BOSNA-HERSEK GÜNLÜĞÜ 1

Somuncu Baba

Tarihin yazdığı¸ insanlığın şahit olduğu soykırımların en utanç vericilerinden¸ en barbarca olanlarından birisi de 1992–1995 yıllar arasında¸ Bosna’da hrıstiyan Sırplar tarafından gerçekleştirilen¸ tam 1000 gün süren Bosna Müslümanlarının Soykırımıdır.

Tarihin yazdığı¸ insanlığın şahit olduğu soykırımların en utanç vericilerinden¸ en barbarca olanlarından birisi de 1992–1995 yıllar arasında¸ Bosna’da hrıstiyan Sırplar tarafından gerçekleştirilen¸ tam 1000 gün süren Bosna Müslümanlarının Soykırımıdır.
Bu soykırımın¸ bu insanlık ayıbının işlendiği yıllarda¸ her Müslüman gibi¸ her Türk gibi büyük yeise kapıldım. Acımı büyüten ise¸ bir şey yapamamanın yanında bu vahşeti bütün dünyanın seyrediyor olmasıydı. 2006 yılının Ekim ayına girdiğimiz şu günlerde o insanlık ayıbını tekrar hatırlamamın nedeni¸ 31 Ağustos-3 Eylül 2006 tarihleri arasında Bosna-Hersek’e yaptığımız ziyaretti.
Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Vakfı’nın yetkililerinin de katıldığı bu anlamlı geziye iştirak etmek bana da nasip olmuştu. Vesile olanlara teşekkürlerimi arz ediyorum.
Bosna’ya ziyarete başladığımız andan itibaren gezimizin her anını günlüğüme not ediyorum. Okuduğunuz bu satırlarda gezi esnasında yaşanan¸ çoğunluğu hüzün dolu hatıraların yanında¸ bu inanılmaz Müslüman soykırımını daha iyi anlayabileceğimiz¸ korkunç fakat gerçek işkenceler de yaşayanların ağzından anlatılacaktır.
Günlüğün sonunda Allah(c.c) indinde tek dinin İslâmiyet olduğu¸ yine dünyadaki tek medeniyetin de İslâm Medeniyeti olduğu¸ okullarımızda ve kitaplarda çocuklarımıza Batı Medeniyeti olarak aktarılanın¸ gerçekte Kan ve Gözyaşı’ndan müteşekkil Barbarlık olduğu da anlaşılacaktır¸
Eman Tur’un Gezi Programı’nı özetleyen “Bilgi Faksı” gereği¸ arkadaşım İnşaat Mühendisi Veysel Aydoğan ile birlikte 30 Ağustos 2006 Çarşamba gecesi saat: 24.00’te Safranbolu’dan otobüse bindik. 31 Ağustos 2006 Perşembe sabahı saat: 06.20’de İstanbul Esenler Terminali’ndeydik. Sabah kahvaltısından sonra bir taksiye binerek¸ 08.15 sıralarında Atatürk Hava Limanı Dış Hatlar Terminali’ne geldik. Daha önce gelen arkadaşlarla Bosna uçağının hareket saatini beklemeye başladık. Bir müddet sonra Vakıf Başkanımız da geldi. Saat 10.40’ta 64 kişilik Bosna uçağında yerlerimizi aldık. Veysel Bey ile birlikte uçağın sağ arka tarafındaki 15 D ve 15 C numaralı koltuklarımıza oturduk.
