FATİH DİVANI VE ŞERHİ

Geçen yıl Fatih Sultan Mehmed’in şiirleri ve bunların şerhleri üzerine muhtevalı bir kitap yayınlandı: Fatih Divanı ve Şerhi.

Geçen yıl Fatih Sultan Mehmed’in şiirleri ve bunların şerhleri üzerine muhtevalı bir kitap yayınlandı: Fatih Divanı ve Şerhi. Hazırlayan Prof. Muhammed Nur Doğan. Kitabın kapağını Gentile Bellini’nin çizdiği orijinal Fatih Portresi süslüyor. Yelkenli Yayınevinin (Temmuz 2006) edebî eserler dizisinin de ikinci kitabı olan Fatih Divanı ve Şerhi 260+48 sayfalık Fatih Divanı tıpkıbasımından meydana geliyor.
Prof. Dr. Doğan¸ kitabının önsözünde¸ kendisinden önce hazırlanan Fatih Divanları ile bunlarda yapılan okuma ve açıklama hatalarına temas ederek¸ kendi hazırladığı eserin titiz bir araştırma neticesinde ortaya konduğunu söylüyor.
Fatih Divanı ve Şerhi hazırlanırken Ali Emirî Efendi tarafından bulunan ve Fatih Millet Kütüphanesi 305 numarada kayıtlı tek yazma nüsha esas alınmış. Bunun haricinde nazire mecmuaları ile Pervane Bey Mecmuası’nda bulunan Fatih (Avnî) şiirleri de metne dâhil edilmiş.
Prof. Doğan¸ Avnî Divanlarında bulunan ve Fatih Sultan Mehmed’e ait olduğu ileri sürülen¸ fakat üsluptaki farklılık sebebi ile bazı şiirleri kitabına almadığını belirttiği önsözünde bu şiirlerin aslında Sultan 3. Mehmed’e ait olduğunu ifade etmektedir. Nitekim Doğan¸ bazı kaynaklarda Fatih Sultan Mehmed’e atfedilen ve
“İmtisal-i cahidu fillah olubdur niyyetim
Din-i İslâm’ın mücerred gayretidür gayretim”
beyti ile başlayan şiiri¸ kitabına almamış.
Bilindiği gibi geçen yıllarda Fatih Sultan Mehmed (Avnî) divanındaki bazı şiirlerin anlam derinliğine inemeyen birtakım sözde araştırmacılar hakikaten bir şey keşfetmişçesine¸ Sultan Fatih’le ilgili yanlış değerlendirmelerde bulunmuşlar¸ hatta bazı televizyon programlarında konu ile ilgili tartışmalar da yapılmıştı. Muhammed Nur Doğan o programların birinde bahsettiği hususlara¸ haklı olarak¸ kitabın önsözünde de yer veriyor ve şöyle diyor:
“Klâsik edebiyatımızın sistemine ve arka plânında bulunan çok köklü ve zengin kültürün gerçeğine nüfuz edilemediği için şiirlerinin anlaşılmasında gadre uğrayan divan şairlerimiz gibi¸ Fatih Sultan Mehmed’in şiirleri de bütün incelikleri ile anlaşılmamış ve bu sebeple hattâ büyük sultan hakkında tarihî gerçeklerle asla bağdaşmayan söylemler geliştirilmiştir. Bütün bir divan şairleri kadrosunun ortak üslubu olan hakikat-mecaz paralelliği hususu göz önünde bulundurulmadan bu şiirleri anlamak ve bunlardan toplumsal hayata¸ şairin düşünce¸ inanç ve davranış hususiyetlerine dair kesin hükümlere varmak mümkün değildir. Şairlerimiz bu çok gelişmiş¸ dallanıp budaklanmış ve sonsuz çeşitlilik içerisinde klişeleşmiş estetik sisteminin tanıdığı imkânlardan¸ hüner göstermek maksadı ile yararlanmakta¸ bazı düşünce ve estetik kalıplarını kullanarak şiirde inceliği¸ başarıyı ve orijinaliteyi yakalamaya çalışmaktadırlar. Yoksa bütün bunları¸ şairin duygu¸ inanç ve davranışının gerçek çizgileri gibi okumak ve bunlardan şairin dünya görüşünün net fotoğrafını yakalamak mümkün değildir.” (9-10)
Çağ kapatıp çağ açan ve İstanbul’u fethetmekle Hazreti Muhammed’in (s.a.v) “Letüftehanne’l-Kostantiniyye. Vele ni’mel-emiru emiruha vele ni’mel-ceyşu zalike’l-ceyş”
(İstanbul elbette fethedilecektir¸ onu fetheden kumandan ne güzel kumandan¸ onun askeri ne güzel askerdir.) hadis-i şeriflerine mazhar olan Fatih Sultan Mehmed¸ Avnî mahlâsıyla az fakat derinliği bulunan şiirlere imza atmış bir büyük sultandır. Fatih’in şiirleri hakkında yaptığı değerlendirmelerin bir bölümünde Prof. Dr. Muhammed Nur Doğan şöyle diyor:
Gerek devrinin büyük şairleri ve gerekse bütün bir klâsik Türk edebiyatı şairler kadrosu içerisinde yapılacak ciddî araştırmaya dayalı bir mukayese sonucu¸ Şair Avnî’nin¸ hiç de telâffuz edildiği gibi”orta derecede bir şair” olmayıp; aksine¸ hayâl ve bilgi açısından çok yönlülük özelliği taşıyan üslûbu göz önünde bulundurulacak olursa¸ emsallerinden geri kalmayan¸ birinci sınıf bir sanatkâr olduğu söylenebilir.”(10-11)
Ten-i bî-câna müjen hançeri kim câna geçer
Haste-i ışka ecel şerbeti dermâna geçer (42)

