ÇOCUKLAR İÇİN (HİKAYE:TARİHİN TANIKLARI)

Somuncu Baba

Çocuklar İçin sayfamızda yayınlanmasını arzu ettiğiniz; yazı¸ bilmece¸ bulmaca¸ fıkra ve şiirlerinizi bekliyoruz çocuklar…

Çocuklar İçin sayfamızda yayınlanmasını arzu ettiğiniz; yazı¸ bilmece¸ bulmaca¸ fıkra ve şiirlerinizi bekliyoruz çocuklar…

Adres : Zaviye Mah. Hulusi Efendi Cad. No : 71 Darende 44700 Malatya
E-Posta : bilgi@somuncubaba.net

Somuncu Baba Dergimiz 2007 yılı Ocak ayından itibaren ücretsiz çocuk eki ile yeni yayın dönemine giriyor.

Geleceğin ışığı olan çocuklarımıza¸ millî ve manevî değerlerimizi öğretmek¸ kültürel yönden daha güzel yetiştirmek ve aynı zamanda eğlendirmek gayesiyle dergimizin ücretsiz çocuk eki¸ 2007 yılı Ocak ayından itibaren dergimizle birlikte siz değerli okuyucularımıza ulaşacaktır.
Kısa¸ özlü¸ öğretici yazı ve şiirlerinizi¸ güzel sanat çalışmalarınızı bekliyoruz… Sevgili Çocuklar…

 

Bir Hadisi Şerif

Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Maddi imkânı olup da kurban kesmeyen namazgâhımıza sakın yaklaşmasın.”

Kurban Bayramı’nda Kınalı Koç
Adım Kınalı Koç. Sizlere başımdan geçen bir olayı anlatacağım. Çok güzel ve bir o kadar da ilginç bir hikaye. Kurban bayramı geliyor. Yine çocuklar sevinecekler ve neşe içinde büyüklerinin ellerinden öpecek. Harçlıklar da minik ceplere doğru yol alacak.
Kurban Bayramı’nın hikayesini biliyor musunuz? Çoğunuzun “evet” dediğini duyar gibiyim. Bilmeyen ve unutanlar varsa onlar için bir araştırma yaptım. Öğrendim ki¸ Kurban hikayesi¸ Hz. İbrahim ve oğlu İsmail'e kadar varır. Nasıl mı? Bir gün İbrahim (a.s) rüya görmüş. Allah (cc)¸ oğlu İsmail'i kurban etmesini emretmiş. Bu rüyayı tam üç kez ard arda görünce oğlu İsmail (a.s)'ı yanına çağırıp¸ ona Allah (c.c)’ın emri olduğunu¸ kendisini kurban etmesi gerektiğini söylemiş. İsmail (a.s)¸ hiç itiraz etmyip hatta babasını bu konuda cesaretlendirmiş. “Babacığım¸ emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın¸” diye cevap vermiş. İbrahim (a.s) ciğer paresi oğlunun bu hareketinden çok memnun olurken bir yandan da onu kurban etmenin üzüntüsünü yaşasa da Allah (c.c)’ın emri diyerek teslim olmuş.
Baba ve oğul bir gün sabah erkenden yola çıkmışlar. Dağların ardında ıssız bir yere geldiklerinde¸ İsmail (a.s) hiç tereddüt etmeden babasının önünde diz çökerek¸ Allah (c.c) ne emrettiyse onu yapmasını söylemiş. İbrahim (a.s) eline bıçağını alıp ve Allah'ın emrini uygulamak üzereyken¸ Allah (c.c)'ın yardımı erişdi. Nasıl mı? Tam o sırada Allah (c.c)¸ beni İsmail (a.s)'ın yerine kesmesi için gönderdi.
Bu duruma İbrahim (a.s) ne kadar sevindi bilemezsiniz. Allah'a şükür duaları ediyordu göz yaşları içinde. Bu olayla Allah (c.c)¸ İbrahim ve İsmail (a.s)'ı imtihan etmişti. Benim emrime itaat edecekler mi? diye. Onlarda hiç tereddüt etmeden Allah'tan gelene razı olmuşlardı. Böylece imtihanı da başarıyla geçmişlerdi.
Bense Kurban edilen hayvanların cennete gittiği müjdesini duyunca¸ ne kadar sevindiğimi bilemezsiniz. Cennete gitmek herkese nasip olmaz. Tekrar Allah (c.c)'ın yanına döneceğim. Sonunda ona dönmek kadar güzel bir şey varsa ben de bu emre seve seve itaat ederim. Kurban Bayramı’nda¸ lezzetli etimden; fakirler¸ yoksullar yiyecek. Yoksul çocukların yüzü gülecek. Kurban Bayramı’nda et yerken beni unutmazsınız. Şimdiden hepinize iyi bayramlar.

