YARATAN MERKEZLİ EMPATİ

Somuncu Baba

“Bu şekilde düşünen ve davranan bir insan¸ kendini onun mutlaka karşısındakinin yerine koyarak onu dinleyecektir ki bu¸ empatinin en önemli basamağıdır. Bu şekilde empatik dinlemeyi bilen ve uygulayan birisi¸ karşısındaki ile iletişim kurarken basit hatalara düşmeyecek¸ karşısındaki kişiyi eleştirmeyecek¸ yargılamayacak¸ sadece anlayacaktır. “

“Bu şekilde düşünen ve davranan bir insan¸ kendini onun mutlaka karşısındakinin yerine koyarak onu dinleyecektir ki bu¸ empatinin en önemli basamağıdır. Bu şekilde empatik dinlemeyi bilen ve uygulayan birisi¸ karşısındaki ile iletişim kurarken basit hatalara düşmeyecek¸ karşısındaki kişiyi eleştirmeyecek¸ yargılamayacak¸ sadece anlayacaktır. “

 Yüce dinimiz¸ insan iliş  ki  lerinin temelini yaratan merkezli empati üzerine bina eder. Öyle ki¸ İslam’a göre bu¸ bir tür hayat tarzıdır. Nitekim henüz empati kavramı gündelik hayatımıza girmeden önce de¸ insanlar arası ilişkilerde İslamın temel felsefesi olan¸ kendi nefsine başkasını tercih etmek¸ “komşun aç iken tok yatmamak”¸ “iki ayrı beden fakat tek bir ruh gibi olmak”  ilkeleri gereğince¸ bırakın insanları anlayıp onlarla empatik ilişki kurmayı¸ tabiattan hayvanlara kadar her alanda empatik düşünen insanı hedefler. İslam’ın öngördüğü ideal insan¸ en küçük bir canlıyı bile incitmek istemez. Empatik düşünerek kendisinin yaşamadığı yerlere çöp atmaz¸ havayı kirletmez. En önemlisi de¸ yaradılan her şeyi Yaratandan dolayı sever.
Hal böyleyken¸ günümüzde gittikçe kaybettiğimiz bu değer lerin yeniden hatırlanıp yaşanılmasıdır empatik ilişkiler kurma hamlemizin özünde yatan. Hiç uzaklara gitmeden ve başka kültürlere baş vurmaya da gerek olmadan¸ “Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi¸ sen de başkasına yapma!” diye öğütleyen Peygamber Efendimizin bu güzel sözü başlı başına yeniden bir empati geliştirme tekniğine ruh verecek bir merkezî ifade olarak görülebilir. Nitekim bu ifadenin gerisinde yatan¸ Kur’an-ı Kerim’in bütünündeki insana verilen önemdir. Her insanı “ eşref-i mahlukat” olarak niteleyip yaratan Yüce Allah (c.c)¸ hiç bir kulunu aşağı görmeyip¸ öğle görülmesini istemez. İnsanlarla ilişkilerimizde¸ onlara iyilik de yapsak onların ruh halini anlamamamızı ister. Örneğin bu mealdeki bir ayette Yüce Allah¸ “Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak yerden size çıkardıklarımızdan hayra harcayın. Size verilse¸ gözünüzü yummadan alamayacağınız kötü malı¸ hayır diye vermeye kalkışmayın. Biliniz ki Allah¸ zengindir¸ övgüye layıktır.” buyurur. Burada bizden¸ hayır yaparken bile¸ empati uygulamamızı ister. Ayrıca bu bağlamda¸ yapacağımız güzel iş ve hayırların¸ o anda her ne kadar karşımızdaki insana dönük bir vermeymiş gibi algılansa da¸ gerçekte muhatabımızın Yüce Allah’ın bizzat kendisi olduğunu bilmemizi ister. Çünkü ayetin sonundaki “biliniz ki Allah zengindir…” ifadesiyle¸ Allah’ın bu verilecek şeye ihtiyacı olmadığını¸ dilerse karşıdaki kimseye kendi fazlü kereminden ihsan edebileceğini¸ ama bizi vermeye teşvik ettiğini¸ bizi denediğini anlıyoruz. Bu durumda mümin¸ empati kurarken¸ salt karşısındaki insanı anlamaya çalışıp onunla kardeşliği paylaşmaya çalışmakla kalmıyor¸ bu kardeşlik ruhunun gerisindeki Rabbini de hatırlıyor. İşte İslâm’ın öngördüğü empatik davranışın¸ belki de diğerlerinden en önemli farkı bu İlahi yönün de insan ilişkilerindeki bu merkezî önemidir.
O halde bir mümin¸ kendinden ve inancından yola çıkarak¸ kendisine yapıldığında rahatsızlık duyabileceği herhangi bir şeyi başkasına yapmamak için çaba sarf etse¸ bu konudaki mevcut sorunlarımızın çoğu hallolabilecektir. Böylece¸ ilişkilerimiz daha anlamlı olup¸ toplumda ister inanan¸ ister inanmayan yahut farklı düşünüp farklı inanan insan sayısı ne kadar çok olursa olsun¸ bunlar aramızda güzel ilişkiler kurulmasını¸ birbirimizi dinleyip anlamaya çalışmayı engelleyemeyecektir.
“Bu durumda mümin¸ empati kurarken¸ salt karşısındaki insanı anlamaya çalışıp onunla kardeşliği paylaşmaya çalışmakla kalmıyor¸ bu kardeşlik ruhunun gerisindeki Rabbini de hatırlıyor. İşte İslâm’ın öngördüğü empatik davranışın¸ belki de diğerlerinden en önemli farkı bu İlahi yönün de insan ilişkilerindeki bu merkezî önemidir.“

