VAKIF MÜTEVELLİ HEYET BAŞKANI H.HAMİDETTİN ATEŞ EFENDİ İLE RÖPORTAJ

Somuncu Baba

Vakıf Mütevelli Heyet Başkanı H.Hamidettin Ateş Efendi İle Röportaj

“HULÛSİ EFENDİ; ÖRNEK BİR BABA¸ ÖRNEK BİR İNSAN¸ ÖRNEK  BİR LİDERDİ”


Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri ne zaman¸ nerede dünyaya gelmiştir?
Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri¸ 12 Ağustos 1914 tarihinde Darende'nin Hacılar Şeyhli mahallesinde dünyaya gelmiştir. Babası Şeyh Hâmid-i Velî Hazretlerinin neslinden¸  Şeyhzade oğullarından Es-Seyyid Hasan Feyzi Efendi (1872-1945)'dir. Annesi  Es-Seyyid Tâceddîn-i Velî Hazretlerinin soyundan Fatıma Hanım(1879-1945)'dır. Ahmet Nuri Efendi (1900-1945)¸ Bedrettin Efendi (1902-1906)¸ Sakine Hanım (1920-2008) olmak üzere iki erkek bir kız kardeşi dünyaya gelmiştir.

Babası Hasan Feyzi Efendi'nin mesleği ne imiş?


Babası Hatip Hasan Efendi; ecdadı olan Şeyh Hâmid-i Velî hazretlerinin Camiinin imam hatipliğini yapmakta imiş. Aynı zamanda külliye içerisinde bulunan Şeyh Hâmid-i Velî Hazretleri Medresesi talebelerinden olup¸ kendisini yetiştirmiş âlim ve fâzıl bir zattır.  Ayrıca¸ külliyenin mütevellîsi olup Darende ve civarında vakf edilmiş bulunan yirmi dört pare köyün Şeyh Hâmid-i Velî vakfiyesine göre organizesini yapmakta imiş.

Hulûsi Efendi Hazretlerinin kardeşleri ne iş yaparlarmış?


Ahmet Nuri Efendi¸ Efendi Hazretlerinin büyük ağabeyidir. Aynı zamanda Ahmet Nuri Efendi¸ Şeyh Hâmid-i Velî Hazretleri Medresesi'nde tahsil yapmış bir ara ticaretle iştigal etmiş¸ en son Kangal'ın Kalkım köyünde imamlık yapmıştır.


18.08.1960 tarihinde Da­ren­de'nin Za­viye Mahalle­si'n­de dünyaya geldi. Ba­bası Es-Seyyid Osman Hulûsi Ateş¸ an­nesi Hacı Naciye Hanım'­dır. Hulûsi Efendi'nin kü­çük oğludur. İlk¸ orta ve lise öğre­ni­mi­ni Daren­de'de tamamladı. Çocukluk yıllarından itibaren Osman Hu­lûsi Ateş'in özel bir ihtimam ve gayretleri ile yetişmiş¸ babasının yük­sek ah­lâk ve seciyesini¸ hiz­met anla­yı­şı­nı yaşayarak öğrenmiştir.
Diyarbakırlı Müftü Ahmet Bilici Hocaefendi'den¸ Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı'nın talebesi Yusuf Deniz Hocaefendi'den Arapça dersleri aldı. Ayrıca merhum İsmail Biçer Hocaefendi'den Kur'an talimi görmüştür.
1986 yılında Sivas İl merkezinde Selim Ağa Camii imam-hatibi olarak başladığı göreve¸  1987 yılında Darende Çarşı (Zaimoğlu) Camii'nde devam etmiş¸ babasının emekli olması üzeri­ne Darende Şeyh Hamid-i Veli (Somuncu Baba) Camii imam-hatipliğine 1987 yılında atanmıştır. Halen bu görevi devam ettirmektedir.
Osman Hulûsi Ateş E­fen­­di'nin¸ 1986 yılında kendi adıyla kurduğu Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Vakfı'nı¸ 1990 yılın­da babasının vefatın­­dan sonra Es-Seyyid Os­man Hulûsi Efendi Vakfı Mütevelli Heyet Baş­kanı olarak hizmetleri yürütmeye devam etmiştir.
Aynı zamanda ilçedeki bir çok hizmet amaçlı derneğe (Darende İlahiyat Fakültesi Yaptırma ve Yaşatma Derneği¸ Endüstri Meslek Lisesi¸ Sağlık Mes­­lek Lisesi¸ Aşağı Ulupınar Merkez Camii Yaptırma Dernekleri gibi) baş­kanlık etmiştir.
H. Hamideddin Ateş¸ babası Osman Hulûsi Ateş Efendi'nin arzu ettiği¸ ancak ha­yatta iken gerçekleştiremediği birçok eseri kısa bir zaman içerisinde gerçek­leştirmiştir. Vakıf hizmetlerinin yaygınlaştırılması¸ her türlü sosyal faaliyetlerin genişletilmesi için gayretler göstermiştir. Vakıf Mütevelli Heyet Başkanı olarak yeni hizmetlerin gerçekleştirlimesine vesile olmaktadır. Evli ve (Osman Hulûsi 1989¸ Na­ciye 1994¸ Nec­miye Sultan 1997¸ Zey­nep 2002) isimlerinde dört çocuk babasıdır.


