MUTLU BİR YUVA İÇİN

Somuncu Baba

Dünyada mutlu olabilmemiz ve yaşadığımız hayattan zevk duyup¸ sevebilmemiz; İslâm temelleri üzerine kurulan ve devam eden aile ile mümkündür.

Dünyada mutlu olabilmemiz ve yaşadığımız hayattan zevk duyup¸ sevebilmemiz; İslâm temelleri üzerine kurulan ve devam eden aile ile mümkündür. Nasıl ki bir binanın sağlam olması¸ temelinin sağlam olmasına bağlı ise toplumun temeli olan ailenin de sağlam temeller üzerine kurulması gerekmektedir. Allah (c.c) Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: ”Allah’ın varlığının işaretlerinden biri de¸ size kendinizden olan eşler yaratmasıdır. Siz onlara ısınır¸ onlarla huzura kavuşursunuz. Allah’ın verdiği duygular sayesinde birbirinizi sever ve korursunuz. Bunda düşünen insanlar için dersler vardır.”(Rûm 30/21)
Kadın ve erkeğin hayatlarını birleştirmesiyle birlikte ilahî kudret onları birbirine yaklaştırıp¸ gönüllerinin birbirine ısınmasını sağlayacak¸ birbirlerini koruma duyguları gelişecek ve herhangi bir ev “mutlu bir yuva”ya dönüşecektir. Yuva kuran faziletli erkek ve kadının¸ kurdukları yuvada karşılıklı sevgi ve saygı duygularıyla yaşamaları; gerek ferdî¸ gerek ailevî gerekse içtimaî vazifelerini bilerek bir düzen ve intizam içerisinde hayatlarını devam ettirmeleri gerekmektedir. Ailede birlik bağını koparacak¸ aile saadetini bozacak ve yuvanın yıkılmasına sebep olacak her türlü yanlış hareketten kaçınılmalıdır.
Eşlerin birbirine karşı anlayışlı davranması¸ o yuvada yaşayanların huzuru ve mutluluğu için son derece önemlidir. Şunu da unutmamak gerekir ki¸ insanın her anı aynı olmayabilir. Herhangi bir sebepten dolayı kendisinden beklenen her zamanki davranışı göstermeyebilir. Bu kişi evin erkeği de olabilir¸ kadını da. Böyle durumlarda karşılıklı anlayış ve hoşgörü çok önemlidir. Eşler birbirleriyle ilgilenip sıkıntının sebebini öğrenmeli ve birbirlerinin üzüntülerine çare olmalılar.
Aile içerisinde¸ yuvayı ayakta tutan erdemlerden birisi de sabırdır. Sıkıntıya sabretmek her zaman güzeldir. Fakat aile içerisinde bütün bireyleri ilgilendirdiği ve yuvanın mutluluğu uğruna sabredildiği için daha bir güzeldir. İdeal olanı herkesin sorumluluğunu yerine getirip¸ birinin diğerini sabra zorlamaması. Rabbimiz sabır imtihanıyla karşılaşanlara büyük mükâfatlar veriyor.
Her insan hata yapabilir. Önemli olan yaptığı hatayı fark etmek ve özür dilemesini bilmektir. Eşlerin birbirinden özür dileyebilmesi bir zayıflık değil¸ büyük bir erdemdir. Özür dilendikten sonra mutlaka hatanın düzeltilmesi yoluna gidilmelidir. Böylelikle ailedeki sorunların büyümesi¸ kırgınlıkların önlenmesi ve huzurun devam etmesi sağlanmış olur.
Tebessüm etmek çok zor değil. Aynı zamanda sadaka. Eşler hiçbir zaman karşılarında asık bir surat görmek istemezler. Dünyevî işlere yönelik ufak-tefek kusurlar görmemezlikten gelinmeli ya da kırmadan düzeltilmeye çalışılmalıdır. Asık surat her zaman negatif enerji yayar¸ bastırılmış öfke ve sıkıntıların patlak vermesine sebep olabilir. Hâlbuki güler yüz ve tebessüm muhabbetin¸ huzurun¸ sükûnetin kaynağıdır.
