HARİKALAR DİYARI PETRA

Somuncu Baba

Kardak kalesine geldiğimizde saatler 14.20’yi gösteriyordu. Bu kale Osmanlı Devletinde Şam sancağına bağlı bir yerdir.

Kardak kalesine geldiğimizde saatler 14.20’yi gösteriyordu. Bu kale Osmanlı Devletinde Şam sancağına bağlı bir yerdir. XI. Yüzyıldan beri stratejik öneme sahip olan bu kale Selçuklu¸ Memluklu ve Osmanlı dönemlerinde bir üs olarak kullanılmış ve haçlıların durdurulduğu stratejik mekan olarak tarihe ismini yazdırmıştır. Hemen gerisinde bulunan Kardak köyü ise Eyyubilerin meşhur komutanı Selahaddin-i Eyyubi’nin doğduğu köydür ve Kudüs’e 45 dakikalık uzaklıktadır. İşte Selahadin-i Eyyubi’nin meşhur Haçlı Ordularına karşı yapmış olduğu savaş ve kazanmış olduğu zaferler hep bu coğrafya da gerçekleşmiştir. Burada öğle yemeklerimizi yedikten sonra Lut Gölüne (Ölü Denize) doğru hareket ettik. Bu göle doğru ilerlerken etrafımızdaki yeryüzünün coğrafi şekli bizleri çok etkiledi. Üç melaikenin Lut Aleyhisselam’ın yanına misafir olarak gelmeleri ve halkın onları istemeleri neticesinde meleklerin yeryüzünü tersyüz ederek o halkı yok etmelerini hatırladık. İşte yeryüzünün ters yüz edilmiş hali aynı şekilde durmaktadır ve tüm insanlara çok güzel bir ibret levhasıdır. İnsan buraları görünce kendi acziyetinin farkına varırken Allah’ın tüm kudretini ise çıplak gözlerle görürken hayretler içerisinde kalıyor.
Lut Gölü hakkında şunları söyleyebiliriz. Bu göl karaların en çoşkun bölgesi üzerindedir. Deniz seviyesinin altındadır. Tuzluluk oranı çok yüksek ve dünyanın en tuzlu denizidir. Çukurda olduğu için yer çekimi ile ters orantı oluşturduğundan insanın suya batmadığını¸ suyun tüm nesneleri kaldırdığını gördük. Deniz ise tıpkı çarşafı andırıyordu. Uzaktan görünüşü muhteşemdi. Etrafında muz¸ zeytin ve üzüm bahçeleri bulunuyor. Lut Gölü’nün etkisiyle bu coğrafyada Akdeniz iklimi hüküm sürüyor. Fakat bu coğrafyalarda insanların şuursuzluğunu ve bilinçsizliği zeminin uygunsuzluğu bizleri çok üzerken sinirlerimizin ise gerilmesine sebep oluyordu. Mutlaka buralara bir Osmanlı elinin değmesi gerekliliğini ise yüreklerimizde hissediyorduk. Ürdün’deki müstemleke hürriyetindeki bir yaşantı bizleri derinden yaralarken her yerde İngiltere’nin etkisini görmek ise mümkün. Burada Müslüman ahalinin çok fazla bozulmuş olduğunu görürken din¸ dil¸ kültür değerinin maksimum ölçüde olduğunu söyleyebiliriz. Lut Gölü’nden ayrılarak Şuayp Peygamberin türbesinin olduğu mekana geldiğimizde saatler 17:00’yi gösteriyordu. İkindi namazını burada eda ettikten sonra Şuayp Aleyhisselam’ın türbesini ziyarette bulunduk ve bir müddet türbe içerisinde kaldık. Arkadaşlarımızdan birisi Şuayp Peygamberin türbesi burası mı yoksa Adıyaman’da mı diye sorması üzerine Vakıf Mütevelli Heyet Başkanımız Hamid Hamidettin Ateş Efendi; “ Peygamberin manevi nüfuzu açıkça görülüyor” ifadesini kullandı. Türbe¸ yanındaki cami ve bahçesi bakımlı ve temizdi. Bu ise Peygamberin manevi etkisinden kaynaklanmakta idi. Burada oluşan çok güzel manevi atmosferin ardından Başkanımızın önderliğinde caminin bahçesinde zeytin ağaçlarının altında çay sohbeti yapıldı. Bu sohbet sırasında oluşan manevi hava tüm arkadaşlarımızı mest etti gözyaşlarımızı tutamadık. Burada maneviyatın önemi üzerinde durulurken bu hali perçinlemek için çok çalışmanın gayretkâr olmanın şart olduğu ise gönüllere kazındı. Buradan ayrılarak Salt şehrine doğru yola çıktık. Bu şehrin önemi burada Türk