SADIK YALSIZUÇANLAR: HZ.HÜSEYİN¸ ŞEHÂDETİN MÂNASINI DA KENDİSİNDE YANSITAN TERTEMİZ BİR AYNADIR

Somuncu Baba

1962 yılında Malatya'da doğdu. İlkokulu burada okudu. Ortaöğrenimini Dörtyol'da tamamladı. Hacettepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi (1983).

1962 yılında Malatya'da doğdu. İlkokulu burada okudu. Ortaöğrenimini Dörtyol'da tamamladı. Hacettepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi (1983). Bir süre yayıncılık ve öğretmenlik yaptı. Daha sonra TRT'ye yapımcı olarak geçti. Çeşitli belgesel filmler hazırladı. Deneme¸ araştırma¸ roman¸ senaryo gibi türlerde de dolaşmasına karşın öyküde yoğunlaştı. Rüya Sineması adlı teorik çalışmasıyla sinema düşüncesine katkıda bulundu. İletişim sorunlarına ilişkin yazdı. Bazıları yabancı dillere de çevrilen kitapları şunlardır: Şehirleri Süsleyen Yolcu¸ Gerçeği İnciten Papağan¸ Güzeran¸ Kuş Uykusu¸ Halvet Der Encümen¸ Öyküler Kitabı¸ Sırlı Tuğlalar¸ Geçen Gün Ömürdendir¸ Yakaza¸ Düşkırığı¸ Unsuru'l-Belağat'a İlişkin Notlar¸ Televizyon ve Kutsal¸ Al Aşkını Ver Beni¸ Hiç¸ Gezgin¸ Ayan Beyan¸ Cam ve Elmaş Şey¸ Âşıkların Sırrı.
Sadık Bey¸ biliyorsunuz Muharrem ayı¸ birçok ulü'l-azm peygamberin¸ hatta rivayetlere göre¸ arşın¸ kürsünün¸ levhin kalemin yaratıldığı ve tabiî İslam tarihinde de en hazin olayların¸ Kerbelâ hadisesinin yaşandığı bir ay. Kerbelâ deyince ne hissediyorsunuz?
Kerbel⸠adı üzerinde bir "belâ" çölüdür. "Belâ"'yı hem bir hüzün sebebi¸ hem de ‘evet' olarak algılamak mümkün. Ruhlar âleminde Hz. Hüseyin Efendimizin verdiği söze sâdık kalması¸ ahdine uymasıdır. Tabiî Kerbel⸠kurb-ı al⸠yani Allah'a¸ yüce olana yakın yer anlamına da gelir. Biliyorsunuz Kerbelâ'da¸ Hz. Peygamberin soyuna¸ Hz. Ali ve Hz. Fâtıma'nın evlatlarına kıyılmış¸ yetmişiki can cennete uçmuştur. Şehâdet şerbetini içen bu aziz ruhları her Müslümanın bu mübârek ayda anması¸ yollarını izlerini hatırlaması¸ onların kudsî yolunun güzelliklerini¸ hayırlarını ve hakîkat uğruna nefsi fedâ etmenin değerini düşünmesi gerekir.
Peki şehit ne mânâya gelir?
Biliyorsunuz Kur'ân'da¸ "Kâfirlerden yakınınzda olanlara karşı savaşın." (9/Tevbe¸ 123) emri vardır. Âyette aslında fizikî savaş durumu anlatılmaktadır ancak¸ İbn-i Arabî ve birçok âlim bu âyeti¸ "İnsanın en yakınındaki kafir nefsidir¸ ondan başlaması gerekir." biçiminde yorumlamıştır. Bunu bilgeler¸ ‘manevî cihâd' olarak niteler veya Efendimiz'in ifadesiyle¸ ‘büyük cihâd'… Tabiî bu cihâdı yapana gâzi¸ ölene ise şehit denir. Şehit¸ kanını hakîkat uğruna akıtana denir. Şehitlerin sultanı ise Hz. Hüseyin Efendimizdir. Biliyorsunuz¸ ‘pençe-i âl-i abâ'dandır¸ Ehl-i Beyt-i Mustafâ'dandır' ve ‘cennet gençlerinin seyyidi'dir¸ efendisidir. Peygamberimiz¸ Hz. Ali ve ‘kevser' olan Hz. Fâtıma'dan doğan bu iki torununu çok severdi. Onlarla oynar¸ ağladıklarında içi ezilir¸ kaybolduklarında dostlarıyla seferber olup arar¸ getirirken birini sağ diğerini sol tarafa olmak üzere mübarek omzuna alır¸ taşırlardı. Onlara ‘oğlum' diye seslenirlerdi. Peygamberimiz için onlar hem¸ ‘ev ahâlisi' hem de ilâhî hakîkat'in taşıyıcılarıdır. İlâhî hakîkat¸ Hz. Ali üzerinden¸ Ehl-i Beyt imamları ve seyyitler silsilesi ile devam eder. Malum es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi de o soydan¸ o mânevî gelenektendir. Seyyitler¸ İslâm'ın en temiz ve temizleyici damarları¸ kaynakları ve aktarıcılarıdır.
