İSTANBUL'UN FETHİ VE FATİH

Somuncu Baba

İstanbul¸ tarihin çok eski dönemlerinden beri dünya milletlerinin rüyası¸ hülyası ve ideali olmuştur.

İstanbul¸ tarihin çok eski dönemlerinden beri dünya milletlerinin rüyası¸ hülyası ve ideali olmuştur. İlk önce Müslüman Araplar¸ daha sonra Müslüman Türkler tarafından defalarca bu güzel beldenin ele geçirilmesi için seferler düzenlenmiştir. Bunda İslâm Peygamberinin İstanbul’un fethine dair “İstanbul muhakkak fetholunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan ve O’nun askerleri ne güzel askerlerdir” hadis-i şerifi Müslüman Türkler için teşvik edici temel olmuştur.1
İslâm kumandanları bu hadis-i şerife mazhar olabilmek gayesiyle İstanbul’un fethi için zaman zaman fetih hareketlerine girişmişlerdir. Bunlardan ilki¸ 655 yılında Hz. Osman zamanında dönemin Suriye valisi Hz. Muaviye tarafından ilk deniz seferiyle başlamış¸ kuşatma ise 668 senesinde olmuştur. Bu kuşatma harekâtında Peygamber Efendimizin bizzat bayraktarlığını yapmış olan¸ o tarihte pir-i fâni denecek kadar yaşlanmış bulunan Ebu Eyyûb el-Ensâri de hazır bulunmuş ve çatışma esnasında kendisiyle beraber birçok ashab-ı kiram da şehit düşmüştür. Fethe muvaffak olamayan Hz. Muâviye¸ 674’de yedi yıl süren ikinci kuşatmada da başarılı olamamıştır. 707’de Mesleme bin Abdülmelik ve 781–782 yıllarında ise Abbasi halifesi el-Mehdi’nin oğlu Harun komutasındaki ordu¸ Üsküdar’a kadar ilerlemiş olduğu halde yapılan anlaşma neticesinde geri dönmüştür.2
Müslüman Türkler tarafından ilk fetih girişimi ise¸ Selçuklu sultanı Tuğrul Bey tarafından 1043 yılında hem Anadolu’nun ve hem de İstanbul’un fethi gayesiyle yapılmış¸ ancak başarısızlıkla sonuçlanmıştır.3 İstanbul’un fethine yönelik ilk ciddi girişim¸ 1340 yılında Osmanlı Sultanı I. Murat tarafından yapılmışsa da¸ Hıristiyan dünyasının oluşturduğu güçlü ittifak neticesinde kuşatma gerçekleştirilememiştir. Yıldırım Bayezıt¸ fetih girişimlerinde bulunmuş ancak birinci seferde imparatorla anlaşmaya bağlı kalınarak şehre girilememiş¸ ikinci teşebbüste ise Timur istilası nedeniyle kuşatmadan vazgeçilmiştir.4 Fatih’ten önce son kuşatma ise¸ II. Murat tarafından 1422 tarihinde olmuştur.5 On bin akıncının İstanbul’u taşraya bağlayan yolları kesmesiyle başlayan ve dönemin manevi otoritelerinden olan Emir Sultanın yüzlerce dervişleriyle birlikte bizzat yer aldığı bu kuşatma¸ çok şiddetli çarpışmalara sahne olmasına rağmen başarı alınamamıştır.
Fatih Sultan Mehmet dönemine kadar yaklaşık 29 kez kuşatılmış olan İstanbul¸ ancak bu genç Fatih’e nasip olacaktır. Tarihe “Ebu’l-Feth” (fethin babası) olarak geçen Sultan Mehmet Han¸ İstanbul’un alınması hususunda en büyük gayreti gösteren Osmanlı padişahıdır.6 Bu hususta kendisinden önceki padişahların da İstanbul’un fethiyle ilgili teşebbüsleri olmuşsa da bu iş¸ Sultan Mehmet Han’a kısmet olmuştur. “Ya İstanbul beni ya ben İstanbul’u alırım” diyecek kadar kafasını ve gönlünü fethe vermiş bir padişahtır. Bu hususta babasının da vasiyeti ve teşviki vardır.
