2008 VAKIF MEDENİYETİ VE SU YILI ÜZERİNE VAKIFLAR GENEL MÜDÜRÜ YUSUF BEYAZIT İLE RÖPÖRTAJ

2008 VAKIF MEDENİYETİ VE SU YILI ÜZERİNE
Vakıflar Genel Müdürü Yusuf Beyazıt ile Röpörtaj
Vakıf kelimesinin kökeni¸ sözlük ve kavram olarak anlamı nedir? Dilimizde vakıf kavramı ilk olarak ne zaman¸ hangi anlamda kullanılmış¸ bugünkü kullanımına kadar nasıl bir süreçten geçmiştir?
“Vakıf”¸ Arapça “vakf” kelesinden gelir ve kelimenin sözlükte¸ “durmak¸ durdurmak” gibi anlamlara gelir. Terim olarak ise vakıf : “Bir hizmetin gelecekte de yapılması için belli şartlarla ve resmî bir yolla ayrılarak bir kimse tarafından bırakılan mülk veya para”dır

2008 VAKIF MEDENİYETİ VE SU YILI ÜZERİNE
Vakıflar Genel Müdürü Yusuf Beyazıt ile Röpörtaj
Vakıf kelimesinin kökeni¸ sözlük ve kavram olarak anlamı nedir? Dilimizde vakıf kavramı ilk olarak ne zaman¸ hangi anlamda kullanılmış¸ bugünkü kullanımına kadar nasıl bir süreçten geçmiştir?
“Vakıf”¸ Arapça “vakf” kelesinden gelir ve kelimenin sözlükte¸ “durmak¸ durdurmak” gibi anlamlara gelir. Terim olarak ise vakıf : “Bir hizmetin gelecekte de yapılması için belli şartlarla ve resmî bir yolla ayrılarak bir kimse tarafından bırakılan mülk veya para”dır.
Vakıflar¸ gerçek ve tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluklarıdır. Başka bir deyişle¸ vakıf herhangi bir kimsenin malını¸ mülkünü veya parasını kendince önemli gördüğü bir amaca hasretmesidir.
Vakıf¸ insanlığın varoluşundan beri içgüdüsel olarak gösterdiği yardımlaşma¸ dayanışma davranışının kurumsallaşmış halidir. Özellikle İslâm anlayışı ile şekillenen ve Türk medeniyeti ile kurumsallaşan¸ böylece tüm dünya medeniyetine ışık tutan bir düşünce ve davranış biçimi olmuştur.
Selçuklu ve Osmanlı geleneklerinde vakıf kurumunun seyrinden söz edebilir misiniz? Kimler¸ nasıl vakıf kurarlar¸ hangi amaçlar için kurulur?
Vakıf¸ mülkün/servetin insanların yararına kullanılmak üzere Allah yoluna adanmasıdır. Yeryüzünün en önemli ve en eski mabedi olan Kâbe’nin Hz. Âdem (a.s.) tarafından inşa edilmiş olması ve onun “Allah’ın Evi” olarak isimlendirilmesi düşünülürse¸ ilk vakfın ilk insanla başladığı ve ibadet temeline dayandığı kolayca anlaşılır. İslâm-Türk Devletleri ve Türk –İslâm halklarının vakıf kurma amaçları üç ana sebeptendir:
1.    Allah rızası için¸ dinî bakımdan; cami¸ mescit¸ namazgâh¸ türbe ve kabristanlar yapmak.
2.    Sosyal sebeplerle; hanlar¸ kervansaraylar¸ hamamlar¸ imaret ve aşevleri¸ çeşmeler¸ sebiller¸ darüşşifalar¸ hastaneler¸ havuzlar yapmak ve kuyular açmak.
3.    Eğitim ve kültürel sebeplerle; medreseler ve kütüp-hâneler kurmak.
İslamiyet’in doğuşu ile bizzat peygamberimiz Hazreti Muhammed (s.a.v.) başlattığı vakıf kavramı¸ dört büyük halife devrinde de devam etmiştir. Daha sonra Abbasîler ve Emevîler devrinde hukukî esasları tespit edilen vakıflar¸ Selçuklular devrinde çok büyük gelişme göstermiştir. Kısaca şöyle söyleyebiliriz: İnsanlara ve hayvanlara dair nerede bir ihtiyaç veya bir eksiklik görülse¸ çözümü için ya devlet erkânı veya dönemin zengin ve münevver insanları vakıf yoluyla devreye girmiştir. Büyük mâlî güce sahip olan Selçuklu Sultanları¸ şehzadeleri ve din adamları ile ileri gelen zenginler¸ hayırda ve iyilikte adeta yarışmışlardır.
Osmanlı İmparatorluğunda ise güvenlik ve adlî hizmetler dışındaki tüm hizmetler vakıflar eliyle yürütülmüştür. Çevreden¸ sağlığa¸ eğitimden¸ bayındırlığa kadar pek çok hizmet vakıflar kanalıyla gerçekleştirilmiştir. Osmanlı¸ “vakıf” kavramının bir medeniyet haline gelmesini sağlamıştır. O dönemde kurulmuş 41 bin 550 vakıf bugün hâlâ yaşatılmakta¸ bugüne dek ayakta kalmış vakıf eserleri onarılmakta¸ kuruldukları gün konulmuş hayır şartları Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce gerçekleştirilmektedir.