Onların sultanı ise¸ Kerbelâ'da¸ çocukları¸ kardeşleri¸ yeğenleri ve dostlarıyla birlikte canını veren¸ benliğini tasadduk eden Hz. Hüseyin Efendimizdir.
Bir yazınızda¸ bir Allah dostundan naklen¸ Yezid'e lanet etme konusunu aktarmıştınız…
Evet¸ Kenan Rıfaî hazretleri¸ Ehl-i Beyt âşığı bir zatmış. Dergahında Muharrem ayında mu'tâd olarak¸ Fuzûlî'nin Hadîkatü's-Süedâ'sı okunurmuş. Zaten sohbetlerinden ne kadar kuvvetli bir Ehl-i Beyt muhibbi olduğu anlaşılıyor. Bir gün ona¸ "Neden Yezid'e lanet etmiyorsunuz?" diye sorduklarında¸ "Ben içimdeki Yezid'le meşgûlüm." demiş. Bu¸ Hz. Hüseyin'in yolunun bağlısı olmanın getirdiği bir edep ve ahlâktır; kendi yolunun muhabbetiyle hareket etmek¸ daima cemâl ve hayır üzere bulunmak. Bunu ancak Muhsinler yapar. Zaten ihsan mertebesi¸ Hz. Hüseyin'in makâmlarındandır. Biliyorsunuz babası Hz. Ali'ye¸ "Sen hiç Allah'ı gördün mü?" diye soruyorlar¸ "Ben¸ görmediğime iman etmem." buyuruyor.
O halde şehit¸ hem bedenini hem de canını¸ ömrünü¸ zamanını hakîkate adayan kişiye diyebiliyoruz…
Evet…İbn-i Arabî hazretleri diyor ki¸ "Sadakaların en büyüğü¸ insanın benliğini¸ nefsini tasadduk etmesidir." Çünkü insan en çok nefsini sever. Allah yolunda insan en çok sevdiği şeyden vazgeçebilmelidir. Şehitlik budur.
Peki¸ şehitlerin sultanı olan Hz. Hüseyin kimdir¸ yolunun esasları nelerdir?
Efendim¸ biliyorsunuz¸ Hz. Hüseyin¸ Hz. Ali Efendimizin Hz. Fâtıma annemizden doğma oğludur. Yezid döneminde¸ onun zulüm ve fısk üzere olan düzenine boyun eğmemiş¸ ona biat etmemiştir. Ağabeyi Hz. Hasan'ın zehirlenerek şehit edilmesinden sonra tabiî gözler ona çevrilmiş¸ Mekke'de yaşarken¸ Emevî soyunun en mel'ûnu olan Yezid tarafından biata zorlanmış¸ o buna boyun eğmemiş¸ ona kıyam etmiş ve bu uğurda şehitlik şerbetini içmiştir.
Tabiî¸ Hz. Hüseyin¸ yolun esasları için¸ mânevî ilke uğruna¸ İlahî Hakîkat'in¸ Hakk'ın hatırı için canından geçmeyi göze alacak kadar imanlı¸ ihsan mertebesinde¸ celâl ve marifet makamında¸ zaten bir rivayette kırmızı rengin makamındadır.
Neyi kastediyorsunuz?
Bunu¸ Cemalnur Sargut'tan şöyle dinlemiştim: "Efendim hadisenin hakîkati şöyledir: Derler ki mutasavvıflar¸ Hz. Hasan'la Hz. Hüseyin çok kanaatkârdılar biliyorsunuz. Sanki tasavvufun mânâsı Hz. Ali ile Hz. Fâtıma'nın evliliğiyle zuhûr etmiştir. Onlar her şeyin azını istediler¸ onlar sırât-ı müstakîmi istediler. Onlar bu konuda bile belki bütün insanlık âleminin çekeceği sıkıntıları yüklendiler. Çok fakirdiler. Bir gün bayram günü kıyâfet istedi iki sultan Hz. Hasan'la Hüseyin¸ derler. Derken Cebrâil'in (a.s) bile gözünü yaşartan istekler¸ onun iki tane bembeyaz elbiseyi getirip Peygamber Efendimize hediye etmesiyle neticelendi. Ama çocuklar çok tatmin olmadılar- "Biraz renkli olsaydı" diye ağlamaya başladılar. Peygamber şaşkın¸ Cebrâil'e baktı. Hz. Cebrâil derler ki¸ Hz. Peygamber'e¸ "Su atın üzerine Efendim¸ çocuklar hangi rengi istiyorsa o renge bürünsün." Peygamber Efendimiz elbiselerin üzerine biraz su attıklarında Hz. Hasan'ın elbisesi sarıya¸ Hz. Hüseyin'in elbisesi kırmızıya dönüşür. Cebrâil ağlamaya başlar. Peygamber şaşkın¸ sorar; "Çocuklar memnun. Niye ağlıyorsun?" "Efendim bunlar¸ bu iki renk Hasan'la Hüseyin'in cennetteki köşkleri¸ mânâları ve hakîkatleridir." Ve daha sonra Peygamber'e döner¸ "Ne acı ki" der¸ "Hz Hasan zehirlenerek ve sarı renkte vefat edecek. Hz. Hüseyin al kanlarla öbür âleme yürüyecek". İşte bu iki renk¸ bu iki tecellî bize çok şey öğretir. Belki celâlin rengidir kırmızı. Celâlin¸ hakîkatin ortaya çıkışının¸ Allah'ın ilmiyle tecellîsinin¸ Allah'ın kudret ve kuvvetiyle bu âleme tecellîsinin rengidir kırmızı."
