ALİ OSMAN'IN DÜŞÜ

Somuncu Baba

1960 ların sonuydu. Doğuda küçük bir köyde¸ Ali Osman birkaç parça eşyasını tahta bavuluna koyup¸ kapağını kapattı.

1960 ların sonuydu. Doğuda küçük bir köyde¸ Ali Osman birkaç parça eşyasını tahta bavuluna koyup¸ kapağını kapattı. Odadan çıkmadan¸ her tarafa son bir kez baktı. Üç göz kerpiç evlerinin¸ bu odasında iki kardeşiyle birlikte yatardı. Bir de kız kardeşi vardı.
Ali Osman o sabah erkenden kalkıp hazırlanmıştı. Babasının yanında çömez olarak gurbete gidecekti. 14 yaşındaydı ama yaşıtlarından daha büyük gösteriyordu. İlk mektebi geçen yıl bitirmişti. Bütün sene boyunca¸ kasabadaki ortaokula devam etmek için babasına yalvarmıştı¸ hatta öğretmeni bile gelip rica etmişti. Ama babası Nuh diyor Peygamber demiyordu. Ali Osman yalvardıkça o aynı acıklı ses tonuyla ‘Ben de isterem oğul¸ oguyasın¸ büyük adam olasan ama nidek yoh işte. Paranın gözü kör olsun.’derdi. Aslında para olmadığından değil¸ okumak ona gereksiz geldiği için göndermemişti okula. Bir gün Ali Osman anasıyla konuşurken duymuştu. ‘N’edecek oguyup ta. Tarlada sabanda bana yardım etsin. İlk mektebi bitirdi işte. ’O gün karar vermişti Ali Osman ne pahasına olursa olsun düşünü gerçekleştirecekti. Herkesin yaptığı gibi ilk mektep¸ sonra bağda bahçede çalış¸ askere gitmeden nişanlanıp evlen¸ askerlikten sonra köydeki hayatına devam. Ali Osman böyle istemiyordu. Hayatı için kendi istediği şeyleri yapmak istiyordu. Okumak¸ istediği mesleği seçmek. Köyünü¸ ailesini çok seviyordu ama burada giderek kaybolduğunu hissediyordu.
Köyün bütün erkekleri yazdan güz ortasına kadar tarla işlerini bitirir¸ güz ortasında gurbete¸ büyük şehirlere giderlerdi. Ali Osman bu sene ilk gidiyordu. Anası ve gardaşlarıyla vedalaşırken¸ aslında gurbet için değil de okula gitmek için vedalaşmayı isterdi ama içinden ‘Kader işte.’dedi. Gözleri doldu.
İstasyon çok kalabalıktı. Kimileri binmiş¸ kimileri hala aileleriyle vedalaşıyordu. Ali Osman sırtında yatağı¸ elinde bavulu ile bineceği sırada son bir kez etrafına bakındı. Uzaktan koşarcasına biri el sallayarak ona doğru geliyordu. Biraz yaklaşınca öğretmeni Kenan olduğunu anladı durup gelmesini bekledi. Yanına gelince eğilip elini öpmek istedi ama sırtında yatağı vardı. Kenan Hoca elini omzuna koyarak nefes nefese;
—Yetişemeyeceğim diye korktum. Sana bu mektubu verecektim. Üzerindeki adrese git Mehmet Hocayı bul. Kendisi beni arkadaşım. Derdini anlat. Gerisini o halleder inşallah.
Ali Osman gözleri dolarak hocasına baktı. Bir umut ışığı belirmiş gibiydi. ‘Sağ olun var olun Hocam.’derken sesinin titrediğini hissetti.
Kompartımanda karşılıklı beşer kişi oturuyordu. İkisi kadındı. Kadınlar ağızlarını örttükleri beyaz tülbentlerinin üstüne büyük yün atkı almışlardı. Çok mahcup duruyorlardı. Hallerinden böyle yolculuklara alışık olmadıkları belliydi.
Trenin düdüğü çaldığı anda herkeste bir hareketlenme oldu. Yolcuların çoğu¸ gurbete gidenler olduğu için¸ aylar boyunca görüşemeyeceklerdi. Herkes yakınını biraz daha görmek isteğiyle trene yaklaştı. El sallamalar¸ karşılıklı Allah’a emanet etmelerle birlikte tren hareket etti. Önce yavaş yavaş sonra hızlanarak gardan uzaklaştı. Ali Osman¸ aynı odada oturduğu bu insanların yüzünde garip bir hüzün hissetti. Kendi de aynı duygular içindeydi ama beraberinde tarif edemediği bir sevinç de vardı. Sanki yeni bir hayata adım atıyor gibiydi.
22 saat süren bir yolculuktan sonra Haydarpaşa’ya vardılar. Yolda acıktıkça anasının koyduğu dürümlerden yediler. Haydarpaşa’nın merdivenlerinden inerken temiz hava yüzlerine çarptı. Önlerinde uzanan masmavi dalgalı deniz¸ uçuşan martılar¸ vapur bekleyen insanların attığı ekmekleri¸ simitleri yiyen güvercinler. Her şey kendi köyünden ne kadar farklıydı. Ali Osman tüm gördüklerine dikkatle bakıyor¸ sanki ilk günden şehri tanımaya çalışıyordu.