mezarlığının bulunmasıdır. Vakıf Mütevelli Heyet Başkanımızla beraber bütün arkadaşlar Türk mezarlarının ziyaretinde bulundular. Salt şehitliğinin tarihçesi ise şu şekildedir: 24-26 / 03 / 1918 tarihleri arasında İngilizlere karşı savaşan 300 Türk askerinin bir mağarada mahsur kalması üzerine bu bölge ateşe verilmiş ve bombalarla dövülmüştür. Burada şehit edilenler Osmanlının 4. Ordu Akıncı Alayı subay ve astsubaylarıdır. Burada meşhur Ali Haydar Paşa (Medine Müdafi) ve Fahrettin Paşa da şehit olmuşlardır. Şehitlerin isimlerinin ve fotoğraflarının bulunduğu mekan 4/10/1995 tarihinde İ. Hakkı Karadayı tarafından açılmıştır. 15/10/1997 de ise Türk Piyade Takımı Fidanlığı oluşturulmuş çevre düzeni yapılmıştır. Vakıf Başkanımız Salt Türk şehitleri ziyaretçi defterini imzalarken bu deftere şunları yazmıştır.
“ Müslümanım Müsmümanlık öz şiarımdır benim
Tabiyyetim Türk’tür Türklük iftiharımdır benim”
Tüm heyet şehitliğin en üst noktasına kadar çıkmış tüm şehitler ziyaret edilirken Salt şehri seyredilmiş nazar kılınmıştır. Ziyaret esnasında bir manevi hava oluşmuş sanki gökten sağnak sağnak nur yağarken tüm şehitlerimize yapılan bu ziyarette burada yatan atalarımızın memnuniyeti gönüllerde hissedilmiştir.
Salt şehrinden ayrılarak Amman’a doğru yola çıktık Akşam namazı için Ürdün Kralının yaptırdığı Kral Hüseyin Camine geldiğimizde cemaat namazı kılmış dışarı çıkıyordu. Bizler içeriye girmek istediğimizde orada bulunan görevliler tarafından engellendik. Kafiledeki bazı arkadaşlarımızla görevliler arasında tartışmalar yaşandı. Bu durum üzerine Vakıf Başkanımız “O zaman burada namaz kılmayız başka camiye gideriz. Bizim ülkemizde camilerimiz herkese her zaman açık” dedi. Bu sırada görevliler tekrar gelerek Efendim biz hata yaptık¸ yanlış anlaşıldık ne olur buyurun camide namaz kılın diye yalvarmaya başladılar. Biz namazımızı yakın mütevazı bir camide eda ettik.
27 / 05 / 2007 Pazar
Oteldeki kahvaltıdan sonra dışarı çıktığımızda Vakıf Başkanımız ve kafile üyeleri Türk bayrağı altında topluca fotoğraf çekindik. Tüm gönüllerde bir neşe ve mutluluk hali oluştu çevredeki bulunan insanlar ise şaşkın gözlerle bu enstantaneleri seyrederken bu görüntüler Amman’da Türk kimliğini gösteren belgelerdi. Bugün gideceğimiz yer Petra idi ve yola çıktığımızda Hüsamettin Bey’in olduğu araçtan sarkıp Türk bayrağını sallaması içimizi hafifçe gıdıkladı. Amman sokaklarında Türk bayrağına duyduğu özlemi gidermeye çalıştığını hissettik. Bu sebepledir ki bizlerin çok çalışmak suretiyle ecdadımıza layık birer fert olma sözünü manevi huzurlarında vermiş olduk.
Petra
Petra’ya girişte yüksekçe bir yerde duruldu. Nebatilerin yerleştiği bu saha seyredildi. Eski medeniyetlerin yok oluş izleri gözden geçirilirken ibret alındı. Petra MÖ. 400 ile MS. 106 yılları arasında Nebatilere başkentlik yapmıştır. Roma İmparatorunun işgalinden sonra önemli bir ticaret kenti olarak varlığını devam ettirmiş MS. 400’lere kadar önemini korumuştur. İçerisinde tiyatro¸ tapınak ev gibi eserler vardır. Roma döneminde yapılan anfi tiyatro on meşhur eserlerdendir. Petra’nın Latince bir kelime olduğu bilinmektedir. Araplar ise bitra tabirini kullanmaktadırlar. Petra’ya girişte biletlerin alınmasını beklerken şapka ve poşu kıyafeti ile çekilen fotoğraflar tüm arkadaşları neşelendirmiştir. Vakıf Başkanımızın neşesi ve kafiledeki arkadaşlarla ilgilenmesi muhabbet ve neşeyi zirveye taşımış gönüller mesrur olmuştur.