Şehitlerin Sultanı olan Hz. Hüseyin¸ Hz. Fâtıma gibi bir ‘kevser'den geliyor¸ o da söz konusu edilmeli¸ ne dersiniz?
Hiç şüphesiz efendim…Cemalnur hocanın isabetli deyimiyle¸ ‘Hz. Fâtıma¸ Hz. Meryem makâmındadır. Sâfiye makâmı. Saflığın¸ arınmışlığın makâmı. Cennet kadınlarının seyyidesidir Hz. Fâtıma annemiz. Efendimizin kutlu soyu onunla devam etmiştir ve aynı zamanda Hz. Fâtıma¸ saflığın¸ duruluğun¸ temizliğin¸ temizlenmişliğin ve temizleyiciliğin de mazmûnudur. Yenilerde yayımlanan "Her Yer Kerbelâ" adlı kitabımızda¸ Cemalnur Hanım¸ kendisiyle yaptığımız söyleşide şöyle diyor: "Hz. Meryem nefsini yok ettiği¸ nefsini susturup kendini ortaya çıkardığı için Allah ona kendi rûhunu hediye etti. Hz. Fâtıma ise kendi nefsini yok ettiği için Allah ona kendi mânâsının zuhûrunu¸ soyunu¸ sopunu verdi. Oradan zuhûr etti¸ oradan tecellî etti. Öyle ya Hz. Abdullah'ın alnında yanan o yüce nur¸ ona âşık bir hanımın anlatımıyla bir gün alnından yok oluvermişti. Dedi ki o hanım "Ben âşığım Abdullah'a ama anladım ki nûruna âşıkmışım. Baktım arkasından bir hanım geliyor. O nur o hanımın alnında parlamış." O hanım Âmine'ydi. Hâmile kalmıştı. Nur oraya aktarılmıştı. Belki de Hz. Âdem'in senelerce ve senelerce görmek istediği¸ ancak kendi mânâsından zuhûr eden o nur o hakîkat-i Muhammedi¸ o tecellî¸ o güzellik Hz. Fâtıma ve soyundan gelecekti. Öyle değil mi¸ Kevser Suresi bunu müjdelemedi mi? "Ebter" dedikleri soy oradan zuhûr etmedi mi? Tıpkı Peygamberliğin zuhûrunun Hz. Meryem'in hakîkatinde devam ettiği gibi ilâhî hakîkatin¸ marifet ve celâlin mânâsı Hz Fâtıma'da devam etmedi mi? Öyle bir sultandan bahsediyoruz betül¸ tertemiz¸ zehra¸ ayın tecellîsi. Öyle ya Miraç'tan sonra güneş olma seviyesine çıkan Hz. Peygamber'in aydaki tecellîsi değil midir Hz. Fâtıma? Öyle değil midir ki Hz. Aişe onu anlatırken¸ "Gece ışığında¸ gece karanlığında Hz. Fâtıma yanımda olsa iğneye ipliği geçirecek kadar aydınlanır dünyam." der. Belki bu maddî anlayış¸ belki bu misâl Hz. Fâtıma'nın hakîkatinin gönlümüzde zuhûr ettiği zaman gece gibi olan dünyamızı nasıl aydınlattığını ve eşyanın hakîkatini bize nasıl gösterdiğini anlatır.
Şehitler Sultanı¸ bu hakîkatten doğdu…
Evet¸ böylesi bir duruluktan geliyor Hz. Hüseyin Efendimiz ve benliğini Hakk'a tasadduk ediyor¸ İslâm'ın tevhîd ilkesinin korunması uğruna bir nevi ‘kurban' oluyor. Hz. Hüseyin¸ bu anlamda şehâdetin mânâsını da kendisinde yansıtan tertemiz bir aynadır. Zaten o mübârek başını¸ Kerbelâ'da gövdesinden ayrılan başını bir rahip buluyor ve o güzelliğe bakarak hidâyete eriyor.