Hikâye
Tarihin Tanıkları
Mikail ÇOLAK

Anadolu'nun her yanı ayrı bir kültürdür diye düşündü Boğazlıyan’ın çıplak tepelerini seyrederken…Muavinin dediğine göre daha köye bir saatten fazla vardı. Bursa nere Yozgat nere¸ diye düşündü.
İlk görev yerinin onu buralara getirebileceğini hiç düşünemezdi. Kaderi ilahî bakalım onun namına hangi sürprizlerini hazırlamıştı.
Önce işe şuradan başlamalı diye düşündü boyası dökülmüş eski ahşap lojman kapısına bakarken. Muhtara varıp ihtiyaç listesini vermeyi düşündü ama nerede görülmüş öyle bol ödenekli muhtarlık¸ diyerek vazgeçti. Canım zamanla şenlenecek burası diye söylendi ve dışarı çıktı.
Köylüler o geçerken kendi aralarında “yeni öğretmen” diye söyleniyorlar¸ mutlak onun hakkında konuşuyorlardı. Köy kahvesinde köyün emektar muhtarı onu bin bir taltifle karşıladı. “Örgetmen bey oğlumuza yer virin” diye de kahvedekileri azarladı.
Muhtar öğretmene köy ve köylü hakkında uzun bir izahat faslına girdikten sonra son anda eklemeden edemedi. Örgetmen bey oğlum köyde Ermeni kalması çoktur¸ bilgin olsun diye diyom¸ diyerek sözlerini noktaladı.
Pazar akşamını hasrete¸ gurbete¸ özleme¸ hayale¸ istikbale adayarak erkenden yattı çünkü ertesi gün okullar açılacaktı. Okulun hem öğretmeni hem müdürü hem de her şeyiydi¸ çünkü başka kimse yoktu bu dağın başında ondan başka.
Sabah elbetteki kendi okuduğu okulundaki gibi kalabalık bir öğrenci topluluğunun avluda toplandığını hayal etmedi ama bu kadar da az beklemiyordu doğrusu. İkiyüz elli haneli köyde yeni okula kayıt olan on kişi diğer sınıflarda da yirmi ve toplam otuz kişi.
Okul bahçesine okula yeni kayıt olan ve utangaç tavırlarla etrafı süzerek annelerinin elini sıkı sıkı tutan çocuklar ayrı bir güzellik katıyordu.
Bütün memlekette yeni açılan ilk gün adetten tanışmayla geçtiği gibi bu küçük ve şirin köy okulunda da tanışma merasimi vardı. Ama öğretmen değişik bir metot uyguladı birinci sınıf öğrencileri haricindekiler kendilerini kompozisyon yazarak tanıtacaklardı. Öğrenciler tarafından ilgi çekici bulundu bu metot.
O günün akşamını çocukların yazdığı kompozisyonları okuyarak geçirdi. İçlerinden birinde geçen isimler dikkatini çekti.
Ertesi gün bütün çocuklara kompozisyonlarını dağıttı. İşaretli kağıdı aldı ve seslendi: Maria Goçeryan…
Ürkek¸ çekingen bir tavır¸ kızarmış bir yüz¸ korkulu bir bakış ve titreyerek bir el kalktı. “Gel kızım” çağrısıyla ayaklar biraz zoraki sürüklendi ve korku dolu bakışlar öğretmenin önünde durdu.
Öğretmenin müşfik bakışlarından gelen cesaretle küçük kızın korkulu bakışları yumuşadı.
“Senin adın Maria mı yavrum?”
Maria daha cevabı vermeden sınıfın arka taraflarından bir ses yükseldi.
” O Ermeni öğretmenim.”
Öğretmen azarladı: “Ben izin vermeden konuşmayın.”
