“SÖZ OLA KESE SAVAŞI, SÖZ OLA KESTİRE BAŞI…” ETKİLİ KONUŞMANIN SIRLARI

Somuncu Baba

19 aylıkken kör¸ sağır ve dilsiz kalan; nice yıllar sonra özel yöntemlerle konuşma gücünü kazanan ünlü Amerikan Eğitimcisi Helen Keller¸ yaşam öyküsünü anlattığı kitabının bir yerinde şöyle der:

19 aylıkken kör¸ sağır ve dilsiz kalan; nice yıllar sonra özel yöntemlerle konuşma gücünü kazanan ünlü Amerikan Eğitimcisi Helen Keller¸ yaşam öyküsünü anlattığı kitabının bir yerinde şöyle der: “…Suskunluğun tutsaklığından¸ çıldırtıcı karanlığından kurtuldum. Ruhum yeni bir bilinç ve güç kazandı. Konuşmayı oluşturan simgelerin aracılığıyla bilgilerin¸ inançların evrenine ulaştım.” Helen Keller’in kitabındaki bu bahiş insan ve insanlar arası anatomi incelendiğinde oldukça manidar değil midir? Yani¸ bizi biz kılan¸ konuşma gücümüzdür. Bu gücümüzü kaybettiğimizi bir an için bile olsa düşündüğümüzde¸ suskunluğun dayanılmaz köleliğine düşeriz. Dış dünyayla bağlantımız kopar ve kendimizi dayanılması zor¸ derin bir boşluğun tam ortasında buluruz.
Sade bir tanımla konuşma¸ duygu ve düşüncelerimizi¸ görüp yaşadıklarımızı karşımızdakilere sözle iletme işidir. Bu bağlamda yapılabilecek bir değerlendirme ile konuşmanın yaşamımızın bir parçası olduğu sonucuna varmak kaçınılmazdır. Aynen yürümek¸ nefes alıp vermek¸ yemek¸ içmek gibi…
İletişim araçları ne kadar gelişirse gelişsin¸ insanoğlunun çevresindekiler ile iletişimini sağlayan en önemli metoddur konuşma. Düşündüklerimizi¸ tasarladıklarımızı¸ özlemlerimizi¸ öfkemizi biçimlendirip yansıtmada en başta gelen araçtır. Konuşmanın ne kadar önemli olduğunu satırlar sığdıramayacaktır kendisine ama konuşmanın nasıl olması gerektiğini sözün üstatlarına bırakmak sanki daha doğru olur.
Eski bir Mısır şiiri konuşmanın önemine ve olması gereken konuşma şekline şöyle vurgu yapıyor:
Güçlü olmak istersen söz ustası ol:
Dil¸ yiğit elindeki kamçı gibidir.
İyi konuşan daha merttir iyi dövüşenden.
Dize getiremezler yüreği cerbezeli olanı¸
İyilikle¸ adaletle hüküm sürer¸
Atalar dilini güzel konuşan.
Bileğin yıkamadığını üç beş güzel sözün yıkabildiğini işte bu dizelerle dile getiriyor bu şiir. Nasıl ki¸ ağzı verene istinaden ağızdan çıkanlara dikkat etmek gerekiyorsa¸ bunu başarabilmek için de aynaya bakmak yeterli olacaktır sanki. Aynaya bakmak ve gördüklerimizi izhara dalmak… Neden her şeyi¸ hayatta olup biteni¸ alçak veya yüksek duyduğumuz kulaklarımız iki tanedir? Ve neden hayatın bütün renklerini¸ güzelliklerini ya da çirkinliklerini gördüğümüz gözlerimiz iki tanedir? Bunların karşılaştırılması nazarıyla¸ hayatın güzelliklerini ya da çirkinliklerini anlatabileceğimiz¸ kendimizi ifade edebileceğimiz ağzımız niçin diğerleri gibi iki değil de bir adettir? Neden dilimiz dişlerimiz tarafından adeta bir kale¸ sur gibi korunmaktadır? İşte bu deruni düşüncelere daldıktan sonra atalarımız oldukça yerinde söylemişlerdir “İki dinle¸ bir söyle!” diye…
Bu tasavvurlara bir başka izahat Kutadgu Bilig’ten gelmektedir:
Aman sözün aydın olsun¸ öz olsun
Işık saçsın¸ bakan köre göz olsun.
İşte bu ifadeler de bize bir nimet olarak verilenlerin farkında olmanın yarışına girdiğimiz hayatta¸ farkında olmayanları da farkında kılmak için en etkili hususun dil ve konuşmak olduğunu beyan etmektedir. Sözün ayrıntıdaki gizemini keşfetmiş ve Divan Edebiyatındaki son örneklerin altında imzasını bulunduran Osman Hulûsi Efendi de bu hususa elli ikinci hutbesindeki şu ifadeleriyle açıklık getirmektedirler:
“Görünüşte ufak bir et parçası olan dil¸ yaratılışı itibariyle akıllara hayret veren bir harika¸ gördüğü işler itibariyle de büyük bir vasıtadır. Onun taati de cürmü de büyüktür. Küfür de; iman da ancak bununla zahir olur. Bunlar ise taat ile isyanın gayesidir. İmanın sıhhatinde ikrarın şart olması da bundan değil midir?”
