İSLÂM TIP SANATININ USTALARI

Somuncu Baba

İslâm tıbbının üstatları¸ Müslüman coğrafyanın dışındaki kültür ve bilim çevrelerinden beslenmişlerdir. Böylece onlar kendi tıp sanatlarını geliştirmişler ve tüm insanlığın hizmetine ve yararına sunmuşlardır. Tıp bilginlerimizin ortaya koyduğu yöntemler ve kullandıkları aletler¸ yüzyıllarca dünya hekimlerince takip edilmiş ve kullanılmıştır. Bu anlamda Müslüman tıp sanatkârları¸ özgün ve orijinal tedavi metotlarını tıp âlemine

İslâm tıbbının üstatları¸ Müslüman coğrafyanın dışındaki kültür ve bilim çevrelerinden beslenmişlerdir. Böylece onlar kendi tıp sanatlarını geliştirmişler ve tüm insanlığın hizmetine ve yararına sunmuşlardır. Tıp bilginlerimizin ortaya koyduğu yöntemler ve kullandıkları aletler¸ yüzyıllarca dünya hekimlerince takip edilmiş ve kullanılmıştır. Bu anlamda Müslüman tıp sanatkârları¸ özgün ve orijinal tedavi metotlarını tıp âlemine kazandırmışlardır.
Koruyucu Hekimlik ve Hamamlar
Müslüman hekimlerin uyguladığı yöntemler içerisinden birisi¸ insan bedenine faydası yönüyle değerlendirilen geleneksel hamamlardır. Bu anlamda hamam ve kaplıcaları¸ İslâm dünyasının her bölgesinde görmek mümkündür. İslâm’ın temizliğe verdiği önemin bir sonucu olarak hamamlar¸ İslâm coğrafyasının her tarafında çok erken zamanlarda inşa edilmiştir.
Bununla birlikte sıcak-soğuk hava ve suyun yararlarına ek olarak belli bir sanat erbabınca yürütülen keseleme veya masaj uygulamasına Müslüman hekimler tarafından tıbbî amaçlarla başvurulmuştur.1
Müslüman Hekimlere Özgü Uygulamalar ve Metotlar
Müslüman hekimler¸ hastalık teşhis ve tedavisinde çoğunlukla nabız¸ ten rengi gibi dış faktörlere başvurdular. Onlar¸ bu yöntemlerden çok olumlu sonuçlar alarak yararlandılar. Ayrıca İslâm tıbbının pratisyenleri¸ iç hastalıklarında sindirim sisteminin öneminin bilincindeydiler. Bunun için de sindirim organlarının düzenli çalışmasını sağlamak amacıyla müshil gibi ilaçları kullandılar.
Müslüman tabipler¸ vücuttan zehirleri atmak ve mevsim değişiklikleriyle oluşan yeni iklim koşullarına bedeni hazırlamak için kan alma yöntemini sık sık uyguladılar. Çok sayıdaki hastalığın varlığından haberdar olan hekimler¸ tıp tarihinde ilk tanınıp tanımlanan çiçek hastalığı¸ menenjit¸ boğmaca¸ saman nezlesi gibi hastalıkları da eski tıp eserlerinden öğrenmişlerdir.
