VEDA MODAEVİNDEN IŞIKLAR

Somuncu Baba

Veda havai fişek seslerini duyunca elindeki çay bardağını önündeki sehpaya koydu ve kalkıp balkona çıktı. Anne¸ babası ve ağabeyi üzüntüyle arkasından baktılar.

Veda havai fişek seslerini duyunca elindeki çay bardağını önündeki sehpaya koydu ve kalkıp balkona çıktı. Anne¸ babası ve ağabeyi üzüntüyle arkasından baktılar. Annesi Sultan Hanım¸ “Yavrum ne kadar da sıkılıyor.” dedi. Emre yumruklarını sıkarak¸ “Enişte Bey sağ olsun.” dedi. Kerim Bey düzelecek ama zamana ihtiyacı var diyerek içini çekti.
Veda karanlık balkonda otururken¸ karşılardan atılan havai fişekleri izliyordu. “Şimdi bunların atıldığı yerdeki insanlar kim bilir neyi kutluyorlar” diye düşündü. Önce bir patlama sesi¸ ardından kocaman bir çiçek halinde gökyüzünden aşağıya doğru akan kırmızı ışıklar. Sonra bir tanesi daha ve ardından bir tane daha. Biten birinin ardından başlayan yeni bir başlangıç gibiydi. Bir süre gözlerini ayırmadan öylece seyretti. Birden¸ o ışıkların gönlüne dolduğunu hissetti. Henüz yirmi iki yaşındaydı ve kendi de hayatının bir dönemini bitirmiş¸ yeni bir başlangıcın eşiğine gelmişti. Yaşıtlarının çoğu henüz hayata atılmamıştı bile. İki ay önce Selim¸ “Seninle aynı dili konuşmuyoruz¸ sıkılıyorum yanında” deyip boşanmak istediğini söylerken Veda boğazının düğümlendiğini hissetti. Kendini zorlayarak¸ “O zaman niye evlendin benimle?” diye sordu.
– Annemlerin zoruyla. İyi bir ailenin kızı¸ terbiyeli¸ görgülü kız dediler. Ama gördüğün gibi bunlar yetmiyor işte. Veda incinmişti. Liseden sonra bir sene dikiş kursuna gitmiş¸ sonra da hemen evlenmişti. Selim ise yüksek lisans yapmış¸ zengin ve başarılı bir bankacıydı.
Baba evine döndüğünde içinin boşaldığını hissetmişti. Ama bu akşam kararını verdi. Artık kendine acımayacaktı ve atılan her havai fişek gibi yeni bir başlangıç yapacaktı.
Gece çok rahat uyudu. Kahvaltıdan önce güzelce giyinip saçlarını taradı ve neşe içinde gelip kahvaltı sofrasına oturdu. Ailesi onu böyle görünce derin bir nefes aldı. Sultan Hanım¸ “Çok şükür Veda’ımıza kavuştuk!” derken Veda da gülümseyerek kalktı ve annesini iki yanağından öptü. Kerim Bey¸ “Bugün ne yapacaksın kızım?” diye sordu. Veda cevap vermeden Emre¸ “ İstersen benimle gel. Arkadaşlarla toplanacağız. Hem onlarla da tanışırsın. Veda uzanıp sevgiyle abisinin elini sıktı ve “Eksik olma. Beni düşündüğünü biliyorum ama bugün çok önemli bir işim var. Evin altındaki boş dükkânda yeni hayatımın temelini atacağım.” dedi.
Evleri Fikirtepe yakınlarında çok vasat bir sokakta olduğu halde karşılarında lise olması ona cesaret veriyordu. Veda o gün boş dükkânı temizleyip¸ boyanmaya hazır hale getirdi. Anne ve babası yardım etmek istedilerse de “ Kendim yaparsam benim için daha kıymetli olur.” diyerek kabul etmedi. Küçük bir modaevi açmak istiyordu. Bir sene dikiş kursuna gittiği ve başka hiçbir işte tecrübesi olmadığı için iş aramayı düşünmedi. Aslında modaevi değil de¸ küçük bir terzi dükkânı olacaktı bu ama Veda hayallerini büyük tutmak istiyordu.
Boyaları alıp dükkâna geldiğinde yüksek tavanlara baktı ve birden iş gözünde büyüdü. Sonra¸ “Böyle durmakla olmaz. Haydi “ya Allah de bir an önce başla” diye kendi kendini yüreklendirirken abisinin neşeli sesini duydu; “Burada bir boyacıya ihtiyaç varmış”
Emre bir tulum giymiş¸ başına boyacı şapkası takmış gülümsüyordu. Veda sevinerek boynuna sarılırken¸ “Senin toplantın yok muydu?” diye sordu. Emre “ Boş ver toplantıyı. Çok sıkıcıydı zaten.”
Bir hafta sonra “Veda Modaevi” sade bir açılış yaptı. Veda cama şöyle bir yazı yazdırmıştı; “Mezuniyetinize Veda Modaevinden bir ışık götürün!”
Dükkân çok güzel olmuştu. Kurstan sonra hiç kullanmadığı dikiş makinesini bir kenara¸ hemen karşısına ikinci el biçki masasını ve yine ikinci el küçük sehpalar üzerine birkaç tane model kitabı koymuştu. Bir köşede ise kaynayan semaver dükkâna sıcak¸ huzurlu bir hava veriyordu. Sultan Hanım¸ hazırladığı hamur işlerini misafirlere ikram ederken kızı adına çok mutluydu.