Beş yaşında tahsile başlayan veliaht Mehmet bilhassa Manisa’da geçirdiği şehzadelik devresinde zamanın ünlü ve liyakatli âlimlerinden Astronomi¸ fen bilimleri¸ Matematik¸ Edebiyat¸ Tarih¸ Felsefe (Kelam) dersleri yanında dinî ilim tahsil etme imkânı bulmuştur. Ayrıca Arapça¸ Farsça¸ Latince¸ Sırpça¸ İbranice ve Türkçe ailesinden olan Çağatayca’yı öğrenmiştir.7 Fevkalade askerî dehaya sahip olan Mehmet¸ Halil Paşa ve Zağanos Paşanın da küçüklükten itibaren Peygamberimizin İstanbul’un fethine dair hadis-i şerifi kendilerine okuyarak O’nun fikren ve ruhen şekillenmesinde ve fikirlerinin olgunlaşmasında önemli katkıları bulunmaktadır. Fatih ayrıca Molla Gürâni’nin ilim ve irfan pınarından kana kana içmiş¸ Akşemsettin Hazretlerinin iman ve tasavvuf deryasında pişip benliğini eritmiştir.8
1451 yılında ikinci kez Osmanlı tahtına geçen Fatih Sultan Mehmet¸ bu ulvî gayesini gerçekleştirmek için Macarlara¸ Sırplara ve Bizanslılara karşı yumuşak davranıyordu. Hedefi Haçlıların birleşmesini önlemek¸ onları tahrik etmemek ve zaman kazanmaktı. Bin yıllık tarihinin sonuna gelmiş olan Bizanş küçüle küçüle sadece İstanbul şehrinin sınırları içinde hüküm süren bir devlet konumuna düşmüştü. Buna rağmen Bizans’ın varlığı¸ Balkanlardaki Türk varlığı açısından tehlikeli olmaktaydı. Bu arada Bizans İmparatorları¸ Anadolu’daki çeşitli siyasî güçleri de Osmanlı aleyhine kışkırtmaktan geri durmuyorlardı. İstanbul’un Osmanlı Devleti’nin hâkimiyeti altına girmesi¸ ticarî ve kültürel yönden önemli bir avantaj olacaktı.9 Zira boğazlar tam anlamıyla kontrol altına alınacak ve bu sayede Karadeniz ticaret yolları ele geçirilecekti. Karamanoğulları meselesini çözen Fatih¸ İstanbul’un fethi için hazırlıklara bir yıl önceden başladı. Önce devrin ünlü mühendislerini ve Osmanlı’ya sığınan Macar Urban’ı Edirne’de top dökümü işiyle görevlendirdi. “Şahî” adı verilen bu topların yanında¸ tekerlekli kuleler ve aşırtma güllelerin(havan topu) üretilmesi¸ yapılan hazırlıkların arasında olup İstanbul’un fethinde önemli rol oynamıştır. Bu topların çoğunun plan ve projesini ise bizzat genç Fatih çizmiştir. Bunların yanında dört ay gibi kısa bir zamanda Anadolu Hisarı’nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen) yapıldı.10 Bu sayede Boğazların kontrol ve emniyeti sağlanmış oldu. Yaklaşık 400 parçadan oluşan donanma inşa edildi. Turhan Bey komutasındaki Osmanlı donanmasını Mora’ya göndererek Bizans’a gelmesi muhtemel yardımları engelledi. Osmanlıların bu hazırlıkları karşısında Bizanslılar da boş durmuyorlardı. Bir yandan surlar sağlamlaştırılıyor¸ diğer yandan da şehrin gıda ihtiyacı için gerekli malzemeleri depoluyorlardı. Ayrıca Bizans İmparatoru Konstantin¸ Haliç’e bir zincir gerdirterek buradan gelebilecek tehlikeyi önlemeye çalışıyordu. Bu arada Bizans Haçlı dünyasından yardım istiyordu. Ancak Papa yapacağı bu yardım karşısında Katolik ve Ortodoks kiliselerinin birleştirilmesini istiyordu. Katoliklerden nefret eden Ortodoks Rumlar¸ “İstanbul’da Kardinal Külahı görmektense¸ Türk sarığı görmeye razıyız” diyorlardı. Fatih Sultan Mehmet¸ fetih hazırlıklarını tamamladıktan sonra¸ Bizans İmparatoruna elçi göndererek¸ kan dökülmeden şehrin teslim edilmesini istedi. Bunu kabul etmeyen Kostantin¸ savaşa hazırız mesajı üzerine¸ Osmanlı ordusu kara surları önünden 6 Nisan 1453’te kuşatmayı başlattı. Kuşatmaya Anadolu ve Rumeli beylerine bağlı kuvvetler de katıldı. Osmanlı ordusu yaklaşık 150.000–200.000 arasında idi. Çok şiddetli