Benim uçak yolculuklarım biraz sıkıntılı başlar. Ancak uçak havalandıktan ve ben bildiğim bütün duaları okuduktan sonra ferahlarım. Yine öyle olacak…
Değişik duygular içindeyim. Kalkışa 10 dakika var. Ön tarafa doğru bakıyorum. Vakıf Mütevelli Heyet Başkanı Hamid Hamideddin Ateş Beyefendi’yi görüyorum. O’nunla her an güzel… Yanında Vakıf Genel Müdürü İsmail Palakoğlu var. Yine yanlarında Kıymetli Sevgili Dostlarım Hüsameddin Ateş ve Cemaleddin Bey’ler… Sevgi dolu gönülleri bizi sarıyor adeta… Ve diğer arkadaşlar¸ gönül dostları… Uçağın merdivenlerini çıkan kırk kişi abdestli ve teslim olmuşlar bir Allah (c.c)’a… Duygu yüklüyüm. 1992–1995 yılları arasında 1000 gün etnik soykırıma tutulmuş mazlum din kardeşlerimizin yanına gidiyoruz. Yeterince dertleriyle dertlenemediğimiz¸ yardım edemediğimiz şehid¸ gazi ve yiğitlerimizin ziyaretine gidiyoruz. Bilge insan¸ yiğit devlet adamı merhum Aliya İzzetbegoviç’in mezarının başına gidiyoruz. Uçağımız 10.50’de kalkıyor… Sakin bir uçak yolculuğu sonunda saat:13.30’da Saraybosna Milletlerarası Havaalanına iniyoruz. Şükürler olsun… Uçaktan inerek servis otobüsüne bindik. Havaalanı binasındayız. Vakıf Başkanımızın :”-Bosna’ya ilk olarak mı geliyorsunuz ?” sorusuna ¸ “-Evet” cevabını veriyorum.”-Daha önce neden gelmediniz? Burada savaşlar oldu. Nerede kaldınız?” sorusuna ise ne cevap verebilirdim ki?
Çantalarımızı¸ valizlerimizi banttan aldıktan sonra gezi süresince bize tahsis edilen otobüsle Holiday İnn oteline geliyoruz. Beş yıldızlı bir otel. Lobide biraz oturup odalarımıza çıkıyoruz. 4.kat¸ 431 numaralı odada Veysel Bey ile kalacağız. Otel odasının penceresinden dağlara bakıyorum. Karşıdaki yemyeşil ormanlarla kaplı İgman Dağları’na. Sırp canilerin mevzilendiği¸ tanklarını¸ havanlarını ve toplarını yerleştirdiği dağlar. Bu dağların tanık oldukları soykırım sebebiyle hala ağladığına inanıyorum…
Saat: 14.30’da lobideyiz. Tam 40 kişi… Aklıma Efsanevi Türk Başbuğu Kürşad Han ve 40 yiğidi geliyor… Düşüncelerimi Veysel Bey’e aktarıyorum. Otobüse biniyoruz. Şehri geziyoruz.
Saraybosna Milaçka Nehri boyunca kurulmuş¸ Otobüsün camından gördüklerimiz duygu yüklü anlara sebep oluyor. Her yerde şehit mezarları. İslâm mezarları hemen belli oluyor. Mehmet’lerin¸ Ali’lerin¸ Fatma’ların¸ Ayşe’lerin mezarları… Bembeyaz¸ tertemiz mezar taşları.
Yiğitlik timsali Boşnak delikanlıları¸ iffet timsali Bosnalı genç kızlar. Bosna’nın koynunda yatıyorlar. Bizi gördüler de sesleniyorlar gibi… Fakat hoş geldiniz mi diyorlar? Yoksa neden geç kaldınız mı diyorlar? Anlayamıyorum. Affedin bizi. Daha fazla yardım edebilirdik…
Srebrenitsa Katliamı aklıma geliyor. Srebrenitsa şehrinde bu katliamı yaşayan Selviya Feyziç anlatıyor : “3 Mart 1995’ te Sırplar ültimatom verdiler. Silahlarınızı bırakın dediler. Ertesi gün Arkan’ın çetnikleri geldiler. Ormana çekildik.3 Mayıs’a kadar orada yaşadık. Boşnak direnişi başarılı oldu. Yalnız çevre kasabalar Sırpların eline geçti. Aylardan Temmuzdu. Sırplar kenar mahallelere kadar geldiler. Akif isimli müslüman genci şehit ettiler. Kafasını keserek top gibi oynadılar. Bunları gördüm. Srebrenitsa Güvenli Bölge ilan edildiği için Boşnakların silahları¸ Hollandalı Barış