CAN DOSTUM

Somuncu Baba

Ethem¸ kapıyı açıp girdiğinde¸ eşi Sultan Hanım iftar için son hazırlıkları yapıyordu

Ethem¸ kapıyı açıp girdiğinde¸ eşi Sultan Hanım iftar için son hazırlıkları yapıyordu. Selam verdikten sonra;
-Çocuklar gelmedi mi daha? diye sordu.
-Hoş geldin Ethem. Sema'nın birazdan gelmesi lazım. İkizlerin dersi altıda bitecekmiş. Herhalde iftara yetişemezler.
Ethem¸ aldığı pideleri masaya bıraktı. Daha sonra geçip çökercesine koltuğa oturdu. Sultan Hanım yapmakta olduğu salatayı yarım bırakarak yanına geldi ve;
-N'oldu Ethem? Niyazi'ye ulaşamadınız mı hâlâ? diye sordu.
-Yok hanım. Adam evini de boşaltmış. Nerde olduklarını kimse bilmiyor.
-Peki¸ dükkânındaki onca mal n'oldu? Hani alırken senin kefil olduğun mallar?
-Hepsini¸ ortadan yok olmadan önce satmış. Hem de değerinin çok altında. Anlayacağın akraba diye yardım ettiğimiz Niyazi akrep çıktı da bizi perişan etti.
-Şimdi n'olacak?
-Karşı taraf haciz işlemlerini başlatacakmış. Avukat onları ikna etmiş de on gün daha süre almış. Bu sürede onca parayı nerden buluruz. Haciz gelirse hem malımız gider hem de ele güne rezil oluruz.
Sultan Hanım telaşla;
-Allah korusun Bey. Hiç mi yapacak bir şey yok? Harun Bey'den istesen? İkiniz de çok iyi dostsunuz.
Harun lafını duyunca Ethem'in yüzüne güzel bir gülümseme yayıldı.
-“Evet o benim can dostum. Çocukluğumuz birlikte geçti. Ağaca ilk birlikte çıktık. İkimiz de aynı gün düştük. Komşunun bahçesinden beraber erik çalıp aynı gün babasından beraber dayak yedik. Benim babam olmadığı için babası bana da babalık etti. Harun'la beraber bana da Kur'ân öğretti¸ aynı gün hatim ettik. Okuldan beraber kaçardık. Üniversiteye kadar birlikteydik. Şimdi daha az görüşüyoruz ama gönülden hiç ayrılmadık. Ah Harun! Onunla sevincimi ve acımı paylaştım. Anam öldüğünde benim kadar ağlamıştı. Hâlâ görmesek özlüyoruz.” diye düşünerek;
– O benim dostum. Ama onun kapısına dünyalık için gidemem.
Sultan Hanım daha fazla üstelemeden¸ sofrayı hazırlamak üzere kalktı. Ethem onun da çok üzüldüğünü görünce;
-Aksaray'daki depoyu satılığa çıkardım. Bakalım¸ darlığı veren Allah genişliği de verecektir¸ dedi.
-İnşallah Bey.
O sırada dış kapı açıldı. Her zamanki gibi gürültüyle Sema girdi. Kapıyı kapatıp ayakkabısını ayakkabılığa koymasından onun geldiğini anlıyorlardı. Sultan Hanım;
-Nerde kaldın kızım? diye seslendi.
Sema üzerini çıkarırken 'Ablamdaydım anne n'oldu biliyor musun?' aceleyle konuşmaya başladı.
-Oradan bağırma¸ gel burada anlat.
Sema 'Hoş geldin baba nasılsın?' diye babasının hatırını sorduktan sonra;
-Anne Emine Teyze var ya diye anlatmaya başladı. Sesinden çok üzgün olduğu belli oluyordu.
-Eee n'olmuş?
-Kirayı ödeyemiyor diye ev sahibi evden çıkarıyormuş. Kızı alıp götürecekmiş. Görsen kadıncağız ne kadar üzgün.
Sultan Hanım bir yandan kaşıkları dizerken;
-Ya vah vah. Damadının istemediğini duymuştum.
-Evet. Benim olduğum zamanlar odasından hiç çıkmayacak diye şart koşmuş.
Sema annesine doğru eğilerek;
-Anne bir şeyler yapamaz mıyız?
-Ne yapabiliriz kızım. Kirası ne kadardı acaba? Canım bir göz çatı katı ne kadar olacak?
Sesini çıkarmadan onları dinleyen Ethem;
-Kirasını versek diyorum ama bir kirayla bitmiyor ki.
-Zaten oğlundan kalan bir maaş var. Oğlu Kore Gazisiymiş. O maaşla geçiniyor da¸ kirasını vaktiyle kocasının yanında çalıştığı büyük bir iş adamı ödüyordu. Adam ölünce geride kalanlar unutup gittiler kadını. Bey izin verirsen ben her akşam pişirdiğimden birer kap gönderirim.
Sema'nın sevinçle gözleri parladı.
-Oh çok şükür. Kira da¸ iftar da halloldu diye bir yandan konuşup bir yandan aldığı tepsiye böldüğü yemeklerden koymaya başladı.
-Kızım iftara az kaldı. Yarın başlarsın götürmeye diyen annesini dinlemeden her şeyi bir çırpıda hazırladı.
-Gidiyim bir an önce müjdeyi veriyim diyerek koşarcasına çıktı.
-Dikkat et¸ aceleyle düşersin sonra diyen annesini duymadı bile.
Ethem arkasından gülerek baktı. Biraz önceki sıkıntısı sanki dağılmış gibiydi.
……………………
İftardan bir süre sonra Sema geldi. Heyecan ve aceleden kıpkırmızı olmuştu.
-Anne¸ bir görsen Emine Teyze öyle sevindi ki 'Onlar beni feraha çıkarttı ya Allah da onların ne muradı varsa versin.'diye dua etti.
