MEDENİYETİN KRİZİNDEN MEDENİYETİN DİRİLİŞİNE!

Somuncu Baba

Medeniyet¸ esprisini “birlikte yaşama” içgüdüsünden alır. İnsanın tek başına ayakta kalabilme arzusuna rağmen¸ birlikte yaşama zarureti bir anlamda “yaratılış sırrı”nın tecellîsi olarak algılanmalıdır. İnsanlığın tarihine doğru yapılan yolculuklarda¸ sosyalleşmenin medeniyeti diğer anlamıyla uygarlaşmayı getirdiği görülmektedir. Hilmi Ziya Ülken bunu; “Site (Medine) ile başlayan yenleşmiş uygarlık”¸1 olarak tanımlar. Doğrudur; insanoğlu teker’i kendi kişisel ihtiyacı için bulmadı¸ gemiyi de öyle¸ silahı da… Bunlar toplumsal zaruretlerin yönlendir

Medeniyet¸ esprisini “birlikte yaşama” içgüdüsünden alır. İnsanın tek başına ayakta kalabilme arzusuna rağmen¸ birlikte yaşama zarureti bir anlamda “yaratılış sırrı”nın tecellîsi olarak algılanmalıdır. İnsanlığın tarihine doğru yapılan yolculuklarda¸ sosyalleşmenin medeniyeti diğer anlamıyla uygarlaşmayı getirdiği görülmektedir. Hilmi Ziya Ülken bunu; “Site (Medine) ile başlayan yenleşmiş uygarlık”¸1 olarak tanımlar. Doğrudur; insanoğlu teker’i kendi kişisel ihtiyacı için bulmadı¸ gemiyi de öyle¸ silahı da… Bunlar toplumsal zaruretlerin yönlendirdiği arayışların sonucudur.
Peki¸ Batı “Medeniyet”ten ne anladı?
Bunun cevabını uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. Fransız Bilim Adamlarından Roger Garudy¸ Batı’nın bunu nasıl kirleterek “medeniyet kriz”ne dönüştürdüğünü şöyle anlatır:
“(Sadece) 1980 yılında silahlanma yarışında 450 milyar dolar harcayan¸ eşitlik ilkesi tanımayan alışveriş oyunları yüzünden aynı yıl üçüncü dünya ülkelerinde 50 milyon insanın hayatını kaybetmesine yol açan Batının günümüzdeki hegemonya biçimine ne isim verilmeli? Eğer geçip giden zamanlar binlerle ölçülecek olursa¸ Batı¸ tarihte görülmüş en büyük canidir!”2
Çarpıtılmış bir tabiat anlayışı yüzünden dünyayı kendi malı sayan ve onu istediği gibi kullanma ve harcama hakkını kendinde gören Batı’nın bu anlayışı Roma hukukundan aldığını¸ frensiz bir ferdiyetçiliğin üzerinde acıma tanımayan bir “insanî ilişkiler” kavramının ortaya çıktığını¸ bunun rakip pazarlar ekonomisini doğurduğunu¸ bunun da terör toplumlarını ayakta tutuğunu belirten düşünür¸ geleceğe karşı hiçbir ümit beslemeyen bir anlayış doğduğunu¸ bunun da efsanevî gelişme ve büyüme ideolojisine dönüştüğü için Batı toplumunu hızla intihara doğru sürüklediğini söyler.