Diğer küçük kardeşi Bedrettin Efendi doğduktan sonra fazla uzun yaşamamış dört yaşında vefat etmiştir. Sakine Hanım da Adana İmamoğlu'nda yaşamakta iken bu yıl (2008) Hakk'ın rahmetine kavuşmuştur.
Ağabeyi ile diyalogları çok iyi ve güzelmiş. Genelde sohbetlere iştirak edildiği zaman Efendi Hazretleri ilâhileri yazar Ağabeyi de o güzel dâvûdî sesiyle sohbet esnasında ihvanlara okurmuş. Diyalogları hakîkaten kardeşten öte bir dost¸ bir yakın arkadaş gibi¸ nereye gitseler birlikte giderler¸ bir sohbete bir yere gidecekleri zaman birlikte hareket ederlermiş. Ahmet Efendi¸ yaşca büyük olmasına rağmen. Hulûsi Efendi onun bulunduğu meclise geldiği zaman ayağa kalkar yer verirmiş…

Nasıl bir ortamda yetişmiş¸ büyümüş?


Efendi Hazretlerinin doğduğu yer olan Hacılar şeyhli Mahallesine bakıldığı zaman¸ vadinin ortasında¸ suların cıvıl cıvıl aktığı¸ bülbül sesleriyle bezenmiş bir mekân görünümünde bir yerdir. Moğol istilası sırasında devlet yetkilileri tarafından burası seyyidlerin barınması/muhafazası için tahsis edilmiş bir yerdir. Hakîkaten tefekkür edilecek uzlet makamı¸ sakin bir ortam¸ insanların fazla gelip geçmediği bir yerdir.  Âlimlerin ve büyük zatların yetiştiği bir mahal olduğunu söyleyebiliriz.

Hulûsi Efendi Hazretlerinin çocukluğuyla ilgili neler anlatılabilir?

Efendi Hazretleri¸ ilk doğduğu günden itibaren  annesinin özel ihtimamı ile yetişmiş.  Annesi abdestsiz süt vermemiş¸ verse bile¸ o almazmış. Çocukken de ağırbaşlı¸ olgun¸ çevresine güzel gül kokusu saçan asil bir seyyidmiş. Mahalledeki çocuklar Efendi Hazretleri gelmeden kesinlikle oyuna başlamazlarmış. Efendi Hazretlerini sever¸ sayar¸  Şeyhli Mahalle Medresesi'nde eğitimlerini alırlarmış. O dönemlerde eğitim pek böyle ileri düzeyde olmadığı için babasının özel gayret ve ihtimamı ile kendisini yetiştirmiş. Kur'ân-ı Kerîm'i yedi yaşlarında hatim etmiş.
Yedi yaşından sonraki hayatında genelde Allah ve Peygamber sevgisinin had safhada olduğunu söyleyebiliriz. 1920'li yıllarda Sivas'tan İhramcızâde Hazretleri Darende'ye ziyarete gelmiş. Hulûsi Efendi Hazretleri o zaman küçük yaşlarda imiş. Efendi Hazretleriyle karşılaşmışlar. Pir Efendimiz İhramcızâde Hazretleri¸  “Oğlum bize Hacı Mustafa Efendinin evini gösterebilir misin?” demiş. “Tabi Efendim¸ buyurun göstereyim.” diye önlerine düşmüş. Normal yoldan değil de kestirme yoldan götürmüş. Pir Efendiz demiş ki¸ “Oğlum bizi nereye götürüyorsun?” “Efendim sizi yâre giden en kestirme yoldan götürüyorum¸ yar yolundan götürüyorum.” demiş ve gidecekleri eve kadar götürmüş. Efendi Hazretleri;  “Şimdi Pir Efendim bana bir şey teklif ederse ben himmet isterim.” diye düşünmüş.. Hakîkaten eve vardıkları zaman¸ “Oğlum para mı istersin¸ himmet mi istersin?” demiş. Pir Efendimiz sözünü bitir bitirmez Efendi Hazretleri hemen¸ “Himmet isterim efendim.” demiş. Pir Efendimiz bu hadise karşısında çok etkilenmiş.  Karşısında duran sıradan bir çocuk değil¸ hakîkaten ileride gelecek va'd edecek veya gelecekte bir takım büyük işler başaracak düzeyde akıllı bir çocukla karşılaşmış olduğunu anlamış ve “Ben gittikten sonra bu çocuk ders isterse dersini târif edersiniz.” diye yanında bulunan eski ihvanlara talimatta bulunmuş.


Efendi Hazretlerinin çocukluk yıllarında yaşanan hârikulâde belirtiler olmuş mu?

