EŞYAYI YOKTAN VAR EDEN : EL-BEDÎ

Somuncu Baba

Eşyayı Önceden Geçmiş Bir Örneği Olmadan Îcâd ve İnşâ Eden
Bedî' ve ibd⸠iş yapmak¸ ilk olmak¸ örneği ve benzeri bulunmayan bir sanatı meydana getirmek gibi anlamlara gelen¸ eşsiz ve benzersiz anlamındaki ibda' mastarından mübdi yerine kullanılıp¸ bir şeyi yoktan var eden¸ örneksiz yaratma¸ ilk varlık gibi mânâları taşır.

Eşyayı Önceden Geçmiş Bir Örneği Olmadan Îcâd ve İnşâ Eden

Bedî' ve ibd⸠iş yapmak¸ ilk olmak¸ örneği ve benzeri bulunmayan bir sanatı meydana getirmek gibi anlamlara gelen¸ eşsiz ve benzersiz anlamındaki ibda' mastarından mübdi yerine kullanılıp¸ bir şeyi yoktan var eden¸ örneksiz yaratma¸ ilk varlık gibi mânâları taşır.(1) Yaratılan şeylere "bed'i" denilmesi geçmiş bir örneği bulunması itibariyle izafîdir. Hatta dinde sonradan îcâd edilen "yenilik¸ îcâd etmek¸ geçmişte eşi ve benzeri (örnek) olmaksızın bir şeyi ortaya koymak" anlamlarına gelen bid'at kelimesi de aynı kökten gelir.(2) Bid'at kelimesi lügat anlamları açısından Kur'an'da¸ "icat etmek(3)¸ ilk olmak(4)¸ yoktan var etmek"(5) mânâlarında kullanılmıştır. İbdâ' Allah hakkında kullanıldığı zaman¸ bir şeyi âletsiz¸ zamansız ve mekânsız îcâd anlamına gelir ki¸ bedî' sözcüğü ibdâ eden kişi demektir.(6) Nitekim sıfat olan "Bedî'" hakkında Kur'an'da şöyle bahsedilir:


"(O) gökleri ve yeri yoktan var edendir. O'nun nasıl çocuğu olabilirdi ki? Kendisinin bir eşi yoktur¸ her şeyi O yaratmıştır ve O her şeyi bilendir." (7)


"(O) göklerin ve yerin yaratıcısıdır. Bir şeyi murat etti mi¸ ona sadece "ol" der¸ o da hemen oluverir." (8)


Arapça'da Bedî' ile halk sıfatları arasında ince bir fark vardır. İbd⸠önceden benzeri olmayan bir şeyi¸ eşsiz ve benzersiz olarak meydana getirme; halk ise¸ var olan bir şeyden herhangi bir şeyi yaratan mânâsınadır. Kur'an-ı Kerim'de¸ daha önce var olmayan gökleri ve yeri yaratan (9) âyetlerinde yaratma "bedî'" vasfıyla ifade edilirken¸ "insanı yarattı"(10) âyetinde yaratmak halk terimiyle anlatılır. Bu incelik de gösteriyor ki¸ ibd⸠halk'tan daha geniş bir anlam alanına sahiptir. Bunun için az önce de değindiğimiz gibi¸ sonradan meydana getirilen şeye bid'at denilir. Cenâb-ı Hakk'ın en güzel isimlerinden olan el-Mübdi'; eşyayı önceden geçmiş bir örneği olmadan îcâd ve inşâ eden anlamınadır.(11) Fakat îcâd¸ kendisinden önce benzeri bir îcâd bulunmadığı zaman ibdâ adını alır. Buna göre Mûcid ve Mübdi' yaratan¸ bunların mastarları olan îcâd ve ibdâ da yaratmak demektir. Böyle olmakla beraber aralarında ince bir fark vardır. Bu fark şudur: Daha önce hiçbir benzeri yaratılmadan¸ bir şeyi ilk yaratmak ibdâ'¸ bu ilk yaratma işini yapan da Mübdi' adını alır. Îcâd da yaratmak mânâsına olmakla beraber bunda¸ daha önce bir benzerinin yaratılmamış olması şartı yoktur.(12)


Herhangi bir varlığı ilk defa yaratan Allah¸ o varlık için ikinci hayatı daha kolay yaratmaya güç yetirir: "Allah ilkin mahlûkunu yaratır¸ (ölümden) sonra da bunu (yaratmayı)¸ tekrarlar. Sonunda hep O'na döndürüleceksiniz." (13) Açıkça bu âyette ikinci yaratılışın Allah'a daha kolay geldiği ve yüce sıfatları arasında "ibdâ" vasfından bahsedilmektedir. Allah'ın en güzel isimleri hakkında orijinal bir eser yazan İmam-ı Gazâlî (v. 505/1111) bu gerçeği şöyle açıklar:


"Allah'ın yüce sıfatlarından olan "Muîd" yaratışı iâde eden olup¸ eğer îcâdın daha önce bir benzeri varsa¸ bu ikinci yaratışa iâde denir. İâde fiilini gerçekleştiren yegâne güç yine "Muîd"dir. Allah¸ önce insanları hiç yoktan yaratmış¸ sonra da onları yine iâde edecek¸ yani¸ ölümden sonra yine diriltecektir. Bütün mahlûkât O'ndan gelmiştir ve yine O'na dönecektir. Meydana geliş O'ndandır ve yine O'na olacaktır.(14) Çünkü yaratma¸ yaratıcının Zât ve sıfatından başka hiçbir ön şart ve illete bağlı değildir. İlk yarattığını¸ tekrar yaratır¸ sonuna ulaştırır. İşte Allah böyle¸ önceye de¸ sonraya da hâkimdir.