Yazar¸ kitabını yazdığı yılın rakamını vermekle yetinmiş. Bu rakamı büyütmeden aynı yıl aynı miktarı koruyarak getirirseniz¸ bugüne kadar Batılı silahlanmaya 10 trilyon doların üzerinde para harcamış oluyor. Kaybedilen insan hayatı ise¸ milyarlara ulaşıyor… Bunun için “Batı¸” kendi aydını tarafından “tarihin görülmüş en büyük canisi”3 olarak nitelendiriliyor. Arkasından Müslümanların geçmişte yaptıklarına kısaca işaret ediyor:
“Bağdat’ta ilk kâğıt fabrikası 800 yılında kuruldu. Batı¸ kâğıdı Araplardan dört yüzyıl sonra öğrenecekti. O sırada kütüphaneler bütün Arap dünyasına yayılmış bulunuyordu. Halife el Me’mun’un 815’te Bağdat’ta ‘Dârü’l-Hikme’ adıyla kurduğu kültür yuvasının kütüphanesinde bir milyon kitap vardı. 10. yüzyılda Necef gibi küçük bir şehir¸ 40 bin kitaba sahipti. Meraga Observatuvarı’nın direktörü Nasreddin Tusî’¸ 400 bin ciltlik bir kütüphaneyi meydana getirmişti. Hâlbuki aynı tarihten 400 yıl sonra Fransa kralı Charles le Sage yani ‘Bilgili Şarl’ sadece 900 kitap toplayabilmişti. Ancak tarihte hiç kimse bu konuda Kahire Halifesi El Aziz’le boy ölçüşemeyecektir. Zira bu insan¸ altı bini matematik ve 18 bini felsefe kitabı olmak üzere 1 milyon 600 bin ciltlik bir kütüphane kurmuştu… Müslümanlar evrensel kültüre en zengin malzemeyi kendi imanlarıyla getirdiler. Avrupa’da bilimsel duraklamanın başlıca sebebi¸ tabiatı Tanrı’dan ayrı düşünmek ve O’na sırt çevirmektir. Hıristiyanlığın bu katı görüşleri her türlü araştırma ve incelemeyi reddeder ve hatta kilisenin iktidar sahibi olduğu günlerde her şeyi yakıp yıkarken Hıristiyan din adamları bilim adına en ufak bir kıpırdanışı dahi ‘putperestlik’ ve ‘kâfirlik’le suçluyorlardı. 391’de Patrik Theophile¸ İmparator Theodos’tan en son büyük akademi olan Serapeion’u kapatmasını ve muazzam kütüphanesini yakmasını istemişti. 600’de Roma’da Auguste tarafından kurulmuş olan saray kütüphanesi yakıldı. Klasiklerin okunması ve matematik ilminin incelenmesi yasaklandı. Büyük İskenderiye Kütüphanesine gelince¸ Arap fetihlerinden beş asır sonra Haçlıların yobazlığını beslemek amacıyla¸ bu kütüphanenin vaktiyle Ömer tarafından yakılmış olduğunu Hıristiyanlar ortalığa yaymışlardı. Hâlbuki Araplar 640’ta şehre girdiklerinde İskenderiye Umumi Kütüphanesi çoktan dağılmış bulunuyordu… Batı’da kitaplara karşı saldırı 16. yüzyılda Arapların İspanya’dan çıkarılmalarıyla en yüksek noktasına ulaşmış ve denizlerin ötesine aşarak Amerika’ya varmıştı. Meksika’da piskopos Diege de Landa¸ Mayalar tarafından yazılmış bütün kitapları yaktırmış¸ böylece insanlığın çok eski ve çok zengin bir uygarlığına ait bütün kaynaklar yok olmuştu. Batı geleneği içinde Leonardo de Vinci gibi pek az evrensel deha vardır. Hâlbuki İslâm’da el-Kindi’den Râzi’ye¸ el-Biruni’den İbni Sina’ya ve daha pek çoklarına kadar uzanan bir deha ‘bölüğü’ vardır. Bu kişiler¸ tıp¸ matematik¸ din bilimi¸ coğrafya dallarında büyük yaratıcı zekâ sahipleri olduğu gibi¸ aynı zamanda matematikçi Ömer Hayyam¸ filozof İbni Arabî veya müzik çalışmalarıyla da tanınan büyük Râzî gibi çoğu zaman şiirleriyle de ün kazanmış insanlardı. Paris ve Oxford gibi Avrupa üniversiteleri bir veya iki yüzyıl arayla hepsi Müslüman modeli üzerine kurulmuş eğitim merkezleriydi.”4
Aynı görüşü Garaudy’le birlikte paylaşan bilim adamı oldukça fazladır. Edward Said¸ Dr. Sigrid Hunke¸ Voltaire¸ Barthold¸ Arnold ve daha birçokları bunu anlatırlar. Biz burada ilginç olması bakımından Hunke’den kısa bir alıntı yapmak istiyoruz:
“Bugünkü gibi rotatiflerde basılmayan kitapların elle yazılması aylar veya yıllar sürüyordu. Şimdi gibi ucuz da değildi. Buna rağmen Vezir el-Muhallebi ölünce arkasında 117 bin cilt kitap bıraktı. Genç meslektaşı İbni Abbad’ın 206 bin cilt kitabı vardı. Kurtuba halifesinin 6 bin 500 cildi matematik¸ 18 bin cildi felsefe olmak üzere toplam 1 milyon 600 bin ciltlik kütüphanesi vardı. Onlarda (Müslümanlarda) kitap sevgisi âlimlere has değildi. Büyük devlet adamından kömürcüye¸ şehrin kadısından müezzinine varıncaya kadar tahsil gören her şahış kitapçıların devamlı müşterisiydi. 10. yüzyılda¸ özel bir kişinin kitaplığında ortalama olarak bulunan kitap sayısı¸ o zamanki Batı’nın bütün kütüphanelerinde bulunanların toplamından fazlaydı. Nadir ve değerli kitaplardan oluşan bir koleksiyona sahip bulunmayan bir kimseyi zengin saymak yakışık almamaktaydı.”5
Batı medeniyetinin dünyayı kuşatan geleceği belirsiz ilerlemesinden duyulan bu tedirginlik¸ sürekli olarak devam edecektir. Tarih boyunca insanlığın bütün iniş ve çıkışlarında¸ hayatın kalın zırhını oluşturan inanç¸ etkin gücünü sürdürecektir. Batı ise son yarım asır içerisinde¸ geçtiğimiz asrın son çeyreğinin başlarında ölen Toynbee’nin de artık görmeye başladığı bir manevî buhran içerisine çekilmiş ve buna karşı tedavi edici sosyal reçetelerini de kaybetmiştir. Liberalizmin sürüklediği insanın kendi kendine yaşama arzusu¸ bütün değerleri kendisi için üretip koruma ihtirası¸ aileyi çözmüş¸ var olan ailelerde de çocuk doğurmayı çekilmez yük hâlinde algılama sorumsuzluğunu getirmiştir. Bugün yaşlanan ve önümüzdeki 50 yılda nüfusunun yarıdan fazlasını kaybedecek olan Batı¸ artık arayışlarını din üzerinde yoğunlaştırarak¸ inancın katalizörlük görevini yeniden keşfetmeye yönelme eğilimi göstermeye başlamıştır. Hâlbuki “Batı medeniyeti¸ Şarlman İmparatorluğu’nun yıkılışıyla yeniden kötüleşince¸ Müslümanlar Afrika’dan başlayan hareketlerle İtalya hariç hemen hemen her yeri ele geçirdiler. Bundan sonra Batı toplumu bu mevsimsiz yok olma tehlikesini bastırarak gelişmeye başlayıp İslâmî bir dünya devletinin kuruluşu engellendiğinde¸ kozlar el değiştirdi. Batılılar¸ Akdeniz’in bir ucundan diğer ucuna uzanan alanı ele geçirdiler.”6
Şimdi böyle bir fütuhatın kendisine sağladığı en üstün nimetin yanında; “elbette İslâm’dan kazanılan siyasal kazançların yanında Haçlı Seferleri’nin ekonomik ve kültürel sonuçları daha önemliydi… Fethedilen İslâm¸ ekonomik ve kültürel olarak zalim fatihini büyüledi ve Latin dünyasının basit yaşamına medeniyetin nimetlerini getirdi.”7 Şimdi bu nimetin farkına varamayan Batı’da rollerin değişmeye başladığı kanaati hâkim… Toynbee’nin iddia ettiği gibi “İslâm bir kez daha Batı’yla karşılaşıyor” olsa bile¸ “bu sefer kozlar” “Haçlı Seferleri’nin en kritik dönemlerindekinden daha çok aleyhinde” olsa bile¸ “Batı¸ ona karşı yalnız silah yönünden değil¸ aynı zamanda silah sanayisinin son derece bağlı olduğu ekonomik hayat tarzı konusunda da ve hepsinin üstünde ruhsal¸ kültürde¸ -medeniyet denilen ve kendi kendine dışa dönük ürünleri yaratan ve besleyen o deruni güçte- de üstün”8 bulunsa bile¸ dikkatten kaçırdıkları en önemli husuş bu gerçekliğe rağmen¸ gücün maddî başarı sağlasa da¸ içerisi boşaltılmış¸ daha doğrusu ruhunu kaybetmiş bir Batı iskeletinin hastalıktan kurtulamayacağı gerçeği!…
Batılının kendi başarılarından duyduğu zevk ve gurur¸ ahlâkî düşüklüğü önleyememektedir. Sınıf belasından kurtuldukları çağda¸ teknolojinin ruhsuzluğuna teslim oldular… Aslında “Batı medeniyeti¸ bütün insanlığın büyük bir toplum hâlinde birleştirilmesi ve modern Batı tekniği sayesinde kullanabildiği yerdeki¸ gökteki¸ denizdeki her şeyin kontrolünü isteyen büyük bir hırsın bir parçası”dır.9 Toynbee’nin kendisi söylemiyor mu?: “Dünya mallarının adaletsiz dağılımı pratik bir gereklilik olmaktan çıkıp ahlâkî bir düşkünlük hâlini almış durumda.”10 Böyle bir manevî kaos içerisindeki Batı¸ “diğer medeniyetleri kuşatmış ve yere sermiş olan bu sorun”dan11 kendisini nasıl kurtaracaktır?