Evet olmuş babasıyla birlikte hayatları geçtiği için bir takım hadiseler de yaşanmıştır.  Onlardan birini burada zikredelim:
Yazları Hacılar'da¸ kışları da Darende'de geçirirlermiş¸ hacılar mahallesindeki evlerinden babası ile Zaviye Mahallesi'ne at sırtında gelip giderken¸  Efendi Hazretleri¸ babası Hatip Hasan Efendi'yle evden çıkmışlar¸ bir müddet gittikten sonra atı kamçılamak için bakmış ki kamçısı yok¸ yolda¸ “Oğlum şuradan bir dal kes ver de atı kamçılayalım.” demiş. Hulûsi Efendi attan inmiş etrafına bakmış¸ bir dala elini uzatmış¸ ağaç Cenab-ı Allah'ı zikrediyor. O dalı kesememiş. İkinci dala uzanmış¸ onda da aynı hadiseyi yaşayınca babası;  “Anlaşıldı oğlum gel sen dalı kesemeyeceksin.” demiş.  Tabi Efendi Hazretlerinin babası da ârif ve fâzıl bir insan olduğu için bu hadiseyi hissetmiş.

Bir genç olarak Hulûsi Efendi Hazretleri hakkında neler anlatılır?


Efendi Hazretleri gençlik yıllarında da lider vasıflı bir insan imiş. Her yaptığı işi güzel yapar¸ her yaptığı işte öncülük eder.  Mahallenin her işine koşuşturur bir iş yapılacaksa onu en güzel bir biçimde sonuçlandırırmış. Bir içme suyu getirtilecekse veya elektrik sistemleri yapılacaksa¸ Efendi Hazretleri önder olur¸ mahalledeki insanlara yol gösterirmiş. Bu şekilde bir gençlik hayatı var. Ayrıca ticaretle bir ara iştigal etmiş. Darende'de marangozluk işleriyle meşgul olmuş. Estetik açıdan çok güzel eserler yapmış. Müşteriler hep sıraya dizilirmiş. O kadar güzel eserler yaparmış. Bir ara da Darende'nin dışında ticareti geliştirelim diye akrabalarıyla birlikte Kangal'ın Çetinkaya beldesinde ticaret yapmışlar. Bu arada tabi akrabaların da tesiriyle ticarete fazla meyletmişler ve Cuma namazını geçirmişler. Cuma namazı Efendi Hazretleri için çok önemli bir hadise. Cuma namazını geçirdiklerini hatırladıkları zaman hemen ticareti bırakmaya karar vermiş. “Allah'ım¸ benim ticaretimden dolayı namazımı geçirmem benim için büyük bir eksiklik¸ senin ibadetine mâni olacak rızkı bana verme.” diye ticareti bırakarak Darende'ye dönmüş. Darende'de de kendi imkânlarıyla kendini yetiştirmiş. Arapça ve Farsça gibi ilimleri kendi gayretleriyle öğrenmiş ve Divan'ında bunu en güzel bir şekilde kullanmış.

Hangi tarihte evlenmiş?


Efendi Hazretleri¸ 19 Şubat 1938 tarihinde¸ Darende eşrafından Mehmet Ali Efendi'nin kızı Naciye Hanım (1919-2005)'la evlenmişler. Vâlidemiz  Hacı Naciye Hanım da  Efendi Hazretleri gibi Peygamberimizin neslinden bir seyyide. Temiz ve pak insanlar temiz nesiller yetiştirirler… Bu iki soylu ve temiz ailenin seçkin evlatlarının izdivâcından elhamdülillah temiz evlatlar dünyaya gelmiştir. Babaları Hatip Hasan Efendi Hacılar'daki evlerini satarak evlilik için gerekli ihtiyaçlarını karşılamışlar. Evlendikten sonra da Hacılar'la irtibatı tamamen kesmişler.  Biz geçtiğimiz yıllarda Hacılar'dan bir bahçe yeri alarak o eski günleri yâd etmek için gidip-gelmeye başladık.
Hacılar'la irtibatı kestikten sonra şu anda Şeyh Hâmid-i Velî Hazretlerinin bulunduğu külliyenin civarında bir eve yerleşmişler. Uzun süre orada kalmışlar; babasıyla ve ailesiyle orada oturmuşlar. Evlendikten sonra Fatıma Hanım'ın yani Hatip Efendi'nin hanımı Fatıma Hanım'ın ecdad mülkü olan Tâceddîn-i Velî Hazretlerinin türbesinin de bulunduğu bahçede yeniden bir ev inşa ettirmişler ve oraya taşınmışlar.


 


