışların üzerlerine yöneldiği bir kavim oldular. Sayıları önceden az iken çoğaldılar¸ zillet içinde yaşıyorlarken aziz oldular¸ bir asır geçmeden dünyanın her bir tarafı onların akıl ve ilimleriyle aydınlandı.

İşte bu noktada tarih¸ Hz. Peygamber’in mükemmel bir eğitici olduğunu ispat etmektedir. Rasûlüllah’tan önceki beşeriyetin durumu ile onun nübüvvetinden sonraki durumuna ve aldığı şekle kısaca bir göz atarsak¸ ortaya çıkacak sonuç bizlere gerçekleri açıkça gösterecektir.

Nitekim insanlığın Hz. Peygamber sonrasında şahit olduğu önderlere ve rehberlere baktığımızda¸ onların dahi bu büyük öğreticinin ve terbiyecinin büyüklüğünü kabul ettiklerini görürüz. Öyle ki¸ eğitim ve terbiye tarihinde zikredilen tanınmış bütün büyük isimler onun önünde küçük kalırlar.

Bu eğitimcilerden hangisinin elinde Hz. Peygamber’inkinden daha çok insan yetişmiş ve hidayete ermiştir? İşte onun yanında yetişen sahâbîler ve ona tâbi olanlar! Bu insanlar önceden nasıldılar¸ sonra nasıl oldular? Sahabeden her biri bu eşsiz muallim ve terbiyecinin büyüklüğüne şahitlik ederek konuşan delillerdir. Bu durum bizlere bazı bilginlerin şu güzel sözünü hatırlatıyor: “Hz. Peygamber’in hiç bir mucizesi olmasaydı da sadece ashâbı olsaydı¸ bu bile onun peygamberliğini ispat etmeye yeterli olurdu.”

O gerçekten iyi bir eğitmen olduğundan dolayıdır ki¸ kısa bir zaman dilimi içerisinde elinde oldukça fazla sayıda insanın yetişmesinde bir gariplik yoktur. Çünkü Hz. Peygamber onlara karşı toplu eğitim seferberliği başlatmıştır. Onları cehâleti kökünden kaldırmaya yönlendirmiş ve bu yönde teşvik etmiştir. Gevşeklik göstermekten de son derece sakındırmıştır. Bu yüzden sahâbesi olan insanlar ona gelip ilim aldılar¸ dinlerini öğrendiler ve birbirlerine öğretip öğrendiler; böylece kısa bir süre içinde cehâleti üzerlerinden attılar.

Gerçeğin kendisine işaret ettiği Kur’an-ı Kerîm de¸ ümmîliğine ve çöl bölgesinde yaşamış olmasına rağmen¸ Rasûlüllah’ın bütün beşeriyetin rehberi ve eğiticisi olduğunu belirtmekte¸ onun başarısını tasdik etmektedir:

“Ümmîler arasından¸ kendilerine ayetleri okuyan¸ onları arıtan¸ onlara Kitab’ı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen O’dur. Onlar¸ daha önce¸ şüphesiz apaçık bir sapıklık içinde idiler.”(1) “Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır¸ sana ne kötülük dokunursa kendindendir. Ey Muhammed! Seni insanlara peygamber gönderdik¸ şahit olarak Allah yeter.”(2)“Ey Muhammed! Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak göndermişizdir; fakat insanların çoğu bilmez.”(3)

Hz. Peygamber’in yaşamının her karesi hem onun eğitimciliğini hem de insanlara en uygun şekilde öğretme çabasını gösteren ipuçlarıyla doludur. Muâviye b. Hakem es-Sülemî anlatıyor:

“Bir keresinde Rasûlüllah ile birlikte namaz kılarken cemaatten biri aksırıverdi. Ben de hemen “Yerhamukellâh” dedim. Cemaattakiler bana sert sert baktılar. Ben: “Vay başıma gelenler!… Size n’oluyor ki bana öyle bakıyorsunuz.” dedim. Bunun üzerine elleriyle uyluklarına vurmaya başladılar. Beni susturmaya çalıştıklarını anlayınca susuverdim. Rasûlüllah namazı bitirince beni çağırdı. Anam babam ona feda olsun¸ ne ondan önce ne de ondan sonra Peygamber kadar güzel öğreten hiçbir muallim görmedim. Vallahi beni ne azarladı¸ ne dövdü¸ ne de ağır konuştu. (Sadece) şunu söyledi: “Şu namaz var ya¸ onda insan kelamından hiç birşeyi konuşmak doğru olmaz. O ancak Allah’ı anmak (tesbih)¸ O’nu büyüklemek (tekbir) ve Kur’ân okumaktan ibarettir.”(4) İmam Nevevî¸ Müslim’e yazdığı şerhte bu hadisle ilgili şöyle der: “Bu hadiste Rasûlüllah’ın -Allah’ın da şehâdet ettiği- büyük ahlakı¸ câhil insana karşı nâzik muamelesi¸ ümmetine hoşgörüsü ve onlara olan şefkati görülmektedir. Ve yine burada¸ Allah Rasûlü’nün ahlâkıyla ahlâklanmanın câhile yumuşak davranmak¸ ona güzel bir şekilde öğretmek¸ merhametle yaklaşarak doğruyu göstermeye çalışmakla olacağı görülmektedir.”(5)

Bir başka örnek olarak da şu zikredilebilir:

Hz. Peygamber¸ dünyalık hususunda kendisini sıkıntıya sokup duran kıymetli eşlerini var olan hayatı devam ettirmekle boşanmak arasında serbest bırakır. Bunu konuşmaya da Hz. Aişe ile başlar. Hz. Aişe de boşanmak yerine Rasûlüllah’ı seçer. Ancak¸ onu tercih ettiğini diğer zevcelerine haber vermemesini rica eder. Hz. Peygamber ise
ona şöyle buyurur: “Allah beni zorlaştırıcı ve başkalarının hata yapmalarını isteyici değil; öğretici ve kolaylaştırıcı olarak gönderdi.”(6)

İmam Gazâlî bununla ilgili olarak şu güzel yorumu yapar: “Hz. Peygamber’in Hz. Aişe’ye olan dargınlığını açığa vurmamasında ve yüzüne karşı açıktan azarlamamasında eğitim ve öğretim metotları açısından şöyle bir incelik vardır: Öğretmen öğrencisini kötü ahlâkından vazgeçirmek için mümkün olduğunca yumuşak davranmalı¸ îmâyla men etmeli¸ hatasını açıkça yüzüne vurmamalı ve azarlamadan sevgiyle¸ iyiliğini istediğini hissettirerek düzeltmeye çalışmalıdır. Çünkü kusuru açıkça söylemek onur perdesini yırtar¸ kötülüklere dalma cesareti peydâ ettirir ve hatada ısrar etme hırsını kamçılar.”(7)

Bir ilim peygamberi olan Allah’ın elçisi kendisi güzel öğrettiği gibi insanların içindeki öğrenme arzusunun da canlı olmasını ister¸ bu husus üzerinde titizlikle dururdu. Abdurrahman b. Ebzâ anlatıyor:

“Hz. Peygamber birgün insanlara hitap etti. Allah’a hamd ü senâ ettikten sonra Müslümanlardan bazı grupları zikredip onlara hayır duada bulunarak şöyle buyurdu: ‘Bir guruba ne oluyor da¸ komşularını bilgilendirip öğretmiyor¸ onların İslâm’ı anlamalarına yardımcı olmuyor¸ iyiliği emredip kötülükten sakındırmıyorlar. Diğer topluluğa da ne oluyor da¸ komşularından öğrenmiyorlar. Bilgilenmiyor¸ İslâm’ı anlamaya çalışmıyorlar? Vallahi¸ ya bir gurup komşularına öğretecek¸ onları bilgilendirecek¸ İslâm’ı anlamalarına yardımcı olacak¸ iyiliği emredip kötülükten sakındıracak; diğer gurup da komşularından öğrenecek¸ bilgilenecek¸ İslâm’ı anlamaya çalışacak; ya da daha bu dünyadayken onların cezalarını vereceğim.’

