BİR KUTSAL BELDE ŞAM-I ŞERİF

Somuncu Baba

Sabahın erken saatlerinde Amman’dan yola çıktık ve Suriye kapısına doğru harekete başladık. Suriye kapısına geldiğimizde bir müddet burada kaldık. Bu sırada Vakıf Mütevelli Heyet Başkanımız “Siz burada bu kadar rahat şekilde oturabilir miydiniz” buyurdu. O sırada sivil polisler geldiler ve bazı arkadaşlarımıza sorular sordular ve sessizce dönüp gittiler. Sonra çay

Sabahın erken saatlerinde Amman’dan yola çıktık ve Suriye kapısına doğru harekete başladık. Suriye kapısına geldiğimizde bir müddet burada kaldık. Bu sırada Vakıf Mütevelli Heyet Başkanımız “Siz burada bu kadar rahat şekilde oturabilir miydiniz” buyurdu. O sırada sivil polisler geldiler ve bazı arkadaşlarımıza sorular sordular ve sessizce dönüp gittiler. Sonra çay sohbeti yapıldı bu sohbet sırasında Orta Doğu topraklarının müstemlekeci güçler tarafından nasıl parçalandığını anlatıldı ve bu sohbetten arkadaşlarımız çok etkilendiler.
Saat 11:15 de Suriye kapısından içeriye girdik ve Busra şehrine doğru harekete geçtik. Busra’da ilk olarak Roma Anfi tiyatrosuna geldik¸ burayı gezdik¸ tiyatronun özellikleri anlatıldı. Hüsameddin Bey Anfi tiyatroda güzel bir ezan okudu. Vakıf Başkanımız “Çok güzel okuyor sesi tıpkı babasına benziyor” buyurdu. Buradan ayrıldıktan sonra Rahip Bahira’nın Hz. Peygamberimizle (s.a.v) görüştüğü yeri ziyaret ettik. Rahip Bahira’nın Hz¸ Peygambere zarar vermesinler diye beklettiği yerin ziyaretinde bulunduk. Burada¸ şu anda bir mescit inşa edilmiş durumdadır. Hatta Hz. Osman zamanında Kur’an-ı Kerim çoğaltılarak dünyanın değişik yerlerine gönderilmiştir. Kur’an-ı taşıyan develerden biri Hz Peygamberimizin gençken beklediği bu alana gelince çökmüş ve bir daha kalkmamıştır. Hâlâ çöktüğü yerlerde taşın üzerinde izler vardır. Burada ise güzel bir mescid yapılmıştır. Ecnadeyn ve Yermük zaferlerinden sonra Hz. Ömer zamanında yapılan ve restore edilen camileri ziyarette bulunduk. Buralar metruk ve harabe haldeydi. Hatta Fransızların işgali sırasında buralar tahrip edilmiş¸ camilerin bir kısım yerleri yıkılmış ayetler kırılmış ve silinmiştir. Fransız müstemlekeciliğinin en güzel örneğini buralarda görmemiz mümkündür.
Şam-ı Şerif
28 Mayıs 2007’de saat 17:00’de tüm kafile olarak Şam’a geldik burada otelimize yerleştikten sonra 18:00’de otelden ayrılarak II. Abdulhamit döneminde yaptırılmış olan Hamidiye çarşısına geldik. Bu çarşı çok güzel ve mükemmel bir şekilde inşa edilmişti. Çarşı içerisindeki geniş yollar ve muntazam dizayn edilmiş dükkânlar dikkati çekmekteydi. Çarşının üst bölümü ise daha sonra restore edilmiştir. Çarşı içerisinde Ebu Hureyre (r.a)’nin türbesini ziyarette bulunduk. Selahaddin Eyyubi hazretleri ile 3 Türk şehidinin türbesi ziyaret edildi. Sonra Hz. Hüseyin Efendimizin kızı Rukiye Hatun’un türbesini ziyaret ettik. O kadar geniş mekânda muhteşem yapılmış mimari eser yaklaşık 2000 m2 lik alanda sanki bir insan seli vardı¸ tabiri caizse iğne atsan yere düşmezdi. Çok temiz ve çok narin olan bu yapıda çok güzel bir manevî hava vardı. Vakıf Başkanımız ise bu türbe-i muazzamada hüzünlendi¸ ziyaret tamamlandıktan sonra tüm arkadaşlar edebe uygun olarak bu mekânı terk etti. Geçen kafileye tüm insanlar imrenerek baktılar.