Osman Hulûsi Efendi Hazretleri¸ taatin ve cürmün bir arada ne kadar önemli olabileceği ve hissettirilebileceği bir kavram olarak nitelendirmişlerdir konuşmayı ve dili. Bir imanı sağlıklı kılabilmek için ikrar ve bunun için de dil ve konuşmanın birbirlerine bir zincirin halkaları gibi içi içe geçtiğini ifade etmişlerdir.
Yukarıda yapılan tüm bu açıklamalar¸ konuşmanın ne derece etkili olduğunu ayan beyan gözler önüne sermektedir. Ancak akıllardan kesinlikle çıkarılmaması gerekir ki¸ konuşmak ancak “doğru” olanı söyleyince değerlidir. Ötesi¸ kısır bir döngünün ta kendisidir. Peki konuşmaya mevzu olan değerli ise¸ o konuşmayı etkin ve etkili bir halde gerçekleştirmek ne derece değerlidir? Verilecek cevap¸ malumunuz… Bir vebalden öte değildir. Bu durum¸ ağzımızdan çıkan her kelimenin muhataba doğru ve etkili bir biçimde ulaştırılması gerektiğinin bir ifadecisidir.
Güzel ve Etkili Konuşabiliyor muyuz?
Konuşma¸ karşılıklı olarak gerçekleştirilen etkileşimsel bir süreç olduğuna göre¸ güzel ve etkili bir konuşmanın nitelikleri üzerinde duran konuşma uzmanları da bu sürecin eksiksiz gerçekleşip gerçekleşmediğine bakarlar. Şöyle ki¸ konuşma¸ karşımızdakinde ve karşımızdakilerde bir yankı uyandırma¸ onları etkileme işi olduğundan;
• İnsanlar üzerinde etki bırakabiliyor muyuz?
• Konuşmacı olarak beklentimiz gerçekleşmiş oluyor mu?
• Söylediklerimizin doğruluğuna ve geçerliliğine bizi dinleyenler inandılar mı?
• Söylemek istediklerimizi tam olarak iletebildik mi?
sorularına olumlu cevap vermemiz gerekir.
Güzel ve Etkili Konuşmanın Sırları Nelerdir?
1- İyi bir konuşma¸ yıkıcı değil; yapıcıdır.
2- İyi bir konuşma¸ ilginç ve değerli konuları kapsar.
3- İyi bir konuşma¸ konuşmacının kişiliği ile bütünleşir.
4- İyi bir konuşma belli bir amaca yönelir.
5- İyi bir konuşma¸ konuşmayı etkileyen etkenleri çözümleyerek olur.
6- İyi bir konuşma¸ sağlam bir konuşma yöntemi üzerine oturtulur.
7- İyi bir konuşma¸ dinleyicilerin dikkat ve ilgilerini toplar.
8- İyi bir konuşma¸ sağlam bilgilere dayanır.
9- İyi bir konuşma¸ etkili bir ses tonu¸ el ve yüz hareketlerini gerektirir.
10- İyi bir konuşma¸ canlı bir dil¸ hareketli bir üslup gerektirir.
Konuşmayı Etkileyen Nedenler
1- Dinleyicilerimizi iyi tanımalıyız. Çünkü¸ konuşma¸ bir kimseye bir şey hakkında söz söyleme işidir. Buna göre konuşmanın ilk öğesi kendisine söz söylediğimiz kişidir. Bundan dolayı¸ dinleyicilerimizin bilgi ve kültür durumu¸ yaş¸ cinsiyet¸ sayısal¸ iş ve uğraş durumunu iyi analiz edip bu verilere uygun bir biçimde konuşmak doğru olmaktadır.
2- Hangi ortamda konuştuğumuzu da iyi analiz etmeli ve buna uygun davranmak gerekir. Toplantının niteliği¸ konuşmanın yeri¸ toplantının programı¸ süresi gibi unsurları da gözden kaçırmamak gerekir.
3- İyi bir konuşmacının konuşmaya yönelik niteliklerini de taşımak gerekir. Sorumluluk duygusu¸ sağlam bir kişilik¸ düşünsel yetkinlik¸ konuşma yönteminde ustalık¸ bu niteliklerden bazılarıdır.
4- En önemli ve altı çizilmesi gereken husuş sesimizi amacımıza göre kullanıp kullanamadığımızdır. Seş dinleyici tarafından kesinlikle işitilebilir olmalıdır. Tatlılık¸ esneklik¸ canlılık¸ akıcılık¸ açıklık ses tonumuzda olması gereken diğer özelliklerdir.
Tüm bu unsurlar¸ sözü doğru olanların¸ sözünü gerçek söyleyenlerin¸ söylemleri esnasında dikkat etmeleri gereken unsurlardır. Aksi halde sadece kendimize değil; konuştuklarımıza da zarar vermiş olmaz mıyız? Belki insanlar tarafından anlaşılmamak insan açısından yadsınabilir ama¸ konuştuğumuz mevzular ve konular açısından bir vebali de beraberinde getirmektedir. Bu nedenledir ki doğruyu söylediğini düşünen ve hakkı söylemek zorunluluğunu yüreğinin derinliklerinde hisseden herkeş konuşmanın inceliklerini çok iyi bilmek ve uygulamak zorunluluğunu da hissetmelidir aynen Yunus Emre’nin yüreğinden mısralarına döküldüğü gibi:
Sözünü bilen kişinin
Yüzünü ak ede bir söz
Sözü pişirip diyenin
İşini sağ ede bir söz

Söz ola kese savaşı
Söz ola kestire başı
Söz ola ağulu aşı
Balıla yağ ede bir söz

Kişi bile söz demini
Demeye sözün kemini
Bu cihan cehennemini
Sekiz uçmağ ede bir söz.

Sayfayı Paylaş