ÜMMETİNE¸ DEĞER VEREREK EĞİTEN PEYGAMBER!

Bir insanın kendisini diğer insanlardan daha değersiz bir varlık olarak algılamasına değersizlik duygusu adı verilir.

Bir insanın kendisini diğer insanlardan daha değersiz bir varlık olarak algılamasına değersizlik duygusu adı verilir. Bu duygu¸ insanın doğal olarak yer yer hissettiği âcizlik duygusundan farklı ve sorunlu bir yaşantıdır. Kendisini değerli hissetmeyen bireyler¸ genellikle başkalarına da¸ içten gelerek değer vermezler. Bir insana değer vermek¸ onun gerçeklerini anlamaya çalışmak ve onu olduğu gibi benimseyebilmektir. Oysa kendini değersiz hisseden kimseler¸ başkalarını ya kendilerinden çok üstün görerek düşmanca duygular taşır¸ yahut onları kendisi gibi değersiz ve küçük görerek onlara öfke duyarlar. Genel anlamda değersizlik duygusu¸ insan psikolojisi üzerinde ciddi olumsuz etkilere sahiptir. Bu tür bireyler¸ daima bir üstün olma çabası içinde olurlar. Her ne kadar kendilerini değersiz olarak hissetseler de¸ bunu kabullenmekte zorlandıkları için¸ çevrelerinde kompleksli insanlar olarak görülürler. Hoşgörüsüz¸ egoist¸ eleştirilere kapalı¸ anlaşılmaz bir gurura sahip gözüken bu bireyler¸ doğal olarak sevilmezler. Kendilerine ve çevrelerine yabancılaşarak hayatı yüzeysel yaşayan bu kimseler¸ çatışmalı ve uyumsuz tipler olarak görülürler. Kendi kendileriyle yüzleşebilmek¸ bir tür yıkımdır bu tipler için. Peki¸ insanların¸ kendilerini değerli yahut değersiz hissetme ve başkalarına değer verme davranışlarını etkileyen en önemli sosyal nedenler neler olabilir?

Birçok bireysel¸ ailevî vb. nedenlerden söz edilebilirse de¸ konumuz açısından şu noktayı belirtmek önemli gözükmektedir. İnsanlar¸ başkalarına gerçek anlamda değer verdikçe¸ kendilerini değerli bulurlar. Zaten birini değerli görüp de¸ kendimizi onun karşısında çok küçültmek¸ kendimize ilişkin benlik tasarımı ve özsaygımızda problemlere yol açar. Ayrıca birinin değerli olduğunu takdir etmek ve bunu ifade etmek de¸ bir değer ifade eder. Eğer değer veren¸ bunu ifade yahut takdir eden kişi¸ değeri olmayan biri olursa¸ bu değer vermenin diğer insan açısından önemi de olmaz.

Elbette herkes genel olarak diğer insanlara değer vermelidir. Ama bazılarının değer takdiri¸ daha fazla önem arz eder. Topluluklarda daha nüfuzlu¸ daha başarılı¸ daha etkili isimlerin bu işi yapmaları insanları daha fazla mutlu eder. Onlardan aldıkları bu duygu ile onlar da çevrelerine değer vermekten kaçınmazlar. İşte tam bu noktada Hz. Muhammed (s.a.v)'in çevresindeki insanlarla ilişkilerinde ortaya koyduğu davranışlar ve sözlerinin¸ onlara değer vermesi açısından önemi üzerinde durmanın yeri olduğunu düşünmekteyiz.