Veda¸ ertesi günü Ümraniye’den aldığı ucuz ve moda olan kumaşlardan değişik bedenlerde birkaç model kıyafet hazırlamaya başladı. Boşandığı zaman hakim nafaka bağladığı için şimdilik harcamaları ondan yapıyordu ama kendi kendine yetmeye başladığında ilk yapacağı bu nafakayı reddetmek olacaktı. İlk olarak kırmızı puantiyeli bir genç kız elbisesi ile üzerine beyaz ketenden bolero dikti. Dışarıda gördüklerinden farklı olarak kendine özgü süslemeler yaptı. Elbise doğru düzgün ortaya çıkana kadar en az iki-üç elbiselik kumaşı ziyan etti. Ama annesi¸ “Böyle olması normal kızım¸ kaç seneden sonra ilk defa dikiyorsun” diyerek onu yüreklendiriyordu. Böylece zor da olsa çeşitli model ve renklerde bir düzine kıyafet hazırladı. Bu arada ısmarlama dikiş için kimse gelmiyordu. Açalı bir ayı geçmişti ama ufak tefek birkaç parçadan başka bir şey satamamıştı. Onlar da dükkânın masrafını bile karşılamaya yetmiyordu. Veda bu durumdan umudunu kaybedeceğine devamlı “Evelallah olacak bir gün. Yapacak başka bir işim olmadığına göre mecburen çekeceğim bu çileyi.” diyerek çalışmaya devam ediyordu.
Bir gün çarşıdan döndüğünde annesi onu karşılayıp elindeki paketleri alırken başı ile içeriyi işaret etti ve “İlk müşterin seni bekliyor.” dedi. Bekleyen Aylin adında genç bir kızdı. Veda heyecanla¸ “Hoş geldin kızım.” derken ellerinin titrediğini hissetti. Aylin çekinerek¸ “Mezuniyet gecesi için bir elbise istiyorum ama ücreti ancak taksitle ödeyebileceğim.” Veda¸ “Ücreti sonra konuşuruz. Önce nasıl bir şey yapacağımıza bakalım.”
Aylin “Veda Modaevi’nin” ısmarlama ilk müşterisiydi. Aylin’in ölçüsünü alıp birkaç elbise modeli üzerinde konuştular; en son mor iri desenli¸ saten bir kumaştan boyundan bağlı¸ uzun bir elbisede karar kıldılar. Üzerine de lila rengi ipek bir şal yapacaktı. Aylin gittikten sonra Veda hemen kalıp çıkarmaya başladı. Yaptığı işe öyle dalmıştı ki daha sonra gelenleri fark etmedi. Sonradan adının Firdevs olduğunu öğrendiği kadının¸ “Hayırlı işler kızım” diyen sesini duyunca bir an irkildi. Kafasını çizim yaptığı kağıttan kaldırınca kapıda gülümseyerek bakan annesi yaşlarında iki kadın gördü. Kadınlardan biri diğerine göre çok kiloluydu. Veda’dan kendine bir takım dikmesini istiyordu. Firdevs Hanım’ın ölçüsünü alırken çok zorlanacağını hissetti. Zira kadının hafif kamburu çıktığı için¸ arka etek boyunu daha uzun tutması¸ düşük olan omuzlarının ise kol takıldığında düzgün durması için bazı dikiş hilelerine başvurması gerekecekti. Bir başına kaldığında ne yapacağını düşündü. Böyle ölçülerde ilk defa çalışacaktı ve doğrusu ne yapacağını bilmiyordu. En sonunda aklına eski dikiş hocasına danışmak geldi. Ertesi günü kursa gittiğinde o hoca yoktu¸ müdire hanım kalıbı çıkarmasına yardımcı oldu. Firdevs Hanım’ı prova ettikten sonraki haliyle takımı alıp tekrar kursa gitti. Firdevs Hanım’ın kıyafetini teslim etmesine bir hafta vardı. Bu süre içinde Aylin’in tuvaletini dikti. Elbise harika olmuştu ve ilk müşteri olma şerefine kumaş parasından başka ücret almadı. Aylin aynada kendini izlerken Veda¸ arkadaşlarına söyle mezuniyet için “Veda Modaevi’ne” gelenlere “Ece Kuaför’de” % 50 indirim yapacak.” dedi.
Veda temmuz başına kadar çok hareketli ve kazançlı bir dönem geçirdi. Gelen genç kızlara elbise dikmenin yanı sıra onların dertlerini dinliyor¸ bazen yol gösterici öğütlerde bulunuyordu. Kızlar onu kendine çok yakın hissediyorlardı. Öğrencilerin giydiği mezuniyet elbiseleri çok konuşuldu. Bu arada Firdevs Hanım’ın çevresinden de birçok müşterisi oldu. Veda çok mutluydu ve geleceğe dönük büyük umutları vardı. Nitekim bazı büyük firmalardan iş teklifi bile aldı ama o “Veda Modaevi’nin” sonu olur düşüncesiyle kabul etmedi. Burası ilk göz ağrısıydı ve kendi elleriyle büyütecekti.
Zorlu geçen birkaç seneden sonra merkezi bir yerde gerçek anlamda bir moda evi açtı. Bu defa açılışı havai fişeklerle kutladı. Ailesi ve ilk göz ağrısı müşterileri bu mutlu gününde onu yalnız bırakmadı.

Sayfayı Paylaş