HÜZNÜN VE DRAMIN 'BEYAZ KERBELA'SI: SARIKAMIŞ

Somuncu Baba

Sarıkamış nedir¸ neresidir; küçük bir serhat şehri mi¸ karlı bir dağ başı mı¸ yoksa bir tarih mezarlığı mı?

Sarıkamış nedir¸ neresidir; küçük bir serhat şehri mi¸ karlı bir dağ başı mı¸ yoksa bir tarih mezarlığı mı? Şüphesiz Sarıkamış¸ iman¸ cesaret ve asalet abidesi¸ masal kahramanı binlerce Mehmetçiğin; kış kıyamette gömlek ve çarıkla dondurucu soğukta Allahuekber Dağlarının karla kaplı cehennemine sürüldüğü ve çoğunun düşmana tek bir kurşun bile sıkamadan donarak şehit düştüğü büyük bir kabr(gül)istan¸ bir ibret meşheridir¸ şanlı tarihimizdeki kara yapraklar arasında belki de en unutulmazıdır. O dağların¸
eteklerinde¸ ne hayaller¸ ne acılar gömülüdür; karla kefenlediği
on binlerce “erkek güzeli Mehmet’i” tarifsiz bir şeref
ve özenle koynunda ağırlamaktadır. Aziz şehitlerimizin hatırası
tarih sayfalarında buzdan bir kor olarak ışıldamakta ve milletimizin yüreğini
sızlatmaya hâlâ devam etmektedir. Bu yüzden Sarıkamış¸
beyaz bir hüznün ve dramın yegâne değişmez adresi; bu
yüzden “Türk’ün Beyaz Kerbelâsı”dır. Tarihin¸
hür bir vatana¸ özgür bir istikbale erişme adına¸ mübarek
bedenlerini kefâret kılan Sarıkamış şehitlerine müstesnâ bir
mevki biçeceğine ve ziyadesiyle takdir ve hürmetle anacağına zerre
kadar şüphe duyamayız.
Sarıkamış¸ artık Mohaç¸ Niğbolu¸ Çanakkale¸ Sakarya gibi
bir destan yeridir. Eksi 40 dereceye düşen dondurucu soğukta aç-bîilaç kalıp
kırılan ve acımasız emirlere göğüs geren o muhteşem “Mehmetçiğin”;
tarihe sığmayan kahramanlığı¸ mesuliyet duygusu¸ emre itaati¸ tevekkülü¸
mücadele azmi ve onca dramdan sonra büyük bir metânetle
düşman üzerine atılması hayret ötesidir ve bütün
bunlar Sarıkamış Dramı’nı “destanlaştırmaya” yetmektedir.
Sarıkamış¸ Türk Milleti’nin tarihte¸ zamana¸ mesafeye ve mekâna
karşı çektiği bir kılıçtır. Türk’ün inancının¸
sabrının ve direncinin ağır imtihandan geçtiği büyük bir mahşerdir.
Hiç kuşkusuz milletler¸ tarihlerini ve kahraman(lık)larını önemsedikleri¸
varlıkların adandığı kutsal değerlere sahip çıktıkları ve mâzînin
imbiğinden süzülen acı tecrübeleri tedris ettikleri nisbette
güçlü ve pâyidâr olabilirler. Tarihimizin “Sarıkamış Durağı’nda” büyük
bir ibret ve rikkatle duralım ve derin bir muhâsebe ve tarih şuuruyla
hareket ederek¸ gelecekte bizi bekleyen benzer felaketlerden kurtaracak faydalı
dersler çıkaralım. Bir hayalperestin “Don Kişot’ça” mâcerâlarının
hangi boyutlarda fecâatler doğurduğunu¸ koca imparatorluğu uçurumların
eşiğine nasıl getirdiğini¸ devlet ve millete ne denli fecî bir
fatura ödettiğini ibret nazarıyla düşünelim ve benzer
mâcerâcılardan memleketimizi halâs eylemesini dergâh-ı
ilahîden derin bir vecdle niyaz edelim.
Enver Paşa’nın Ham Hayali/Ağır Gafleti
Sarıkamış Harekâtı¸ I. Dünya Savaşı’nda Kafkas
Cephesinde Ruslara karşı düzenlenmiştir. Osmanlı¸ Enver Paşa’nın
marifetiyle harbe iştirak edince¸ Ruslar ve Fransızlar karşısında
zor duruma düşen Almanlar¸ bir çıkış yolu bulup rahatlamak ümidiyle
Bâb-ı Âlî’den geniş çaplı bir taarruz başlatmasını
istemişlerdi. Bu hususta¸ Osmanlı Devleti’ne gönderdikleri
trenlere “Enverland’a (Enver’in Topraklarına) gider!” ibaresini
yazarak¸ ihtirasını kamçıladıkları Enver Paşa ve “Alman ordusunun
süngüsü” Mehmetçik nasıl olsa emre âmâdeydi.