Gücü askerleri tarafından toplanmıştı. Sırplar şehire girdiler. Genç kızlara tecavüz etmeye başladılar. Mladiç geldi. Bir şey olmayacak dedi. İnanmıyorduk ona. Sırpların arasında senelerce komşuluk ettiğimiz iki kişiyi gördüm. Zlatan ve Cvetin. Bize küfürler ederek tekmeler savuruyorlardı. Otobüslere bindirdiler. Yol boyunca Sırplar otobüsü taşlıyorlardı. Sık sık otobüsü durduran çetnikler¸ bazı erkekleri kurşuna diziyorlardı. Kızlara ve kadınlara tecavüz ediyorlardı. Teyzemin kızı da otobüsteydi. Onu da indirdiler. Tecavüz ettiler…” Yukarıdaki satırları okumak sanırım yeterli. Kâfirlerin İslâm’a bakışı¸ Müslümanlara davranışı her şeyi açıklıyor. “ Sen onların dinlerine uymadıkça¸ ne yahudiler¸ ne de hristiyanlar asla senden razı olmazlar… Eğer onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan¸ bilmiş ol ki¸ Allah (c.c)’tan sana ne bir dost¸ ne de bir yardımcı vardır. “ (Bakara–120)
Bosna-Hersek’te yaşanılan Müslüman Boşnak soykırımına rağmen¸ müslüman Boşnak kardeşlerimiz kırıldılar¸ eğilmediler. Kafir Sırplar tarafından işkence gördüler¸ bedenleri parçalara ayırıldı¸ tecavüzlerle karşılaştılar¸ fakat imanlarında sabit kaldılar. Biliyoruz ki; kafir yense de alçaktır. Müslüman yenilse de yüksektir. Çünkü 0¸iman sahibidir. Gezimiz boyunca mihmandarlığımızı üstlenen Mustafa Bey¸ Bosna Tarihi ve Boşnak Soykırımı ile ilgili açıklamalarına devam ediyor… Başçarşı yakınında otobüsten iniyoruz. Başçarşı eski bir Osmanlı-Türk çarşısı. Buram buram İslâm ve Türk kokuyor. Saraybosna sanki Edirne ya da Bursa. Gazi Hüsrev Bey Camii’nde öğle namazımızı kılacağız. Bosna Sancak Beyi Gazi Hüsrev Bey tarafından 1530’da yaptırılmış. Cemaat çok kalabalık. Çoğunluğu gençlerden müteşekkil. 15–25 yaş arasında. Bir arkadaşım kalabalık ve genç cemaatten etkilenmiş olacak ki¸ “Savaş Bosnalı Müslümanlar için rahmete vesile olmuş.” şeklinde konuşuyor. Doğru olabilir. Fakat ne kadar büyük bir bedel sonunda…
Öğle namazı sonrası Başçarşı’da Hodzic Kebapçısı’nda Izgara köfte yedik. Tekirdağ ya da İnegöl köftesi gibi¸ çok lezzetli. Daha sonra yakındaki bir mesire alanına gittik. Semaver kuruldu.Çaylarımızı ilahiler eşliğinde yudumladık. Unutulmazdı. Burada ayrıca Veysel Aydoğan bey¸ Bahattin Tunç bey ve onun arkadaşı ile birlikte Fayton gezisi yaptık.
Yoğun bir günün ardından geldiğimiz otelde yatsı namazı sonrası vardığımız uykudan sabah uyandık. Sabah gezi programımız 09.30’da başlayacağı için¸ zor yetiştik. Bu durum sabah kahvaltısına da veda anlamına geliyordu. Aşağıya indiğimizde arkadaşlar otobüse biniyorlardı. Otobüsün koltuklarına oturduğumuzda Veysel bey’in gözü günlük defterimin kapağına ilişti. Kapakta nefis yemek resimleri vardı. Bana dönerek :”Ağabey¸ ne olursun şu resimleri kapat¸ dayanamıyorum.” dedi. Ben de aynı durumdayım. Açız. İşte “ Gaflet uykusundan uyanmayanların hali de böyle.” diye düşünüyorum. Uyursan ve uyanamazsan manevi ziyaretlerden¸ çeşitli nimetlerle donatılmış manevi sofralardan mahrum kalıyorsunuz…
Bugün 01 Eylül 2006-Cuma. Gezimize devam ediyoruz. Kovaçi Şehitliğindeyiz. Bosna şehitleri ebedi uykuda… Cennet bahçelerini seyrediyorlar. Müteessir halimizin yerini¸ sükûn ve gönül ferahlığı alıyor.
