DOÇ. DR. İHSAN KARAMAN:“TIP İNSANA HİZMET İÇİN İYİ BİR VESİLEDİR”

Somuncu Baba

“İstanbul şüphesiz bir dinî merkezdir de. Şehrin bu özelliği dört yüz yıl hilâfet merkezi olmasından kaynaklanır. Cami¸ medrese¸ tekke gibi kurumların yoğunluğu da aynı sebeptendir.”

“İstanbul şüphesiz bir dinî merkezdir de. Şehrin bu özelliği dört yüz yıl hilâfet merkezi olmasından kaynaklanır. Cami¸ medrese¸ tekke gibi kurumların yoğunluğu da aynı sebeptendir.”

Kimdir:
1962 yılında İstanbul’da doğdu. Ünlü ilahiyatçı Prof. Dr. Hayrettin Karaman Hoca’nın oğlu. 1986’da İstanbul Tıp Fakültesinden mezun olarak ‘tıp doktoru’¸ 1991’de ise aynı fakültede ihtisasını tamamlayarak ‘üroloji uzmanı’ ünvanını aldı. Takip eden on yıl boyunca Şişli Etfal Hastanesi Üroloji Kliniğinde başasistan olarak çalıştı. 1994 yılında Amerika Birleşik Devletleri¸ Houston şehrinde Baylor Tıp Fakültesi Üroloji Bölümünde misafir ürolog olarak görev yaptı. 1996 yılında girdiği sınavda başarılı olarak üroloji anabilim dalında ‘üniversite doçenti’ ünvan ve yetkisi aldı. Ocak 2001’den bu yana¸ Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Üroloji Klinik Şefi olarak çalışıyor. Uluslar arası ve ulusal tıp platformlarında yayınlanmış 120’den fazla bilimsel çalışması mevcut. Üç uluslar arası ve sekiz ulusal tıp derneğinin üyesi. Doğal afetler için kendisini seferber eden “Yeryüzü doktorları” derneğinin başkanı.Hayat Vakfı ile Ulusal Çocuk Ürolojisi Derneğinin kurucularından ve halen yönetim kurulu üyesi. Üç bilimsel tıp dergisinin yayın kurulunda bulunuyor. Evli ve iki çocuk babası.

Tıp insanı olmak fikri nereden doğdu?
İmam Hatip Lisesinde okurken¸ inandığım değerleri ülke çapında savunacak¸ kitlelere benimsetecek bir meslek seçme hedefindeydim. Toplumda kabul gören bir meslek¸ geniş kitlelere hitap eden bir meslek ve doğru yapıldığı zaman da Allah’ın rızasını kazanmaya vesile olabilecek bir meslek… Bu sırada ailemin teşviki de oldu; başta babam olmak üzere. Kendisi de doktor olmayı içinden geçirmiş. O yıllarda kazanmak çok zordu. Uçak Mühendisliği’nden sonra tıp fakülteleri geliyordu. Hiç hazırlık kursuna gitmeden¸ özel ders almadan Allah’ın izni ile kendi kendime çalışarak kazandım.
Girdikten sonra insan bedenini tanımaya başladınız¸ neleri fark ettiniz?
İnsan bedenini tanımaya başladıktan sonra bu harikulade sistemi görünce mesleğimi daha çok sevdim. Bu sistemdeki ufak bozulmaların nelere mal olacağını ve hekimin Allah’ın izni ile bunu doğruya doğru yöneltme düzeltme imkânının olduğunu görmek beni mesleğimi sevmeye itti. Severek yapıyorum.
Çocuğunuza tavsiye eder misiniz?
Özel bir yönlendirmem olmaz. Fakat seçeceği zaman da engellemem. Çünkü yorucu tarafı var. Fakat büyük oğlum bu sene İstanbul Tıp Fakültesi’ni kazandı.
Doktorlara karşı halkımızın özel bir ilgisi vardır. Bu ilgiden hiç rahatsız oldunuz mu?