Vahyin ışığında ve örnek davranışlarıyla ruhen sağlıklı bireyler ve toplum oluşturmayı hedefleyen Hz. Muhammed (s.a.v)¸ insanlara ayrım yapmadan değer verirdi. Böylece onların değersizlik duygusu yaşamalarına fırsat bırakmazdı. Kendisine gelen insan¸ kim olursa olsun onunla mutlaka ilgilenir¸ dışlamaz ve kölesinden¸ tüccarına kadar herkesin ayrı ayrı kendini değerli hissetmesini sağlardı. Ona göre dünyadaki zenginlik ve statü¸ bir ayrıcalık nedeni değildi. Üstünlük sadece takvada idi. Veda Hutbesi'nde bunu şöylece ifade ve hatta tüm insanlığa ilan etmiştir:

“Ey insanlar! Unutmayın ki¸ Rabbiniz birdir¸ atanız birdir. İyi bilin ki Arabın Arap olmayana¸ Arap olmayanın Araba¸ beyaz ırkın siyah ırka¸ siyah ırkın beyaz ırka üstünlüğü yoktur. Üstünlük sadece takva iledir.” (Müsned¸ V/411)

O¸ bu söylediklerini aynı zamanda yaşamış örnek bir insan¸ örnek bir Müslümandır. Özü sözü bir olan Hz. Muhammed (s.a.v)'in hayatının tüm dönemlerinde bunun sayısız örneklerine rastlamak mümkündür. Bunlardan sadece iki tanesini örnek olarak aktarmak yeterli olacaktır. Birisi Enes bin Malik'in anlattığı şu olaydır:

�Resûlullah ile birlikte gidiyordum. Üzerinde Necran'da dokunmuş kalın bir kaftan bulunuyordu. Bedevî bir Arap arkadan yetişip ridasını şiddetle çekti. Ben Hz. Peygamber'in boynu ile iki omzu arasına baktığımda bir de ne göreyim¸ bedevînin cübbeyi şiddetle çekmesinden dolayı kenarı Resûlullah'ın boyun kısmında iz bırakmıştı. Bedevî daha sonra ” Yâ Muhammed! Yanında bulunan Allah malından bana bir şey verilmesini emret.” dedi. Resûlullah bedevîye dönüp baktı ve güldü. Sonra da biraz mal verilmesini emretti.'

Aynı hoşgörüyü¸ pek çoğumuzun kızacağı ve bu ne biçim insan diyerek aşağılamaktan geri durmayacağı bir bedevinin uygunsuz davranışı karşısında gösterdiğine şahit olmaktayız. Bedevi¸ ibadet ettikleri mescide bevletme gibi çok kaba ve yersiz bir davranış göstermiştir. Sahabe¸ adamı görüp ayaklanacakken¸ Hz. Peygamber nerede bevledeceği edebinden bile yoksun olan bu kişinin ihtiyacını görmesi için sahabelerine müdahale eder. Ona karışmamalarını ister. Ardından da idrarının üzerine su dökmelerini emreder.

Sonuç olarak Hz. Muhammed (s.a.v)¸ sadece bu iki örnekte de görüldüğü gibi¸ tüm söz ve davranışlarıyla¸ insanların kendilerini değerli hissetmelerini ve başkalarına değer vermelerini sağlamaya çalışmıştır. Bunlar¸ yol yordam bilmeyen¸ kaba-saba bedevi kimseler dahi olsalar onları incitip¸ değersizlik duygusu yaşamalarına yol açmak yerine¸ onlara değer vererek eğitmiştir. Öyle ki¸ insanlığın en barışçıl¸ en insancıl ve insanın ruh sağlığına katkı sağlayıcı medeniyetini onlarla inşa etme başarısı göstermiştir. O halde¸ Hz. Muhammed'i örnek alan her mümin de¸ muhataplarına İslâm'ın güzelliklerini göstermek istiyorsa¸ önce kendi şahsında bunları yaşamalıdır. Bunun en önemli göstergesi ise¸ insanlara değer vermek¸ onların her şeyden önce Allah'ın yarattığı bir insan olarak kendilerini değerli hissetmelerini sağlamaktır.

Kaknakça

Engin Geçtan¸ İnsan Olmak¸ Remzi Kitabevi¸ 18. Basım¸ İst¸ 1997.; Enbiya Yıldırım¸ Din-Ahlak Ekseninde Hz. Muhammed¸ Rağbet Yay.¸ İst¸ 2007.

Sayfayı Paylaş