SÜLEYMANİYE KÜTÜPHANESİ ESKİ MÜDÜRÜ DR. NEVZAT KAYA: DİJİTAL ORTAM RÜŞTÜNÜ İSPAT ETMİŞTİR, ARTIK İÇİM RAHAT

Somuncu Baba

Artvin’in Yusufeli kazasında Kaçkar’ların eteğinde Bakırtepe Köyü’nde dünyaya geldi. İlkokulu köyünde okudu. Daha sonra Erzurum İmam Hatip Lisesi’ni ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Üniversiteye devam ederken İstanbul Beykoz Müftülüğü’nde çalışmaya başladı.

Artvin’in Yusufeli kazasında Kaçkar’ların eteğinde Bakırtepe Köyü’nde dünyaya geldi. İlkokulu köyünde okudu. Daha sonra Erzurum İmam Hatip Lisesi’ni ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Üniversiteye devam ederken İstanbul Beykoz Müftülüğü’nde çalışmaya başladı. Askerden sonra ise Atıf Efendi Kütüphanesi’ne girdi. Sonra Ragıp Paşa Kütüphanesi’ne tayin edildi. Akabinde ise tekrar Atıf Efendi Kütüphanesi’ne müdür olarak atandı. Daha sonra Süleymaniye Kütüphanesi’nde müdür muavini olarak göreve başladı. Yirmi dört yıl Süleymaniye Kütüphanesi’nde çalıştı ve buranın müdürlüğünden emekli oldu.
Niçin bu mesleği seçtiniz?
Fakülteyi bitirdiğim zaman öğretmen olmak istiyordum. Fakat o sene Talim Terbiye Kurulu’nun kararına göre¸ İlahiyat Fakülteleri’nden ve Şarkiyat Bölümleri’nden mezun olanlar ancak İmam Hatip Okulları’nda görev yapabilecekti. İmam Hatip okullarının da sayısını dörde indirmişlerdi¸ haliyle kimse farklı bir görev yapamayacaktı. Henüz askerden yeni geldiğim sıralarda bir arkadaşımı gördüm¸ doktora yaptığını söyledi. Doktora yapmak için yüksek tabakadan birinin oğlu olmak gerekiyor diye biliyordum. Meğer öyle değilmiş. “O yapıyorsa ben de yaparım” dedim. Bunun için İstanbul’da kalmam gerekiyor. Dediler ki¸ Süleymaniye Kütüphanesi’nde bir kadro açılmış¸ oraya gidip müracaat ettim. Doktoranın yüzü suyu hürmetine kütüphaneciliğe başladık.
Kitaplar Cami Etrafında Toplanır
Kütüphaneler nasıl oluşmuş ve yayılmış?
İslâmi topluluklarda kitabın anası¸ Kur’an-ı Kerim¸ kütüphanenin merkezi de camilerdir. Yerleşim biriminin merkezi de camidir. Üç beş ev bir araya geldiği zaman hakim bir noktada cami inşa ediliyor ve yerleşim birimleri onun etrafında oluşuyor. Müesseseler de caminin içerisinde oluşuyor. Cami¸ kitabı ve kütüphaneyi kanatlarının altına alıyor¸ sonra azad ediyor. Tıpkı tavuğun civcivleri gibi… Camide¸ tekkede¸ dergahda¸ hangahda muallimhanede kurulan kütüphaneler¸ 1668 yılına kadar bu tip yerlerde kuruluyordu. İlk müstakil kütüphane Divan Yolu’ndaki Köprülü Kütüphanesi’dir. Daha sonra Atıf Efendi¸ Ragıp Paşa¸ gibi müstakil kütüphaneler açılmıştır. Daha sonra Şehit Ali Paşa’nın vakf ettiği üç kütüphaneden biri olan Vefa Lisesi’nin yanı başındaki kütüphane¸ Fatih Konağı’ndaki kütüphane¸ Beylerbeyi Yalısı’ndaki kütüphaneler açılmıştır. Üçünün de memuru var¸ Hafızı Kütübü var.
Osmanlı’daki insanlar kitapla çok ilgili o halde?