Maria ağlamaya başladı. Öğretmenin tadı kaçtı. Marianın başını okşadı. Maria biraz serinledi.
“Kompozisyonunda adı geçen Angela kim kızım?”
“Teyzem öğretmenim. O öldü de”.
Tüm sınıf pür dikkat onları izliyordu. Öğretmen elini Maria’nın omzuna koydu ve sınıfa döndü : “Arkadaşınız Maria’yı sevenler el kaldırsın.” Herkes hemen el kaldırdı.
“O halde onu kardeşiniz bileceksiniz. O başka bir milletden de olsa sizinle yaşayan içinizden bir kardeşiniz. Ve sizi çok seviyor onu bir daha üzmek yok. Anlaştık mı?”
Sınıf hep bir ağızdan “evet öğretmenim” cevabıyla inledi. Bu tablodan çok hoşlanan Maria’nın bir anda yüzünde güller açtı ve öğretmenin boynuna sarıldı.
Maria onun himayesinde tüm çalışkanlığını ortaya koydu. Öğretmeninden aldığı destekle o seneyi büyük bir başarıyla geçti. Genç öğretmen istikbal vaad eden öğrencisini milliyetine aldırış etmeden büyük bir titizlikle yetiştirdi.
……….
Artık öğretmenlik yolunun emektar yolcusu yorulmuş emeklilik için gün sayıyordu. Yıllarca o okul senin bu okul benim binlerce yüreğe ilim irfan ekmenin gururunu yudumluyordu. Artık Ankara’nın bu en meşhur liselerinden birinden hayırlısıyla emekli olacağı günü bekliyordu. O bu hayallerle makamında otururken odasının kapısı çalındı. Sekreter “Müdür Bey sizi bir bayan görmek istiyor” dedi.
Meraklı bir eda ile al içeri dedi.
Esmer orta boylu elinden küçücük bir elin daha tuttuğu bu yüzü hemen tanıyamadı. Hoş geldiniz buyurun¸ dedi ama bir yandan da tanımak için kendini zorluyordu. Genç bayan tatlı bir tebessümle ve gayet narin bir ses tonuyla:
“Beni tanımadınız mı Hocam “dedi.
“Özür dilerim yavrum ama pek çıkaramadım desem ayıp olmaz İnşallah.”
“Ben Maria. Maria Goçeryan”
Heyecanlandı ihtiyar¸ ayağa kalktı¸ Maria elini öptü. Duygulandı.
Maria okuduğu üniversiteden şu anki işinden evliliğinden ve kısa hayat hikayesinden anlattı da anlattı. İhtiyar doya doya yudumladı her şeyi.
Maria oğlunu tanıştırdı. İhtiyar büyük bir şefkatle onu yanına çağırdı alnından öptü. Başını okşadı.
“Adın ne senin yavrum?”
Kendinden emin bir tonla “Aydın efendim” cevabın alınca İhtiyar Maria’yla göz göze geldi.
Maria “Bana yaptığınız unutulmaz destek ve katkılarınız isminizle birlikte hiç unutulmasın¸ siz oğlumun isminde yaşayın diye düşündüm Hocam”
Aydın öğretmenin ihtiyar yüreği mutluluğun bu kadarını taşımakta zorlanıyordu. Unutulmamak¸ hatırlanmak ve hâlâ sevilmekten daha gurur verici ne olabilirdi ki. Aydın Bey öğretmenliğinin altın dakikalarını yaşıyordu. Sevgi ne farklı millet ne de farklı ırk dinliyordu. Yine insanlık galip gelmişti. Sadece insan olmak geçerli olmuştu. Ermeni meselesini kendi çapında çözen bir öğretmen¸ tarihin tanıkları arasına girmişti.

Sayfayı Paylaş