Buna karşılık Enver Paşa ise askerî bir manevrayla¸ Allahuekber
ve Sarıkamış Dağlarını aşıp¸ Rus işgalindeki doğu illerimizi
kurtarmak¸ Kafkasya ve Orta Asya’ya girerek “Türk Birliği”ni
gerçekleştirip Çarlık Rusya’sını çökertmek
ve sonunda da “Boğazın Hasta Adamı’nı” yeniden ayağa kaldırarak “Büyük
Türkiye”yi kurmak amacındaydı. 32 yaşında orduya hükmeden
Enver Paşa yine kabına sığmamış; iflâh olmaz bir “Turan
Hülyası”na kendini kaptırmıştı. Doğu yollarına “Turan’a
gider” levhalarını çoktan koydurmuştu. Alman Goltz Paşa
dahi ondaki hamlık ve dirâyetsizliği tenkitten kendini alamamıştı: “Kafkasya’da
Napolyon olduğunu iddia eden birçok cahil adam var.” Turancılığın¸
Enver Paşa’nın karakteri ve icraatları üzerindeki derin etkileri
hakkında Kazım Karabekir’in tesbitleri oldukça çarpıcıdır: “Turancılığı
kendisine o kadar büyük bir ideal edinmişti ki¸ bir alevin etrafında
dönen ve en nihayetinde kendisini de o aleve atıp yakan bir pervane gibi
etrafında döndü durdu.”
Nitekim Enver Paşa¸ Doğu 3. Ordu Komutanı Hasan İzzet Paşa’ya¸
16 Aralık 1914’te Sarıkamış’taki Rus birliklerine karşı
taarruz emrini vermekte gecikmeyecekti. Ancak¸ cephelerin emektar komutanı¸ bu
pervasız hareketin amansız kış şartları yüzünden büyük
bir hüsranla sonuçlanacağını bildiğinden şiddetle karşı çıkmıştı: “Bu
mevsimde harekât bir faciaya dönüşür. Kış şiddetini
kaybetsin¸ yollar açılsın¸ düşmana haddini bildiririz!” İzzet
Paşa¸ bu teklifini kabul ettiremeyince istifa etmişti. Harekâtın
muhaliflerinden 9. Kolordu Komutanı Galip Paşa da itirazını şöyle
dile getirmişti: “Yol yok¸ kar fazla. Muharebe vasıtalarından mahrumuz.
İâşe yolunda değil; hele giyim hiç yok. Harekâtın
yaza tehiri münasip olur.” Öte yandan¸ facianın mes’ullerinden
Hafız Hakkı Paşa ise¸ bölgedeki yalan yanlış tetkikleri neticesinde
taarruza yol açan şu raporu ikbal uğruna sunmaktan çekinmemişti: “Dağlar üzerindeki
yolları keşfettim. Bu mevsimde hareketin mümkün olduğuna inandım.
Kolordu ve ordu komutanları yeterince inançlı ve kararlı olmadıklarından
taraftar olmuyorlar. Bu vazife¸ rütbem düzeltilerek bana verilirse
yaparım.” Tepkilere kulağını tıkayan Enver Paşa¸ taarruz komutanlığını
bizzat üstlenme ve muhaliflerin yerine Hafız Hakkı Paşa ve İhsan
Paşa’yı getirme yoluna gidecek ve 21 Aralıkta “Sarıkamış Harekâtı’nı” resmen
başlatacaktı. Harekât planına göre¸ 9. Kolordu Sarıkamış Dağlarını¸
10. Kolordu Allahuekber Dağlarını aşarak Rus birliklerini Sarıkamış’ta
imha edecekti.