TERTİPLİ VE DÜZENLİ BİR ASKER


Askerlik vazifesini ne zaman nerede yapmıştır? Önemli hatıralarından neler nakledilebilir?
Askerlik hatırası evlendikten sonra başlamıştır. Önce Diyarbakır'a gitmiştir. Darendeli asker arkadaşlarıyla görüştüğümüzde Efendi Hazretlerinin çok pratik zekâsı olduğunu¸ bir iş söylendiği zaman anında yerine getirdiğini söylerler. Şöyle bir hadise gerçekleşmiş:  Muhabere bölüğüne bir cihaz gelmiş.  Komutan¸ ilk defa gördükleri bu cihazı söküp takacak olup olmadığını sorduğunda¸ Efendi Hazretleri; “Ben söküp takabilirim.” demiş.  Arkadaşları endişelenmişler; “Çok pahalı bir cihaz¸ acaba yapamazsa bir şey derler mi?” diye. Fakat Efendi Hazretleri daha önce o cihazı görmüş gibi en ince detayına kadar söküp takmış ve bölük komutanına teslim etmiş. Bu olaydan sonra Efendi Hazretleri her zaman ve her işte ön planda olmuş. Daha sonra Diyarbakır'dan Maraş'a dağıtım olmuş ve tezkeresini oradan almış.
Bu arada Maraş'ta da bir hatırası var:  Efendi Hazretleri genellikle seher vakti nöbet tutmayı severmiş. Bölük yazıcısına¸ “Bana sürekli seher vakti nöbet yaz.” diye ricada bulunmuş. O da nöbetlerini seher vaktine denk getirirmiş. Bir gün de nöbet yerine geç kalmış. Abdest alırken silahını duvara dayamış. Nöbetçi subayı devriye gezerken bakmış ki silah orada¸ nöbetçi asker yok. Bunun üzerine¸ “Ben bu silahı saklayayım¸ askere de bir ceza vereyim.” diye düşünmüş. Elini silaha atmış¸ fakat silahı alamamış. “Bu silahı kim bıraktı buraya?” diye sormuş. O sırada Efendi Hazretleri abdestini tazeleyerek nöbet yerine gelmiş. Komutan¸ “Oğlum neden silahını buraya bıraktın¸ silah önemlidir.” diye sormuş. Efendi Hazretleri¸ “Komutanım¸ ben silahımı kendi haline bırakmadım¸ onu sahibine teslim ettim.” demiş. Oradaki nöbetçi subayı da mâneviyâtı güçlü bir insanmış¸ hatta bir zata bağlı olduğunu da naklederler. “Bu silahını bıraktığın¸ teslim ettiğin zat kimdir¸ bana anlatır mısın?” deyince; “Sivas'ta İhramcızâde İsmail Hakkı Efendi var¸ odur.” demiş.  Komutan¸ “Beni ona götürür müsün?” diye ricada bulunmuş. Uygun bir zamanda komutanı ile Sivas'a Pir Efendimizi ziyarete gitmişler. O zat¸ ondan sonra da Pir Efendimizin sohbetlerinden hiç ayrılmamış.
Efendi Hazretlerinin askerlikle ilgili hatırası pek çoktur. O dönemde camiler atıl durumda olduğu için askeriye depo olarak kullanırmış. Efendi Hazretleri titiz¸ itinalı¸ estetik anlayışı üst seviyede bir insan olduğu için bölük komutanı depoyu ona teslim etmiş. Demiş ki; sana bir hafta müsaade bu deponun pırıl pırıl¸ tertip ve düzenli olmasını istiyorum. Hakîkaten Efendi Hazretleri bir hafta bile sürmeden depoyu tertemiz¸ pırıl pırıl etmiş¸ hatta bir bölümünde de namaz kılmak için yer hazırlamış. Orada oturur namaz kılar¸ sohbet ederlermiş. Bölük komutanı diğer askerlere¸ “Gidin Hulûsi'nin deposuna bakın¸ onu örnek alın¸ siz de deponuzu onun gibi düzenleyin.” demiş.


1945'li yıllar¸ zorlu yıllar… Sıkıntılar¸ acılar ve yeni görevler hep içi içe yaşanmış herhalde?

Askerden geldikten sonra Darende'de tifo salgını yaygınmış o zaman. Hastalıklar had safhada¸ yokluklar var. Babası ve annesi tifo salgınına yakalanmış. 1945'li yıllar. Birer gün arayla annesini ve babasını kaybetmiş. Babası daha önce Somuncu Baba Hazretlerinin camiinde imam hatip olarak görev yaptığı için vefatından sonra Kangal'da imam hatiplik yapan Ahmet Nuri Efendi'ye haber etmişler¸ “Baban vefat etti gel¸  vazifeye başla.” diye.  Tabi bu arada Ahmet Nuri Efendi'ye haber gönderilmeden önce Hulûsi Efendi bir mektup yazmış ağabeyine.  Bu mektupta hanede geçen sıkıntıları manzum şekilde dile getirmiş. “Gel kardaşım gel…” redifli bir şiir… O arada da hava şartları¸ kış¸  Darende'de ve o bölgede çok ağır geçmiş. Efendi Hazretleri de¸ “Ben şimdi bu mektubu gönderirsem ağabeyim bu kış şartlarında zor gelir.” diye düşünerek mektubu göndermemiş. Fakat Ahmet Nuri Efendi¸  “Hânemizde Darande'de bir problem var¸ içim sıkılıyor.” diye yola çıkmış. Birkaç gün içinde Darende'ye gelmiş.  Gelmesi ile birlikte o da tifo salgınına yakalanmış. Tabi bu arada babası Hatip Hasan Efendi öldüğü için Ahmet Nuri Efendi'ye görev vermişler. Fakat fazla görev yapamamış; o istemiş ki¸ kendisinden küçük olmasına rağmen Hulûsi Efendi bu görevi yapsın… Hulûsi Efendi de ağabeyi dururken kendisinin bu görevi yapmasının uygun olmadığını düşünmüş. Aradan kırk gün geçmiş¸ Ahmet Nuri Efendi de Hakk'ın rahmetine kavuşmuş. Bundan sonra Efendi Hazretleri sekiz yıl fahri olarak Somuncu Baba Hazretlerinin Camii'nde görev yapmış. Daha sonra 42 yıl süren bir hizmet sürecinde Somuncu Baba Camii'nde görev yapmıştır.

