ÇOCUKLARIN DÎNÎ EĞİTİMDE ÖNCELİKLER

Somuncu Baba

Allah'ın Nimeti¸Dünyanın Süsü ve Aynı Zamanda İmtihân Vesilesi:Çocuk

Allah’ın Nimeti¸ Dünyanın Süsü ve ve Aynı Zamanda İmtihân Vesilesi: Çocuk

Kur’ân çocuğu dünya hayatının süsleri arasında saymaktadır. “Servet ve oğullar¸ dünya hayatının süsüdür; ölümsüz olan iyi işler ise Rabbinin nezdinde hem sevapça daha hayırlı¸ hem de ümit bağlamaya daha lâyıktır”(2). Buna göre çocuk dünya nimetlerinden bir nimettir ve dünyamızı süslemektedir. Aynı zamanda çocuk herkese nasip olmayan bir nimettir. Bir âyette insana ayrıcalık kazandıran bu nimet şöyle anlatılmıştır: “Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Dilediğini yaratır; dilediğine kız çocukları¸ dilediğine de erkek çocukları bahşeder. Yahut onları¸ hem erkek hem de kız çocukları olmak üzere çift verir. Dilediğini de kısır kılar. O¸ her şeyi bilendir¸ her şeye gücü yetendir”(3).

Fakat başka âyetlerde de yine çocuğun imtihân vesîlesi olduğundan bahsedilir: “Biliniz ki¸ mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan sebebidir ve büyük mükâfat Allah’ın katındadır”(4)¸ “Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır. Büyük mükâfat ise Allah’ın yanındadır. O halde gücünüz yettiğince Allah’a isyandan kaçının. Dinleyin¸ itaat edin¸ kendi iyiliğinize olarak harcayın. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir.”(5)  Süs ve imtihân vesîlesi olma arasında seyreden çocuğun nimet ve süs olma özelliğini devam ettirmesi nasıl mümkündür? Yüce kitabımız çocuğun iki yöne olan meyline dikkatimizi çekerek âdetâ bize şu mesajı vermiştir: Dikkat edin ben size çocuk gibi bir nimet ve emanet veriyorum. Aslında ben onu süs ve nimet olarak yarattım. Gereken özen gösterilir ve hak ettiği değer verilirse o hem süs hem de nimet olarak kalır. Fakat tersi yapılır da değeri bilinmez ve gereken itinâ gösterilmezse tam aksi hale gelir fitne ve baş belası olur; onlarla imtihân edilirsiniz.

Çocuğun dünyamızı süsleyen bir nimet olabilmesi için elbette ana-babalara düşen bir takım görevler vardır. Bunların doğum öncesi ve doğum sonrası olanlarını uzunca anlatmak gereksizdir. Kısaca şu söylenebilir: Çocuk meşru ve helâl yolla ahlâklı ve sorumluluk sahibi¸ helâl ve harama dikkat eden bir ana-babadan dünyaya gelmelidir. Dünyaya geldikten sonra da maddî ve manevî beslenmesine dikkat edilmeli ve insanın gözünü aydınlatması ve yüzünün ak olmasını sağlaması için sürekli dua edilmelidir. Nitekim bizi bu konuda teşvik eden Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “(Ve o kullar): ‘Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takvâ sahiplerine önder kıl!’ derler”(6). Bundan dolayı olmalıdır ki¸ çocuğu olana “Gözün aydın olsun.” denilir. Önemli olan bu hedefi yakalamak ve devam ettirmektir. Bunun için ana-baba çocuklarına asla beddua etmeyip devamlı dua etmelidirler.

Çocuğu göz aydınlığı kılacak ve iftihar vesilesi yapacak en önemli hususlardan biri de ona verilecek eğitimle ilgilidir. Bu eğitim içerisinde din ve ahlâk eğitiminin özel ve önemli bir yeri vardır. Bunun için verimli bir din eğitimi ile ilgili bazı noktalar üzerinde kısaca durmak istiyoruz.
Öncelik Sırası:
Ahlâk mı Önce Gelir¸
İbadet mi?

İslâm’ın eğitim anlayışında ve Kur’ân’ın yönteminde iman ve ahlâk diğer yükümlülüklerden önce gelir. Çünkü ahlâkı olmayan bir insanın yaptığı ibadet hedefini bulmamış demektir.

Durum böyle iken her nedense geleneksel İslâmî eğitim anlayışımızda ibadet eğitimine ahlâk eğitiminden daha çok önem ve öncelik verilir. Çocuklara namaz kılma ve oruç tut­ma­nın önemi kadar mesel⸠gıybet etmenin¸ dedi kodu yapmanın¸ söz taşıma ve başkası hakkında kötü düşünmenin kötülüğü anlatılmaz. İbadetini yapanların zaten bu erdemleri kazanacağına inanılır. Hâlbuki ibadet etmemenin daha çok Allah hakkını ihlâl ettiği¸ ahlâkî bozuklukların ise hem kul hem de Allah hakkını ihlâl anlamı taşıdığı biraz ihmal edilir.

