SÜKUTUN SALTANATI

Somuncu Baba

Çepeçevre duvarları süsleyen hasır yastıklar¸ oturmak için yer minderleri ile döşeli nezih bir mekan..İnsanlar her meslekten ve yaş grubundan diz çöküp sıralanmışlar..

Çepeçevre duvarları süsleyen hasır yastıklar¸ oturmak için yer minderleri ile döşeli nezih bir mekan..İnsanlar her meslekten ve yaş grubundan diz çöküp sıralanmışlar.. Kimi ellerini birbirine bağlamış¸ kimi ise iki dizinin üstüne uzatıp yapıştırıvermiş.. Başlar omuzda¸ çeneler göğüste.. Sükût dalga dalga semada.. Gözlerden mahmurluk yerine¸ muhabbet şuası yayılıyor.. Ses bazen utancından duvar dibine siniyor¸ bazen da edeb duvarına çarpıp¸ hüzne bürünüyor.. Kor olmuş yüreklerden nokta nokta sükût helezonlaşıyor.. Ruhlar ise¸ asr-ı saadet letafetinde¸ gönül ummanına doğru kıvrım kıvrım yol alıyor..
Kelamın şövalyeleştiği yalancı dünyada¸ sükût altın devrini yaşıyor bu mekanda.. Bu mekan¸ içeriye doğru sevgi yumağı örerken¸ dışa doğru dünyayı imar ve inşa etmenin ruh dinginliğini besteliyor.. Kaygılar kilitlenmiş¸ telaşa ise sürgün bu mekanda.. Bakışlar¸ kısa aralıklarla dış mekana çevrilirken¸ hasret¸ kılıç yarası gibi tenlerini acıtıyor.. Siz siz olun¸ böyle zamanlarda yaraya merhem sürmeye kalkmayın.. Çünkü¸ şifayı derde salar da¸ sizi çaresiz bırakır.. Zira birazdan¸ zamanın efendisi¸ vakar atının üstünde¸ sükûttan ve teslimiyetten insanlarla örülmüş iki yol arasından geçerek bu mekanı şereflendirecektir..
İnsanlar¸ gayri iradi ayaktalar.. Gözler yerde¸ bakışlar bir yerlere doğru kaymaya çalışıyor. Salonun ortasına geldiğinde¸ siması bulut safiyetinde¸ edası güven veren selvi endam… Bir muhabbet halesi¸ bir sükût maverası.. Oturup¸ yerini aldığında¸ yürekler çatlayacak.. Acaba benimle göz göze gelecek mi diye? Bir nazarı¸ tüm zamanı durduracak¸ bir edası ¸ fezaya sefer müjdesi verecek adeta..
Mekan ve sükût.. Sükût ve çığlık anaforu¸ birbirine karışmış itikaf halindeler.. “Sükûtumuzdan bir şey anlamayanlar¸ sözümüzden ne anlar” dilde ezkar olur yudum yudum içe çekilir bu demde.. Mana yüklü bu ifade¸ dervişin dilinde perçinlenirken¸ gönlünde amansız bir derdin merhemini usta ellerle havanlarda dövmeye başlar.. Dokunsan çatlayacak¸ hasret diyarlarına at süren süvari misali.. Sevgi hâlesi sarmış dört bir yanı¸ kaçamazsın.. Enaniyet¸ esaret altında¸ ruhumuz ise hürriyet çığlığı atıyor¸ kirlenmiş zamana.
Muhabbet medeniyetinin ameleleri¸ birazdan harç karacak bu muhteşem binaya.. Güzel sesli yiğitler¸ zarif kıyafetleri ile gelir orta yerde¸ diz çöker¸ halka olurlar..Kokular sinmiştir tenlerine¸ Gönüller Sultanın nefesinden..Yanmamak¸ erimemek imkansız¸ ama ateş kor olmuş neyi yakacaksın.. Birazdan bir işaretle “Divan-Hulûsi-i Darendevî” hece hece size hasret yüklü nağmeleriyle¸ ılgıt ılgıt akacak gönül ummanlarınıza.. Şimdi hicranı besteleyen yüreğiniz¸ bu muhabbet ülkesine şehzade olacaktır.. Asil duruşlar¸ manalı bakışlara yerini bırakır..