Süleymaniye de bir hana yerleştiler. Babası yol boyunca ‘Bura bizim oralara benzemez. Gendine mugayyet ol¸ dikkat et.’ türünden sözlerle onu tembihlemeye çalıştı.
O gün dinlendikten sonra¸ ertesi günü mal almaya gittiler. Çarşı çok büyük ve kalabalıktı. Ama babası gideceği yerleri iyi biliyordu. Çakı¸ çakmak¸ el feneri¸ gaz lambası¸ tarak¸ ayna gibi birçok mal aldılar. Bir de küçük el arabası alarak hepsini özenle yerleştirdiler. Ali Osman babasının gerek mal alırken¸ gerek arabaya dizerken çok heyecanlandığını görüyor¸ kendi aynı şeyleri hissetmediği için hafiften bir vicdan azabı duyuyordu. Dizme işi bittikten sonra babası;
—Birkaç gün beraber çıkar¸ hem sokakları hem işi öğrenirsin. Daha sonra ben ayrı çıkarım¸ dedi.
Ali Osman cevap vermedi. Ama ‘Babam başka araba almadan bir fırsatını bulup¸ Kenan Hoca’nın dediği okulu bulmalıyım ’diye düşündü. O gün geç olduğu için işe çıkmayacaklardı. Ali Osman bunu fırsat bilip ‘Ben biraz dolaşayım baba.’diyerek çıktı. Babası ‘Gaybolun ha! Bilmiyon buraları ’dediyse de dinlemedi. Birkaç sokak geçtikten sonra adresi birine gösterdi. Adam ‘Ben sana Fatih’i tarif edeyim. Oraya varınca Şehremini’yi sorarsın.’dedi.
Yarım saat yürüyerek Fatih’e vardı. Yolda gördüğü binalar¸ arabalar¸ insanlar her şey dikkatini çekiyordu. Orada tekrar sordu. Geldiğinden daha az yol yürüyerek okulu buldu. İçerinin kokusu kendi okulunu hatırlattı. Gözleri doldu. Sonra verdiği kesin kararı hatırladı. ‘Ne pahasına olursa olsun okuyacağım.’ Biraz yürüyünce kalın bıyıklı¸ gözleri boncuk gibi bir adam; ‘Buyur gardaş kime baktın?’diye sordu. Ali Osman biraz da çekinerek¸ ‘Müdürü görecedim.’dedi. Adam ‘Senin müdürle ne işin olur?’der gibi baştan aşağı süzdü ve ‘Ne yapacan müdürü?’ ‘O’na bir mektup getirdim arkadaşından.’ ‘Ben veririm.’ Ali Osman¸ sonradan adının Murtaza olduğunu öğrendiği hademeyi zor ikna ederek birlikte müdürün odasına vardılar.
Müdür mektubu alınca Murtaza’ya¸ ‘Sen çık¸ bize iki çay getir.’dedi. Ali Osman hazır olda beklerken yüzünün kızardığını¸ kalp atışlarının hızlandığını hissetti. Müdür gülümseyerek oturması için işaret etti. Ali Osman ilişir gibi otururken o da mektubu okudu. Aslında Kenan Öğretmen¸ Ali Osman’ın babasıyla İstanbul’a gideceğini duyunca müdüre mektup yazmış durumu anlatmış ve sonunda ‘Sen bilirsin ne yapacağını. Ali Osman’ın emaneti artık sana.’demişti.