Vakıfların geliri nasıl oluşur¸ kimler yönetir?
Vakıflar akar ve hayrat dediğimiz mal topluluklarından oluşur. Şöyle açıklayalım: Vakıf bir sistemdir. Vâkıf¸ kurduğu vakfın amacına ulaşması için hayratlar¸ bu hayır amacının sürebilmesi için gelir getirmesi amacıyla da akarlar oluşturur. Örneğin¸ muhtaçlara yemek verilmesi için bir imarethâne yaptıran vâkıf¸ imarethânenin ihtiyaçlarının karşılanması ve ilelebet bu vakfın ayakta kalabilmesi amacıyla bir tarlasını vakfedebilir. Böylece vakıf kendi gelirlerini oradan elde eder ve hayır amacını sürdürür. Günümüzde de aynı sistem mevcuttur¸ vakıflar amaçlarını gerçekleştirmeye yardımcı olmak için¸ iktisadî işletmeler kurmakta¸ şirket gelirlerinden faydalanmaktadırlar.
Vakıf senedi ne demektir? Bunu kimler hazırlar¸ neleri içerir?
Vakıf senedi¸ bir vakfın malvarlığını ve vakıf şartlarını içeren belgedir. Vakıf kurucuları tarafından hazırlanır. Vakıf malvarlığını ve vakıf şartlarını (Adı¸ adresi¸ amacı¸ yapabileceği faaliyetler¸ vakıf organları ve görevleri¸ kurucuları¸ vakıf mal varlığının ve gelirlerinin kullanma ve harcanma şekilleri vb.) içerir.
Osmanlı ve Selçuklu dönemlerinin vakfiyeleri (vakıf senetleri) bugün hâlâ ‘resmî evrak’ niteliği taşımaktadır¸ bunun nedeni Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün bu vakıfları hala yaşatmakta olmasıdır. Bu vesileyle Genel Müdürlüğümüzce sürdürülen bir çalışmadan da söz edelim. Cumhuriyet’ten önce kurulmuş olan vakıfların vakfiyeleri ve bu vakıflara ait diğer yazılı belgeler¸ bugüne kadar kapalı kapılar ardında kilitli kalmış iken¸ Genel Müdürlüğümüzce antika değeri taşıyan bu belgeler gün ışığına çıkartılmış olup¸ bunlar tek tek taranmakta¸ mikrofilm ortamına alınarak¸ korunmaları sağlanmakta¸ dijital kopyaları oluşturulmakta¸ içeriklerinin transkripsiyonları ve tercümeleri yapılmaktadır. Vakıf Arşiv Yönetim Sistemi (VAYS) adını verdiğimiz proje sonuçlandığında herkes bu belgelerden faydalanabilecek¸ vakıf medeniyetinin ve tarihimizin bilinmeyen yönleri aydınlatılacaktır. Şu an itibariyle 12 milyonu aşkın belge bu proje çerçevesinde değerlendirilmektedir.
Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde hangi alanlarda ne türden vakıflar kurulmuş ve bunlar ne türden bir işlev görmüştür?
Selçuklu ve özellikle Osmanlı dönemlerinde hemen her alanda vakıf kurulmuş¸ sosyal hizmetlerin büyük bir bölümü vakıflar kanalıyla yürütülmüştür.
Yapılan tesbitlere göre; hasta ve garip leyleklerin bakım ve tedavîsi¸ bayram günlerinde top atılarak halkın sevindirilmesi¸ halkın neşe ve sevincinin artırılması¸ alışveriş edenlerin aldatılmasını önlemek gayesiyle çarşı ve pazarlara ölçek ve kantar kurulması¸ yoksul genç kızlara çeyiz verilmesi¸ bunların düğünlerinin yapılması¸ halka faydalı eserler yazdırılıp bastırılması¸ dağıtılması¸ cezaevlerindeki mahkûmların ihtiyaçlarının karşılanması¸ et fiyatlarının kış aylarında yükselmesini önleyecek tedbirlerin alınması¸ ıslah edilmiş koyunluklar kurulması¸ ziraatın geliştirilmesi¸ borç yüzünden hapse girenlerin borçlarının ödenmesi¸ çocukların açık havada gezdirilmesi¸ Van gölünde gemi işletilmesi¸ kimsesiz fakirlerin ölülerinin kaldırılması¸ mektep çocuklarına yardım edilmesi gibi akla gelebilecek her türlü faydalı konuda vakıf kurulduğu görülmektedir.