Bir güneş yüzlü melek gördüm ki âlem mâhıdur
Ol kara sünbülleri âşıklarınun âhıdur (55)
Âteş-i gam yakmasa tan mı vücûdum şehrini
Gözlerümden gönlüm üstine iki deryâ gelür (65)

Sâkîyâ mey vir ki bir gün lâle-zâr elden gider
Çün irer fasl-ı hazân bâğ ü bahâr elden gider

Yâr içün ağyâr ile merdâne ceng itsem gerek
İt gibi murdâr rakîb ölmezse yâr elden gider (79)

Bezm-i gamda nâya hem-dem oluban
Kaddümi çeng eylemek kânundur (90)

Gönül gamını nice safha-i beyâna yazam
Kalemden od çıkuban korkaram ki yanayazam (171)

gibi klâsik Türk şiirinin mecazı¸ teşbihi¸ istiaresi¸ ihamı¸ tevriyesi¸ telmihi… için örnek teşkil edebilecek güzellikteki söyleyişlere baktığımız zaman Doğan’ın vardığı kararların hissî ve yanlı olmadığını rahatlıkla anlayabiliriz.
Eserde dikkatimizi çeken en önemli hususlardan biri Prof. Dr. Doğan’ın beyitleri şerh ederken her bir beyte kılı kırk yaran bir üslupla yaklaşması ve beyitlerden zorlama mânâlar çıkarma yoluna gitmemesidir.
Yazımızı Fatih Divanı ve Şerhi isimli eserden bir beyit ve Prof. Dr. Muhammed Nur Doğan’ın kısa bir şerhi ile bitirmek okurlarımıza kitap hakkında az da olsa bilgi verecektir.
Ol şeh-i hüsn ü cemâle çün kul oldun Avnîyâ
Sana olmışdur müsellem mülk-i Osmân var ise
Ey Avnî! Galiba¸ o güzellik ve cemal padişahına kul olduğun içindir ki¸ Osmanlı ülkesi hükümdarlığı sana bağışladı.
Avnî bu beyitte “şeh-i hüsn ü cemâl” ibaresi ile bütün güzelliklerin mutlak sahibi¸ mâliki ve hâkimi olan Allahü Teâlâ’yı kastederek bir cihan imparatorunun İslâmî duyarlılığını ve büyük imanını gözler önüne sermektedir. Ona göre¸ Osmanlı ülkesi ve devleti hükümdarlığının kendisine bağışlanmış olmasının tek sebebi¸ onun¸ mutlak güzellik ve cemâl sultanı olan Allah’a kayıtsız şartsız itaat edip gönül rızası ile kul olmasıdır. (222)

Sayfayı Paylaş