—Bizim Deli Kenan seni bize emanet etmiş. Eee artık biz de emanete sahip çıkacağız. Peki¸ söyle bakalım¸ babanı nasıl ikna edeceksin?
—Şey Efendim. Şu anda bilmiyorum ama muhakkak bir yolunu bulacağım. Siz de bir kapı açarsanız…
—Ben bir şeyler düşündüm ama. Kaç yaşındaydın sen?
—14 Efendim.
—O zaman şöyle yapalım. Sen gel bu sene okulda çalış. Hem Murtaza Efendi’ye hem kooperatife bir yardımcı lazım. Biz de sana¸ ortaokul kitapları ile okulda kalacak yer ayarlayalım. Bu sene hazırlan. Eğer imtihanı geçersen seneye liseye başlarsın.
Ali Osman okuldan ayrılırken heyecandan uçacak gibiydi. Yine kalbi çarpmaya başladı. Koşarak merdivenleri indi. Ne yapacağını bilemez bir halde bahçede bir iki tur koştu. Sonra hiç durmadan dışarı çıkıp Süleymaniye’ye doğru yürümeye başladı. Birden hızlı bir yağmur başladı. Ama o farkında bile değildi. Kulaklarına yağmurun sesi yerine müdürün ‘Seneye liseye başlarsın.’diyen sesi yankılanıyordu.
Hana vardığında babası oda arkadaşlarıyla beraber aş pişiriyordu. Eriyen yağın kokusunu duyunca çok acıktığını hissetti. Babası ‘Nerde galdın Ali Osman? Merahtan öldürdün beni.’derken o gelip hemen kurulan sofraya oturdu. ‘Üstünü değiştireydin bari.’ O pilavı kaşıklarken¸ ‘Boş ver baba sonra değiştiririm.’dedi. Babası bir yandan yerken bir yandan keyifli keyifli¸ nasıl çalışacaklarından¸ neyi kaça satacaklarından bahsetmeye başladı. Ali Osman elindeki kaşığı bırakıp babasının gözlerinin içine bakarak; ‘Baba ben bir iş buldum.’dedi. Babası ne işi diye sormadan çabuk çabuk; ‘Bir okulda hademe yardımcısı oldum.’dedi.
Babası o konuşurken gözlerinde aynı ışıltıyı gördü. Köyde ‘Okumak istiyorum.’diye yalvardığı zamanlardaki ışıltıyı. O anda artık ne yapsa ona engel olamayacağını anladı.
—Eyi oğlum. Get çalış. Daha ben sana bir şey demiyom.
O anda Ali Osman sofradan kalkıp babasının elini öptü. Bu kadar kolay olacağını tahmin etmemişti. Yol boyunca babasını nasıl ikna edeceğinin provasını yapmış olumlu bir sonuca ulaşamamıştı. Şimdi ise okullu sayabilirdi kendini. Yalnız babası onu kucaklarken ‘Burada kalıp evini köyünü unutmak yok tamam mı?’demeyi ihmal etmedi.

Sayfayı Paylaş