PROF. DR. METİN SÖZEN: ŞEHRİ KORUYAMAZSAK BAĞIMSIZ OLAMAYIZ

Somuncu Baba

“Şehirler çöktü mü bil ki o ülkenin siyaseti çökmüştür¸ ekonomisi çökmüştür¸ sosyal ilişkileri çökmüştür; bağımsızlığına kadar varır işin sonu.”

“Şehirler çöktü mü bil ki o ülkenin siyaseti çökmüştür¸ ekonomisi çökmüştür¸ sosyal ilişkileri çökmüştür; bağımsızlığına kadar varır işin sonu.”

Prof. Dr. Metin Sözen
O¸ Türkiye'deki doğal¸ tarihi ve kültürel mirasın önemine uygun korunması ¸ değerlendirilmesi ve tanıtılması amacıyla yoğun çaba gösteren bir bilim adamı. Onun yaptıklarını anlatmak hayli güç. Çünkü başta Safranbolu¸ Bursa¸ Edirne¸ İstanbul olmak üzere yurdun değişik bölgelerinde çalışmalar yaptı. 1990'da ÇEKÜL(Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı'nı kurdu. Vakfın başkanlığını yürüten Sözen çeşitli ödüllere de layık görüldü. Bunlardan bazıları TBMM “Üstün Hizmet Ödülü” ve “Ağa Han Mimarlık” ödülüdür. Ayrıca ulusal ve uluslar arası birçok ödülü var. Son yıllarda ağırlığını hissettiren “Kelkit Havzası” projesi de Sözen'in ülkemize kazandırdığı önemli projelerden. 37 tane yayımlanmış kitabı bulunan Sözen¸ 25 tane de belgesel yapıma imza atmış. Belgeseller arasında “Suyla Gelen Kültür ve Keçenin Teri” gibi TV izleyicilerinin beğeniyle izlediği yapımlar da bulunuyor.