“Müslümanların bu ve öteki hastalıkları ele alışı hiç kuşkusuz hümoral patalojiye ve ahlatın mizacı ile İslâm tıbbının temelini teşkil eden iklim¸ yiyecek ve ilaç gibi dış faktörler arasındaki tekabül teorisine dayanıyordu.”2
Müslüman hekimleri¸ diğer meslektaşlarından farklılaştıran bir diğer özellik ise¸ onların tıp tarihinde reçete yazma yöntemini ilk defa kullanan tabipler olmasıdır. “Akrabadin” olarak isimlendirilen ilaç yapım¸ terkip ve tertibi hakkındaki eserlerin ilk numunelerine İslâm tıbbında rastlanılmaktadır.3
Cerrahî
“Müslüman hekimler zorunlu olmadığı durumlarda cerrahî müdahaleyi çoğu kere tasvip etmezdi; fakat bununla birlikte sezaryen ameliyatından karmaşık göz ameliyatlarına kadar bir çok cerrahî müdahale resmedilmiş; tanımlanmıştır. Çeşitli ameliyat gereçleri¸ özellikle çeşitli kesici aletler geliştirilmişti ki¸ bunlarda bazıları güzellik ve faydayı kendisinde nefis şekilde birleşmişti; çoğu da küçük farklılıklar geçirerek çağları aşmış¸ nispeten değişmeden bugüne kadar gelmiştir. Bu aletlerin çoğu¸ İslâm’da cerrahinin zirvesini gösteren Kitâb et-Tasrîf adlı eserde resmedilmiş olan aletlere kadar geri gider; bu kitabın yazarı Batı’da Albucasis şeklinde gayet iyi tanınan Endülüslü Ebu’l-Kâsım ez-Zerkavî idi.”4
İslm tıbbında¸ kırık ve çıkıklarla ilgili tedavi yöntemlerinde cerrahî yöntemler tercih edilmez. Çıkık bölgesine ve kırık kemiklere dışarıdan baskı alet ve araçları uygulanarak hastalığın tedavisi yapılırdı. Kırık ve çıkıklar alanındaki başarılı sonuçlar¸ İslâm tıbbının sanatkarları tarafından gerçekleştiriliyordu. Bu konuda varılan nokta¸ modern hekimlerle rekabete edebilecek bir üst sınara ulaşmıştı.
“Geleneksel kemik ilmi (osteoloji)nin bu uygulayıcılarının başarı ve mahareti sebebiyle İslâm tıbbının bu dalı¸ öteki branşların artık ciddi şekilde uygulanmadığı kesimlerde bile bugüne en canlı şekilde ulaşan bir sanat olmuştur.”5
Diş Tedavisi
Müslüman hekimler¸ diş tedavisi ile birlikte ağza da çeşitli cerrahî müdahale yöntemleri geliştirmişlerdir.
Onlar¸ diş sağlığına ek olarak diş hastalıklarını sistemli bir şekilde tedavi etmişler; hastalar için hayvan kemiklerinden takma dişler üretmişlerdir.6
İslâm Tıbbının Ustaları
İslâm tıbbının kuruluşu¸ Cündişapur’dan Bağdat’a büyük tabiplerin gelmesiyle başlar. Bu tıp bilginleri¸ Buhtîşû ailesinin üyelerinden oluşmaktaydı. Onlardan Cürcîs b. Buhtîşû ve Cibrâîl Buhtîşû¸ bu şehirde tıp hakkında eserler vermiş¸ öğrenciler yetiştirmiş ve bir tıp uygulama geleneğinin ustaları olmuşlardır.
Yine İslâm tıbbının kuruluş ve gelişiminde desteği olan Bermekî ailesi¸ halifeler tarafından desteklenen Buhtîşû ailesi¸ Mâseveyh ve öteki ailelerle birlikte Cündişapur’daki tıp akademisini¸ zaman içerisinde dünyanın en önemli tıp merkezi olacak şekilde Bağdat’a taşıyarak geliştirdiler.7
Psikofizyolojinin Kurucusu Kindi
İslâm tıbbının ilklerinden biri olarak kabul edilen Kindî¸ bu alanda önemli kazanımlara sahiplik yapmıştır. O¸ psikofizyolojinin kurucusudur. Psikofizyoloji¸ fizikî etkenlerin insan ruhunda¸ hissiyatında ortaya çıkardığı etkiyi ölçme bilimidir.
Bu bilimi tıp sahasının bir bölümü kabul eden Kindî¸ hastalığın şiddet ve tabiatıyla ilaçların bünyede ortaya çıkaracağı etkinin ölçülebilir olduğunu kabul eder. Böylece o¸ ilaçların yan etkilerinin giderilebileceğini bildirir.