Bu şekilde düşünen ve davranan bir insan¸ kendini onun mutlaka karşısındakinin yerine koyarak onu dinleyecektir ki bu¸ empatinin en önemli basamağıdır. Bu şekilde empatik dinlemeyi bilen ve uygulayan birisi¸ karşısındaki ile iletişim kurarken basit hatalara düşmeyecek¸ karşısındaki kişiyi eleştirmeyecek¸ yargılamayacak¸ sadece anlayacaktır. Bireyleri en çok tedirgin eden şeylerden biri¸ başkaları tarafından eleştirilmektir. Empatik dinlemede birey¸ karşısındakini ne över¸ ne yargılar ne de suçlar. Sadece onu anlamaya odaklanır. Onun bakış açısını görmeye¸ onun duygularını anlamaya çalışır. Dinimizin öngördüğü ideal insan modeli de¸ ancak bu yaklaşım biçimiyle davranarak gerçek ve olgun bir Müslüman olabilir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v)’in¸ yanına gelerek zina etmek istediğini söyleyen gence karşı tutumu çok iyi bir örnektir. Bu olayda Hz. Peygamber¸ sahabenin tepkisine rağmen¸ ilk anda genci anlayışla ve empatiyle dinleyerek yadırgamamış ve yargılamamıştır. Onu eleştirmeden dinlemiştir. Daha sonra da onu empati yapmaya davet ederek¸ örneğin kendi annesiyle veya bir başka yakınıyla zina edilmesini nasıl karşılayacağını sorarak¸ o durumdaki insanları anlarsa bu davranışının yanlışlığını göreceğini düşünmüştür. Nitekim başarılı da olmuş ve genç zina etmek isteğinden vazgeçmiştir.
Sonuç olarak¸ dindar yahut inançlı bir insan için empatik davranış biçiminin¸ herkesi ve her şeyi Yüce Allah’ın yarattığı gerçeğinin bilinci ve farklılığıyla¸ inanan insana bir hayat ilkesi olarak sunulduğunu anlayabilmekteyiz. Burada¸ diğer kültür ve anlayışlardan farklı olarak ve empatik davranışı daha da güçlendirici bir merkezi güç olarak¸ her ilişkinin aynı zamanda Yaratanla ilişki demek olduğu anlayışı¸ inançlı bireyler için kavramın gücünü arttırıcı bir işlev görmektedir.

Sayfayı Paylaş