EVLİLİĞİN ÖNEMİ VE PRENSİPLERİ

Somuncu Baba

Evlilik insan hayatında vazgeçilmesi mümkün olmayan faydalı ve fıtrî bir olaydır.

Evlilik insan hayatında vazgeçilmesi mümkün olmayan faydalı ve fıtrî bir olaydır. Fıtrat şom ağızların dediği gibi kör ve sağır değildir. Onda hakkı benimseme eğilimi ve Allah’ı tanıma yeteneği mevcuttur. İşte bu ruh berraklığı engelleyici şeyler olmadığı müddetçe insanın yolunu aydınlatır. Kulluk misyonu o hamurun mayasına dercedilmiştir. Kur’an-ı Kerim fıtrattan sık sık bahseder. Bu sebepledir ki bütün yaratılmış varlıkların en şereflisi konumunda bulunan insan için birbirinden ayrılmayan beş temel zincir halkasının bir arada korunup yaşatılmasında zaruret vardır ki bunlar hayat¸ din¸ akıl¸ nesil ve mal mülktür. Bunlara sahip çıkılmadığı ve gerekli ihtimam gösterilmediği takdirde insan onuruna yakışır çizgiden çıkmış olur. Maide Suresinin 32. ayetinde buyrulduğu gibi kim bir canı haksız yere öldürürse bütün insanları öldürmüş gibidir. Hayat ise ancak yüce bir gaye ve akıl ile taçlandırıldığı takdirde önem kazanır. Dinsiz bir hayat insana fayda sağlayarak onu koruyamayacağı gibi akılsız bir gidişin de kötü bir sonla noktalanması tabiidir. Bâtıl din ve felsefî teorilerle bu engin nimetlerin korunması da kabil değildir. İşte evlilik nefsin ve neslin korunmasına doğru atılan emin ve sağlam adımlardan biridir. Bu bakımdan ruhbanlıkta olduğu gibi insan nesli için bunu yasaklarsanız telafisi mümkün olmayan gayriahlâkî hareketler tezahür edeceği gibi birtakım sıkıntılar karşısında feveran ederek süresiz bekâr kalmaya karar vererek fıtrî ihtiyacını başka şekillerde karşılamaya çalışmak da hem sağlıksız hem de fert ve toplumu uçuruma sürükleyecektir. Ferdi ve toplumu birtakım hastalıklardan koruyup selamete ulaştırmanın yolu evlilik müessesesinden geçtiği gibi ruhsal ve derunî sekinete kavuşmak¸ babalık ve analık şefkat ve merhametinin yüreklerde buram buram tutuşması da evlenme ile mümkün olacaktır. Rum Suresinin 21. ayetinde Cenabı Hak mealen şöyle buyurur: “Yine Allah’ın alametlerindendir ki kendilerine meyil ve ülfet edesiniz diye sizin için¸ kendi cinsinizden zevceler yarattı ve aranızda sevgi ve merhamet icat etti…” Bilindiği gibi çocukların yetiştirilmesi bir fedakârlık ve feragat işidir. Bu ise ancak kadın ve erkeğin el ele muhabbet içinde yardımlaşması ile sağlanabilecektir.
Batılı hukukçu ve yazarlardan Prof. Dr. Gaston Jeez uzun araştırmalar sonucunda şu hakikati dile getirir: “Dünyanın en sağlam aile ocağı Osmanlı’da doğdu. Bu varlık hiçbir milletin tarihinde görülmemiş şekilde umumi hayatı inşa etti. Ben batılı bir aile hukuku profesörü olarak diyeceğim ki¸ Türk milletinin aile nizamını elinden alınız¸ geride hiçbir şey kalmaz.” Bugün bu aile anlayışı maalesef yerini şefkat ve muhabbetten yoksun ferdi hayata bırakmaya başlamıştır. Yılda 200.000’i geçen boşanma oranımız ve acımasız kapitalist düzenin tahrip ve tahriki ile cemiyetimizin ana omurgası tehlike sinyalleri vermeğe başlamıştır. Bu bakımdan meşru ve akıllı bir araştırma sonucunda diyebiliriz ki¸ evlilik ana dinamiklerimizden biridir. Yerinde yapılacak bir evlilik sarsılmayan bir aile ocağına kavuşturmakla kalmaz sağlam bir milleti de oluşturur. Haysiyet¸ şeref¸ namus ve iffet gibi duygular diri tutulmadan rahatlık ve huzurdan¸ kardeşlik ve saygıdan nasıl bahsedilebilir? Bunun içindir ki ümmetine çok düşkün olan Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadisi şeriflerinde “Nikâh benim sünnetimdir. Herkim sünnetimden ayrılırsa benden ayrılmış olur.” diye buyurur. Evlenip çoğalmamızı tavsiye eden Server-i Kâinat Efendimiz kıyamet günü ümmetinin çokluğu ile iftihar edeceğine işaret buyurur. Yine bu cümleden olarak İsra suresinin 32. ayetinde zinanın çok çirkin bir iş ve yol olduğunun altı çizilerek zinaya götüren bütün yollardan kaçınılmasının ehemmiyeti vurgulanır. Zira böylesi bir hayatta her şey ayaklar altına alınarak hayvandan daha aşağı bir hayat sürmeye insan mahkûm olacaktır. İşte tarih sahnesinde boy gösteren milletler ahlak ve erdeme değer verdikleri müddetçe yükselmiş başta¸ Yunan¸ Roma ve diğerleri gibi müptezel hayata döndükleri zaman ise silinip gitmişlerdir. “Üzerinde güneş batmayan ülke”¸ “Adalet dağıtan ülke” sözleri de yıkıntılar arasında kaybolmuştur. Kontrol altına alınmayan heva ve heveslerin akıntısı ile akıl ve vicdan körletildiği gibi hakkı ve hakikati duyup hissedemez hale gelmişlerdir.