Evet¸ kesinlikle öyle. Düşünün¸ Çengelköy o zaman sayfiye yeri¸ demek ki orada bile kütüphaneye ihtiyaç duyulmuş. Dikkat çekmek istediğim bir konu¸ bu tip yerlerde kurulan kütüphanelerin tamamı vakıf kütüphanesidir. Son zamanlarda Osmanlı Devleti’nin zayıflamasıyla bunlara bakım yapılamadı¸ bundan dolayı 1918 yılında Evkaf Nezareti’yle bir toplantı oldu ve bu kütüphaneleri toplamaya karar verdiler. İlk defa Yavuz Selim’e daha sonra Süleymaniye Külliyesi’nin birinci ve ikinci medreselerine toplamaya karar verildi. Son zamanlardaki birikimlerle birlikte Süleymaniye’de toplanan vakıf kütüphanelerinin sayısı 127’dir. Osmanlılardan kalma olanlar 114 tane¸ sonra bu sayı arttı. Süleymaniye Kütüphanesi içerisinde bulunan bu koleksiyonların büyük çoğunluğu yazmadır ve vakıf eserleridir. Matbu olan çok az kitap vardır. Süleymaniye dünyada en çok yazma eser bulunduran kütüphanedir.
Süleymaniye’de kaç kitap var?
140 bin.
Kitapların bozulması hangi nedenlerden gerçekleşiyor?
Kitaplar zaman aşımından¸ rutubetten¸ sıcaktan veya kötü kullanımdan dolayı bozuluyorlar. Bu bakımdan Osmanlılar zamanında yer yer tamir faaliyetleri olmuş onları geliştirmişler. Kütüphane olarak yapılan kütüphanelerin hiçbiri toprak üzerinde yapılmamıştır¸ altında mutlaka bir bodrum vardır Ragıp Paşa¸ Atıf Efendi ve Nuru Osmaniye de öyledir¸ altı boştur kitaplar onun üstünde bir depoya konulmuştur. Çünkü rutubet bakteri üretiyor¸ bakteriler de kağıtları pamuklaştırıyor ve üzerindeki yazı silinerek yok olup gidiyor.

Kütüphaneciliğin Piri de Fatih’tir
Kitapların bakım servisi ayrı mı?
Süleymaniye’ de 1950 yılında mikro film servisi ve patoloji servisi¸ yani kitap üzerine bir hastane kuruluyor. Şimdi ise nadir eserlerin tamir ve bakımı için yapılan bir merkez halinde çalışmasına devam ediyor. Burada her türlü bakım yapılıyor. Cilt hangi devrin cildi ise o özellikteki cilt kullanılarak tamir ediliyor.
Olumlu sonuçlar alınabiliyor mu bu çalışmalardan?
Çok fazla değil¸ yani geniş çapta çok şey üretilmiyor ama yapılan şey sağlam olarak yapılıyor. Daha yeni yeni bir merkez haline geldikten sonra üç tane laboratuar kuruldu¸ laboratuarların bütün malzemeleri satın alındı fakat mühendis alınmamıştı. Bu hükümet zamanında kimya mühendisleri alındı. Bunlar çalışmaya başladı. Ben ayrılmadan bir yıl önce yani geçtiğimiz yıl TÜBİTAK ile temas kurdum. TÜBİTAK bir proje hazırladı¸ Devlet Planlama tarafından onaylandı. Marmara Üniversitesi’nin Kimya Bölümü¸ TÜBİTAK¸ İstanbul Üniversitesi ve Kültür Bakanlığı ortaklaşa böyle bir proje yürütüyor.
Ne hissediyorsunuz¸ nadir bir kitabın tamiri yapıldığında?
Tarifi mümkün değil. Kelimelerle ifade edemem. Öyle çok kitap var ki¸ her kitap öyle ama yapılan meşhur kitaplardan birkaç tanesini söyleyeyim; mesela Topkapı Sarayı’ndaki Hz. Osman’a ait olarak bilinen ceylan derisine yazılmış Kur’an-ı Kerim¸ Süleymaniye Kütüphanesi’nde deri ile tamir edildi ve yerine gönderildi. Yine İbn-i Sina’nın bir kitabını tamir ettik¸ sonra Kemalettin Fahrettin’in¸ İbni Haykem’in talebesinin göz mercekleri hakkında¸ ışık kırılmaları hakkında bir kitabını tamir ettik.
Bu tamiratlarla ilgili bir anınız var mı?
Yüzlerce var. Fakat benim için önemli olan bir şey var¸ onu aktarayım. Süleymaniye Kütüphanesi’nde sık sık elektrikler kesiliyordu. Evyap’tan Mürüvvet Hanım’ın büyük yardımıyla bir jenaretör aldık. O jeneratörün önünden geçerken inanın 17 yaşında aşık olduğum kızın yanından geçerken duyduğum heyecanı duyuyordum.
Türkiye’de Osmanlı’da kütüphaneciliğin piri kimdir?