Ö
lüme Sürülen Mehmetçik ve Donan Ordunun Trajedisi
120 bin civarındaki Mehmetçik harekâtla birlikte¸ kar kış demeden¸
paltosuz postalsız¸ cehennemî fırtınanın ve dondurucu soğuğun ortasına
sürülüvermişti. Senenin yarısı karla kaplı olan bölgenin
kimi yerlerinde kar yüksekliği 1-2 metreye yaklaşıyordu ve zemheri
günlerinde sıfırın altında kırk dereceye kadar düşen soğuklar
düşmandan da beter durumda idi. Öyle ki¸ gündüz başlayan
yürüyüşte askerlerin yumuşayan çarıkları
gece donup bir mengene gibi ayaklarını sıkmaya başladığında adım atmak
imkânsızlaşıyordu; zira ayakta başlayan donma kısa sürede
tüm vücudu esir alıyordu. Bu arada¸ İstanbul’dan giyecek ve
askeri malzeme taşıyan gemilerin Trabzon’da Ruslar tarafından batırılması;
3. Ordu üzerinde tam bir psikolojik yıkım meydana getirmişti. O günlerde
Iğdırlı Ali Çavuş’un yazlık giysilerle titreyerek yazdığı
şu mektup¸ yaşanan vahameti tüm ürperticiliğiyle ortaya
koymuştu: “Çadırın perdesi buz kesmiş oğlak kulağı
gibi kırılmakta. Akşam yaklaşınca Köprüköy’e
civar dağlardan tipi boşanır. Kumandanımız¸ Enver Paşa’nın
teftiş için geleceğini müjdeledi. Gelinceye kadar yün
içlik¸ çorap ve paltoların verileceğini ve yazlıkları atacağımızı
müjdeledi. Başkumandan’ın gelmesiyle¸ Moskof’un geceleri
seyrettiğimiz ocaklı ve mutfaklı karargâhlarını ele geçireceğimizden
subaylarımız çok emin. Tepelerdeki Moskof ocaklarının ateşi gözlerimizdeki
ayazı tandır közüne tebdil eyler. Başkumandan acele gelse de
ateşe kavuşsak!..” Zuhur eden elim hadiseler Enver Paşa’yı
henüz caydıramamış ve birliklere şu mesajı göndermesine
engel olamamıştı: “Ayağınızda çarık¸ sırtınızda paltonuz
olmadığını gördüm; lâkin karşınızdaki düşman
sizden korkuyor. Yakın zamanda Kafkasya’ya gireceğiz. Orada her türlü nimete
kavuşacaksınız.”
Takvimler 26 Aralık’ı gösterdiğinde Enver Paşa’nın da
içinde yer aldığı 9. Kolordu¸ Sarıkamış’ın 8 km. yakınına
gelmiş ve eksi 25 derece soğukta barınaksız bir biçimde gecelemek
zorunda kalmıştı. Kalın kütükleri kesecek balta olmadığı için
ateş de yakılamamıştı. Komutanlar¸ donmaları önlemek için
sık sık birlikleri uyarıyordu. Fakat on beş saatlik yürüyüşün
ardından dermansız bedenlerini bir ağaca yaslayan zavallı askerler tatlı bir
uyuşukluğa bürünüyor ve donduklarını bile hissedemiyorlardı.
Biraz akıllı davrananlar üzerlerine muşamba atıp soluklarıyla birbirlerini
ısıtmaya çalışıyorlardı. Öte yandan Hafız Hakkı Paşa¸
10. Kolordu ile Allahuekber’i¸ ardında binlerce donuk bırakma pahasına
aşıp Enver Paşa’dan önce Sarıkamış’a erişme
sevdasındaydı. Saatler boyunca yol kat etmekten takati kesilen Mehmetçikler
sütun gibi devrilip kalmış ve birliklerinden kopmuştu. Neferlerin
kimi çömelmiş¸ kimi yuvarlanmış¸ kimi bir ağacın gövdesine
dayanmış vaziyette kardan heykellere dönüşmüştü.
Hangi dehşet verici hallere maruz kalındığını 9. Kolordu Kurmay Başkanı
Yarbay Şerif Paşa şöyle satırlara dökmüştü: “Kar
ve buz kayaları ile meşhur olan bütün dik ve derin dereleri¸
tepeleri topçular nasıl çıkacaklar aklım ermiyordu. En nihayet çıktık.
Pek yorulmuş ve takatsiz düşmüştük. Tam yayla üstünde
keskin bir rüzgâr ve arkasından şiddetli bir tipi başladı.
Göz gözü görmez oldu. Kimsenin kimseye yardım etme imkânı
kalmadı. Sonsuz denecek kadar uzamış olan yol kolu dağıldı. Herkes kendi
canının derdine düştü. Yol kenarında karların içine çömelmiş bir
nefer¸ kollarıyla bir yığın kar kucaklamış¸ titreyip feryat ederek dişleriyle
kemiriyordu. Zavallı cinnet geçiriyordu. Şu mel’un buzullar
içinde biz¸ belki 10 binden fazla insanı bir günde kar altında bıraktık
ve geçtik.”