çarpışmalar olmaktaydı. Surlar Şahî topları ve gülleleriyle dövülüyor ancak fetih müyesser olmuyordu. Bizanş surlarda açılan gedikleri ise kısa sürede tamir ediyordu. Bu arada Venedik ve Cenevizliler de donanmalarıyla Bizans’a yardım ediyorlardı. Genç Fatih Osmanlı Donanmasının kuşatma esnasında yeterince kullanılmadığını¸ bu yüzden fethin geciktiğini düşünmekteydi. Haliç’e bakan surların zayıf olduğunu bu yüzden Bizans’ın Haliç’e zincir çekmiş olduğunu düşünüyordu. Bunun üzerine fethi kolaylaştıracak karar aldı. Osmanlı donanmasının bir kısmının mutlaka Haliç’e indirilmesi gerektiğini düşündü. 22 Nisan 1453 gecesi kızaklar yardımı ile çekilen 70 kadar kadırga Haliç sularına indirildi. Sabahleyin Türk donanmasını gören Bizanslılar¸ hayret ve şaşkınlık içinde paniğe kapılarak kara surlarını savunmakta iken¸ bir anda Haliç’teki surları savunmaya yöneldiler. Böylece kara surlarının savunması zayıfladı. Bu arada Haliç surları ateş altına alındı. Bu sayede deniz tarafındaki surların tamamı kuşatılmış oldu. Cenevizliler aracılığıyla şartsız olarak teslim olmaları istendi. Hem kara surları hem de Haliç surlarından taarruza geçen Osmanlı ordusu Bizanslılar tarafından püskürtüldü. Bütün bu kuşatma harekâtına rağmen şehir bir türlü alınamıyordu. Nihayet 18 Mayıs 1453’te Topkapı yönünden taarruza geçildi. Surların yoğun top atışlarıyla dövülmesi sürdürüldü. 26 Mayıs’ta toplanan harp meclisi taarruza devam kararı aldı. Nihayet 29 Mayıs sabahı bütün birlikler hücum kararı alarak son büyük saldırıya geçtiler. Surlarda açılan gediklerden içeri giren yaklaşık 300 kadar Anadolu askeri şehit düştü. Ardından yeniçeriler saldırıya geçerek göğüs göğse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk bayrağını diken Ulubatlı Hasan burada şehit düştü. Belgrad kapıdan içeri giren Türk askerleri Bizans’ın son direnişçilerini geçerek Bizans savunmasını çökertti. 54 günlük muhasaradan sonra şehir Osmanlı’nın eline geçerek fetih gerçekleşti.11 Askerleri tarafından yalnız bırakılan imparator Konstantin sokak çatışmaları sırasında öldürüldü. Her yandan kente giren Türkler¸ Bizans savunmasını tamamıyla kırdılar.
İstanbul tam olarak ele geçirilip emniyet sağlanınca Fatih Sultan Mehmet öğleye doğru Topkapı’dan şehre girdi. Çiçeklerle karşılanan büyük sultan¸ doğruca Ayasofya’ya girdi. Kilisenin içerisinde korku ile bekleşen Bizanslılara¸ canlarına ve mallarına asla zarar verilmeyeceğine dair söz verdi ve emniyet içerisinde evlerine gitmelerini emretti.12 Daha sonra ulemadan birisi ezan okudu. Fatih¸ namaz kılarak bu zaferi kendisine nasip ettiği için Allah’a şükretti ve ilave etti: “Bundan sonra tahtım¸ İstanbul’dur”.13
Dünya tarihinde çok önemli bir yere sahip olan İstanbul’un fethi¸ sonuçları itibarıyla da büyük yankı uyandırmıştır. Çağ kapayıp yeni bir çağın açılmasına sebep olmuştur. 1000 yıllık köklü bir imparatorluk sona ermiştir. Bu fetih hareketi Avrupa ve Hıristiyan dünyasında büyük bir hayal kırıklığı ve şok etkisi yaratmıştır.14
Fatih’i bu ulvî ideale götüren unsur¸ şüphesiz küçüklüğünden itibaren almış olduğu eğitimdir. O¸ cihangirlik sanatını ecdadından¸ hükümdarlık terbiyesini ve kumandanlık özelliklerini de babası II. Murat’tan öğrenmiştir.15 O’nun devlet adamlığı vasfı tartışılamayacak kadar büyüktür. Fatih¸ zamanını ve kendini aşmış fikir ve iman adamıdır. Öyle ki köhne bir çağın karanlığını yırtarak¸ yeni ve aydınlık bir çağın kapılarını bütün insanlığın ümidi ve ışığı olarak ardına kadar açmıştır.