“Yandım yandım narına yandım
Kandım kandım ahdine kandım”
ilahisi mekana nokta nokta nüfuz eder.. Yakarış ve yıkanış¸ gözyaşının ıslak menfezinde sükût bulur. O anda semaverin bestelediği armoni¸ kulakları delip geçen bir mavera çığlığına dönüşür.. Burada dünya adına¸ dünyalık adına sadece bu sesi duyarsınız.. Kendi yürek ülkenizin¸ sürgünüsünüz bu atmosferde.. Çaylar¸ küçük bardaklarda¸ büyük muhabbetin demlendiği ısıyı dört bir yana salar.. Buğulu sözler¸ buğulu yüzlere bahar serinliği getirir¸ muhabbet medeniyetinin öncü simasından..Siz o an¸ yoklukta varlığı¸ varlıkta yokluğu yaşarsınız. Zaman durmuştur¸ saadet semasının o gül yüzlü efendisine hürmeten..Hüdhüd kuşları¸ o an ilahilere vokalistlik yapmak üzere pencere kenarına teşrif ederler. Gönül telinizin¸ mızrabı;
“Meylimi verdim sen gül-i zara¸
Anın için bu derdi kazandım.”
uduyla bestesini yapmaktadır¸ zamana karşı.. Dert katar katar yüklenir¸ gönül ummanlarına.. Gönül yarası¸ merhemini bulmuştur bu mekanda.. Sükût limanına yaklaşan muhabbet gemisi¸ yolcularını sevenlerine teslim etmektedir.. Bu yürek ülkesinde¸ köleliğe mahkumiyet ilan edilmişken¸ gönüller sultanından bir ferman yayınlanır. Artık tüm gedalar¸ bu ülkede efendi muamelesi görecektir..
“Hulûsi geda¸ lûtfunu bekler
Ey gözüm nuru canım efendim”
sözleri ile münzevi bakışlarına¸ bir ömür sürgün hayatı yaşasam ne bahtiyarlık dersiniz içinizden.. Asıl efendilik¸ Hakk’a ve Hak dostlarına kölelik değil mi?
Ve vuslatın¸ ayrılığa demir attığı saatler yaklaşıyor.. Gönüller Sultanının¸ mukaddes bakışlarında beslenen yüreklerimiz¸ bahar suyunun sökun ettiği ışkınlara dönüyor.. Huzura çıkış¸ bir huzur senfonisinde akort ayarlarıdır. Huzurla dolmak¸ huzura varmak.. Uzaklık nokta nokta¸ içimizde daralıyor¸ yollar adım atsak bize gelecek yakınlıkta selam duruyor.. Birazdan insanlar¸ sadakatlerini ve ahvallerini¸ liyakat makamına arz edecekler. Kimi gözü yaşlı¸ hüznü besteliyor.. Kiminin gözleri ışık ışık¸ mukaddes müjdeye muhatab. Kimi mahcubiyetini saklıyor¸ o bakışlardan.. Kimi “bir nazar kıl mürüvvetkanı efendim”¸ diye boynu bükük geçiyor¸ huzurdan. Kimi¸ seninle bir an göz göze gelmek¸ dünyalara bedel efendim diye geçiyor halkadan..
Hasılı¸ zamanın durduğu¸ mekanın kutsallaştığı bu feyiz ummanının sultan-ı kaptanı; herkese yetecek nevaleyi¸ filikalarına yükleyip¸ sahte dünyalarına yeniden emanet ediyor. Yürekler kirleninceye kadar¸ sözler¸ ruhlara azap ve acı verinceye kadar ayrılık var.. Gönüller Sultanı ise; sevgilisiyle baş başa kalmak üzere uzlet payitahtına dönüyor. Zira¸ sözün sultan olduğu çağlarda¸ sükût çoktan saltanatını sürüyordu..

Sayfayı Paylaş