Petra’da yürüyerek yaklaşık 10 km. yol kat ettik. Nebati krallığının oluşturduğu 6 büyük (dev) sütundan oluşan muhteşem eserin merdivenlerine oturduk fotoğraf çektirdik. Petra’da kayalar oyularak evler¸ saraylar yapılmış küçük mazgal delikleri açılarak şehrin savunmasına önem verilmiştir. Petrada’ki yol tamamıyla doğal olup su ihtiyacı için havuz ve su kanalları yapılmıştır. III. Haris dönemi en parlak devirleridir ve buradaki anıt mezarda onun için yapılmıştır. MÖ. 2000’lerde yapılan bu anıt mezar muhteşem bir görüntü sergilemektedir. Petra tarihteki en önemli ticaret şehirlerinden birisidir. Ticarette zenginleşmelerini sağlayan ise buhur¸ fildişi¸ bakır ve kerestedir. Özellikle fildişini Afrika’dan getirip Roma’ya satmışlardır. Savunmaya elverişli bir merkez olduğu için kaya mezarlar sağlı sollu yapılmış ortadaki alan ise ticaret amaçlı olarak kullanılmıştır. Roma medeniyetinden kalan Anfi Tiyatro ise MS. 108 tarihinde yapılan çok güzel bir eserdir. Bu tiyatro sahnesinde arkadaşlarımız ilahiler okurken Vakıf Başkanımız ve arkadaşlar 400 mt. uzaktaki mağarada dinlenirken çok güzel bir sohbet olmuştur. Çevredeki tüm turistler ve yerli ahali hayranlıkla ve hayret içerisinde ilahileri dinlemişlerdir. Bu insanların memnuniyetleri ise hallerinden ve gözlerinden anlaşılıyordu. O anda öyle bir huşu ve sessizlik hakim oldu ki sanki tümalem o anı seyrediyordu. İlahilerin bitiminde ise tüm turistler ve yerli halk kafileyi alkışladılar.
Petra kelime anlamı olarak kırmızımtırak veya ıtır¸ koku anlamında kullanılır. Petra’da ilerlerken bir tepe üzerinde eski bir yapıyı (saray) gezdikten sonra aşağı doğru ilerlemeye başladık. Petra’da çok tanrılı dinlerin özelliklerini görürken Allah’ın kudretinin büyüklüğünü bir kez daha anladık. Grubumuz yukarıdan aşağı inerken tüm arkadaşlarla yüksek sesle “Maksat o yardır yarin unutma…” ilahisini okuduk. Bu sırada tüm turistler bizim kafilemize imrenerek bakarken çok saygılı davrandılar. Bunun üzerine Vakıf Başkanımız “Siz çalışırsanız yerlerinizde sadık olur ve sabit kalırsanız herkes imrenerek size bakar ve saygı duyar.” buyurdular. Arkasından ikinci ilahi olarak “ O yar mihmanımız oldu gelin dostlar bize gelin…” ilahisini yüksek sesle hep birlikte okuduk. Yolun son bölümünde 10 yaşında Abdullah isimli bir çocukla ilgilenen Vakıf Başkanımız bu çocuk fakirdir yardım yapın buyurdu. Bunun üzerine çocuğa yardım yapıldı. Verilen paralar bir peçeteye sarılarak cebine konuldu ve büyük çocuklar almasın diye evine gönderildi.
Saat 14:00 da öğle yemeğini yemek üzere Petra’nın sonundaki otele geçtik. Burada yemeğimizi yedik ve namazımızı kıldık. Otelin bahçesinde çay içildi ve sohbet yapıldı. Çay sohbetinde okunan kasideleri çevredeki tüm turistler hayranlık içerisinde dinlediler.
Petra’dan yürüyerek çıkmaya başladık. Roma tiyatrosunda yine ilahiler okundu. Bu moladan sonra yolumuza devam ettik. Yol boyunca tüm kafile neşeliydi. Vakıf Başkanımızın önderliğinde yürüyüşümüzü tamamladık.

Sayfayı Paylaş