Çağına göre bu ileri tespitler¸ modern psikofizyolojinin temel kanunlarını ortaya koyan Weber ve Fechner’den çok önceleri¸ Kindî tarafından bilim dünyasına kazandırılmıştır.8
İslâm Tıbbının Büyük Hekimi Râzi
Dokuzuncu ve onuncu yüzyılda İslâm tıbbı¸ kendinden önceki Galen tıbbının bir devamı olarak görülmemelidir. Zira Ebû Bekir er-Râzî¸ bu çağda büyük bir tabip olarak varlığını tıp dünyasına kanıtlamıştır.9
Râzî¸ hem usta bir hekim hem de tıp yazarıydı. O¸ çok sayıda el kitapları yazmış; kızamık ve çiçek hastalığı hususunda eserler telif etmiştir. Tıp alanı dışındaki düşünceleri¸ Râzî’nin eleştirilere uğramasına sebep olmuştur. Bu hususu yine bir tıp hekimi olan İbn Sînâ şu sözlerle anlatmıştı: “er-Râzî zamanını çıbanlara¸ idrara ve dışkıya hasretmeliydi ve yeteneklerini aşan işlerle uğraşmaktan sakınmalıydı.”10
Tıbbı Sistemleştiren Bilgin İbn Sînâ
İbn Sînâ’nın yüzyılları aşan bir tıp şaheseri olan Kânûn adlı eseri¸ İslâm dünyasında ve Batı dünyasında çok yaygın olarak okunan ve okutulan nadide bir kitaptır. Aynı zamanda filozof da olan İbn Sîn⸠felsefede de önemli etkileri olan bir Türk bilginidir.11
İbn Sîn⸠onsekiz yaşında büyük bir tabip olmuş; Sâmânîler’in emirlik kütüphanesinden yararlanmış; klinik deneyim elde etmiş ve bunun sonucunda şöhreti her tarafa yayılmıştır. Tıbbı sistemleştiren İbn Sînâ’nın eserleri¸ temel kaynak kitap olması vasfını elde etmiştir.12
Cerrahların Üstadı Zerkavî
936’da Endülüs/Kurtuba’da doğan Zerkavî¸ büyük bir Müslüman cerrahtır. O¸ otuz ciltten oluşan bir tıp kitabını kaleme aldı. Tıbbı ahlâkla beraber düşünen bir model ortaya koydu. Tıbbî uygulamaları¸ simya¸ felsefe ve ilahiyattan ayrı olarak gerçekleştirdi.
“Doğum konusunda mükemmel bir hekim olan el-Zerkavî¸ cerrahlık ve cerrahî aletler üzerinde çok sayıda yazı yazdı; yaptığı cerrahî operasyonlar üçyüz yıl boyunca cerrahî tekniğinin en üst düzeyini temsil etti.”13
Pratisyen Hekim İbn Rüşd
İbn Rüşd’ün kapsamlı eseri¸ İbn Sînâ’nın kitabından daha fazla ilgiyle karşılanmıştır. Ancak¸ İbn Rüşd¸ yenilik getiren (teorisyen) bir kişiden ziyade¸ uygulamacı bir hekim olarak kalmıştır. 14
“Kılcal Damarları” Tanıtan Tabip Kufî
Karak’ta 1233’de doğan Kufî¸ Eyyübî halifelerinin yönetimindeki bir sarayda çalışan Hristiyan bir Arabın oğludur. Suriye’de Memluk ordusunda cerrahlık yapan Kufî¸ çok eserler vermiştir.
İbn Sînâ’nın bilimsel düşünceleri üzerine bir şerh yazmış olan Kufî¸ cerrahî alanında¸ o güne kadar yazılmamış¸ kapsamlı Arapça bir tıp eseri hazırlamıştır. O¸ bu konudaki tecrübesini¸ Haçlı Seferleri’nde yaralanan çok sayıdaki hastanın tedavisinde kazanmıştır.
“….el-Kufî¸ kılcal damarlar için verdiği tanım ve kalp kapakçıklarının işlemesiyle ilgili açıklamaları sayesinde hatırlanmaktadır. Bunu¸ mikroskop döneminden çok önce¸ Avrupa’da Malphigi’nin kılcal damarları tanımlamasından dört yüzyıl önce yapmıştır; ancak¸ el-Kufî’nin tanımı çok dikkatli bir gözlem sonucu yapılmış olup¸ şanslı bir tahminin ötesindedir.”15
Kan Dolaşımını Bulan Hekim İbn Nefis
Tıbbın büyük bilgini Hippokrat’ın İnsanın Tabiatı adlı eserine şerh yazan İbn Nefiş günümüzde küçük kan dolaşımını¸ yani kalp ile akciğerler arasındaki dolaşımı bulmasıyla bilinir. O¸ bu keşfini ilan ettiği eserinde¸ kanın kalbin bir tarafından diğer tarafına geçtiğini farzeden Galenos’un hatalı olduğunu açıklamıştır.