Osmanlı Devleti bir vakıf medeniyeti kurmuş ve bu medeniyet ile çağının çok ilerisinde bir toplum meydana getirmiştir.
Bu devirde Osmanlı öylesine bir olgunluk seviyesine erişmişti ki¸ yaz aylarında suların karla soğutularak halka verilmesini şart koşan vakıf kurulmuştur; bu vakıflar tarafından çeşme ve sebiller bile inşa edilmiştir. Sayıları binleri aşan vakıf eserlerinden Selimiye¸ Süleymaniye¸ Beyazıt¸ Fatih külliyeleri bu konuda başka birer misaldirler.
Hayır sahipleri başka neler yaptırmışlardır? Akla gelen her şey: Cami¸ mescit¸ külliye¸ medrese¸ mektep¸ çeşme¸ sebil¸ selsebil¸ şadırvan¸ yalak¸ fıskiye¸ havuz¸ kuyu¸ kaplıca¸ hamam¸ çifte hamam¸ ılıca¸ hel⸠yol¸ köprü¸ kervansaray¸ imaret¸ hastane¸ kütüphâne¸ namazgâh¸ musalla¸ gasilhâne¸ tekke¸ ribat¸ zâviye¸ hücre¸ dergâh¸ türbe¸ künbed¸ çarşı¸ pazar¸ han¸ bahçe¸ tarh¸ lağım¸ kışla¸ kale¸ hisar-beçe¸ palanka¸ burç¸ hendek¸ tabya¸ kaldırım¸ sokak¸ park¸ bulvar¸ miskinhâne¸ kalenderhâne¸ darü’l-kura¸ darü’l-huffâz¸ dârü’l-hadiş muvakkıthâne¸ liman¸ fener¸ deniz feneri¸ yunak (çamaşırhâne)¸ yağhâne¸ mumhâne¸ şekerhâne¸ demirhâne¸ dökümhâne¸ fırın¸ tezgâh¸ mezbaha¸ tophâne¸ güllehâne¸ şişhâne¸ ahır¸ hara¸ dershâne¸ tımarhâne¸ dârü’ş-şif⸠nişangâh¸ fetvahâne¸ menzilhâne¸ nişantaşı¸ sâye-bân¸ kameriyye¸ çardak¸ suyolu¸ sarnıç¸ tâbhâne (prevantoryum)¸ müftihâne¸ mahkeme¸ sığınak¸ kabristan¸ köşk¸ konak¸ saray¸ sâhilsaray¸ yalı¸ ev¸ meşrûtahâne¸ liman¸ iskele¸ kahvehâne¸ bozahâne¸ şırahâne¸ kıraathâne¸ eczane¸ mahzen¸ cedvel (kanal) ve daha pek çoğu…
“Vakıf medeniyeti” ifadesinden ne anlıyorsunuz?