Karla Kefenlenen Beyaz ‘Güller’/Kardelenler
Günlerce süren ölüm yolculuğunun ardından¸ kilometrelerce
uzunluktaki yürüyüş kolunun başı sonunda Allahuekber
Dağlarını aşıp Beyköy’e ulaşmıştı; ancak kolun
arkası aniden kopunca korkunç facianın bilânçosu bütün çıplaklığıyla
kendini göstermişti. Maalesef yapılan yoklamada 16.300 kişilik
30. Tümenden 1400; 16.000 kişilik 31. Tümenden 2.000; 32.300
kişilik 10. Kolordudan da 3.400 asker kalmış¸ gerisi dağın eteklerinde
karla kefenlenmişti. Sağ kalabilme mucizesini başarabilenlerin
büyük kısmıysa donma¸ tifüş açlık ve ayak şişmesi
sebebiyle yürüyecek halde değildi. Enver Paşa¸ kürklü paltosu
ve su geçirmez çizmesi ile süratle ilerlerken¸ askerin de
kendisi gibi yürüyeceğini zannediyordu. Elde kalan aç ve bîtâb
düşmüş bir avuç askerle¸ her cihetten güçlü Rus
ordusunu hâlâ püskürtebileceğini vehmediyor; fecaati görmezden
gelme/gizleme işgüzarlığıyla İstanbul’a şu telgrafı çekiyordu: “Kahraman
askerlerimizde ilerleme isteği o kadar çok ki¸ ellerinden gelse soluklarıyla
karları eritip yol açacaklar.” İlk taarruzun akim kalmasından sonra
Enver Paşa istemeyerek de olsa askerlerin dinlenmesine müsaade etmişti.
Eksi 40 dereceyi bulan soğukta sabahı etmek kolay değildi ve dahası ateş yakmak
da yasaktı. Çünkü en küçük alev belirtisinde
Ruslar orayı hallaç pamuğuna çeviriyordu. Donmamak için
sürekli hareket etmek gerekiyordu ve gûyâ bunun adı da dinlenmek
oluyordu. Gün ışıdığında subaylar birlikleri toplamaya çıkınca
insanın kanını donduran acı bir vaziyetle karşılaşmışlardı: Çamların
alçak dallarında kimi oturmuş¸ kimi ayakta duran askerler komutanların çağrılarına
icabet etmemişti; zira biçare askerler ayakları donmasın diye çamlara
tırmanmış ve oracıkta donarak abideleşmişlerdi.
Destanlaşan Dramda Hazin Tükeniş ve Acı Bilânço
Enver Paşa şansını sonuna kadar deneyip Sarıkamış’a
girmekte kararlıydı. 6. Ordu Komutanı A. İhsan Sabis Paşa¸ onun bu inatçı
tutumuyla ilgili şu ilginç teşhisi yapmıştı: “Karşısında
duran Sarıkamış’a bir türlü kavuşamamak; sevgilisinin
reddi karşısında inatçı âşığın şuurunu kaybedip ölüm
kararı vermesine benzer bir durumdu.” Sarıkamış yakınlarına ulaşan
Türk kuvvetleri¸ 25 Aralık gecesi¸ kazanma şanslarını yitirdikleri
halde en küçük bir bozulma emaresi göstermeden taarruzu
büyük bir azim ve cesaretle sürdürmüşler; onların
bu kahramanca ve belki de ümitsizce mücadelesi Rus ordusunda büyük
bir panik meydana getirmişti. Hatta korkusuzca düşman üzerine
atılan 300 kişilik bir öncü kuvveti¸ insanüstü bir
gayretle ve tarifsiz ıstıraplarla karlı dağları aşsa¸ donan vücutları
lime lime olsa da; mecalsiz dudaklarından kelime-i şehâdet fısıldayarak
karşıdan yağan kurşunları hiçe sayıp Sarıkamış’a
girmeye muvaffak olmuş ve Rusları şaşkına çevirip
hatırı sayılır kayıplar verdirmişlerdi. Türk askeri¸ bütün
imkânsızlıklara rağmen¸ fedakârlık¸ dayanıklılık¸ itaat¸ direniş ve
mücadele bakımından emsalsiz bir davranış sergilemişti. Fakat
Türk birliklerinin üstünlüğü ancak iki saat sürmüş ve
Rusların Türkistan Kolordusu Komutanı Yudeniç’in karşı
saldırısı sonucunda 9. Kolordu çekilmeye dahi fırsat bulamadan teslim
olmuştu. Sarıkamış’ta soğuğa teslim olmaktan kurtulamayan
kahraman Mehmetçik¸ Rus Kafkas Ordusu Kurmay Başkanı Pietroroviç’i
Enver Paşa’dan daha fazla etkilemişti: “Delirmiş bu
Türkler. Böylesine açık hedef olunur mu? Türkler gibi asker
yoktur¸ ama; bu ne acemilik¸ bu ne akılsızlık… İlk sırada diz çökmüş beş kahraman
tetiğe asılamamış; kaput yakaları semaya dikilmiş kaskatı. Tabiata¸
başkumandana ve düşmana isyan eden¸ ama Allah’ına teslimiyetle
bakan gözleri açık. İkinci sırada öyle bir manzara ki¸ hiçbir
heykeltıraş benzerini yapmaya muvaffak olamaz. Başları korkutucu
katılıkta semaya dönük altı masal güzeli Mehmet¸ öylesine
kaskatı kesilmiş. Binbaşı Mustafa Nihat ayakta; sol eli boynundaki
dürbünü kavramış¸ havada donmuş kale sancağı gibi.