Fatih’e dayandırılır. Fatih Manisa’da şehzade iken birtakım kitapları var¸ kendi evinde okuyor. Edirne’ye geliyor¸ padişah oluyor¸ gene kitapları var¸ İstanbul’a geliyor gene kitapları var. Üçüncü Ahmet Topkapı Sarayı’nı yaptırdığı zaman şimdi 3. Ahmet Kütüphanesi dediğimiz yerde ilk kitaplarını Fatih’in kitaplar oluşturur. Derler ki¸ Fatih’in hazinesinde kılıçtan¸ kalkandan çok kitap vardır. Sürekli onlarla haşır neşir. Fakat Türk tarihinde yine önemli kütüphaneler var. Rey’de Selçuklular zamanında¸ Orta Asya’da önemli kütüphaneler var. Rey Şehri’nde tam on tane kütüphane olduğu yazılıdır.
Kitapları Dijital Ortama Aktarmamız Hayli Sancılı Oldu
Kitapların dijital ortama aktarırken nasıl bir süreç izlendi?
Ülkede tek bir nüshası olan eski gazeteler¸ kitaplar mecmualar¸ mikro filmden okuyucuya ulaşması lazım. Yoksa yıpranır. Bütün dünyada kabul edilen yöntem budur. Ancak mikrofilm çok pahalı bir sistem. Her şeyiyle ithal olduğu için bu sistem tam kurulamadı. Tam iki yıl mücadele ettik dijital ortama aktarım için. Eserlerin dijital ortama aktarılması konusunu hiç bilmiyordum. Ne bilgisayarı biliyordum¸ ne fotoğraf makinesini… Üstelik ne de paramız vardı. Ama ızdırap çekiyordum bu işin yapılabilmesi için. Örneğin Van’daki bir delikanlıya bu işin ucuz bir şekilde ulaşması lazımdı. Ama olmuyordu. Sonunda bu işin olabilirliğinin farkına vardık. İlgililerle temas kurarak önce fotoğraf makinesi konusunda bilgilendik. Peşinden de bilgisayara aktarma noktasına geldik. Bu sefer para aramaya başladık. Allah razı olsun Murat Ülker Bey bilgisayarları temin etti. Fakat fotoğraf makinesi ile bilgisayarları bir türlü tanıştıramıyoruz. Fotoğrafçıyı getiriyorum¸ “Ben bilgisayardan anlamam” diyor¸ bilgisayarcı “Ben fotoğraftan anlamam” diyor. Büyük bir ümitsizliğe düştük. Yapılan hayırlar boşa gitti¸ diye sabahlara kadar uyuyamadım. Hep sinirden dişlerimi sıkmışım. Hanım sürekli soruyordu. “Ne oldu niçin inliyorsun” diye.
Sonra nasıl çözdünüz?
Yıllar önce Gölcük’ten bir delikanlı gelmişti kütüphaneye. Bir gün yine ziyaretime geldi. Konuşurken mesele açıldı. “Ben yaparım” dedi. Çocuk bu işleri bilmiyor ama çok çok zeki ve sabırlı. Bir tuşa otuz kere bastığını biliyorum. Gece geç saatlere kadar çalıştık. Ben bile bıkıyordum¸ o gitmiyordu. Ona bir şey de diyemiyordum. Sonra öğrendim ki¸ bu çocuk ilkokul mezunuymuş. Türkiye’de lazer fiziğini en iyi bilen kişi imiş. Şimdi TÜBİTAK’ta çalışıyor. NASA’dan da istemişler gitmemiş. Böylece yazma eserleri dijital ortama aktarmaya başladık. Yavaş yavaş ilerledik. Tabi fotoğraf makinesi ve ışıkla ilgili de bir sürü aşamalardan geçtik. Olsun¸ nihayet çekime başladık. Evyap ’tan Mürüvvet Hanım Allah rahmet eylesin¸ o devreye girdi. Bana daha önce söylemişti¸ “Bir şeye ihtiyacınız var mı” diye. Ben de “yok” demiştim. Oysaki “para” diye kıvranıyordum. Sonra bana bir personel katkısında bulundular. Burs verdikleri bir öğrenci eğitimini tamamlamış ve mezun olmuş. Onlar da bu öğrenciye katkıda bulunmak istediklerinden bize yönlendirdiler. Ücretini oradan aldı¸ bizde çalıştı. Bir personel bir personeldir. Kız geldi çalışmaya başladı.Öğrendik ki¸ bilgisayarcıymış. Körün istediği bir göz¸ Allah verdi iki göz. Böylece hayli mesafe almaya başladık. Sonra o çalışan bayan arkadaşımız bir ay sonra maaş almaya gitti. Ona ne olduğunu sordular. O da durumu anlatınca bu sefer Mürüvvet Hanım bana telefon açtı. “Yahu niçin söylemiyorsunuz Nevzat Bey¸ ben size soruyorum bir ihtiyacınız var mı diye” dedi. Ondan sonra kesenin ağzını iyice açtılar. Allah binlerce kez razı olsun. Kaplumbağa hızıyla yürüyordum beni Mercedes’e bindirdiler.15 tane bilgisayar alındı¸ Server alındı¸ jeneratör alındı¸ dijital kameralar alındı. Gece mesaisi koyduk. O gece mesaisinin tutarı üç milyar lira idi. Hala ödeniyor. Bir günde 15 bin poz çekiliyor. Dünya üzerinde hiçbir arşiv bu kadar hızlı çekim yapmamıştır.