Vakıf¸ kişilerin hiçbir tesir altında kalmadan¸ kendi hür iradeleriyle¸ kendi mallarını kendi mülklerinden çıkararak kendilerine göre kutsal saydıkları bir amaca tahsis etmeleridir. Bu irade o kadar büyük ve güçlüdür ki¸ vâkıf¸ kendisinin harcamadığı¸ çoluğuna çocuğuna bırakmadığı malını¸ mülkünü kendisi için önemli gördüğü¸ toplumun ihtiyacı olduğunu düşündüğü bu amaç için vakfetmiştir. Vakıf kavramı¸ anlam zenginliğine yaşadığımız topraklarda ulaşmıştır.
Daha önce de ifade ettiğimiz gibi¸ insan şahsiyetini koruyan vakıflardan¸ hasta leylekleri tedavî vakfına kadar binlerce vakıf kurulmuştur. Bu öyle hayranlık uyandırıcı bir şuurdur ki¸ amacımız bu şuuru canlandırabilmektir. Bugün Medeni Kanun hükümlerine göre kurulmuş ve yeni vakıf olarak tabir ettiğimiz vakıflarımız da hayır amaçlarının tamamını gerçekleştirebilseler¸ ülkemizde aç açık¸ garip gurebâ insanımız kalmayacaktır.
Vakıf Medeniyeti¸ devletlerin yapmadığını veya yapamadığını gerçekleştiren hayırseverlerin oluşturduğu eser ve hizmetler topluluğudur. Bu medeniyet bizim topraklarımızda kurumsallaşmış¸ dünyaya da yine bizim kanalımızla yayılmıştır. Bugün hâlâ vakıflar¸ devletin ilgi duymadığı¸ özel sektörün kârlı bulmadığı alanlarda çalışan¸ kılcal damarlar gibi bu alanlara uzanan önemli kurumlardır. Vakıflar Genel Müdürlüğü olarak hedefimiz vakıf şuurunu canlandırmak¸ vakıf medeniyetini gelecek nesillere intikal ettirmektir.

Vakıf kültürünün Batı’daki geçmişinden söz eder misiniz? Bizim geleneğimizle örtüşen ve ayrılan yönleri nelerdir?
Vakıf kavramı Batı’da ancak 19. yy ortalarında görülmeğe başlanmıştır. İkinci Dünya savaşından sonra Avrupa ve ABD’de vakıflar toplum hayatına girmiştir. Günümüzde Batı’da (ABD ve Avrupa’da)  pek çok alanda rol oynayan vakıflar bulunmaktadır. Bu vakıflar aracılığıyla daha çok Birleşmiş Milletler kanalıyla uluslararası hizmetler yapılmaktadır. Vakıf medeniyetinin Batı’daki geçmişi çok eskilere dayanmamakta¸ vakıf kurumu Batı için oldukça yeni bir kavram olarak görünmektedir.
Modern zamanlar Türkiye’sinde ve dünyada¸ vakıf örgütlenmelerinin durumu nedir? Vakıflar günümüzde nasıl bir işlev görüyor?
Türkiye’deki vakıfları; Cumhuriyet’ten önce kurulmuş vakıflar ile Cumhuriyet sonrasında Medeni Kanun hükümlerine göre kurulmuş olan “Yeni Vakıflar” şeklinde iki ayrı halde sınıflandırabiliriz. Yeni Vakıflar¸ Medeni Kanun hükümlerine göre kurulmuş olup¸  kendi mütevellî heyetlerince idare edilen vakıflardır ve Vakıflar Genel Müdürlüğü bu vakıfların sadece kuruluşları ile ilgili iş ve işlemleri yürütmekte¸ denetlemelerini yapmaktadır.
Cumhuriyet’ten önce kurulmuş olan vakıflarımız ise¸ 41 bin 550 adettir. Vakıflar Genel Müdürlüğü bu vakıfların yaşatılmaları ve hayır amaçlarını bugün de gerçekleştirmeleri için çalışır. Genel Müdürlüğümüzün çalışmalarına bu bağlamda yer verecek olursak; şu anda 81 vilayetimizde 100 bin muhtaç vatandaşımızın evlerine her gün sıcak yemek servisi yapılmakta¸ 5 bin muhtaç vatandaşımıza aylık verilmekte¸ 75 bin aileye her ay düzenli kuru gıda yardımı yapılmakta¸ 2008 yılı itibariyle şehit aile çocukları başta olmak üzere 10 bin öğrenciye aylık 50 YTL burs verilmektedir.