Yeni mesleğe başlayınca böyle bir alaka çok motive ediyor. Zıpkın gibi doktorsunuz. Onore ediyor. Pratisyen hekimseniz her şeyden biraz anlarsınız. Ancak ben yirmi yılımı doldurdum. Artık çok insani bir ziyarete gidince bile mesleğinizle ilgili soruya muhatap olmak¸ o hengâmenin içinde cevap verme zorunluluğu sıkıcı olabiliyor. Bir de buna cep telefonu eklenince benim yanımda bir saat kalanlar “Allah sana sabır versin” derler. Ben yine sıkılmadan cevap veriyorum. Ama ilk zamanki motivasyonu artık vermiyor.
Bir Dönem Doktorlar Halka Tepeden Baktı
Halk hastane ve doktor için “Allah düşürmesin¸ yokluğunu da vermesin” der…
Çok anlamlı bir söz. Doktorun hastası ile ilgili kurduğu iletişimle ilgili bir sözdür. Bu sözün ortaya çıkması sanıyorum cumhuriyet döneminde doktorluk mesleği biraz daha elit bir sınıfın elindeydi. Beyaz Türk’ler dediğimiz bir zümrenin elindeydi. Halkın öz değerlerinden kopuk insanlardı bunlar. Ancak son yirmi yılda¸ Özal ile birlikte doktorluk halkın her kesimine açık hale geldi. Müstağni halka tepeden bakan bir anlayışın hakim olduğu zaman bu söz üretilmiştir. Halka böcek gibi bakan insanlar için üretilmiştir. Bize tamamen terstir.
Türk halkı doktora gitmiyor. Niçin?
Check up batıda yayılmış bir şey. Ülkemizde kitlesel olarak yayılmış bir şey değil. Dolayısıyla halk bir şikayeti olmadan kendiliğinden gitmez. Sağlığa yapılan harcama diğer birçok öncelikli harcama içerisinde geri plana atılma zaruretinden kaynaklanıyor olabilir. Doktora ne zaman gidilir? Başa çıkılamayan bir hastalık olduğu zaman. Önce kocakarı ilaçları ile¸ çevreden eşin dostun tavsiyesi ile¸ hatta eczacı kalfasının tavsiyesi ile doktora gidilir. Bunlar geçirilir ve başarılı olunamazsa o zaman doktora gidilir. Beni branşım üroloji. Örneğin idrar yollarında kanser çok önemli. Hayati bir hastalık. Mesaneyi ya da böbreği ele alalım. İlk bulgular idrarda kan görülmesidir. Başta bir ağrı sızı sıkıntı yoktur. Eğer kanserden kaynaklanıyorsa bunu çok erken teşhis etme imkânı verir. Hâlbuki bize gelen hastaların büyük çoğunluğu özellikle Anadolu’dan gelenler¸ ilk idrarda kan gördüğünden üç sene¸ beş sene sonra geliyor. Artık geri dönülmez bir yola girmiştir. Kanser yayılmıştır. Istırap başlamıştır. O zaman gelir ve “Beş sene önce idrarımdan kan gelmişti ama ağrım sızım yoktu” der. Bizim vatandaşımız ağrı sızı kelimesini çok önemser. Ağrı sızı yoksa bir hastalık yok sanır.
ABD’de İki Kişiden Biri Obez
Obezite¸ tansiyon¸ şeker gibi hastalıklar artıyor¸ ne söylemek istersiniz?
Eski devirlere baktığımızda şişmanlığın obezitenin bir hastalık olması gibi bir durum sözkonusu değildi. Bu modern çağın hastalığı¸ yeni bir hastalık diyebiliriz. Şişmanlık hastalığı benim çocukluğumda o kadar az insanda görülürdü ki¸ parmakla gösterilirdi. Mahallenin bir şişmanı bilemedin iki şişmanı olurdu. Şimdi bizim toplumumuzda az ama ABD’ye gittiğimizde hastalık derecesinde obezite toplumda yüzde ellinin üzerinde. Her iki ABD’liden biri. Tansiyon¸ şeker eskiden de vardı. Aids ve Kuş Gribi de eskiden vardı ama salgın halini alması¸ kitleyi tehlike altına alması söz konusu değildi. Bu gün bunlar vardı¸ yarın başka şeyler çıkar. Obezite¸ tansiyon ve şeker hastalıklarının modern hayat tarzı ile¸ teknoloji ile¸ şehir hayatı ile çok ilgili olduğunu düşünüyorum. Şeker ve tansiyon obezitenin tetiklediği hastalıklardır. Zayıf olan¸ sporcu olan ve sağlıklı yaşayan bir insanda tansiyon da şeker de çok nadir görülebilir. Genetik bir baskı yoksa.