Hz. Peygamber bu konuşmasının ardından minberden indi ve evine girdi. Bazıları dediler ki: ‘Bunlarla kimi kastetti dersiniz?’ Diğerleri ‘Bu sözlerle Eş’arî kabilesinden olanları kastettiğini sanıyoruz. Çünkü onlar fakih insanlardır¸ bedevî ve su etrafında oturan câhil ve görgüsüz komşuları vardır.’ dediler. Bu söz Eş’arîlere ulaşınca Rasûlüllah’a vardılar ve ‘Yâ Rasûlallah! Bir topluluğu hayırla yad ettin¸ bizleri ise kötü andın. Bizim durumumuz nedir?” diye sordular. Hz. Peygamber şöyle buyurdu: ‘Ya bir gurup komşularını bilgilendirecek¸ onların İslâm’ı anlamalarına yardımcı olacak¸ iyiliği emredip kötülükten sakındıracak; diğer gurup da komşularından öğrenecek¸ İslâm’ı anlamaya çalışacak¸ bilgilenecek; ya da daha bu dünyadayken onların cezalarını vereceğim.’ Onlar ‘Yâ Rasûlallah! Başkalarının anlamasına yardımcı mı olacağız?’ diye sordular. Hz. Peygamber sözünü tekrar etti. Onlar yine ‘Başkalarının anlamasına yardımcı mı olacağız?’ sorusunu tekrar ettiler. Hz. Peygamber de aynı cevabı tekrarladı. Onlar ‘Bize bir sene müddet veriniz.’ dediler. Hz. Peygamber de komşularını bilgilendirip¸ öğretmeleri ve anlamalarına yardımcı olmaları için onlara bir yıl müddet verdi. Hz. Peygamber daha sonra şu âyeti okudu:

İsrâîloğullarından kafir olanlara¸ hem Dâvûd’un hem de Îsâ b. Meryem’in diliyle lanet olundu. Bunun sebebi¸ isyan etmeleri ve hakkın sınırını aşmış olmalarıydı. Onlar birbirlerini¸ yapmış oldukları fenalıktan alıkoymazlardı. Gerçekten ne kötü iş yapıyorlardı.”(8)

Yeri gelmişken Hz. Peygamber’in “İlim öğrenmek her Müslümana farzdır.”(9) hadisini de hatırlamamız gerekir. Buradaki “Müslüman” ifadesi kadın erkek büyün Müslümanları kapsamaktadır. Çünkü hükmün dayanağı müşterek bir sıfat yani “İslâm”dır.” Dolayısıyla¸ Hz. Peygamber¸ Müslüman olan herkesin ilim talep edip tahsil etmesinin farz olduğuna dikkat çekmektedir. Ayrıca kitabında nazil olan ilk ayetlerin “Ey Muhammed! Rabbinin adı ile oku¸ (her şeyi) O yarattı. İnsanı pıhtılaşmış kandan yarattı. Oku! Kalemle öğreten¸ insana bilmediğini bildiren Rabbin¸ en büyük kerem sahibidir.” olduğu İslâm dininde cehâlete yer yoktur.(10)

DİPNOT

1 62/Cumu’a¸ 2.
2 4/Nis⸠79.
3 34/Sebe’¸ 28.
4 Müslim¸ V/20.
5 Aynı yer.
6 Müslim¸ X/81.
7 İhy⸠I/62.
8 Mâide 78-9. Rivayet için bkz. Mecmeu’z-Zevâid¸ I/164.
9 Feyzu’l-Kadîr¸ IV/267.
10 96/Alak¸ 1-5.
Not: Konuyla ilgili geniş bilgi için şu kitaba bakılabilir: Abdulfettah Ebû Gudde¸ Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed ve Öğretim Metotları. Yasin Yayınevi.

Sayfayı Paylaş