Bu derece önemli olan aile müessesesi tabiidir ki gelişigüzel kurulamaz. Hele yıllar önce birtakım sorumsuz gazetelerin mektuplaşma ile evlilik diye harcıâlem bir şekilde başlattığı ve devamını sanal çetleşme ve mesajların takip ettiği yol hayat boyu sürecek bir birliktelik için çok hafif kalacaktır. Evlilik her şeyden önce bir beğenme ve seçme işidir ama ölçüler doğru ve sağlam olmak zorundadır. Zira bu sadece fiziki beraberlik olmadığı gibi yarı yolda zararsız kapanacak vazgeçilebilecek bir husus da değildir. Bu bakımdan ölçüler Allah ve Rasulünün emirlerine uyduğu müddetçe “bir yastıkta kocama” temennisi gerçekleşmiş olacaktır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ilk ölçü olarak saliha erkek ve kadını esas alarak şöyle buyurmuştur:”Kadın dört özelliğinden dolayı nikâh edilir: Malı¸ soyu¸ güzelliği ve dindarlığı. Sen dindar olanında karar kıl ki ellerin feyiz ve bereketle dolsun.” Soy ancak aşağılığı artırdığı gibi¸ malı hedeflemek de sonunda fakirliğe düşürür. Salihadan maksat gözünü harama yummak¸ namus ve iffetini korumak¸ Allah ve yüce Peygamberinin emirlerini her şeyden üstün tutan evine ve eşine sadık insan demektir. Saliha oluş o derece yüksek bir mertebedir ki dinin yarısı olarak ifade buyrulmuştur. Bu bakımdan kız ve erkek tarafı araştırma yaparken çok dikkatli olmalı asgari dini bilgi ve salih ameli araştırmalıdırlar. Kendileri de evlatlarını bu titizlik içinde yetiştirerek özellikle sağlam karakterli olmalarını temin etmelidirler. Evlilik için aracı olan veya fikrine başvurulan kimseler de Allah’tan korkarak doğruyu söylemelidirler. Zira yaşanmasını temenni etmek başka¸ bir şeyin yaşanır halde olması ise bir başka şeydir. Maalesef ailelerden bilhassa anneler dünyalık üzerinde çok durmakta ve yükü aşacak istekte bulunmaktadırlar. Gencin elbette bir kazancının olmasına bakılır ama takı¸ ev ve özellikle yüklü mobilya ve eşya taze umutlarla bu yola çıkan gençlerin ufkunu karartmaktadır. Bu hususta ebeveynlere Hazreti Fatıma annemizin ev eşyasına dikkatle bakmaları tavsiye olunur. Yurdumuzda bu konuda belediye¸ vakıf ve derneklere büyük görevler düşmektedir. Evlenemeyen gençlere eşya¸ takı¸ liyakatli iseler iş ve benzeri konularda kolları sıvayarak gayrete gelmeleri ve hayır sahiplerini de harekete teşvik etmeleri üzerlerine düşen bir borçtur. Öte yandan gençlerin birinci derecede yüz ve vücut güzelliğine önem vermesi nefsin bir yanıltmasıdır ve buna dayalı evlilikler her zaman uzun ömürlü olmaz. Efendimiz (s.a.v.) ailesi tarafından salih amelle yetiştirilmeyen sadece vücudu ile güzel kız için Hadra-i dimen (çöplükte biten çiçek) nefis benzetmesini yapmışlardır. Bir dereceye kadar denk ve sağlam yapılı olması her iki tarafça da elbette gözetilir. Diğer önemli özellik de aile içi evlilikler allel genler sebebiyle özürlü nesile sebep olabileceğinden yabancı kadınlardan araştırmaya gidilmelidir. Rasulü Ekrem (s.a.v.) Efendimizin de bu konuda dikkati çeken emirleri vardır. Rabbim iki kanatlı olarak mesleklerini en mahir şekilde yapan kullukta da görevlerini unutmayan ve ihmal etmeyen salih evlatlar yetiştirmeye cümlemizi muvaffak kılsın. Günümüzde bu işin zorluğu karşısında halis niyyet ve istikamete göre Allah’ın yardımının tecelli edeceğini asla göz ardı etmeyelim.

Sayfayı Paylaş