ÇANAKKALEDE MANEVİ CEPHE

Somuncu Baba

Çanakkale manevî duygu ve düşüncelerin en üst noktaya çıktığı¸ dünyanın en kanlı ve acımasız sınavlarından biridir. Bu savaş dünyanın en güçlü ittifaklarının teknoloji ile birleştikleri saldırılara karşı kendi insanımızın müthiş¸ mükemmel ve endişesiz mücadele ve mücahede içerisinde kazandığı ulvî bir zaferdir.

Çanakkale manevî duygu ve düşüncelerin en üst noktaya çıktığı¸ dünyanın en kanlı ve acımasız sınavlarından biridir. Bu savaş dünyanın en güçlü ittifaklarının teknoloji ile birleştikleri saldırılara karşı kendi insanımızın müthiş¸ mükemmel ve endişesiz mücadele ve mücahede içerisinde kazandığı ulvî bir zaferdir.
Düşman saldırıları denizden ve karadan cehennemi andırır şekilde devam ederken¸ havadan gelen destek ve ağır toplarla dövülen bataryalar dipdiri¸ canlı ve şehit olanların yerine bir yenisinin geçtiği bu müthiş mücadelede tüm saldırılara karşı sarsılmaz bir iman ve maneviyatla tüm dünyaya ders veren atalarımız yetersiz teknoloji ile üstün teknolojinin nasıl mağlûb edileceğini¸ Türk askerinin maneviyatının aşılamayacağını kanlı harflerle tarihe yazmıştır.
Maske yırtılmasa hâlâ bize afetti o yüz
Medeniyet denilen kahbe hakîkat yüzsüz
Tüm dünyaya vatan müdâfasının nasıl yapılacağını canlarıyla¸ kanlarıyla¸ tenleriyle ve sarsılmaz imanlarıyla ispatlayan bu mümtaz şahsiyetlerin en zor şartlarda ve en umulmadık mahiyette kararlılıklarının¸ maneviyatlarının¸ Allah ve peygamber sevgisinin şahlanıp tüm itilaf kuvvetlerini engellediği ve dünyayı titrettiği yerdir Çanakkale… Vurduğu mühür gönül ve kalplere öyle nakşolmuştur ki bu izler kıyamete kadar silinmeyecek Allah (c.c) katında ise ebedileşecektir. Bu âbide-i manevîyenin nuru ve mazhariyeti ise cihanşümul olarak tüm gönüllerde şüyû bulacaktır. 253.000 mümtaz vatan evladının şehit verildiği bu coğrafya (Anafartalar¸ Arıburnu¸ Conkbayır¸ Seddü’l-bahr¸ Kilidü’l-bahr¸ Kireçtepe…) ebedîyyen unutulmayacak¸ gönül ve beyinlere kazınmış olarak sonsuza dek devam edecektir. Şu anda binlerce insanın ziyaretgâhı olan bu sahada yatan şehitlerimizi rahmetle anıyoruz.
Top tüfekten daha sık gülle yağan mermiler
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler
Çanakkale… Son kale olarak adlandıracağımız bu yerde o kadar müthiş¸ fevkalâde manevî haller yaşanmıştır ki bunlardan birkaç örnekleme yapacak olursak şunları îzâh edebiliriz.:
18 Mart 1915 günü Koca Seyyid’in 13 arkadaşı şehit olmuş¸ topunun vinci bozulmuş ve işgalcilerin top mermilerinin havaya kaldırdığı toprağın altında kalmıştı. Kurtarıldıktan sonra kalktı ve gözyaşlarını tutamadı¸ şöyle yalvarıyordu: “Allah’ım¸ Allah’ım! Benden kuvvetini esirgeme¸ bana yardım et…” O anda Seyyid çok farklılaştı Hakk nâmına onun rızâsıyla¸ onun aşk ve muhabbetiyle kendisinden geçerek 215 okkalık (276 kg.) top mermisini kucaklayıp sırtına aldı. Demir basamakları tam üç kez inip çıktı. Yanında bulunan Niğdeli Ali Çavuş¸ Seyyid’in göğüs ve omuz kemiklerinin çatırtısını duyuyor¸ hayretler içerisinde kalıyordu. Topun namlusuna sürülen bu üçüncü mermi savaşın