İNTİHAR ÇARE Mİ?

Somuncu Baba

Toplumun Kanayan Yarası: İntihar
İntihar¸ insanın kendi canına kıyması¸ herhangi bir biçimde hayatına son vermesidir.

Toplumun Kanayan Yarası: İntihar
İntihar¸ insanın kendi canına kıyması¸ herhangi bir biçimde hayatına son vermesidir. Ne yazık ki¸ her ülke ve toplumda görülebilecek bu sapma¸ son yıllarda toplumumuzda gözle görülür bir artış göstermiştir. Özellikle bazı yörelerimizde son bir iki yıldır daha kısa aralıklarla ve daha fazla rastlanır olmuştur. Bu tür üzücü olumsuzlukların elbette aile içi baskılar¸ cinsel bunalım¸ özellikle genç kızların istemedikleri kimselerle evlendirilmesi¸ ihanet¸ dedikodu ve iftira gibi ahlakî zaaflar¸ yoksulluk¸ işsizlik¸ sakatlık¸ yakınını kaybetme¸ gelecek endişesi¸ ümitsizlik¸ televizyon yayınlarının bir şeylere veya birilerine özendirmesi vb. sosyolojik ve psikolojik sebepleri bulunmaktadır.
İçki ve uyuşturucu madde kullanımı da intiharları kolaylaştırıcı ortam oluşturmaktadır. Yine hayatın¸ insanlar arası ilişkilerin acımasız bir maddî çıkar kavgasına dönüşmesi¸ dinin insanı yönlendirme ve eğitme gücünün iyice zayıflaması¸ çoğu zaman da insanı hayata bağlayan değer ve amaçların anlamını yitirdiği ortamların oluşması¸ intihar oranını yükseltici faktörlerdir.
Kuşkusuz¸ bütün bu sebep ve sonuçlar değişik boyutlarıyla konunun uzmanları tarafından ele alınıp analizi yapılmalı ve çözüm önerileri sunulmalıdır. Biz ise sadece¸ konunun inanç ve İslâm’la ilgili yönünü ele alacağız.
Dinimize göre¸ intihar elbette en büyük günahlardandır. Ancak¸ insanları kendi hayatına kast edecek¸ canına kıyacak noktaya getirmek de en az onun kadar büyük günahtır. Aileden devlete¸ en dar daireden en genişine kadar cemiyetin tüm birimleri sorumluluğu ölçüsünde bu günahtan pay sahibidir. Toplumumuz öylesine maddeci ve acımasızlaştı ki¸ kardeş kardeşi dişsiz bulsa onu yemekten çekinmez hale geldi. Ne yazık ki bu¸ sadece dinden uzak çevrelerde değil¸ samimiyetten yoksun¸ genellikle dünyevî¸ siyasî¸ ticarî vb. amaçlarla dindar geçinen kesimlerde bile bunun örnek ve yansımaları değişik biçimlerde¸ ancak özde diğerlerinden farksız olarak görülmektedir.
İnsanlar¸ mutlu ve huzurlu olabilmek için¸ her şeyden önce¸ kendilerini her yönden güven içinde ve rahat hissetmeli¸ çevrelerine ısınabilmelidir. Fıtraten narin¸ nazik ve hassas olan bu değerli varlığın ruhu¸ bazen adeta canavarlara parçalatılıyor. Bir küçücük kılı kaldıramayan göz gibi nazik insan yüreğine yumruklar ve hançerlerle saldırılıyor. Kuyumcu terazisinden binlerce defa daha duyarlı olan duygular tonlarca ağırlığa maruz bırakılıyor. İnsan denilen bu asil varlık kafese kıstırılmış¸ kedilere boğdurulmak istenen bir aslan gibi hissediyor kendini. Yılan yuvasında yaşamaya mahkum ve her an ısırılmak endişesiyle günler¸ haftalar¸ hatta yıllarca gözüne uyku girmeyen talihsizler misali¸ sürekli kâbuslarla boğuşarak yaşamak zorunda bırakılıyor. İşte intiharların önlenmesi için öncelikle aileden devlete¸ en dar çevreden en genişine kadar her kesimce bu zifiri karanlığın dağıtılması¸ kâbusların yok edilmesi gerekir.
Bu da büyük ölçüde fert fert her birimizin bir nefis muhasebesi yapmamıza bağlıdır. Haset¸ ihtiraş bencillik; ırkçılıktan partizanlığa kadar her çeşidiyle grup taassubu¸ tarafgirlik¸ adam kayırma¸ su-i zan¸ kibir vb. mikroplar ictimâi bünyemizi ne yazık ki içten içe kemirmeye devam etmektedir. Kur’an’ın ve Hz. Peygamber’in koyduğu ölçüler kaçmış¸ değerler alt üst olmuştur. Evet¸ ne yazık ki¸ tuz kokmuştur. O dilimizden düşürmediğimiz Allah¸ Peygamber¸ cennet¸ cehennem vs’ye gerçekten inanıyorsak kendimizden başlayarak bu kötü gidişe bir dur demeliyiz. Bunun için öyle çok şey bilmeye¸ allame olmaya gerek de yok. Birkaç prensibi hayatımıza rehber etmemiz¸ seven ve sevilen insan olmayı hedeflememiz yeter:
Hz. Peygamber buyurur: “Biriniz kendisi için istediği iyi bir şeyi kardeşi (diğer insanlar) için de istemedikçe iman etmiş olmaz” (Buharî¸ İman 6); “Yaratılmışların tamamı Allah’ın aile bireyleri gibidir. Allah katında en sevimli olan¸ O’nun yaratıklarına en çok faydası dokunandır” (Beyhakî¸ Şuabü’l-İmân¸ VI¸ 43); “Mü’minlerin birbirlerini sevmeleri ve birbirlerine acımaları¸ aynen¸ bir tarafı ağrıyınca diğer taraflarının uykusuzluk ve yüksek ateşle hemen tepki gösterdiği bir vücuda benzer” (Müslim¸ Birr¸ 66); “Müslüman¸ diğer Müslümanların elinden ve dilinden selamette bulunduğu kimsedir. Mü’min de¸ insanların¸ mal ve canları konusunda kendisinden güvende olduğu kimsedir” (Tirmizî¸ İman 12); “Hile yapan ve aldatan bizden değildir” (Ebu Dâvud¸ Buyu’ 52); “Merhamet etmeyene (Allah tarafından) merhamet edilmez” (Buharî¸ Edeb 18); “Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız” (Müslim¸ İman 93).
İntihara Karşı İnanç
Allah’ı tanıyan kimsenin hayata bakışı şöyledir:
Belli bir süre önce ortada bulunmayan harika sanat eseri vücut ve hayatımızı kendimiz var etmedik. Onu yerde bulmuş veya satın almış da değiliz. Sağır tabiat¸ kör rastlantı¸ bilinçsiz sebepler¸ canları gibi sevdikleri halde basit bir hastalık ve sakatlığımıza bile engel olamayan anne ve babamız tarafından da yaratılmış olamayız. Aksine¸ neyimiz varsa¸ ilim ve hikmeti sonsuz Yaratıcımızın bize ihsanı olup geçici bir süre için hizmetimize verilmiş birer emanettir. Dolayısıyla¸ onları canımızın istediği¸ kafamıza estiği gibi kullanma hakkına sahip değiliz. Belli bir amaç doğrultusunda kullanılmak üzere tüm donanımı ile verilmiş yaşama hakkına insanın müdahale etmeye yetkisi yoktur. Bu¸ eşsiz hayat ve vücut nimetine karşı büyük bir nankörlük olur.

Sayfayı Paylaş