Biraz da Efendi Hazretlerinin aile fertlerinden bahsedebilir misiniz?  Kaç çocuğu olmuştur¸ kaç kardeşsiniz?

Efendi Hazretlerinin on evladı dünyaya gelmiş.  Bunlardan beşi erkek beşi kızdır.  Erkek çocukların bir kısmı doğduktan hemen sonra vefat etmişler¸ bir kısmı da daha sonra; 1986 yılında Kemal Ağabey trafik kazasında¸ Ayşe bacımız (küçük) 1962 doğumlu idi¸ o da trafik kazasında vefat etti. 1995 yılında Hatice ablamız rahmetli oldu¸ daha sonra Ahmet Ağabeyimiz vardı o da geçtiğimiz yıllarda (2006) rahmet-i Rahman'a kavuştu. Şu anda bir erkek¸ üç kız evladı hayatta.
Efendi Hazretlerinin evlatları¸ ağabeyimiz ve kız kardeşimiz 1986 yılında bir İstanbul seyahati sırasında Kırşehir civarında trafik kazası geçirmişlerdi. Hadise Efendi Hazretlerine intikal ettiğinde olağanüstü bir sabır ve metanet örneği göstermiştir. İki evlat kaybetmek çok zor bir hadise olduğu için çevresindeki insanlar dayanamayarak kendinden geçmişler. Efendi Hazretleri iman gücünün vermiş olduğu sabır¸ metanet ve acılara tahammül göstermesiyle etrafındaki insanları da teskin etmiştir. O zaman bizim aileden iki tane cenaze kalkmıştı. Bir de torunu ve kızının kayınvalidesi vefat etmişti. Darende'de devlethanede böyle bir acı karşısında bile Efendi Hazretleri sabır ve metanetinden hiçbir şey kaybetmeyip bu acılara katlanmıştır.

Ölümü vuslat olarak mı kabul etmiş oluyor?

Efendi Hazretleri ve büyükler ölüm hadisesini her zaman vuslat olarak algılar. Önemli olan hazırlıklı olmaktır.  Allah'a karşı vazifelerimizi tam ve noksansız yaptığımız sürece ölüm bence sevgiliye kavuşmaktır. Efendi Hazretleri de mutlaka böyle düşünmüştür. Ama geride kalanlar açısından belki evlat acısı zordur. Onun da içinde sakladığı sırları biz bilemiyoruz.


ÖRNEK BİR BABA
Tabi Efendi Hazretleri çok mükemmel bir insandı. Anlatmak çok zor… Hakîkaten her haliyle mükemmelin üzerinde bir babaydı.  Evlatlarına şefkatli¸ merhametli¸ her zaman için güler yüzlü¸ tatlı dilli olan bir babaydı¸ aile reisiydi. Efendi Hazretlerinin hayatı hep yetim büyütmekle¸ yetim yetiştirmekle geçmiş. Yeğeninin çocukları bir kazada öldükten sonra o yetimlere bakmış¸ büyütmüş. Yetim çocuklar devlethanede oldukları zaman önce onları sever¸ onların yanında bizleri kesinlikle kucağına almamaya dikkat eder¸ onların ihtiyaçları varsa onlara öncelik verir¸ daha sonra bizim veya kardeşlerimizin ihtiyaçlarını görmeye itina gösterirdi. Her haliyle mükemmel¸ hoşgörülü¸ geniş düşünen bir insandı.
Küçük evlatlarını daha çok severdi; ayrım yapmazdı¸ ama küçük oldukları için onlara ilgi ve alakayı fazla gösterirdi. Genelde dengeyi çok iyi sağlardı. Bir odada aile içinde bir çocuğu fazla sevdiğini belli etmezdi. Mesela hatırlıyorum¸ biz ilkokula gittiğimizde kardeşimle beraber aynı okula¸ dördüncü sınıfa gidiyorduk. İkimize bir takım kitap yeterken¸  Efendi Hazretleri o yokluğa rağmen belki kitap alacak parası yokken kardeşime ve bana ayrı ayrı birer takım kitap almıştı. Bu olayı çocuklarına verdiği değeri göstermek için anlatıyorum. Özellikle eğitim almamızı ister¸ kız erkek ayırımı yapmadan¸ tahsilimize dikkat eder¸  “Eğitiminizi alın.” diye tavsiye eder¸ öncülük ederdi. Mesela Ahmet Ağabeyim örnek olması hasebiyle lise tahsilini tamamladıktan sonra¸ önce Ankara'da Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi'ni bitirerek öğretmen oldu¸ daha sonra ikinci bir sınava hazırlandı¸ orman mühendisi olarak ikinci bir fakülteyi bitirdi ve bu şekilde bir eğitimden geçti. Kız çocukları için de dinî eğitimi almaları¸ özellikle Kur'an eğitimi almaları noktasında üzerinde dura dura bu konuya hassasiyetini göstermişti.  Ben hatırlıyorum çocukluk günlerinde¸ Darende'den bir hoca efendi gelir¸ derslerini anlatır¸ derslerini takip eder¸ onlar Kur'an'larını hatim edene kadar gelir¸ giderdi. GENÇLERİN EĞİTİMİNE ÇOK ÖNEM VERİRDİ

