GÜLNÂME

Somuncu Baba

Sevginin¸ şefkatin¸ asaletin¸ gönülden karşılıksız sevmenin¸ hizmetin¸ cömertliğin ve dahası bütün güzelliklerin dal dal filiz verdiği bir ulu çınardı benim annem. O bir gül fidanı gibi nazik¸ bir ulu çınar gibi dimdikti. Gönül tarlalarımıza muhabbet tohumu ekti

Nasihat Yayınları istikrarlı çizgisinin devamı niteliğinde yeni bir yayına imza attı. “Gülnâme (Gül Hanesinden Gül Simalar)” isimli kitap¸ Haziran 2008 tarihinde okuyucusuyla buluştu. Kitabı yayına hazırlayan Musa Tektaş. Gülnâme 304 sayfa. Üzeri güllü ebru ile süslenmiş¸ kalın karton kapakla sunulmuş okuyucuya.
Gülnâme¸ ahirete irtihal eden Hacı Naciye Hanım¸ Hatice (Ateş) Akgül¸ Mahmud Kemal Ateş¸ Ahmet Şemsettin Ateş ve Aişe Sıdıka (Ateş) Toprak ile ilgili hatıralarla yüklü bir kitap.

Hacı Naciye Hanım

Müslüman Türk kadını karşımızda hep fedakâr¸ çileli; fakat halinden şikâyet etmeyen mütevekkil çehresiyle durmaktadır. O¸ vatan savunmasında bazan bir Nene Hatun¸ bazan Kara Fatma’dır ercesine. Tarlasında çiftçi¸ bahçesinde bahçıvan¸ evinde vefalı bir eş¸ çocuklarına hizmetkâr… Saçını süpürge eder sevdikleri uğruna. Ömrünü ailesine harc eder şikâyetsiz¸ severek… Onun mutluluğu da huzuru da budur… O yüzden analar başımıza taç¸ gönlümüze ilaçtır. Ve biliriz ki cennet onların ayakları altındadır…

“Gülnâme (Gül Hanesinden Gül Simalar)” birinci bölümde Hacı Naciye Hanım’ı misafir ediyor sayfalarına.

Bilindiği gibi Hacı Naciye Hanım¸ ömrü boyunca eşi Osman Hulûsi Efendi’nin her türlü mücadelesinin yanında bulunmuş¸ her an eşine destek olmuş bir Müslüman Türk kadını.

“Bütün sıcaklığını hâlâ yüreğimde hissettiğim bir sevgi kuşatmasının adıydı o. Çünkü bağrına basınca¸ damarlarıma kadar anne şefkatini hissettiğimiz bir hâleti ruhiye kaplardı içimi. Sevginin¸ şefkatin¸ asaletin¸ gönülden karşılıksız sevmenin¸ hizmetin¸ cömertliğin ve dahası bütün güzelliklerin dal dal filiz verdiği bir ulu çınardı benim annem. O bir gül fidanı gibi nazik¸ bir ulu çınar gibi dimdikti. Gönül tarlalarımıza muhabbet tohumu ekti.” cümleleri ile başlıyor H. Hamidettin Ateş¸ annesini anlattığı yazısına. Kitabın ilk yazısı da ona ait ve sevgili validesini tanıtırken “Gül Yüzlü Validem” diyor Ateş. H. Hamidettin Ateş¸ annesine ait hatıralarını anne sıcaklığını hissederek ve hissettirerek naklediyor okuyucusuna.

Önsöz Niyetiyle Musa Tektaş da Hacı Naciye Hanım’ı yeni güller veren bir gül ile anlatır yine: “O bir gül gibiydi. Gül neslindendi¸ gül hanesine gelin gelmişti. Gül gibi yaşadı¸ gül kokulu yapraklar açtı. Etrafına gül güzellikleri saçtı; gönül güzelliği güllere eşti¸ Adı: Hacı Naciye Ateş’ti…”

Şefika Gülseren de annesi ile ilgili şu duyguları paylaşıyor:

“Ben bir kızıyım ama sizlerden biriyim. Belki Hacı Valide’yi¸ içinizde veya şu anda Hacı Valide’yi tanıyıp da burada olmayan hanım kardeşlerin içinde benden daha iyi tanıyan¸ daha çok istifade eden ve bizden daha fazla rehber edinen insanlar vardır. Onlar da aldıkları bu güzel anlayışları¸ bu güzel düsturları inşallah çocuklarına aktaracaklardır. Hacı Valide’yi bireyselleştirmek¸ onun misyonuna uygun düşmez; zira o bir üniversitedir¸ o bir okuldur¸ o bir ekoldür. O ekolde Allah’ın ve Peygamber (s.a.v.)’in İslâm kadınından istediği¸ en üstün Müslüman kadının takvasıdır. İşte Peygamber (s.a.v.) Efendimizin¸ ayaklarının altına cennetin olduğunu müjdelediği ana da bu anadır.