Bu nedenledir ki; Fatih’i bu büyük ideallere götüren unsur şüphesiz ilimdir. Eğitim¸ bir milletin en öncelikli hedefi¸ ideali olmalıdır. Aksi takdirde bir milletin ayakta kalması imkânsızdır. Maddî ve manevî kalkınmanın anahtarlarının insan olduğuna gönülden inanan¸ ilim ve irfan ordusunun komutanı Fatih; ilme¸ ilim ehline ve hocaya çok önem vermiştir. Fetihten hemen sonra açmış olduğu medreseler ile kültürel müesseseler bunun bir ifadesidir.
Kalkınmamızın temelinin eğitim olması gerektiğini milletçe topyekûn olarak kavramamız gerekmektedir. İlim¸ müminin yitiğidir. Yüce dinimizin de temel öğretisidir. Kâinatın efendisi Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e ilk gelen âyet “oku” olmuştur. Dolayısıyla bizim en önemli görevimizin eğitim¸ bilim ve ilim alanında faaliyetlerimiz olmalıdır. Bu bilinci¸ insanımıza ve özellikle de gençliğimize anlatmamız gerekmektedir. İstanbul’un fethinin 554’üncü yılını kutladığımız bu günlerde fethi gerçekleştiren¸ Fatih Sultan Mehmet ve O’nun şanlı askerlerini rahmetle yâd ediyorum. Ruhları şad olsun.

Dipnot

1- Osman Turan¸ Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi¸ C I-II¸ İstanbul 1983¸ s. 48–59.
2- Hüseyin Algül¸ İstanbul’un Fethi ve Fatih¸ İstanbul 1981¸ s. 24–26.
3- Ali Sevim-Erdoğan Merçil¸ Selçuklu Devleti Tarihi¸ Ankara 1984¸ s. 34.
4- İlhan Şahin¸ Doğuştan Günümüze İslâm Tarihi¸ C. 10¸ İstanbul 1989¸ s. 161.
5- Mehmet Nuri Paşa¸ Netayicü’l-Vukuat Kurumları ve Örgütleriyle Osmanlı Tarihi¸ (Sadeleştiren: Neşet Çağatay)¸ C I-II¸ Ankara 1979¸ s. 43.
6- Halil İnalcık¸ Mehmet II¸ DİA¸ C. 28¸ s. 395–407.
7- Mehmet Gökalp¸ Fatih II. Mehmet Han ve İstanbul’un Fethi¸ Türk Dünyası Tarih Dergisi¸ sayı 29¸ s. 54–60.
8- Sâmiha Ayverdi¸ Edebî ve Manevî Dünyası İçinde Fatih¸ İstanbul 1983¸ s. 39–66.
9- İsmet Miroğlu¸ Doğuştan Günümüze İslâm Tarihi¸ C.10¸ s. 209–212.
10- Tursun Bey¸ Târih-i Ebu’l-feth¸ (Haz: Mertol Tulum)¸ İstanbul 1977¸ s. 41.
11- Halil İnalcık¸ Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300–1600) (Çeviren: Ruşen Sezer)¸ İstanbul 1995¸ s. 30.
12- Fatih ve Fetih Albümü¸ İstanbul’un Fethi¸ TATAV (Editör: Erhan Afyoncu)¸ İstanbul 2003¸ s. VII.
14- Erhan Afyoncu¸ Sorularla Osmanlı İmparatorluğu I¸ İstanbul 2001¸ s. 59.
15- Muammer Yavuz¸ Fatih ve İlim¸ Türk Dünyası Tarih Dergisi¸ sayı 5¸ s. 18.

Sayfayı Paylaş