Eğitime çok önem verdiğini biliyoruz¸ ama etrafındakilerin daha iyi yetişmesi hususunda daha neler yapardı?

Efendi Hazretleri tahsil yapan¸ özellikle de yüksek tahsil yapan öğrencilere çok ilgi alaka gösterirdi. Bir sohbet halkası oluşturduklarında tahsil yapan gençleri genç olmalarına rağmen yanına oturtur¸ oradakilere; bakın bu genç tahsil yapıyor¸ siz de çocuklarınıza tahsil yaptırın¸ diye tavsiyelerde¸ öğütlerde bulunurdu.
Efendi Hazretleri genelde ileriye yönelik düşünen bir insandı. Darende'de imkânlar olmadığı için tahsil hayatını yarıda bırakan insanlar çok olmuştur. Yüksek tahsil kazanmış bir Darendeli evladını getirmiş Efendi Hazretlerine¸ “Hulûsi Efendi¸ bu oğlum yüksek tahsil kazandı¸ ama benim okutacak gücüm yok¸ ben de göndermek istemiyorum. Falanca zata sordum¸ pek göndermemi istemedi.” deyince¸ o çocuğun okuması için elinden gelen her türlü yardımı yapmış ve yüzlerce vatan evladının okumasına vesile oluştur.

Gençlerin eğitimine ayrı bir önem verirdi değil mi?

Efendi Hazretleri insanların eğitilmelerine önem verir¸ yeni hiç el değmemiş banknotları gençlere verir¸ “Harçlığınıza katarsınız¸ bereketli olur.” diyerek bereket parası verirdi. Bereket parası almayan insanların sayısı çok azdır. Bu konuda gençler genelde Efendi Hazretlerini ziyaret eder¸ duasını alırlar¸ Efendim¸ gurbete gideceğiz¸ dua ve himmetinize ihtiyacımız var¸ diye gelirlerdi. Tabi Darende'de o zamanki şartlar çok ağırdı. Çocuk okutmak belli bir ekonomik güce bağlı. Bunu gerçekleştiremeyenlerin sayısı çok olduğu gibi¸ buna rağmen Efendi Hazretlerinin dua ve himmetleriyle tahsilini tamamlayan çok insan da vardır.
Efendi Hazretleri her zaman için tahsillerinin başından sonuna kadar bu öğrencilerle ilgilenir¸ ailelerinden bu çocuklar hakkında bilgiler alır¸ harçlıkları yoksa harçlık göndermeye çalışır¸ bu şekilde takip ederdi.
Efendi Hazretleri her zaman için önder bir insan¸ yol gösterici bir insandı.  Eğitimini tamamlamış öğrencilere de¸ “Oğul falanca işte çalış yahut devlet dairesine gir¸ devlet sizi okuttu¸ siz de vatana millete faydalı insanlar olarak hizmet edin.”  şeklinde tavsiye ve nasîhatlerde bulunurdu. O kişileri de belli bir yükselme aşamasına gelene kadar takip eder¸ gerekli yerlere işe alınması veya işinde yükselmesi için haber ve selam göndererek¸ kart yazarak¸  “Bu Darendeli hemşehrimizdir.” diyerek onlara yardımcı olurdu.

Yakınındakileri nasıl bir üslupla uyarırdı?


Efendi Hazretleri insana değer verdiği¸ insanları sevdiği için onlara gerekli ihtimamı gösterir¸ onların sağlıklarının bozulmasını veya birtakım dış etkenlerle emanet olan insan vücudunun zarar görmesini istemezdi. Onun için de¸ “Sigara içenler bizim meclisimize gelmesin.” diye özellikle tavsiye ederdi. Bu konuda hassastı. Sigara bir örnek belki¸ ama insanların kötü alışkanlıklarının olmasını belki direkt söylemezdi¸ ama meclislerinde bir şekilde dile getirirdi. Bir misal anlatır¸ sonra o misalden alınacak dersi açık olarak olmasa da bir türlü o cemiyete duyurur incitmeden¸ kırmadan¸ dökmeden uyarırdı.

DARENDE SEVDASI BİR DESTAN


Ondaki Darende sevdası bir destan… Neler söylersiniz?