Mesude Sarı babaannesi için bakın neler söyler:

“O benim babaannemdi… Hanımefendi bir hanımdı¸ elleri pamuk gibiydi¸ yumuşacıktı ve her zaman sıcaktı¸ aydınlık ve güzel bir yüzü vardı. Gözleri elâydı¸ gözlüğünün arkasından çok güzel görünürdü. Gözlerine sünnet diye sürme çekerdi. Başına beyaz örtü örttüğü zaman çok yakışırdı. Her zaman tertemiz giyinirdi¸ dedemin ona verdiği güzel kokuları sürerdi. Herkese güzel sözlerle nasihat ederdi¸ tatlı dilli¸ hoş sohbetti. Allah için herkese hürmet et de sev sevil¸ sözünü tam anlamıyla yerine getirir; başta ailesi ve yakınları¸ sonra çevresindeki insanlar için elinden geleni yapardı…

H. Hulûsi Gülseren ise Hacı Naciye Hanım edebi hususunu şu cümlelerle dile getirir:

“Hacı Valide hayat şartlarının zor¸ yokluğun baş gösterdiği savaş yıllarında büyük ve şerefli bir aileye gelin olarak gelmiş. Hizmetinden edebinden dolayı Hulûsi Efendi Hazretlerine söz getirmemiş¸ dua ve himmetleriyle binlerce sevenine¸ gönül dostuna anne olmuş.”

Hatice (Ateş) Akgül

Hatice (Ateş) Akgül için söylenenlere bakalım bir de…

H. Hamidettin Ateş Efendi¸ onun için der ki:
“Hatice Abla¸ annemiz Hacı Naciye Ateş Hanımefendinin/Hacı Valide’nin yetiştirdiği¸ Hulûsi Efendi Hazretlerinin titizlikle¸ itina ile eğittiği¸ vefalı¸ fedakâr¸ becerikli¸ ehl-i takva bir hanımdı. Misafiri sever¸ onlarla ilgilenir¸ kendisinde ailesinin yüksek seciyesinin bulunduğu ve Efendi Hazretlerinin kızlarının içinde kendini her konuda yetiştiren titiz¸ hassas bir kişiydi.”
Hatice Akgül’ün eşi Abdullah Akgül de eşi hakkında duygularını dile getiriyor:
“Hatice Hanım’ın bir ekmeği olsa¸ on kişiye verir¸ kendisi aç kalsa aç kaldım demezdi. Komşum aç ben tok yatamam¸ diyenlerden idi. Bütün Türkiye’den Somuncu Baba’ya¸ Hulûsi Efendi’nin evine gelen misafirleri canı gönülden ağırlar¸ temiz kalple¸ şen bir şekilde onları yollardı.”

Oğlu Cemalettin Akgül annesiyle ilgili:

“O¸ gözleriyle konuşur¸ çoğu zaman sükût etmeyi yeğlerdi. O kadar güzel bir gönlü ve sıcak bir muhabbeti vardı ki¸ onunla tanışan herkes onu sever¸ saygı duyardı. Küskünleri barıştırır aile içinde huzursuzlukları olan çevresindeki insanlara nasihat eder ve birlik beraberliği sağlardı.” diyor.

Kızı Hülya Canpolat bakın ne söyler annesi için:

“Annem merhametli¸ sevgi dolu¸ anlayışlı¸ hoşgörülü¸ büyüklerine saygılı ve küçüklerine sevgi dolu unutulmaz eşsiz bir insandı. Annem bize sürekli iyi insanlardan bahsederek onların güzel ahlâkından örnekler verirdi. “

Mahmud Kemal Ateş

H. Hamidettin Ateş Efendi¸ Mahmud Kemal Ateş için şunları söylüyor:

“Hazreti Peygamberin soyundan gelen bir ailenin evladı olması hasebiyle¸ o güzellik¸ o neciplik kendi hayatının her safhasında tecelli etmişti. Hulûsi Efendi Hazretlerini Darende esnaf ve protokolünde temsil edebilen bir şahsiyete sahipti.”

Musa Tektaş Unutulmayan bir sima olarak gördüğü Mahmud Kemal Ateş’i tavsifinde şunları dile getirir:

“M. Kemâl Efendi melamî meşrepli¸ kendinin mânevî kişiliğini gizleyen bir yapıya sahip olduğunu birçok kimseden dinledik.”