Böylece ibadetini düzenli yapıp ahlâkî vazifelerine de hakkıyla riayet eden mazbut Müslüman şahsiyetlerden çok¸ ibadetini düzenli yapan¸ ama bunun yanında gıybetten de kaçınmayan şahsiyetler maalesef ço­ğun­luğu oluşturur. Müslüman olmanın ve düzenli ibadet etmenin bu tür ahlâkî zaaflardan insanı kurtarması gerekirken¸ hem ibadete düşkün olmak hem de bir takım ahlâkî kusurları alışkanlık haline getirmek yeni bir şahsiyet tipi ortaya çıkarır. Çağdaş dünyada bu tür dindarlık tipinin hayli çoğaldığı gözlemlenmektedir. Ortaya çıkan bu kaypak ve gevşek şahsiyet İslâm’a uymayan ve onun asla tasvip etmediği bir durumdur. Bunun için¸ namaz kılmadığı veya düzenli ibadet yapmadığı halde ahlâken mazbut olan Müslümanlarla¸ düzenli ibadet yapan ama ahlâkî zaafları olan Müslümanlar arasında üstünlük tartışmasına gireriz. Zaman zaman da dinle alakası olmayan ancak ahlâken çok iyi durumda olan insanların durumu bizi hayrete sevkeder ve işin içinden çıkamaz hale geldiğimiz de olur. Düzenli ibadet etmeyen Müslümanlarla dinle doğrudan ilişkisi olmayan insanlar¸ ibadetine düşkün olan insanların ahlâkî zaaflarına bir anlam veremezler. Bu olumsuz durum onları ibâdet ve inanç konusunda teşvik etmediği gibi¸ ümitsiz bir duruma da sevkeder. Hâlbuki İslâm ahlâk ile ibadet arasında çok tutarlı ve makul bir ilişki kurarak¸ ahlâkî erdemleri ibadetin tabiî ve zorunlu sonuçlarından saymıştır. Bunlar arasında gerek eğitim gerekse yaşama noktasında tercih değil birliktelik esastır.

Müslüman sadece düzenli ibadet eden insan değil¸ aynı zamanda ahlâken numûne olan ve şahsiyet haklarına en çok riâyet eden insandır(7). Kur’ân’ın nüzûl sürecini gözönünde bulundurduğumuz zaman da ahlâkî ilkelerin ve değerlerin ön plana çıkarıldığını ve ihlâl edenlerin ağır şekilde tehdîd edildiğini görmekteyiz. Mâûn¸ Hümeze ve Muâvezeteyn sûreleri bunun en güzel örneklerindendir. İnanç ve ahlâk ilkeleri yerleştirildikten sonra ibadetler bu temel üzerine binâ edilmiştir. Bu nedenle İslam’da imandan sonra ahlâkın dînî önceliği olduğu söylenebilir. Kur’ân’ın bize getirdiği hükümler arasında bir sıralama yapmak gerekirse önce inanç gelir¸ ondan sonra da ahlâk¸ ibadet ve başkaların hukûkuna riâyet beraber gelir. Çünkü sağlam ve doğru bir inanca sahip olmayandan olgun bir ahlâk ve dengeli bir şahsiyet¸ düzenli bir ibadet hayatı olmayandan da inanç ve ahlâkın güzel meyvelerini beklemek çok zordur. Kendi içinde inanç¸ ahlâk ve ibadet bütünlüğünü yakalayamamış insanların da hukûka saygı göstermesi hemen hemen imkânsızdır.
Bunların hukûka boyun eğmeleri ya menfaat veya korku sebebiyle olur ki¸ her ikisi de geçicidir ve istenen hedefe ulaştırmaktan uzaktır. Ancak böyle düşündüğümüz zaman Hz. Peygamber’in: “Müslüman¸ dilinden ve elinden Müslümanların zarar görmediği kimsedir. Muhâcir ise¸ Allah’ın yasakladığı şeylerden uzak duran kimsedir”(8) hadisi¸ tam yerini bulur ve Müslüman olmak esas ve müstesnâ bir anlam ifade eder.

Bazı âlimlerin şöyle dediği nakledilmiştir: Biz selef-i sâlihîne yetiştik. Onlar esas kaliteli kulluğun sadece namaz ve oruçla değil¸ insanların ırzlarına¸ namuslarına tecavüz etmemekle ve özel hayatlarına müdahale etmemekle elde edileceği kanaatinde idiler(9).

Nefret Ettirmeme İlkesi

Ahlâk ve ibadet eğitimi verirken en çok dikkat etmemiz gereken husus çocuğu nefret ettirmemektir. Her çocuğun psikolojik yapısı aynı değildir. Bunun için bazı çocukların ibadete alışması ve bazı ahlâkî davranışları kazanması zaman alabilir. Ana-baba neticeyi bir an önce alma anlayışıyla ebediyen mahrum olmaya götürecek nefret ettirmeye sebep olmamalıdır. Bazen de çocuklar başkalarıyla kıyaslanarak “Bak o namaz kılıyor sen kılmıyorsun.” gibi bir metoda başvurulmaktadır. Hâlbuki bu kıyaslamayı çocuğun kendisi yapması halinde daha etkili olabilir. Dıştan gelen kıyaslama ve yarıştırma anlayışı çocukta olumsuz tepki de meydana getirebilmektedir.

Sözün kısası¸ çocukların din eğitiminde iyi niyet ve sorumluluk anlayışımızı çocuğun yapısına uygun yöntemlerle de desteklemeliyiz. Aksi halde kaş yaparken göz çıkarma riskiyle karşılaşabiliriz.

DİPNOT

1 Bk. 29/Ankebût¸ 45.
2 18/Kehf¸ 46.
3 42/Şûr⸠49.
4 8/Enfâl¸ 28.
5 64/Teğâbûn¸ 15¸ 16.
6 25/Furkân 74.
7 Bk. 29/Ankebût¸ 45.
8 Buhârî¸ Îmân¸ 4-5¸ Rikâk¸ 26; Müslim¸ Îmân¸ 64-65.
9 Gazâlî¸ Ebû Hâmid¸ İhyâu ulûmi’d-dîn¸ Kâhire 1994¸ III¸ 224.

Sayfayı Paylaş