Efendi Hazretleri Darende'yi çok seven bir insandı. Bizi de öyle yetiştirdi.  Darende'de ne olması gerekiyorsa onun gerçekleşmesi için¸ gücü yeterse bizâtihî çalışır¸  gücü yetmezse hemşehrilerin yardımı ve katkısını sağlamak için dermekler ve buna benzer oluşumların alt yapısını oluşturur ve çalışmalarını daha planlı ve sistemli bir şekilde gerçekleştirirdi. Bu konuda 60'lı yıllarda bir dernek çalışması başlamış. Şeyh Hâmid-i Velî Hazretleri külliyesi o zaman harap halde imiş. Kendi imkânları ile yapılacak kısımlarını yapmışlar¸ yapılmayan bölümlerin eksik kalan işlerini ise dernek kurarak dernek faaliyetleri ile tamamlamışlar. İlk dernek faaliyetleri o zaman başlamış.
Şeyh Hâmid-i Velî İhya ve Onarım Derneği olarak 1960'lı yıllarda bu derneği faal duruma geçirmişler ve Somuncu Baba Külliyesinin imarı¸ onarımı ve ihyâ edilmesi için her türlü gayreti sarfetmişler. Çatısından tutun da diğer ahşap işlerini ve balıklı havuzun yapımına kadar bütün faaliyetlerini sürdürmüşlerdir.
Genelde Efendi Hazretleri yaptığı işi güzel yapar¸ o güzellikleri insanlara anlatırdı. Diyelim ki bir hizmet yapılacak¸ ilk önce insanlara o hizmetin nasıl yapılacağını anlatır¸ bu konuda istişareye önem verir¸ insanların fikirlerini alır¸ özellikle teknik insanlarla görüşür¸ bu konuda neler yapılabileceğini masaya yatırırlar¸ o konuda plan proje hazırlanır ve hayata geçirilirdi. Yapılan bu işlerde genelde hemşehrilerimizin katkısı büyüktür.  Darende'den çıkıp dışarıda iş kuran işadamlarımız¸ orada kazandıklarından bir kısmını Darende'ye sarf ederler.  Bu da Efendi Hazretlerine olan güveni; samimiyetini¸ ayrıca verilen bağışların yerli yerinde harcanması noktasında Efendi Hazretlerinin hassasiyetini göstermektedir.

Derneklerden Vakfa uzanan bir hizmet çizgisi görüyoruz. Bu nasıl gerçekleşmiştir?

O dönemlerde dernek faaliyetlerini yürütmek hakîkaten zor. Eleman ister¸ bir takım altyapılar gerektirir. On beş civarında bir dernek varmış. Bunların işlemlerini yürütmek¸ her birinin ayrı ayrı takip edilmesi¸ zaman açısından da zor¸ işlem açısından da zormuş. Bu konuda nasıl bir faaliyet yapabileceğini¸ hepsinin bir çatı altında nasıl toplanacağını uzman insanlarla istişare etmiş. Vakıf çatısı altında toplanmasının verimli olacağı kanaati oluşmuş ve 1986 yılında kendi adına bir vakıf kurulması için ilgili yerlere müracaatlar yapılmış ve vakıf faaliyetleri resmen 1986'da başlamış.
O dönemlerde¸ 1986 yılında vakıf hizmetlerinin başladığı tarihler Efendi Hazretlerinin de hastalığının başladığı tarihlerdi. 86 ile 90 yılları arası ağır bir hastalık geçirmişti. O dönemlerde vakfın aktif olarak pek fazla bir faaliyet gösterdiği söylenemez. Fakat 1990 yılında vefatından sonra yapılmasını arzuettikleri ve gerçekleştiremedikleri faaliyetleri gerçekleştirmek için bu çalışmalar daha aktif hale getirilmiştir. Bugün görüldüğü gibi çalışmalar had safhada¸ Türkiye içinde Efendi Hazretlerinin vasiyetleri ve arzuları yerine getirilmiştir. En son çok istediği halde gerçekleştiremediği bir hastane arzusu vardı. O da geçtiğimiz yıllarda faaliyete geçti. Vasiyetleri hamdolsun tamamlanmış oldu. Bugün baktığımız zaman sadece Türkiye içinde değil¸ Türkiye dışında da faaliyet gösteren bir vakıf konumuna gelmiştir.
Dediğim gibi Efendi Hazretleri her zaman insanî ilişkilere çok önem veren bir şahsiyetti. Darende'ye bir memur veya bir idareci gelse¸ bizâtihî gider¸ bir hoşgeldin'de bulunur¸ ziyaretine gider ve orada bir diyalog oluşturmaya ehemmiyet gösterirdi. Aynı şekilde Darende'deki yerel yöneticilerle ve esnafla da diyalogları iyiydi.