Mesude Sarı¸ babasını anlattığı¸ günlüğünden notlara şöyle başlıyor:

“Ben küçüktüm. Büyümek isterdim. Bahçede dökülen elmaları toplarken babaannem seslenirdi balkondan. Kim daha çok toplayacak¸ hadi bakalım. Ben de size çikolata vereceğim diye. Keşke büyümeseydik… Babam gelirdi işten. Alırdı eline hortumu. Islatırdı herkesi. Bağırış çağırış çok olurdu. Babaannem dışarı çıkardı¸ Kemal ıslatma çoluğu çocuğu¸ derdi. O da¸ Ana¸ ben kapının önünü suluyorum¸ derdi¸ oldukça masum. Keşke büyümeseydik…”

Oğlu A. Hüsamettin Ateş¸ babasının¸ gönüllerde silinmeyen izler bıraktığına inanır:

“Babam uzak veya yakın bütün akrabalarına çok düşkün bir insandı. Hepsinin her haliyle yakından alakadar olurdu. Akrabalarına¸ arkadaşlarına ve çevresindeki insanlara önem verirdi. İmkânları nispetinde¸ elinden geldiğince kimsesizin¸ düşkünün ayağı eli olmaya çalışırdı.”

Naciye Aydoğan’ın Şah Dedem’den Can Babam’a başlıklı yazısından:

“Hayaller kuruyorum; yaşasaydın nasıl severdin torunlarını. Onlar seni çok seviyor baba. İbrahim¸ anne ben cennete gidip dedemi görmek istiyorum¸ diyor. Ben de¸ cennete gitmek için iyi bir Müslüman olman gerekir¸ diyorum. O¸ olurum anne¸ namazımı hep kılarım cennete giderim¸ diyor.”

Ahmet Şemsettin Ateş

Kitabın dördüncü bölümünde Ahmet Şemsettin Ateş’e ayrılmış. Şimdi de kısa kısa onun için ne dediklerine kulak verelim:

“Ahmet Ağabey¸ ilk önce benim ağabeyimdi. Benden iki yaş büyüktü. Onun için ev halkı tarafından ona ilk defa ağabey diye ben hitap ettim. O¸ mahalle arkadaşlarına da¸ okul arkadaşlarına da ağabeylik yaptı. Onu her tanıyan dostu oldu¸ ona ağabey diye seslendi.” (H. Hamidettin Ateş)
“Amcam sert mizaçlı idi. O sert mizacın altında altın gibi asil¸ inci gibi narin ve ince bir kalbi vardı…İnsanlar amcam için¸ ‘Ahmet Ağabey gizli evliyadır’ diyorlar. Bence de öyleydi. O¸ Allah ve Resulunün aşkıyla yanan bir garip bülbül idi.” (Naciye Aydoğan)

Mesude Sarı Ahmet Amcam başlıklı yazısında¸ amcası ile ilgili güzel bir hatırasını naklediyor.

Geçen yıl¸ hatırasına “Şemsnâme/Şeyhzâdeoğlu Ahmet Şemsettin Ateş” ismiyle bir kitap yayınlanmıştı…
Aişe Sıdıka (Ateş) Toprak

Kitabın son bölümü Aişe Sıdıka (Ateş) Toprak’a ayrılmış.

H. Hamidettin Ateş¸ “Aişe¸ evimizin neşesi¸ Efendi Hazretlerinin nazlı gülü idi. Hassas ve alıngan bir yapıya sahipti. Aişe benden iki yaş küçüktü¸ 1962 yılında dünyaya gelmişti. Çocukluk yıllarımız hep birlikte geçti. Okula birlikte gittik¸ birlikte annemizin terbiyesini gördük¸ birlikte güldük¸ birlikte oynadık.” sözleriyle başlıyor nazlı kardeşini anlatmaya…

Ekrem Faruk Gülseren teyzesi için şunları söylüyor: “Aişe Teyzem annemlerin en küçük kardeşi olduğu için bizim teyzemizden ziyade ablamız gibiydi. Her zaman bize kol kanat gerer¸ ne zaman bir haylazlık yapsak bizi kollar¸ hep bizden taraf olurdu.”

Naciye Aydoğan’ın gözünde Aişe Halası: “Uzun boylu¸ beyaz tenli¸ ela gözlü¸ ince gülüşlü¸ kirpikleri kaşına değermiş. Çok iri gözleri varmış halamın. Parmakları ince uzun¸ annem ellerinin ve ayaklarının Şah dedeme benzediğini söylüyor.”
Son sözü şaire verelim:

Mahmudu Kemalle Aişe bacı
Kaza makasının dokundu ucu
Ömrün baharında bu elim acı
Dostun visaline şol aldı gitti (Bayram Eke)

Netice olarak şunu söylememiz gerekiyor. Her insan kıymetlidir. Hele ömrünü başkalarına feda eden¸ gayrilerin kurtuluşuna sarf eden insanlar daha kıymetlidir. Onları gerek hayatta iken¸ gerekse vefatlarından sonra hayırla yâd edilmeleri için onların hatırlanması için hazırlanan bu tür hatıra kitaplarının okuyanlara birçok bakımdan örnek olacağı muhakkak…

Sayfayı Paylaş