Çekül Vakfı'nın misyonu nedir?
Biz öncelikle ileri hedefleri içeren ortak paydada insanların buluşacağı cümleyi arıyoruz. O cümleye giderken hangi nitelikte kiminle bunu yapacağımızı belirliyoruz. Bunu da en iyi bilen kurumlardan biriyiz. Çekül'ün belki en önemli başarılarından biri¸ bu geniş coğrafyada nerede hangi işi yapacak yürekli – birikimli insanımız var¸ bunun bilgisine sahip olmasıdır.
Projelerinizi nasıl hayata geçiriyorsunuz?
Kamu – yerel- sivil üçlüsünü bir araya getiriyoruz. Ve kentin problemini zaten en iyi onlar biliyor. Sonra da projeler uygulamaya koyuluyor. Şu an Türkiye'nin farklı 105 bölgesinde arkadaşlarımız çalışmalar yapıyor.
Kelkit Havzası ile ilgili proje de böyle mi gerçekleşti?
Evet¸ Gaziosmanpaşa ve Cumhuriyet Üniversiteleri Kelkit Havzası projesinde bizimle köy köy¸ sokak sokak dolaşarak çalışıyor. Ve bu beş il'in valisi de desteğini esirgemedi.
Türkiye'yi yeniden tasarlamaktan bahsediyorsunuz..
Yeniden tasarlanması gerekiyor. Bunu yapacak kudreti vardı Türkiye'nin. Mutlaka eski ile yeni arasında bir köprü kurmalıyız.
Şehirleşme ile ilgili çok ciddi sıkıntılarımız var. Türk'ler yapılaşmayı beceremiyor mu?
Böyle bir şeyi kesinlikle reddediyorum. Türk'ler 12 bin yıl tarihi olan bir kavimdir. Orta Asya'dan kalkıp Anadolu'ya gelmişler ve 150 senede Anadolu'yu imar etmişlerdir. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir imar hareketi yoktur. Büyük Selçuklu dönemine bakınız¸ Konya¸ Sivaş Erzurum¸ Kayseri¸ orada nasıl muazzam yapılar vardır. Sadece Sivas'ta 12 medrese var.
Herkes Kendi Yöresini Korumak Zorundadır
Hocam bir bölgeyi korumak niçin önemlidir? Bunun tek nedeni turizm midir?
İnsan hiçbir şeyi bir başkası için üretemez. Ancak biz birey olarak ayakta sağlıklı ve diri durmak için yola çıkıyoruz. Bu dünyadaki varlığımızın temel ürünü de o. Eğer siz köyleri yaşam ve üretim biçimi olarak bulundukları yerlerden koparırsanız ki örnekleri artık çok fazla¸ toprak ve insan ilişkisini koparmaya başlıyorsunuz¸ tarım ilişkisinde sorun yaşıyorsunuz¸ yani elde edeceğiniz ürünle beslenme kaynaklarınızı¸ yani yaşam kavramlarınızı yani olmazsa olmazı kaynağından koparıyorsunuz. Siz ister kasaba olsun¸ ister kent olsun¸ isterse de daha büyük kent megapol¸ metropol ne derseniz deyiniz. Hepsinin ayrı bir yeri ve önemi vardır. Aksi takdirde hepsinden olursunuz.
Bu açıdan bakılınca köyden beslenen bir kente ihtiyacımız var. Kent eşittir uygarlıktır¸ kent eşittir kültürdür¸ tanımı da odur. Burada niye öbürlerinden farklı kentle ilgili çizdiğimiz çerçeve? Gayet açık kentte topraktan gelen¸ çevreden gelen değerler¸ tartışmalar ve beraberce eğitime¸ kültüre ve yeni hedeflere ulaşır. Diğeri beslenme noktasıdır kentin beslendiği noktadır köy¸ kasaba. Kentse bunu dünyaya aktaran ulusal devlete aktaran temel noktadır.
Şehirlerin siyasete olan etkisi nedir?
Şehirler çöktü mü bil ki o ülkenin siyaseti çökmüştür¸ ekonomisi çökmüştür¸ sosyal ilişkileri çökmüştür; bağımsızlığına kadar varır işin sonu. Safranbolu'da 1975'de bütün halkı toplayıp meydan da konuştuğum zaman söylediğim söz şuydu: “Ne olursunuz bulunduğunuz kenti terk etmeyin¸ ne olursunuz kültürden kapacak bir başka şeye kendinizi kaptırıp yanlışa yönlenmeyiniz¸ ne olursunuz.”
Bir kentte tarihin bilgisi vardır. Türkiye'de her kentin derinlikli binlerce yıllık tarihi var. Onun gibi gözle görünmeyen bilgisi var. Belleğimizde gözükmeyecek şekilde yer eden izleri var. Oraya doğru baktığınız zaman bu izleri koparttığınız zaman siz hemşehri olamazsınız bir kentin hemşehrisi olmak orayı bilmek ve korumaktır. Yoksa kent hemşeriliği için üç kişi yetmez. Daha büyük dayanışmalara olanak sağlayan¸ toprağa bağlı köklerinden kopmak istemeyen bir davranıştır hemşehrilik.
Şehirler su havzalarına mı kurulmuş hep?
İnsanlar suyla birlikte yol bulmuşlardır. Suyla birlikte ekmişler¸ biçmişler tarıma geçmişlerdir. Suyla birlikte birbirleriyle ilişkilerini kurmuşlardır. Biz örneğin Yukarı Fırat Havzası'nda¸ Anadolu'da kalkınma istiyorsak Anadolu coğrafyasının getirdiği olanakları iyi irdelememiz gerekiyor. Anadolu'da havzalar tarihin her döneminde yerleşmenin temel ağırlıklı öncelikli noktası olmuştur.
Kültürsüz Kalkınma Kalıcı Olmaz
Şehirlerin ekonomiye katkısı oluyor mu?
Eğer bir yerde kültür yoksa¸ sanat yoksa kalkınma iki gün sürer. Orayı koruyamamışsanız ticaret yapsanız ne olur¸sanayi kursanız ne olur? Sanayi zaten yanlış yere kurulmuşsa bu değer kaynakları zaten kirletiyorsa hiçbir işe yaramaz. Bütün değerler birlikte anlamlıdır.
Ağaç dikme kampanyalarınız nasıl?