Yeni kitabınız "Her Yer Kerbelâ" nasıl doğdu?
Bir belgesel film hazırlıyorduk¸ Kerbelâ ile ilgili. Türkiye'den ve dünyadan çeşitli ilim adamlarıyla¸ konu uzmanlarıyla söyleşiler yaptık. Kapı Yayınlarından çıkan kitapta bu söyleşiler yer alıyor. Yanı sıra¸ Nehcü'l-Belâğa'dan seçmeler¸ Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in hitâbeleri¸ mektuplarından seçmeler¸ çeşitli¸ tevhîd nefesleri¸ nutk-ı şerîfler¸ duvaz imamlar¸ Kerbelâ mersiyeleri¸ maktel-i Hüseyin'lerden alıntılanmış şiirler var.
Tabi Kerbelâ'nın tarihçesi¸ orada gelişen o hazin olaylar¸ ondan öncesi¸ Hz. Ali Efendimizin mânevî kişiliği¸ irfânî yönü¸ Ehl-i Beyt'in mânâsı ve Ehl-i Beyt hürmetinin Müslümanlar açısından değeri de söz konusu ediliyor.
Hz. Hüseyin ve Hz. Hasan Efendimiz'le ilgili Allah Resûlü'nün bir hatırasından söz edilir¸ hani Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin kaybolurlar bir gün…
Evet¸ kitapta o da aktarılıyor. Selahattin Özgündüz hoca onu bir kaynaktan anlatmıştı bize. Bir gün Hz. Fâtıma gelerek Resûlallah'a üzgün bir halde: "Hasan'la Hüseyin kaybolmuşlar." diye dert yandığında¸ Pegamberimiz (s.a.v): "Korkma¸ Allah onları korur." buyurdu ama bütün Medine seferber oldu. Sonunda Benî Neccâr ahırlığında buldular. İkisi uyuyor orada. Bir melek kanadının birisini onlara döşek¸ birisini yorgan etmiş. Peygamberimiz uyandırmaya kıyamıyor¸ bir onu öpüyor¸ bir bunu öpüyor ta uyanana kadar. Uyandığında her birini bir omzuna aldı. Getiriyorken Hz. Ebubekir¸ "Ya Rasûlallah¸ hiç değilse birisini biz taşısak?" buyurdu. "Hayır¸ ikisini de ben taşıyacağım." Hz. Ebubekir dedi: "Ne muhteşem binektir sizin bineğiniz¸ Resûl-i Ekrem kâinâtın Efendisi sizi taşıyor." Bu anlamda Hz. Resûl (s.a.v) buyurdu: "Ama onlar da çok muhteşem binenlerdir."
Peygamberimizin gözünün nûrunu¸ kendisinden kısa bir süre sonra şehit ettiler…Hz. Hüseyin'in şehitliği¸ İslâm'ın geleneğine ne kazandırdı?
Tevhîd ilkesinin ve adâlet duygusunun güçlenmesine vesîle olmuştur¸ denilebilir. Tabiî¸ zulme karşı direnme şuurunu da beslemiştir Hz. Hüseyin'in şehadeti. Babası da¸ Hz. Ali Efendimiz de bu ilke uğruna şehit olmuştu. Hz. Hüseyin¸ "Boynunda kul hakkı olan gitsin." diye konuşmuştu Kerbelâ'da kendi dostlarına. Adâletin savaşını verirken kendisi zaten âdil değilse bunu nasıl gerçekleştirecek? Başkasının hakkı boynunda ise sen de kendi çapında bir zâlimsin demektir. Yanıma gelsin de kim gelirse gelsin anlayışı değil bu. Adâletin zulme karşı savaşıdır mâdem¸ mutlak adâletin korunmasına âzamî dikkati göstermiştir. "Eğer bu dünyanın en mükemmel medeniyeti¸ Muhammed (s.a.v)'in dini benim kanım dökülmeden ayakta durmayacaksa öyleyse can feda; kılıçlar alın beni." diyordu. Onun için insanlığın Hz. Hüseyin'e minnet¸ şükran borcu vardır. Eğer¸ Hz. Hüseyin'in o şâhâne duruşu olmasaydı Yezid câhiliye dönemini yeniden hortlatacaktı. Dolayısıyla İslâm'ın tevhîd ilkesini yaşattı¸ korudu ve zâlime karşı ilkeli duruş dersini verdi. Selam olsun Hz. Hüseyin'e ve özgürlük ve adâlet uğruna can vermiş şehitlerimizin cümlesine…

Sayfayı Paylaş