“İbn Nefis’in bu önemli keşfi¸ küçük kan dolaşımının Avrupa’da Servetus (1553) ve Colombo (1559) tarafından tanımlanışından üç yüzyıl önce yapılmıştı. Servetus ve Colombo’nun tanımları ise¸ İbn Nefis’in fikirlerinin Batı’ya ulaşmasından otuz yıl sonra verilmişti.”16
Sonuç olarak Müslüman hekimlerin düşünce ve deney(im)lerinin ürünü olan İslâm tıbbı¸ yaşadığımız çağda giderek dikkat çekmektedir. Bir gelenek birikimi olan İslâm tıbbının¸ bedeni ruhtan ayıran insanlığa¸ farmakolojiden psikosomatik tıbba kadar olan birçok alanda hâlâ söyleyecek sözü bulunmaktadır. İnsanlık¸ bedenlerdeki ve tabiattaki mükemmel uyumu ve dengeyi yok etmeden17¸ İslâm tıbbının kadîm sırları ve birikimi¸ yaşayanların faydasına sunulmalıdır.

Kaynakça

1. Afzalurrahman¸ Sîret Ansiklopedisi¸ çev: Komisyon¸ II. baskı¸ İstanbul 1996¸ III¸ 275.
2. “Onlar¸ kendi canları çekmesiyle yoksula¸ yetime ve esire yedirirler.” Bkz. İnsan¸ 8.
3. Muhammed Hamidullah¸ İslâm Peygamberi¸ çev: Salih Tuğ¸ Ankara 2003¸ II¸ 1002.
4. İbn Hişâm¸ es-Siyretü’n-Nebeviyye¸ tah: Mustafa es-Sakka¸ İbrahim Ebyân¸ Abdülhafîz Şelbî¸ Mısır trz¸ II¸ 638-639; Hüseyin b. Muhammed b. el-Hasan el-Diyarbekrî¸ Târihû’l-Hamîş Beyrut trz¸ II¸ 3; Hamidullah¸ İslâm Peygamberi¸ I¸ 403-404.
5. İbn Sa’d¸ et-Tabakâtu’l-Kübr⸠tak: İhsân Abbaş Beyrut trz¸ II¸ 22-26; Ebû Cafer Muhammed b. Cerîr et-Taberî¸ Tarîhu’r-Rusul ve’l-Mulûk¸ tah: M. Ebû’l-Fadl İbrahim¸ VI. baskı¸ Kahire 1990¸ II¸ 474-475.
6. İbn Sa’d¸ age¸ II¸ 22-26; Taberî¸ Tarîhu’r-Rusul ve’l-Mulûk¸ II¸ 463; Takîyiddin Ahmed b. Ali b. Abdulkâdir b. Muhammed el-Makrizî¸ İmtâu’l-Esm⸠tah: M. A. El-Nemisî¸ Beyrut 1999¸ I¸ 119.
7. İbn Hişâm¸ es-Siyretü’n-Nebeviyye¸ I¸ 660; Hamidullah¸ İslâm Peygamberi¸ I¸ 226.
8. Taberî¸ Tarîhu’r-Rusul ve’l-Mulûk¸ II¸ 460-461.
9. Taberî¸ age¸ I¸ 461; Muhammed b. Ömer Vâkıdî¸ Kitâbu’l-Meğazî¸ tah: M. Joneş III. baskı¸ Beyrut 1984¸ I¸ 119; Hamidullah¸ İslâm Peygamberi¸ I¸ 226-227.
10. Hamidullah¸ age¸ I¸ 518-519.
11. İbn Hişâm¸ es-Siyretü’n-Nebeviyye¸ II¸ 579-581; Hamidullah¸ age¸ I¸ 519-520.
12. Taberî¸ Tarîhu’r-Rusul ve’l-Mulûk¸ II¸ 474-475; Hamidullah¸ age¸ II¸ 893.
13. Hamidullah¸ age¸ II¸ 895.

Sayfayı Paylaş