 


HİZMETLERDE ÖNCÜ

Öncülük ettiği hizmetleri şöyle bir sıralayacak olursak!…

Efendi Hazretleri özellikle sıralayacak olursak; Somuncu Baba Külliyesi'nin imarını gerçekleştirdi. İkinci olarak¸ Balaban nahiyesinde bulunan Şeyh Abdurrahman Erzincânî Hazretlerinin (ki bu zat Yıldırım Bayezid  döneminde yaşamıştır ve Somuncu Baba hazretlerinin kayınpederidir) harap halde bulunan külliyesini imar ettirmiş ve modern tarzda bir cami ile füze şeklinde bir minare yaptırmıştır. Üçüncü eseri 1974'lü yıllarda Darende'ye imam-hatip okuludur. Sonra imam-hatip okuluna 300 kişilik yurt Efendi Hazretlerinin sağlığında yaptırıldı. Darende'nin birçok köy ve kasabalarına okul¸ çeşme¸ köprü gibi birçok eser Efendi Hazretlerinin sağlığında gerçekleştirilen faaliyetlerdir.
Efendi Hazretleri yaptığı işleri Allah için yapardı¸ kimsenin bilip bilmemesi önemli değildi. Bazen Efendi Hazretlerini üzerlerdi bazen severlerdi. Ama Efendi Hazretleri kesinlikle Ahmet¸ Mehmet¸ sevinsin diye düşünmez¸ yapacağı hizmetleri¸ kendi davasını¸ önceden belirlemiş olduğu hedefleri sonuna kadar takip eder¸ yapılmasını gerçekleştirirdi. Ama Darendeliler de Efendi Hazretlerini severler¸ bağrına basarlardı. Özellikle dışarıdaki hemşerilerimiz Efendi Hazretlerine sonsuz saygı hürmet gösterirlerdi¸ çünkü ticarî başarılarının gerçekleşmesinde Efendi Hazretlerinin duası ve himmeti olduğunu kabul ederlerdi. Efendi Hazretlerinin himmetleri ile Darende dışında kazandıklarını¸ bir vefa borcu olarak yine Efendi Hazretlerinin eliyle Darende'ye hizmet ve yatırım olarak değerlendirirlerdi.


DEVLET RİCALİ VE SANATÇILARLA İÇ İÇE

Devlet ricalinin kendine saygı duyduğu bir önder olarak tanıyoruz Hulûsi Efendi'yi.  Bu konuda neler söylersiniz?


Devlet yönetiminde her kademede görev yapan yöneticiler zaman zaman Efendi Hazretlerini ziyarete gelirlerdi. Kaymakamlar¸ valiler¸ milletvekilleri¸ siyasi parti başkanları.. hep saygı gösterir¸ duasını talep ederlerdi… O siyaset üstü bir liderdi…
Merhum Turgut Özal siyasî bir çalışma yapmış¸ 1983 yılında Darende'ye Hulûsi Efendi'nin ziyaretlerine gelmişti. Planlarını anlatarak¸ “Böyle böyle bir niyetimiz var¸ dua ve himmetlerinizi bekliyoruz.” dedi.  Efendi Hazretlerinin siyasi bir kimliği yoktu. Her siyasi kesimden insanlar gelirler¸ ziyaret eder¸ dualarını alırlardı. Turgut Bey o zaman geldiğinde Somuncu Baba Camii'nde Cuma namazını kıldıktan sonra Efendi Hazretleriyle öğle yemeği için devlethaneye geçmişlerdi. Orada da yine; “Efendim¸ böyle bir çalışmamız var¸ sizin dua ve himmetlerinize muhtacız¸ sizin dualarınızı Cenabı-ı Allah reddetmez¸ kabul eder.” deyince; “Oğul¸ inşallah Başbakan da olursunuz¸ Reis-i Cumhur da.” diyerek sırtını sıvazlamış ve böyle bir büyük himmet ve dualarına mazhar olmuştu.
Sanata¸ sanatçıya¸ estetiğe ve üretime çok değer verdiğini biliyoruz. İlgili insanlarla görüşür¸ danışır mıydı?
Efendi Hazretleri sanata¸ sanatçıya¸ sanatkâra çok önem verirdi. El emeğine¸ alın terine değer verirdi. Bir dönem gençlik yıllarında kendisi de esnaflık yapmış¸ marangozluk sanatıyla meşgul olmuş. Kendisi ile ilgili on ikiye yakın sanatının olduğunu söylerler. Bunlardan hatırımda kalan¸ kitap ciltlemek¸ mühür kazmak¸ şiraze örme¸ marangozluk¸ köşkerlik¸ hurûfat baskısı gibi sanatları olmuştur. Özellikle estetiğe dikkat eder¸ bir eser yaptıracağı zaman en güzel ustaları itina ile seçer¸ gider arar bulur ve onlara yaptırır¸ emeğinin karşılığını da kat-be-kat vermeye itina gösterirdi. Yaptığı eserlerin sanat ve estetik yönünü en güzel şekilde ön plana çıkarmak için teknik insanlarla istişare eder¸ en güzel eserleri ortaya çıkarırdı.
Bu durum Efendi Hazretlerine bir Allah vergisi idi. Kendisi Dîvân şairi olduğu için şâirâne bir ruh yapısı ve estetik anlayışa sahip olduğu düşünülebilir. Ayrıca bir mürşid-i kâmil olarak mükemmel bir anlayış ve hizmet felsefesi vardı.
Efendim bu sorularımıza verdiğiniz cevaplardan dolayı şükranlarımız arz ederiz.

Bu vesile ile dergimizi ilgiyle takip eden okuyucularımızı ve bütün gönül dostlarımızı ben de kalbi muhabbetlerimle selamlarım…

Sayfayı Paylaş