Yerli Araştırmacılarda Artış Var
Aktarım devam ediyor mu?
Evet 140 bin kitap bitmek üzere.
Dijital ortamdan okuyucu nasıl istifade ediyor?
Şöyle oluyor efendim: Biz 10 bin GB’lık sistem kurduk. Okuma salonlarına bilgisayarlar var. Bu bilgisayarları ana Server’e bağladık. Siz geliyorsunuz¸ bilgisayarın başına oturuyorsunuz¸ hangi kitabı istiyorsanız giriyorsunuz ve ekrana geliyor. Halbuki eskiden öyle miydi? 40 tane depodan geliyor¸ bekliyordunuz. Şimdi bunu CD ortamında alabiliyorsunuz.
Sizce dijital ortam rüştünü ispat etti mi?
İlk zamanlar şüphelerim vardı. Çünkü ilk edindiğim bilgiler çok iç açıcı değildi. CD’lerin ömrü yirmi yıl civarındaydı. Fakat artık şimdi yedeklemek için o kadar çeşitli unsurlar çıktı ki¸ gözüm arkada değil. Büyük ambarlar¸ çıktı. Hard Disck’lerin kapasiteleri çok arttı.Teknoloji bir taraftan küçülttü bir taraftan yedeğini çoğalttı. Yeni teknoloji de uyumlu hale getiriliyor. Her kütüphanenin bir dijital arşivi olmalı. Türkiye’de de programlarcılar arttı. Biz Anadolu’da birçok ilin dijital altyapısına yardımcı olduk.
Kütüphaneye yerli mi yoksa yabancı araştırmacılar mı daha çok gelir?
İlk zamanlar yabancı çok gelirdi. Fakat Türkiye’deki üniversitelerin sayısı artınca yerli okurlar yabancıların önüne geçti.
Yazma Eserler İnternet Üzerinden Herkese Açılmamalı
En çok hangi ülkeye mensup insanlar geliyor kütüphaneye?
Önceden en çok Amerika ve Avrupa idi. Şimdi Japonlar da bir artış var. Japonların bitmeyen bir enerjileri var. Hiçbir ülkeye benzemiyor.
Darende’nin de kitap ve kütüphane ile ilgisi çok büyüktür. Bu konuda ne söylemek istersiniz?
Darende önemli bir ilim şehri. Orada Osmanlılardan kalan yazma bir kütüphane vardı. Geçen yıl onu Konya’ya naklettiler. Bu doğru değildi. Çünkü bir el yazması kütüphane o beldenin anıtıdır. Bir değil yüz fabrika yapsanız onun yerini doldurmaz. Sonrasında ise merhum Hulûsi Efendi’nin kütüphanesi onun boşluğunu dolduruyor. Vakfın da bu konudaki gayretlerini biliyor ve takip ediyorum. İyi bir kütüphanenin¸ içinde yazmaların da bulunduğu kütüphanelerin teşekkül ettiğini biliyorum. H. Hamidettin Ateş Beyefendi tarihe ve kültüre sahip çıkıyor. Kendisini takdir ediyorum.
Bütün kitaplar internet üzerinden kamuya açılmalı mı? Dünyadaki yaklaşım nedir?
Geçen sene Londra’da dünyanın önde gelen kütüphane temsilcileri yazmaların internetten okuyucuya açılmasına karşı çıktılar. İsteyen gider¸ okur ve CD ortamında edinir. Ancak internet üzerinden kitap talep edilirse CD ortamında okuyucuya posta ile gönderilir.
Efendim size çok teşekkür ediyoruz.
Ben de teşekkür ederim

Sayfayı Paylaş