SADREDDİN KONEVİ

Somuncu Baba

Büyük mütefekkir ve mutasavvıf… Konya’nın manevî üstatlarından…
İsmi Muhammed bin İshak¸ künyesi Ebü’l-Meâlî¸ lakabı Sadreddin’dir.

Büyük mütefekkir ve mutasavvıf… Konya’nın manevî üstatlarından…
İsmi Muhammed bin İshak¸ künyesi Ebü’l-Meâlî¸ lakabı
Sadreddin’dir. Sadreddin Konevî¸ 1210 yılında Malatya’da doğmuş¸
1274 yılında Konya’da vefat etmiştir. Büyük düşünür
ve mutasavvıf Mevlân⸠Şeyh Edebali¸ Hacı Bektaş-ı
Veli¸ Yunus Emre ve Ahi Evran ile aynı zamanda yaşamıştır. Kabri
Konya’da kendi adı ile anılan caminin bahçesindedir.
Babası İshak Efendi kendisi gibi büyük bir âlim¸ Anadolu Selçukluları
nezdinde itibarlı ve mevki sahibi bir zattır. İki yaşındayken babasını
kaybeden Sadreddin Konevî¸ çocukluğundan itibaren üvey babası
büyük sûfî üstatlarından olan Muhyiddin Arabî hazretlerinin
manevî terbiye ve tedrisi altında yetişir. Kendisinin yetişmesine
hususi ihtimam gösterdiği Muhyiddin Arabî¸ Sadreddin Konevî’nin
ruh ve fikir dünyasını şekillendiren ilk hocası¸ ilk şeyhidir.
Ona nefsini terbiye yollarını öğretir.
Sadreddin Konevî¸ Muhyiddin Arabî’den gerek feyz¸ gerek düşünce
yoluyla aldığı eğitimi¸ binbir meşakkat ve zorluğa katlanarak elde
eder¸ günlerini riyazet ve mücahede ile nefsiyle uğraşmakla
geçirirdi.
Rivayetlere göre¸ Muhyiddin Arabî¸ ona¸ riyazet yoluyla nefsini terbiye
etmesi için uykusuz bırakır yemek vermezmiş. Annesi¸ bu duruma
içten içe üzülür¸ ana yüreği onun aç susuz
kalmasına razı olmazmış. Bir gün komşuları ona¸ “sen
zengin ve soylu bir adamın hanımıydın. Şimdi ise doğulu bir dervişin
hanımı oldun¸ durumun nedir?” diye sorunca¸ dayanamaz ve içini döker: “İyiyim
hoşum ama efendim kendisi kuş eti yer¸ ballı şerbetler içer
ama oğluma bir arpa ekmeği dahi vermez ve onu bana bile göstermez” diye
yakınır. Muhyiddin Arabî bu yakınmaları duyar. Akşam için
hanımına bir tavuk hazırlamasını söyler. Yemekten sonra da hanımından¸ yedikleri
tavuğun kemiklerini bir araya toplamasını ister. Kemikler bir araya toplanınca
Muhyiddin Arabî: “Allah’ın adıyla ayağa kalk ey tavuk” der.
Tavuk ayaklanıp gider. Sonra hanımına dönüp “Sadreddin ne zaman
ki bunu yapar¸ işte o zaman tavuk yiyebilir” der.
Sadreddin Konevî hazretleri hocası Muhyiddin Arabî ile birlikte Halep
ve Şam’a gitti ve devamlı onun derslerini takip etti. Onun vefatından
sonra da evliyanın büyüklerinden Evhadüdin-i Kirmanî hazretlerinin
sohbetlerine katıldı. Ondan feyz aldı ve yüksek manevî bilgiler tahsil
etti. Daha sonra Mısır’a ve hacca gitti. Hac dönüşü Konya’ya
gelip yerleşti. Orada güzel halleri ve kerametleriyle çok
meşhur oldu.
Sadreddin Konevî¸ zamanının en büyük şeyhi ve âlimi
idi. Anadolu Selçuklularının Şeyhü’l İslâm’ı¸
devrinin ikinci İmam-ı Azam’ı sayılırdı. Hadis ilminde¸ manevî bilgilerde
eşsizdi. Konya’da binlerce talebeye özellikle kelâm¸
tasavvuf¸ tefsir ve hadis dersleri verdi. Bu binlerce talebe yanında pek çok
da hikmet ve tasavvuf ehli kimseler yetiştirdi. Mevlânâ’nın
da kendisinden feyz aldığı rivayet olunur. Mevlânâ ile aralarındaki
münasebet ve dostluğa ait pek çok menkıbe vardır.
Bir gün büyük bir ilim meclisi kurulmuş ve Konya’nın
büyükleri orada toplanmışlardı. Sadreddin Konevî hazretleri
de orada bir seccade üzerinde oturuyordu. Mevlânâ içeri
girince ona olan saygı ve hürmeti sebebiyle seccadeye onun oturmasını istedi.
Bunun üzerine Mevlânâ; “Sizin seccadenize oturursam¸ kıyamette
bunun hesabını nasıl verebilirim?” dedi. Sadreddin Konevî hazretleri
de; “Senin oturmada fayda görmediğin seccade bize de yaramaz.” deyip¸
seccadeyi oradan kaldırdı.
Sadreddin Konevî hazretlerinden önce vefat eden Mevlânâ¸
cenaze namazının Sadreddin Konevî tarafından kıldırılmasını vasiyet etmiş bu
vasiyeti de Sadreddin Konevî hazretleri tarafından yerine getirilmiştir.
Bir rivayete göre de Sadreddin Konevî çok sevdiği Mevlânâ’yı
kaybetmeye dayanamayıp cenazesinde bayılmış namazı da Kadı Siracettin
tarafından kıldırılmıştır.
Konevî hazretleri uykuların azaltılmasının¸ ruhların olgunlaşmasında
bir ölçü olduğunu söylerdi.
Kendisinin nasıl çalıştığı ve az uyumak için nasıl bir
yöntem uyguladığı şöyle anlatılır:

Uykuları azaltıp¸ çalışacak vaktini çoğaltmak için
kendisi¸ uzun ve sağlamca bir iple bağlı olan sepet içine girmiş¸
ipi yüksekçe bir yerden aşırdıktan sonra bizzat içinde
bulunduğu sepeti yukarı çekmiş ve sonra da bunun ucunu kendi eliyle
sımsıkı tutmaya çalışmıştır. Tabiatıyla ipin ucu bırakıldığı
takdirde sepet de yere düşecektir. Buna mani olmak¸ ancak uyanık
kalmanın sonucu olduğundan¸ Konevî hazretleri böyle bir usulle devamlı
uyanık kalmanın yolunu bulmuş¸ uykusuzluğa kendini alıştırmıştı.”
Nefsiyle uğraşması öyle bir dereceye ulaşmıştı ki¸
bazen de uyumamak için yüksek bir yere çıkar¸ düşme
korkusuyla uyumaz tefekkürle meşgul olurdu.
Sadreddin Konevî’nin hayatı¸ zühd ve takva içerisinde
geçti. Haramlardan çok sakınır¸ şüpheli korkusuyla
mubahların fazlasından bile kaçınırdı. Hiç kimsenin kalbini kırmaz¸
dünya malına asla meyletmezdi. İslâm ölçülerine
sıkı sıkıya bağlı¸ prensiplerine sadık¸ söz ve davranışlarında ciddi¸ ömür
boyu¸ şeriat ölçülerine göre hareket etmeyi şiar
edinmiş tavizsiz bir âlim¸ yüce bir şahsiyetti.
Ö
mrünü Allahu Teâlâ’nın kullarına hizmet etmekle¸
ilim ve edep öğretmekle geçiren Sadreddin Konevî hazretleri
dualarında:

Ya Rabbi! Kalbimizi senden başka şeye yönelmekten ve senden
başkasıyla meşgul olmaktan temizle. Bizi bizden al¸ bizim yerimize
bizi kendinle doldur. Bizi başkalarına ve şeytana oyuncak yapma.
Bize nur bahşet. Dualarımızı çabucak¸ kendi istediğin şekilde
kabul buyur. Sen işitensin. Sen bize bizden daha yakınsın. Sen dualara
icabet edensin.” buyururdu.
Gönül âlemi geniş¸ tefekkür dünyası engin¸ ilim¸
irfan ve fazileti yüce Sadreddin Konevî¸ Konya’nın mana kubbesini
bezeyen yıldızlardandır.

Sayfayı Paylaş