O halde Allah ezelî ve ebedî olarak Bedî'dir¸ ezelî ve ebedî olarak benzersizdir. O'nun için bir "O'ndan önce oluş" yoktur. Her varlık O'ndan sonradır; O'nun yaratmasıyla meydana gelmiştir. O'nun yarattığı ise¸ O'nun misli asla olamaz.(15) Mü'minde bu bilgi¸ nitelik açısından imanın derinleşmesine sebep olacaktır. Bu aynı zamanda Allah'ı takdîr etmenin de bir neticesidir.


Kur'ân sisteminden anladığımız kadarıyla varlık¸ iki şekilde îcâd ediliyor. İlki¸ ibdâ' ve ihtirâ' diye isimlendirilen hiç yoktan icattır. Diğeri¸ inşâ ve terkîb diye adlandırılan¸ mevcut olan unsurlardan ve eşyadan toplanmak suretiyle ona vücut vermektir. Bunlar tek bir zâtın eline verilse¸ son derece kolaylıkla gerçekleşir. Eğer ferdiyete verilmezse de imkânsızlık derecesinde zorlaşır. Hâlbuki kâinattaki varlıklar son derece külfetsiz olarak ve kolaylıkla¸ gayet mükemmel bir şekilde meydana gelmektedir. Bu da onların tek bir Zât'ın¸ yani ferdiyetin eseri ve her şeyin doğrudan doğruya Allah'ın sanatı olduğunu ispat eder.


Sonuç olarak söylemek gerekirse¸ bir şeyi ön madde ve süre söz konusu olmaksızın yaratmak¸ ibdâ'dır. İnsan¸ halk âlemine ait bir varlıktır Ehl-i sünnet kelamcılarının iddia ettiği gibi insan gerçek anlamda ibdâ' kudretine sahip değildir. Mutlak bedî' ve mübdi' Allah'tır. Ancak¸ ibdâ kudreti bir ölçüde de olsa insanın doğasına Allah tarafından yerleştirilmiştir. Bu noktada her insan Allah'ın el-Bedî' ism-i şerîfinden bir hisse almalıdır. Bundan dolayı İslâm bilginleri el-Bedî' ismini bütün unsurlarıyla felsefî mânâda âlemi yaratan ve benzeri bulunmayan Allah'ın isimlerinden biri olarak kabul edip¸ bu ismin insana nitelik olarak verilebileceği konusunda görüş birliğine varmışlardır. Allah'ın en güzel isimleri arasında yer alan el-Bedî'¸ mutlak anlamda yoktan yaratmak değil de şekilsiz olarak mevcut olan maddeye şekil verip örneği bulunmayan eserler ortaya koymak anlamınadır. Bu açıdan¸ ilim¸ fazîlet¸ sanat ve meslekte çağdaşları arasında sivrilen¸ yenilikler meydana getiren kişiler için bedî' lakabının mecâzi olarak kullanılmasında îtikâdi bağlamda hiçbir sakıncanın olmaması gerekir. Nitekim İslam düşünce tarihinde¸ özellikle Arap edebiyatında makâme türünün mûcidi sayılan Ebu'l-Fazl el-Hemedânî (v.398/1008) için Bedîuzzamân lâkabının kullanıldığı bilinmektedir. İşte bu sebeple Osmanlıca'da güzel sanatlarla uğraşma işlemine estetik karşılığı olarak bedîiyyat¸ ilm-i hüsn¸ ilm-i mehâsin¸ ilm-i bedâyi'¸ hikmet-i bedâyi' gibi isimler verilmiştir. Dolayısıyla¸ sanatsal faaliyetler neticede insanın düşünce¸ beceri ve iş bütünlüğünün oluşumuna dayalı bir birlikteliğin sonucu olarak ortaya çıkan bir çabanın mahsulü olduğuna göre¸ o halde insanın da bir ibdâ' niteliğine sahip olduğundan söz edilebilir.


DİPNOT


1 İsfehânî¸ Râgıb¸ el-Müfredât¸ İstanbul¸ 1986¸ s. 50
2 Tehânevî¸ Muhammed¸ Keşşâfu Istılâhâti'l-Fünûn¸ Beyrut¸ ts.¸ I¸ 85
3 57/Hadîd¸ 27.
4 46/Ahkâf¸ 9.
5 2/Bakara¸ 117; 6/En'âm¸ 101.
6 İsfehânî¸ a.g.e.¸ s.50; Tehânevî¸ a.g.e.¸ I¸ 134.
7 6/En'âm¸ 101
8 2/Bakara¸ 117
9 Bkz. 6/En'âm¸ 101; 2/Bakara¸ 117
10 55/Rahman¸ 3
11 İbn Manzur¸ Ebu'l-Fadl Cemaleddin¸ Lisânu'l Arab¸ Kahire¸ 1990¸ I¸ 18
12 Bkz. Gazâlî¸ Ebû Hâmid Muhammed¸ el-Maksadu'l- Esn⸠Kahire¸ ts.¸ s.94.
13 30/Rûm¸ 27.
14 Gazâlî¸ a.g.e. s.94.
15 Gazâlî¸ a.g.e.¸ s.94.

Sayfayı Paylaş