RABİATÜ'L ADEVİYYE

Somuncu Baba

Künyesi ‘Ümmü’l Hayr’¸ babasının adı İsmail’dir. Tabiin büyüklerinden olan bu yüce kadının doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Hicri 100 ile 180 yılları arasında yaşadığı tahmin edilmektedir.

Künyesi ‘Ümmü’l Hayr’¸ babasının adı İsmail’dir. Tabiin büyüklerinden olan bu yüce kadının doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Hicri 100 ile 180 yılları arasında yaşadığı tahmin edilmektedir. Fakir bir babanın dördüncü kızı olarak dünyaya gelen Rabia Hatun küçük yaşlarda anne ve babasını kaybetmiştir.
Hiç kimsesi olmayan Rabia’yı zalim bir köle tüccarı yakaladı. Önce onu hizmetçi olarak çalıştırdı. Sonra da köle olarak sattı. Rabia bu yıllarda kendi isteğiyle olmasa da çalgı ve eğlence gibi günahlara bulaştı. Zamanla günahlarından tevbe eden Rabia geçirdiği fevkalade haller ile efendisinin dikkatini çekti. Bunun üzerine efendisi tarafından azat edilen Rabia şehrin yakınında bir dağa çekilerek kulübede kendisini ziyarete gelenlere nasihatlerde bulundu. Onlara güzel öğütler verdi.
Rabia Hatun tasavvufta çığır açmış bir kadındır. Basradan tüm İslâm âlemine yeni bir soluk getirmiş¸ kendisinden sonra da birçok takipçi bırakmıştır. Hicrî ikinci asırda tasavvuf Rabiatü’l Adeviyye ve Ata b. Rabah’la yeni bir yoruma kavuşmuş¸ Basra’dan Bağdat’a doğru yayılmıştır.
Kimsesizliği tatmış¸ bir çok sıkıntı ve meşakkatlere maruz kalmış olan Rabia Hatun istemeyerek bulaştığı haramlardan kendisini kurtararak¸ Süfyan-ı Sevrî¸ Malik b. Dinar ve Hasan-ı Basrî’nin de nasihatlerini dinlediği abide şahsiyetlerden biri olmuştur. Rabia Hatun tasavvufta yaygın olarak kullanılan “korku” ve “ürperme” kavramlarının yerine “ilâhî aşk” kavramını oturtmuştur.
Menkıbeleri ve Güzel Sözleri
Abdullah b. İsa anlatıyor:
Rabiatü’l Adeviyye’nin yanına geldim. Yüzünde hoş bir aydınlık vardı. O çok ağlayan bir kadındı. Yanında birisi Kur’an okuduğu zaman duygulanır¸ çığlık atar¸ bayılırdı. Kamıştan örülmüş eski bir hasır üzerinde otururdu.
Adamın biri Rabia’ya 40 dinar getirdi. Al bunları bazı ihtiyaçlarını giderirsin¸ dedi.
Rabia ağladı¸ ellerini göğe kaldırarak;
“O biliyor ki tüm evrene sahip olduğu halde ben O’ndan bile istemeye utanırım. O halde dünyanın sahibi olmayan bir kuldan nasıl alabilirim.”
Süfyan-ı Sevrî bir gün Rabiatü’l Adeviyye’nin yanında; ‘ah benim derdim¸ kederim’ dedi. Rabia;
“Yalan söyleme. Öyle diyeceğine ‘ah yazık bana ne az dertliyim’ de. Eğer gerçekten mahzun olsaydın bu kadar rahat nefes alamazdın.” dedi.
Rabiatü’l Adeviyye yaptığı amellerin gizli kalmasına çok dikkat ederdi. Şöyle demiştir:
“Yaptığım amellerden ortaya çıkan ve herkes tarafından bilineni sevaptan saymam. Günahlarınızı gizlediğiniz gibi sevaplarınızı da gizleyiniz.” Gece karanlığı çöktüğü zaman şöyle dua ederdi:
“İlâhî! Sesler sustu¸ hareketler durdu¸ bütün sevgililer sevdiğine kavuştu. Ben de seninle baş başayım sevdiğim!”
Abbas b. Velid Rabia’nın sürekli şöyle dua ettiğini söylüyor:
“Sözlerimin samimiyetinin azlığından ötürü senden bağışlanma diliyorum ey Allah’ım.”
Rabia Hatun bir gece uyurken evine hrsız girdi. Sırtına giymekte olduğu çarşafı almak istedi. Ancak çıkış yolunu bulamayınca çarşafı yerine koydu. Yolu bulunca tekrar almak istedi¸ fakat yine yolu bulamadı. Bu durum yedi defa tekrar edince nihayet kendisine bir ses geldi: “Be adam! Kendini boş yere yorma. Bunca yıldır ki o kendini bize ısmarlamıştır. İblis bile onun etrafında dolaşmaya cüret edememektedir¸ bir hırsız onun çarşafının etrafında dolaşmaya nasıl cüret edebilir? Ey soyguncu kendini boş yere meşakkate sokma. Zira eğer bir dost uyumuşsa diğer dost uyanıktır.”
Rabia Hatun’un şahsiyet anlayışında temel nokta İslâm’dır. O dış görünüşe değil¸ insanların zengin ya da fakir İslâm’ı yaşamasına önem verirdi.
Süfyan-ı Sevrî bir gün Rabia ile karşılaştı. Üzerinde eski yırtık bir elbise vardı. Süfyan:
“Ey Rabia! Dağınık ve eski elbiseler ile görüyorum seni¸ falanca komşuna gitsen yardım etmez miydi? Halini düzeltirdin” dedi. Rabia da şu cevabı verdi:
“Ey Süfyan¸ halimde ne kötülük görüyorsun ki? Ben İslâm üzere değil miyim? O İslâm ki¸ ondan daha büyük bir şeref¸ daha ferahlatıcı bir zenginlik¸ daha güzel bir dost yoktur. Sen ve ömrün sayılı günler için varsınız¸ her geçen gün senden bir şeyler eksiltiyor¸ yakında her şeyin gidecek¸ o zaman gerçeği anlayacaksın. Öyleyse güzel amellere sarıl!”
Rabia Hatun’un hizmetçisi Abde bint Şevval şöyle anlatıyor:
Rabia geceyi namaz kılarak geçirirdi. Şafak söktüğünde seccadesinin üstünde hafifçe bir şeyler mırıldanmaya başladığını görürdüm. Ansızın korkuyla ürpererek şöyle derdi:
“Ey nefis! Ne kadar uyudun? Ne kadar dikilip namaz kıldın? Bir daha hiç kalkamayacağın¸ sadece kıyamet çığlığıyla diriltileceğin o uykuya yatman o kadar yaklaştı ki! Kalk¸ sahip ol kendine!” Hizmetçi kadın Rabia’nın tüm gecelerini böyle geçirdiğini ve ölünceye kadar bunun böyle devam ettiğini söylüyor. Ölüm zamanı yaklaştığı zaman Rabia hizmetçi hanımı yanına çağırarak şöyle dedi:
“Ey Abde¸ ölümümü kimseye haber verme. Beni şu elbisemle kefenle!”
Vefatından sonra kendisini yeşil ipek elbise ve incilerle süslü bir atkı ile rüyasında gören hizmetçisine şöyle der:
“Ey Abde! Onlar üzerimden çıkarıldı ve şimdi gördüklerinle değiştirildi. Hepsine mühür vuruldu ve kıyamet gününde sevap tarafında tartılsın diye ‘İlliyyîn’ derecesine kaldırıldı.”

Sayfayı Paylaş