Cennet ehli ile birlikteyiz. Şehitliğin girişinde¸ Bosna direnişinin sembolü¸ bilge insan¸ yiğit devlet adamı Aliya İzzetbegoviç’in kabri var. Anıt mezar şeklinde. Bütün arkadaşlarımızla birlikte İhlas ve Fatihalar gönderiyoruz mübarek ruhlarına. Kur’an okunuyor şehitlerimiz için. Vakıf Genel Müdürümüz İsmail Palakoğlu’nun yaptığı dua aminlerimizle bütünleşiyor.” Elif – Lam-Mim¸ Sadakallahül azim¸ sübhane rabbike rabbil izzeti amma yesıfun veelamün alel mürselin¸ velhamdülillahi rabbil-alemiyn. Amin… Allahümme Rabbena Ya Rabbena tekabbei minna¸ inneke entes-semiul aliym. Va’fu anna Ya Kerim¸ Vağfirlena zunubena inneke entet-tevvabür-Rahim… Allahümme zeyyinna bi ziyneti I kur’an. Ve ekrimna bi kerametil kuran. Ve şerrifna bi şerafetil kur’an. Ve elbisna bî hilatil kur’an. Ve edhilnal cennete maal kur’an. Ya Rahimu¸ Ya Rahman…
İlahi Ya Rabbi¸ İlahi Ya Rabbena… Okumuş olduğunuz Kur’an-ı Kerim hatmi ve sure-î Şerifelerden hasıl olan sevabı Sevgili Peygamber Efendimizin ruhu Tayyibelerine acizane hediye eyledik. Sen vasıl eyle Ya Rabbi…
Hz.Adem ile Hz.Muhammed (s.a.v) arasında gelmiş geçmiş bütün peygamberlerin ruhlarına hediye eyledik. Sen ulaştır Ya Rabbi…
Peygamberimizin alinin¸ ashabının ve ezvacının ruhlarına da hediye eyledik ihsanınla ikram eyle Ya Rabbi…
Hassaten Bosna-Hersek ve Balkanların yeniden hürriyetine kavuşmasında büyük gayretler gösteren bilge kişi¸ örnek komutan ve devlet adamı Aliya İzzetbegoviç merhumun da ruhuna hediye eyledik sen ulaştır Ya Rabbi… Bu uğurda canlarını feda eden bütün şehitlerimizin aziz ruhlarını haberdar eyle Allah(c.c)’ın…
Piranı İzam efendilerimizin¸ Taceddin Veli Hazretlerinin¸ Somuncu Baba Hazretlerinin ve Hulusi Efendi Hazretlerinin de ruhu şeriflerine hediye eyledik sen vasıl eyle Ya Rabbi…
Hacı Validemizin ve Efendi Hazretlerinin evlatlarından¸ ahfadından ahirete irtihal eden büyüklerimizin aziz ruhlarını sen haberdar eyle Ya Rabbi…
Mürşidimiz Hamideddin-i Ümmi efendimize bağlılıkta ve hizmette bizleri daim eyle Ya Rabbi…
Kovaçi şehitliğinde Aliya İzzetbegoviç’in kabrinin başında yeşil bereli genç bir asker nöbette. Bu Boşnak askerinin Mehmetcikten bir farkı yok. İslâm askeri¸ güzel çehreli… Bir müddet sonra nöbet değişimine şahit oluyoruz. İki askerle ayrı ayrı kucaklaşıyoruz. Birbirimizin dilinden anlamıyoruz fakat gerekte yok inanırmısınız? Gönüllerimiz birbirini anladı bile. Onlara kalbimle verdiğim sevgi ve duygu yüklü mesajları¸ dilimle de vermek isteseydim¸ herhalde şöyle seslenirdim:
Yarın elbet bizimdir..! Elbet bizimdir..!
Gün doğmuş¸ gün batmış ebed bizimdir. ( N.F.K )

Sayfayı Paylaş