Ecdadımızın yadigârı olan ve her biri bir şaheser niteliğini taşıyan vakıf eski eserleri de bir bir ayağa kaldırılmaktadır. 1999 – 2002 yılları arasında yalnız 46 eser restore edilmişken¸ 2003 yılından bugüne 2 bin 650 vakıf eski eseri onarılmıştır. Vakıflar Genel Müdürlüğü artık yılda 1000 eser onarır duruma gelmiştir. Bütün bu çalışmaları¸ bugüne kadar atıl durumda kalmış vakıf taşınmazlarını en yüksek gelir getirecek şekilde değerlendirerek elde etmiştir. Göreve geldiğimiz zaman başlattığımız envanter çalışmasının sonucunda bugüne kadar hiç kira elde edilmemiş¸ hiç değerlendirilmemiş¸ işgal altında kalmış ve Genel Müdürlük kayıtlarına hiç girmemiş¸ 27 bin taşınmazın tesbiti yapılmıştır. Bunlar tek tek değerlendirilmekte¸ ülkemizin dört bir yanına¸ hastaneler¸ otoparklar¸ apartmanlar¸ villalar¸ sosyal tesisler¸ oteller yapılmaktadır. Bugüne kadar son 5 yılda Genel Müdürlüğümüzce yapılan yatırım toplam 1 buçuk milyon YTL.dir.

“Vakıf medeniyeti”nin yeniden inşası için neler yapılabilir¸ böylesi bir çaba ne anlam ifade eder? Vakıflar Genel Müdürlüğünün bu konudaki hedef ve politikası nedir?
Vakıf kültürünün yeniden toplum kültürü haline gelmesi¸ çocuklarımızın vakıf ruhu ile donanmaları¸ akademik câmianın vakıflarla ilgili yaptıklarının paylaşılması ve artması amacıyla 2006 yılı kurumumuz etkinlikleri ve Vakıf Haftası konsepti bağlamında “Vakıf Medeniyeti” teması çerçevesinde planlamış¸ bu çerçevede sosyal¸ kültürel¸ mimarî¸ eğitim¸ hukuk¸ tarih ve iletişim alanlarında çok sayıda proje¸ etkinlik ve organizasyon gerçekleştirmiştir. Vakıf Medeniyeti yılını takiben her yıl¸ vakıflarla ilgili farklı bir konsept ele alınmış olup¸ 2007 yılı ‘Vakıf Medeniyeti ve Çevre Yılı’ olarak değerlendirilmiş¸ 2008 yılı ise ‘Vakıf Medeniyeti ve Su Yılı’ şeklinde düşünülmüştür.
Bu yıl; yani “2008 Vakıf Medeniyeti ve Su Yılı” boyunca düzenlenecek olan etkinliklerle¸ suyun hayatımızdaki yerine ve stratejik önemine dikkat çekilecek¸ ecdadımızın vakıf anlayışı ile ortaya koyduğu su medeniyeti eserlerine vurgu yapılacak¸ bu eserlerin korunup sonraki nesillere aktarılmasının önemi belirtilerek yenilerinin ortaya konulması teşvik edilecektir.

Bütün bu etkinliklerde amacımız¸ vakıf konusundaki toplumsal duyarlılığın arttırılması¸ kamuoyunun vakıf konusuna ilgisinin artmasının sağlanması ve vakıf medeniyetini¸ vakıf şuurunu ifade edecek etkinlikler ile bu anlayışın canlandırılmasını sağlayabilmektir.
Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederiz efendim

Sayfayı Paylaş