Yaklaşık 200 m. yürüdükten sonra meşhur Emeviye Camiine geldik. Gerçekten bu eser İslâm mimarisinin çok güzel örneğini teşkil etmektedir. Cami 715 yılında Emevi hükümdarı Mervan Bin Abdulmelik tarafından yapılmıştır. Dört Halife devrinde Halid Bin Velid tarafından alınan bu mekân kiliseden mescide çevrilmiş¸ bu dönemde de çok büyük cami haline getirilmiştir. Dış yüzeyinde bulunan mozaikler harikuladedir¸ görülmeye değer muhteşem sanat eseridir. Emevi Camiinde Beyaz Minare adı verilen yere Hz. İsa’nın (Mesih) ineceği bilinmektedir. Kayıtbey minaresi Memlüklü sultanı tarafından yaptırılmıştır. Arus minaresi ise 40 müezzin tarafından dönerek ezanın okunduğu bir şaheserdir. İşte bu şartlar içerisinde akşam namazını eda ettiğimiz camide çocuklar¸ gençler ve cemaatten bazıları Vakıf Başkanımızla görüştüler¸ hatta yatılı bir medrese öğrencisi bir kitap imzalattı.
Emevi’ye Caminin batıya dönük sağ köşesinde bulunan Hz. Hüseyin efendimizin kesilen başının bulunduğu türbeyi ziyaretimiz esnasında oldukça hüzünlü bir hâl yaşandı. Okuduğumuz fatiha ve Kur’anlardan sonra buradan ayrıldık. Emeviye Camisi içerisinde bulunan Yahya Peygamberin türbesini ziyaret ettik. Tüm ziyaretgâhlarda muhteşem bir manevî hava¸ çok güzel bir manevî atmosfer vardı. Namaz sonrasında akşam yemeği yendi ve çıkışta Vakıf Başkanımızın önderliğinde Darendeli Derviş Paşa Camine gelindi. Güzel bir Osmanlı mimarisi ile yapılan eserde yatsı namazını eda ettikten sonra tekrar yola koyulduk¸ bu sırada saatler 10:25’i göstermekteydi.
29/05/2007 Salı
28.05.2007 Pazartesi saat 23:05’de odalarımıza çıktığımızda her odada bir gül¸ sabahleyin 8:00 de kahvaltı salonuna indiğimizde arkadaşların masasında bir gül görmesi bizleri çok mutlu etti. Çevremize dikkatlice baktığımızda hiçbir masada gül yoktu bu ise bize bulunduğumuz yerin güzelliğini bir kez daha hatırlattı. Rasulallah’ı ve sadat-ı kiramı simgeleyen bu özellik bizlere Allah’ı¸ Rasulallah’ı ve seyitleri hatırlattığı için çok mutlu olduk.
Şeyhim güldür ben onun yaprağıyam
İlahi yaprağı gülden ayırma
sözlerini hatırlarken gönüllerimizi ayrı bir huzur kapladı.
Saat 08:30 da Kasiyon dağına doğru yola çıktık. Bu dağa geldiğimizde Şam’ı kuşbakışı olarak seyrettik. Vakıf Başkanımız Şam hakkında geniş bilgiler aldı.
Saat 10:00’da Mimar Sinan’ın 1554’de yaptığı Süleymaniye Külliyesine geldik. Külliyenin girişinde Suriye hükümetinin Rusya ile ilişkisinden dolayı dış bölümü askeri müze yapılmıştı¸ uçaklar ve silahlar bulunuyordu.
Külliyenin içerisine girdiğimizde çok etkilendik çünkü burada Sultan Vahdettin ve Osmanlı hanedanından bazı fertlerin mezarları vardı. Burada mezarlar tek tek Vakıf Başkanımızca ziyaret edildi¸ Kur’an okundu¸ ruhlarına Fatihalar gönderildi. Vakıf Başkanımız Sultan Vahdettin’i anlattırdı. Vahdettin’in sürgünde neler yaşadığı Milano’da ne zorluklar çektiği anlatılırken bazı arkadaşlarımız gözyaşlarını tutamadı. Öyle ki Sultan Vahdettin’in cenazesine 150 liretlik hacizin konulması¸ tırnak çakısı ile elbisesi üzerindeki küçük elmas parçalarının sökülerek satılması ve cenazenin Şam’a getirilerek defni tüm kafilemizi duygulandırdı. Gözyaşlarımızı tutamadık.
Saat 10:25’de Emin Telbisoğlu iki adet dut ikram ettiğinde nereden aldığını sordu¸ kendisi ağacı işaret ettiğinde “vakıf malıdır yiyemeyiz” dedi.
Saat 10:40 da Hüsameddin Ağabey iki kaysı getirdiğinde yine aynı cevabı aldı. Bunlar ise bizlere vakıf malına gösterilmesi gereken hassasiyetin önem derecesini bir kez daha göstermiş oldu.
Saat 11:10’da meşhur Nakşi şeyhlerinden Hâlid-i Bağdadi hazretlerinin türbesi ziyaret edildi. Huzurlarında Vakıf Başkanımız dizlerinin üzerine oturdu ve tüm arkadaşlar da aynı şekilde edebli bir şekilde oturdu. Süleyman Hoca’ya Kur’an okuttuktan sonra Necmettin Ağabey’i çağırdı ve huzur da silsile-i şerif okutturdu¸ o anda manevî bir hâl oluştu ve gözler yaşardı. Sonra arkadaşların çıkmasını isteyen Vakıf Başkanımız burada Halid-i Bağdadi hazretleri ile manen mülakatta bulundular murakebe halinde oldular.

Sayfayı Paylaş