Mutluluk ötelerde değil. Mutlu olanlar¸ olması imkânsız olan büyük şeyler beklemeyenlerdir. Kapıdan küçük bir hediyeyle içeri giren eşine¸ tebessümle bakabilen kadın; eşinin pişirdiği yemeği mazeret üretmeden¸ teşekkür ederek yiyebilen erkek mutludur.
Ailede hitap edilirken kullanılan sözlere dikkat edilmelidir. Konuşmalarda emredici bir dil kullanmak karşıdaki kişiyi rencide eder. Hele ki bunu eşler birbirine yapıyorsa daha üzücü olur. Aşağılayıcı¸ küçük düşürücü¸ yargılayıcı¸ sorgulayıcı ifadelerin kullanılması olumsuz sonuçlar doğurur. Karşı tarafın savunmaya geçip¸ “niçin öyle konuştun? Böyle demekle ne kastediyorsun?” gibi hesap sormalar başlar. Bu durum sevgi ve güvenin kalkmasına¸ huzursuzluğa sebep olur. Rica etmek hiç kimseden bir şey eksiltmez. Bilakis saygınlık kazandırır. Eşimize gerçekten hayat ortağımız olduğunu göstermiş oluruz.
Mutlu bir yuva içerisinde diyalog kapıları kapanmamalı. Eşler kendisini veya karşısındakini aynı oda içerisinde duvarlar arkasında yalnızlığa terk etmemeli. “Beni anlamayan bir eşim var.” diyerek sessizliği ve içe kapanıklığı tercih etmek çözüm değildir. Ev içerisinde eşlerin birbirleriyle konuşmamaları hayatı paylaşmalarını engeller. Sessizlikten çıkışın yollarını aramak lazım. “Sen zaten beni adam yerine koyup¸ bir şey anlatmazsın.” ya da “sen benimle bir şey konuşmazsın” gibi suçlamalar daha çok içe kapanıklığa ve yalnız kalmaya sebep olur. Her şeyden haklılık payı çıkarıp¸ kendimizi tek akıllı görmeyelim. Eşlerden birisi iyilik perisi¸ diğeri cadı olamaz. Unutmamak gerekir ki¸ eşler birbirinin rakibi değil tamamlayıcısıdır.
Aile içerisinde yaşanan olayları iyi tahlil etmek gerekir. Tartışmak için fırsat kollayan eşler kendisine haksızlık yapıldığı duygusuna çok çabuk kapılır. En küçük şeyler için sayıp dökerek¸ kendimizi mazlum¸ eşimizi sanık sandalyesine oturtmayalım. Sorumluluklarımızı hakkıyla yerine getirelim. “Ben yapmazsam nasıl olsa eşim yapıyor.” diyerek fedakârlıklar suistimal edilip başkasına kambur olunmamalı. Bardağı taşıran son damla geldiğinde o kamburdan kurtulmak istenilebilir. Ve her tartışma mutlu yuvadan bir tuğla koparır.
Aile hayatı içerisinde her şey olabilir. Önemli olan alıcıların güzelliklere çevrilmesidir. Bahar günlerinde dahi dolu ya da sağanak yağabiliyor. Bu fırtınalı günler şükür¸ tevekkül¸ sabır¸ itaat ve karşılıklı anlayışla geçecektir.
Peygamber efendimiz (s.a.v.):“Bir Müslüman erkek zevcesine (muhabbetle) baktığı¸ zevcesi de ona baktığı zaman Allahu Teala her ikisine de rahmet nazarıyla nazar buyurur. Ve bu erkek zevcesinin elini tuttuğu zaman her ikisinin de günahları parmaklarının arasından düşer gider” buyurmaktadır. (İslâm’da evlilik mahremiyetleri)
Görülüyor ki ailede erkek ve kadın birbirlerine daime sevgi¸ muhabbet¸ hürmet ve itaatle güler ve tatlı dille muamele ederlerse Cenab-ı Hakk’ın nuru o evde tecelli eder. O ailede feyiz ve bereket¸ saadet ve selamet¸ ülfet ve muhabbet meydana gelir. Bu da yuvanın nizam ve intizam içerisinde¸ huzurlu bir şekilde¸ devam ve bekasını sağlar.

Sayfayı Paylaş