Yürüyen merdiven¸ asansör ve sürekli araba kullanmayan gün boyu ofiste televizyon ve bilgisayar karşısında hareketsiz olarak oturmayan ve sebze meyve karışık dengeli beslenen fas food yemeyen bir insan topluluğunda obezite ne kadar görülebilir? Bundan üçyüz sene önce Anadolu topraklarında demin saydıklarımdan hiçbiri var mıydı? Yoktu. Dolayısıyla obezitenin alt yapısını oluşturan aşırı yağlı ve dengesiz beslenme öbür yandan da hareketsizlik. Aldığı enerji ve kaloriyi yakamayan toplum bu hale geldi. Sofradan doymadan kalmak hadisi şerifi uygulansa obezite ile mücadelede edilebilir.
Sizin alanınız üroloji ile ilgili de bilgi alalım¸ nedir bedenin hangi alanı ile ilgilidir?
Soruya cevap vermeden önce hizmet amaçlı kurduğum sitemden bahsetmek isterim. www.ihsankaraman.com sitemizde halkımızın hekime söyleyemediği birçok cinsel konu doğru ve doyurucu olarak halkımızın hizmetine sunulmuştur. Üroloji¸ böbrek ve idrar yollarının tamamını¸ cinsel organlar ile cinsel fonksiyonları içeriyor. Bunun içerisine sünnet yapmaktan tutun prostata¸ idrar yollarına¸ böbrek taşına kadar olan konuları kapsıyor. Ayrıca erkek ve kadın arasındaki cinsel uyumu da düzenliyor. Türk toplumunda cinsel hastalıklar konusunda maalesef bir kapalılık var. İnsanlar basur için gidiyor¸ cinsel konularla ilgili gidemiyor. Nezle¸ grip nasıl Allah’tan gelen bir hastalıksa bu da öyledir. Tıp çözebiliyorsa çözer. Doktor hastanın sırdaşıdır. Örneğin bir amcamız geliyor¸ prostat için muayene oluyor. Ancak giderken son zamanlarda “Artık eskisi gibi değil” diyor. Anlıyoruz tabi muayene ediyoruz ilaç veriyoruz iyileşiyor.
Bir hekim olarak ülkemizdeki sağlık hizmetlerini yeterli buluyor musunuz?
Maalesef tam memnun olduğumu söyleyemem. İşin içinden gelenler dinlenilmediği için Ankara’da merkezi yönetimlerle idare ediliyor. Halka hiç temas etmemiş üniversite hastanelerinin hekimleri ve doktorlarından oluşan bürokratlar karar verdiği için halka tam yansımıyor. İyi niyetli girişimler de var. Sosyal güvenlik sistemlerinin birleştirilmesi çok önemlidir. Her yerde böyledir.
Yeni kuşakların sağlık konularına bakışı nasıl?
Çok iyi. Kitle iletişim araçlarının yaygın olması onların daha çabuk bilgi almasını sağlıyor.
Büyük ölçüde bilgilenerek geliyor.
Gen Tedavisi Tıpta Çok İleri Bir Adım
Teknoloji tıpta çok kullanılıyor mu?
Evet¸ mesleğe ilk başladığımız yıllara göre çok ileri düzeyde. Eskiden mutlaka vücutta 15 santim bir kesi yapıp açık böbrek ameliyatı yapardık. Bugün başparmak kalınlığında beş tane delik açarak oralardan sokulan aletlerle tedavi edilebiliyoruz. Ayrıca robot kullanılıyor. İnsan eliyle yapılamayacak kıvraklıktaki işlemleri robotlar yapabiliyor. Son yılların flaş konusu gen tedavisidir. Birçok hastalığın genetik kökenleri olduğu için kromozomlardaki gen dediğimiz özellikli bölgeler üzerinde yapılacak bir takım manüpülasyonların birçok hastalığın kökünü kazımada mesafe katedeceği bekleniyor.