Çok anlamlı ama çoğu bunu çok iyi anlamadı. Ama şimdi yedi yüz bin kişi ağaç dikti bu adeta bir ordu… Herkes her nedenle ağaç diksin¸ çünkü kesilene karşı yerine koymamız gereken bir borçtur bu. Her insan 7 ağaçlık tüketim yapıyor. Dolayısıyla yedi ağaç dikmek zorundadır. Fazlasını dikerse doğa kâra geçmiş olur.
Türkiye'nin en çok korunmaya muhtaç ili ya da bölgesi neresidir?
Öncelik yok. Her bölgenin korunması ve gelişmesi gerekiyor. Biz Türkiye'yi ortak bir leke olarak görüyoruz. Bunu çok yerde söylüyorum. Önceliklerimiz yok bu sakın tasarımda söylediğimle çelişki görmeyin¸ önceliğimiz yok¸ çünkü bu Anadolu coğrafyasının her alanı bir ömürden fazla olarak öne çıkan değerleri var.
Sizi hep iyimser görüyoruz. Çevre uzmanları ya da şehir plancıları hep karamsardır…
Bir şeylerin değiştiğini gördüğüm için iyimserim. Ben masa başında oturup plan yapmaya karşıyım. Halkın içinde olacaksınız¸ o yörede yöre halkıyla birlikte karar vereceksiniz. Başarı da o bölgenin olacak. O sinerji ortaya çıkınca iyimser olursunuz.
Gittiğiniz yerlerde ilgi nasıl?
Harika. İnsanlar çok ilgili. Ben zaten konuşmamı şöyle tamamlıyorum gittiğim yerlerde gençlere ve hocalara hitaben; “Bu ülkedeki her yurttaş her sabah kalktığı zaman kendisine soru sormalıdır. Ben dünden daha olumlu daha ileri ne düşündüm¸ ne uyguladım kiminle bu anlamda konuştum sorusunu her sabah sormak zorundasınız.” Biz o soruyu her gün soruyoruz. Ve şu anda Anadolu'da çalışan arkadaşlarımız hiçbir kaynak olmasa da¸ kaynaklarını oluşturuyor. Aslında kaynak önümüzde duruyor biz onu yok ediyoruz.
“Kendini koruyan kent” projeniz var. Bu hususta ne söylersiniz?
Bakın o yöreyi yöre halkından başka kimse koruyamaz.. Önce yöre halkının beraber problem çözmeyi öğrenmesi lazım. İşte Safranbolu örneğini verdim. Orada bölge kadınları bu işe omuz verdi. Kentler arasındaki yarışı çok istiyoruz ama bu dediğimiz kavramlarla da beraber ele alarak bir çözüme gidilmesi kaydıyla.
Türkiye'deki göç dünyanın hiçbir yerinde yok.
Göç mimariyi ve çevreyi çok etkiliyor değil mi?
Elbette. Şu an Türkiye'deki göç gibi büyük göç dalgası tarihin hiçbir döneminde olmadı. Bu kadar hareketlik elli yıl içinde hiç olmamıştır. Böyle bir şey olamaz. Ne köy¸ köy olmuş¸ ne kasaba¸ kasaba kaldı¸ ne küçük kentler küçük kent kaldı. Benim bütün çabam Anadolu kentlerindeki bütün insanların bu yeni kavramlar etrafında buluşmalarını sağlamak.
Bizde planlama hiç yok mu?
Elli yıl planlamadan çok korktuk. Planlamayı yanlış anladık. Bizim şimdi yapmak istediğimiz şey her ölçekte planlamayı sağlamak. Bizim bu kentlere getirdiğimiz en önemli şeylerden biri mahalle birimidir. Anadolu'da kent kültürünün gelişmesinin ortak ürünü mahalledir. Mahalle bir dayanışma birimidir¸ mahalle bir toplanma birimidir¸ bir imece birimidir ve kentin merkezindeki idari açıdan bağlanan temel yönetimsel birimdir. Mahalle muhtarlığı boşuna değildir. Mahallede ayrıca yardımlaşma örgütleri vardır. Yoksul olan insanlara çaktırmadan¸ farkına varmadan¸ onun yüksünmemesi için ödenek verebilen bir sosyal yapısı da vardır. Bu dayanışma odaklarında bir mescit veya camidir. Veya bir kahvedir¸ bir çınardır orada başlayan hareket ve öbür taraftaki yerlere taşınır. Buralar hanlar¸ hamamlardır. Bütün bunları birbirinden kopardığınız zaman¸ bir yolu açtığınız zaman bir merkezde yanlış yaptığınız zaman mahalle parçalanıyor¸ ilişkiler parçalanıyor¸ yani biz geçmişte yaratılmış kentlerimize ve bugün gelişecek onun etrafında büyüyecek kentler arasında böyle ilişki kurmadık. Tarihi kentin içine getirdik yapı zorunluluğu verdik. Ondan sonra çivi çaktırmıyoruz diyerek bahane aradık ve sonunda kimlikli olan birim kayboldu.
Kentler çocuklarındır projeniz var bir de…
Bakın bu çok önemli bir projeydi. Biz bir kuşak olarak yanlış yaptık. Elli yıllık gündemimiz içinde çevre ve kenti koruma hiç yer almadı. Sanayi dedik¸ ticaret dedik¸ şu dedik¸ bu dedik ama bunların hepsinin kaynağı olan kültür olmadıkça hiçbiri bir yere oturmuyor. Sanayi yanlış yere dayandığı¸ kültüre dayanmadığı için bitiyor. Yedi bölgede bu uygulamayı başlattık ve çok olumlu sonuçlar aldık. Mardin'de Rize'de toplantılar yaptık. Çocuklar öyle aklı başında konuştular ki hayran kalmamak elde değil. O çocukların tümünü 105 çocuğu getirdik İstanbul'a¸ İstanbul'da bütün televizyonlarda açıklamalar yaptılar. Tarihi yerleri gezdiler. Bunlar çok önemli şeyler. Bilgiyi yeni kuşağa aktarmak zorundayız.
Muhterem Hocam bize verdiğiniz bu bilgilerden dolayı çok teşekkür ederiz.
Asıl ben teşekkür ederim. Bu vesileyle Somuncu Baba Dergisi okuyucularınada kalbi selamlarımı sunarım.

Sayfayı Paylaş