Burada bir noktanın altını özellikle çizmekte fayda görüyorum. Geçmişte sadece isimleriyle tanıdığımız Peygamberlerin getirdiği diğer semavî dinler de dahil olmak üzere mevcut semavî dinler içerisinde tek şehir dini İslâm’dır. Şehir medeniyetin çiçeklendiği alandır. Şehirlerin kimliğini medeniyetin değerleriyle belirleriz. Bu bakımdan¸ İslâm’ın ve Müslüman’ın sosyal hayatında medeniyet inancın varlığının gereğidir. Din medeniyeti besler¸ geliştirir. Bunun içindir ki İslâm¸ “Medeniyetin Krizini¸ Medeniyetin Dirilişine” götüren en güvenli yoldur. İç disiplini¸ bakımından olsun¸ hayatın yaşanan zaruretleri açısından olsun¸ meseleye böyle bakarsak¸ Batı’daki vehimler dağılır ve şimdilerde tartışılan “Medeniyetlerarası Çatışma” yerini “Medeniyetlerarası Diyalog”a bırakır. Bunun tek güvencesi ise İslâm’dır. İslâm’ı tanımayanların korkularını anlıyoruz. Ancak¸ onlarda Haçlı Seferlerinden buyana var olan saldırgan tepki bir gün İslâm’ın anlaşılmasıyla kırılacaktır. Bizi böyle bir ihtimale götüren ise¸ yine Batılılardan birçok aydının şu yorumlarıdır:
“İslâm¸ Tanrı’nın Rab olduğunun ahlâkî ve entelektüel kabulüdür; üstelik Hıristiyanlığın taşıdığı mitolojik yükleri yüklenmeksizin kabulü… Bu sebepten dolayı¸ gelecek bin yılda Hıristiyanlık inişe geçecek. İnsanlığın dine hasret kalbine cevap Haçdan değil¸ Hilal’den gelecek.”12
Bu görüş¸ “Ultra Ortodoks Hıristiyanlar (ister Katolik olsunlar¸ isterse de Protestan) imanlarını koruma endişesi içinde¸ İncil araştırmalarının son iki yüz yıldır ulaştığı neticeyle yüzleşmeye cesaret edemiyorlar” diyen ve Batı’da en çok satan Hz. İsa’nın biyografisini yazan bir Yazar’a aittir.
Toplumun hafızasını besleyen ana kaynak dindir. Tarih boyunca dinler¸ devletleşen toplumların bile hayatına yön vermiştir. Bu gerçeği dikkate alırsak¸ İslâm’ın önemini daha iyi anlamış oluruz. Çünkü İslâm¸ aklı kullanarak keşfedip üretmeyi¸ bu üretilenleri paylaşmayı¸ insanların birbirleriyle sorumluluk içinde birlikte yaşamalarını ister. İdealize edilen Medeniyet de bu değil midir?

Dipnot

1- Hilmi Ziya Ülken¸ Sosyoloji Sözlüğü¸ s.197. Milli Eğitim bakanlığı Yayını¸ İstanbul-1969.
2- Roger Garaudy¸ İslâm’ın Vadettikleri (Çev. Nezih Uzel)¸ s.11.¸ Pınar Yayınları¸ İstanbul 1983.
3- age. s.16.
4- age. s. 102.
5- Sigrid Hunke¸ Batı Üzerine Doğan İslâm Güneşi¸ s. 276¸ Bedir Yayınları¸ İstanbul 1991.
6 Arnold Toynbee¸ Medeniyet Yargılanıyor¸ s. 177. Yargılanıyor (Çev. Ufuk Uyan)¸ s. 17 vd. Yeryüzü Yayınları¸ İstanbul-1980.
7- age.¸ s. 178.
8- age.¸ s. 180.
9- age.¸ s. 179.
10- age.¸ s. 31.
11- age.¸ s. 32.
12- A. N. Winter¸ The Dying Mytholoy of Christ” Daily Expresş 21.10.1999; bk. T. J. Winter¸İslâm ve Hıristiyanlık s. 19. (Çev. Onur Atalay)¸ Etkileşim Yayınları¸ İstanbul-2005.

Sayfayı Paylaş