kaderini değiştirecek mermiydi. İngilizlere ait Ocean Zırhlısı bu merminin isabetiyle korkunç bir yara almıştı. Batarya komutanı Yüzbaşı Hilmi Bey üçüncü merminin patlayışını gördü. Gözlerine inanamıyordu. Hemen koşarak ateşlenen topun yanına geldi. O; uzun¸ heybetli namluyu elledi¸ ateş gibiydi. Dürbünü ile denize doğru baktı. Denizin üzerinde alevler sarmış batmakta olan zırhlıyı görünce o muhteşem insana¸ Koca Seyyid’e sarılıp defalarca öptü. İşte meşhur İngiliz gemisi sulara gömülürken Çanakkale geçilmez mührü ise vuruluyordu. İşte bu muhteşem olay bu manevî hal bu fevkaladelik bu Hakk’ın tecellîsi madde¸ makine¸ silah ve teknik üstünlükle Osmanlı toprağına çullanan ve ganimet sayan bu sömürgeci devletlere çok büyük ders vermiş¸ Allah’ın kudretini ve manevî gücün muhteşemliğini bir kez daha dünyaya göstermiştir.
Alınır kal’amıdır göğsündeki kat kat îmân
Hangi kuvvet onu haşa edecek kahrından râm
Çanakkale’de şehit olan kahramanlarımızın kendi aileleri ve yakınlarına göndermiş oldukları ibret verici mektuplar çok dikkate şâyandır. Bunlardan birisi de Balıkesirli Adile Teyze’nin Hasan’ı ve şehâdet mektubudur ki¸ olay özetle şu şekilde meydana gelmiştir:
Adile Teyze’nin kocası Çanakkale’de şehit düşmüş bu haberi ise kendisine gönderilen “kırmızı mektup” tan öğrenmişti. 17 yaşındaki oğlu Hasan’la yalnız kalmıştı. Bir gün yine davullar çalıp askere gönüllü toplanıyordu. Hasan da dükkânını kapatıp askerlik şubesine gitti. Hemen kaydını yaptırdı. Tüm gönüllüler aynı gün yola çıkacaklardı. Bir gelenek vardı; davullar önde gönüllüler sancağın arkasında sokak sokak dolaşırlar tanıdıklarıyla¸ akrabalarıyla ve aileleriyle helâlleşirlerdi. Bütün halk kapılara pencerelere yığılmışlardı. Tüm insanlar gözyaşı içerisinde helâlleşirken Adile Teyze kâfilenin en önünde oğlu Hasan’ı görmüş ve şaşırarak şunu söylemişti: “Yavrum¸ gözümün nuru Hasan’ım hayrola!” Hasan şu cevabı vermişti: “Ana ben Çanakkale’ ye gidiyorum¸ babamın yanına. Helâlleşmeye geldim.” Ana-oğul helâlleştiler. Hasan’a âdet gereği kına yakıldı ve Adile Teyze sandıktaki duvağını çıkartıp oğluna verdi. Şunu söyledi: “Bu duvağı baban açmıştı¸ babanın mezarını bul ve onun üzerine ört.” Duvağı alan Hasan doğruca Çanakkale’ye gitti. Aradan 15 gün geçmeden postacı eve bir “kırmızı mektup” daha getirdi. Mektup “Anne” diye başlıyor ve şunlar yazıyordu:
“Anne ben oğlunun bölük komutanıyım
Babasının mezarını bulmak mümkün olmadı.
Biz şehitleri toplu gömeriz.
Ama vasiyet etmişti; duvağını oğlunun üzerine örttüm!”
Mektubun okunmasıyla birlikte Adile Teyze hıçkırarak¸ gözyaşları içerisinde şunları söyledi:
“Elhamdülillah¸ Elhamdülillah! Oğlumuz bizi utandırmadı!..”
Tüm bunlar ise bize büyük şair Mehmet Akif’in şu mısralarını hatırlatmaktadır:
Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor
Bir hilâl uğruna Ya Rab ne güneşler batıyor.

Kaynakça

Mehmet Akif Ersoy¸ “Çanakkale Şehitlerine” adlı şiiri.; Süleyman Hayri Bolay¸ Çanakkale Zaferindeki Manevî Gücün Rolü¸ Kasım 1994.; İsmail Çolak ¸ Ölümsüz Şehit Mektupları¸ İstanbul 2006.

Sayfayı Paylaş