İyiye mi kullanılacak kötüye mi?
Biz iyi niyetli kullanılacağını ümit edelim.
Orhan Pamuk’tan sonra günün birinde bir Türk doktoru da Nobel ödülü alır mı?
Kriterlere uyan birçok Türk doktoru var. Almaması için hiçbir neden yok. Türk doktorlarının yabancı meslektaşlarından eksik hiçbir tarafı yoktur. Türkiye’deki altyapı ve üst yapı yeterlidir. Herkes kendini rahatlıkla Türk hekimlerine emanet edebilir.
Yeryüzü Doktorları Yirmi Ülkede Gönüllü Hizmet Verdi
Sosyal sorumluluk adına neler yapıyorsunuz?
Öncelikle bir hekimin sosyal sorumluluğu da var herkes gibi. İnancımız gereği mesleğimizi para ve şöhret için değil¸ hizmet için yapma zorunluluğu var. Manevî olan bizim için daha önemlidir. Onun dışında yiyecek bir ekmeğimiz¸ bir suyumuz var. Önemli olan hayır dua almaktır. Web sitemiz tamamen hizmet amaçlı. www.ailem.com sitemizde bir grup doktor arkadaşımızın gayretleriyle kuruldu. Ayrıca Hayat Vakfı var. Yirmi yıldır işin içindeyim. Aynı yola baş koyduğumuz doktor arkadaşlarımızın gayretleri ile çalışıyor. Örneğin Üsküdar’daki Mihrimah Sultan Tıp Merkezi bu vakfın eseridir. Yurt çapında sağlık kampanyaları düzenledik. Bunlardan bir tanesi “İsteğe bağlı kürtaja karşı çıkma” kampanyasıydı. Bir diğeri de“Çocuklar sokakta kalmasın” sloganı ile Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden ödül kazanan bir projemizdi. Bu proje ile İstanbul’da sokakta çalışan 65 çocuk vakfımız aracılığıyla sokaktan kurtarıldı. Okumaya başlatıldı. Ailelerine de geçim ve sağlık desteği veriliyor.
Yeryüzü Doktorları Derneği başkanısınız. Bu dernek hakkında bilgi verir misiniz?
Yeryüzü Doktorları Derneği¸ 2000 yılında İngiltere’de Müslüman doktorlar tarafından kuruldu. Biz 2004’te Türkiye şubesini açtık. Dünyanın neresinde bir açlık¸ kuraklık¸ sel ¸ deprem gibi doğal afetler ya da insan eliyle çıkarılmış bir felaket olduğu zaman oraya koşuyoruz. Dünyanın 4 kıtasında 20’den fazla ülkede hizmet verdiler. Gönüllülük esasına göre çalışıyorlar. Yıllık izinlerini kullanıyorlar ya da özel izin alıyorlar. Endonezya’da depremden sonra Açe’de tsunami’den sonra¸ Keşmir’de depremden sonra Sudan Darfur’da kıtlık için insani yardıma gidildi. Kongo’da iç savaş nedeniyle mültecilerin sağlık sorunları için oraya gidildi. Nijer’de Katarak ameliyatı olamayanlar ameliyat edildi. Filistin ve Lübnan’da İsrail saldırılarından sonra yaralılar oraya gidilerek tedavi edildi. Filistin’de şu an beş tane sağlıkla ilgili proje yürütülüyor.
Darende Devlet Hastanesi yeni binasına kavuştu. Bununla ilgili ne söylemek istersiniz?
Ben Darende Hulûsi Efendi Devlet Hastanesi’ni internetten gördüm. Hakikaten bina çok nefis. İnsana gurur verici bir tarafı var. Hulusi Efendi’nin adına yakışır bir şekilde onun vakfı tarafından¸ onun ismini yaşatmak bakımından ve hayır hizmetini devam ettirmek bakımından çok önemli. Son derece takdire şayan.
Sayın hocam bu röportaj için çok teşekkür ederiz.
Ben de çok teşekkür ederim.

Sayfayı Paylaş