Allahuekber Dağlarındaki Türk müfrezesini esir alamadım. Çünkü¸
bizden çok evvel Allah’larına teslim olmuşlardı!..”
Emir komuta iyice bozulmuş¸ elde kalan bir avuç asker de sokak çatışmalarında
telef olmuştu. Sonunda Hakkı Paşa¸ Enver Paşa’ya işimizin
bittiğini itiraf etmek mecburiyetinde kalmıştı. 10 Ocak 1915’te
hayallerimizle birlikte Mehmetçik de tükenmişti. Altı hafta
süren kasırga¸ 3. Ordu’nun 118.714 askerinden 109.274’ünü Sarıkamış Dağlarının
eteklerine serpmişti. Harekâtın neden bir felaketle sonuçlandığı
hakkında Fevzi Çakmak şu değerlendirmeyi yapmıştır: “Hafız
Hakkı ve Enver aşırı atılgan ve aktif kişilerdi. İkisi ortasında
birisi bulunmadığından başımıza Sarıkamış felaketi geldi.” Sabis
Paşa’nın tespitleri çok daha şümullüdür: “Mağlûbiyet¸
gâlibiyet kadar her askerin talihinde vardır. Fakat aşikâr
hesapları ihmal etmek¸ samimi yardımcıların mütalaalarına kıymet vermemek
doğru sayılamaz. Evham¸ korkaklık ne kadar fenaysa¸ hesapsız cesaret ve sabırsızlık
da o derece zararlıdır. Orduyu savaş eritmedi; soğuk¸ hastalık ve gıdasızlık
mahvetti.”
SARIKAMIŞ AG˘ITI
Sarıkamış’ta var maşın
Urus (Rus) yığmış ağır koşun
Bizim asker açık¸ çıplak
Dağlarda büyüdü kışın
Ç
adırlar dağa kuruldu
Hücum borusu vuruldu
Bir Sarıkamış uğruna
Doksan bin fidan kırıldı
Sarıkamış alkan oldu
Zalim Urus murat aldı
Kimsesiz kul¸ kız gelinler
Kara giyip saçın yoldu
Sarıkamış içi meşe
Urus hep yaktı ateşe
Bizi koydun eli bağlı
Nereye vardın Enver Paşa?
Bardız deresi kan çağlar
Analar ciğerin dağlar
Ç
il Horoz dağı ardında
Nice duvaklılar ağlar.
Enver Paşa hücum dedi
Yarıldı Moskof ödü
Zalim Allahuekber Dağı
Nice arslan¸ yiğit yedi.
Sarıkamış ne aralı
Kimi şehit kimi yaralı
Bunu duymuş var mı ola
Yalan dünya kurulalı.
İbrişimin kozaları
Batsın Avşar kazaları
Sarıkamış’ta kırıldı
Gonca gülün tazeleri.
Yüzbaşılar¸ binbaşılar
Tabur¸ taburu karşılar
Yağmur yağıp gün değince
Yatan şehitler ışılar.
Kılıcım kana boyandı
Gökte melekler uyandı
Yedi Düvelin ağzında:
Ancak Osmanlı dayandı.Kaynakça:
Alptekin Müderrisoğlu¸ Sarıkamış Dramı¸ İstanbul 1997; Ziya Nur
Aksun¸ Enver Paşa ve Sarıkamış Harekâtı¸ İstanbul 2005;
İsmail Çolak¸ Tarihimizin En Beyaz Dramı¸ İstanbul 2006¸ Akis Kitap.

Sayfayı Paylaş