-Amin kızım amin. Haydi¸ ellerini yıka da gel orucunu aç.
Onlar yemeklerini henüz bitirmişti ki¸ üniversitede okuyan ikizler Ahmet ile Emin geldiler. Aynı fakültede okuyorlardı. Babası geçen sene üniversiteyi kazanınca ortak kullanmaları için bir araba almıştı. Her akşam olduğu gibi bugün de söylenerek girdiler içeri. İkisi de birbirinin araba kullanmasını beğenmeyip¸ devamlı söyleniyorlardı. Ama birini başkası eleştirince diğeri hemen onu savunmaya geçiyordu. Bugün de Ahmet;
-Yine kırmızı ışıkta geçtin. Bir öğrenemedin kırmızıda durmayı diyerek içeri girdi. Sultan Hanım onların huyunu bildiği için;
-Oğlum bir senedir kullanıyorsun¸ hâlâ kırmızıda duramıyor musun diyince Emin bir şey demeden Ahmet bu defa;
-Aslında duramayacak kadar hızlıysan geçebilirsin. Emin de hızlıydı biraz diye onu savundu.
-Neyse haydi bırakın söylenmeyi de gelin yemeğinizi yiyin. İftar olalı yarım saat oldu.
Onlar yemeğe otururken¸ Ethem namaz için salona geçti. Sultan Hanım onun ardından hemen yatak odasına girip köydeki ablasını aradı.
-Evet¸ abla herkes iyi ellerinizden öperler. Abla babamdan kalan tarla var ya onu isteyen biri olursa satın diye aradım.
-Mıstıkların Fevzi istiyordu ama sen satmak istemiyorsun diye söylemedik. N'oldu çok zordaysanız¸ biraz birikmişimiz var¸ satılana kadar onu gönderek.
-Yok¸ abla sağ ol. Siz tarlayı satın yeter. Ethem 'in işi için lazım. Ama kurban olayım Ethem duymasın. Kabul etmez biliyorsun.
O sırada yemekten kalkıp elini yıkamak üzere banyoya giden Emin annesini duymuştu. Merakla yanına gelip;
-Anne n'oldu? diye sordu.
Sultan Hanım her şeyi anlattı. Ailede üzücü de olsa gizli saklı bir şeylerin olmasını istemiyordu.
Emin üzülerek;
-Keşke köyü aramasaydın. Arabayı satardık¸ dedi.
-Yetmez ki oğlum.
-Kalanı akrabalardan borç alırdık.
-Baban kabul etmez biliyorsun. Neyse sen düşünme bunları. Her iş olacağına varır.
………………………
Öte yandan Harun¸ verilen sürenin bitmesine 1-2 gün kala Ethem'in başına gelenleri ortak arkadaşından duyup¸ çok üzülmüştü. 'Şimdi gidip tüm borcu ödesem asla kabul etmez.'diye düşünerek avukatı aradı. Ondan Ethem 'in satılığa çıkardığı depoyu hemen almasını istedi. Yalnız alıcı olarak çıkmadan önce bir arkadaşını da alıcı olarak göndermesini¸ piyasayı kızıştırarak değerinin çok üstünde satın almasını istedi.
………………………
Sürenin bittiği gün Ethem sıkıntılı bir şekilde dükkânında volta atarken bir yandan da kendi kendine konuşuyordu. 'Depoyu da satamadık. Belki yarın bile gelebilirler. Hem evden eşyadan olacağız hem de ele güne rezil olacağız.'
Bir ara pencerenin yanına gitti. İçi sıkılıyordu. Camı ardına kadar açtı. İçeri dolan serin havayı derin derin içine çekti. İşyeri bir hanın ikinci katındaydı. Camdan bir süre dışarıyı seyretti. Karşıdan gelen takım elbiseli üç tane adama takıldı gözleri. 'İşte geliyorlar.'dedi kendi kendine. Bir anda ter bastığını hissetti. Adamlar yolun karşısına geçip devam ettiler. 'Ben de iyice paranoyak oldum.'diye güldü kendine. Tam camı kapatıp içeri girecekken aşağı yoldan Sultan Hanım karşıdan da avukatın geldiğini gördü. İkisi de çok hızlı yürüyordu. Ethem¸ 'Allah Allah! İkisi de aynı telaşla buraya geliyor. N'oldu acaba?'diye söylenerek gelmelerini bekledi.
Az sonra her şey anlaşıldı. Sultan Hanım çantasından çıkardığı paraları masaya koyarken;
-25 yıllık evliliğimizde ilk defa sana sormadan bir şey yaptım. Babamdan kalan tarlayı sattım. Bu da parası¸ dedi.
Avukat da aynı şekilde çantasından paraları çıkardı ve;
-Depoyu sattık. Hem de değerinin çok üstünde. Mesai bitmeden hemen gidip işlemleri halledeceğim. Müjdeyi kendim vermek için önce buraya geldim.
Ethem bir anda genişe çıkaran Allah'a şükrederek eşine ve avukatına ayrı ayrı sarılıp;'Sizler olmasaydınız ben ne yapardım?'diye teşekkür etti.
Sonra;
-Depoyu kim aldı İhsan Bey¸ diye sordu.
Avukat;
-Valla iki alıcı çıktı. İkisi de ısrarlı olunca¸ biz daha çok verene sattık. Galiba adı Harun Teksöz’dü.
Ethem birden iki alıcı meselesinin ne anlama geldiğini anladı. Gözleri doldu ve 'Harun¸ Can Dostum benim.' diye söylendi.

Sayfayı Paylaş