ŞEYH HÂMİD-İ VELİ MİNBERİNDEN HUTBELER

Somuncu Baba

ES-SEYYİD OSMAN HULUSİ EFENDİ (k.s)





Untitled Document

“(O sayılı günler)¸ insanlar için bir hidayet rehberi¸ doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’ân’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin…” (Bakara¸ 185.)

Muhterem Cemâat-i Müslimîn!
Allâhu Teâlâ'ya şükürler olsun Ramazan-ı Şerîfi idrâk etmiş bulunuyoruz. Maddî ve ma'nevî huzûr ve râhat içinde böyle nice nice Ramazanlara erişmemizi Allâh (c.c)'tan dileriz.
İkinci hicret yılı şâbân ayının ortalarında¸ yani Bedir Gazâsı'ndan bir ay ve birkaç gün evvel farz kılınmış olan Ramazan orucu¸ bilindiği gibi¸ İslâm'ın beş şartından birisidir.
Oruç; yalnız Müslümanlara değil¸ Hazret-i Âdem'den i'tibâren bütün peygamberlerin ümmetlerine de farz kılınmış ilâhî bir teessüstür. Ramazan orucu kitapla¸ yani Kur'ân-ı Kerîm'le sâbit olmuş bir farzdır.
Bakara sûresinin 183. âyetinde Cenâb-ı Hakk şöyle buyurmuştur: “Ey îmân edenler! Sizden öncekilerine farz kılındığı gibi¸ size de oruç farz kılındı.” (Bkz:Bakara¸ 183¸ 185¸ 187)
Bakara sûresinin 185. âyetinde şöyle buyuruluyor: “Ramazan ayı öyle bir aydır ki¸ insanlar için ayn-ı hidâyet olan¸ insanları doğru yola ulaştıran¸ hak ile bâtılı ayıran Kur'ân-ı Kerîm bu ayda inzâl edildi. Öyle ise¸ sizden her kim bu ayı yolcu olmayarak görür¸ bu ayda bulunursa onu oruçla geçirsin.”
Oruç insanı her hareketinde riyâsızlığa ve ihlâsa alıştırır. Oruca riyâ karışmaz. Nitekim bir hadîs-i şerîfte: “Oruçta riyâ yoktur.” buyrulmuş¸ Cenâb-ı Hakk’ın da şöyle buyurduğu Resûl-i Ekrem'den rivâyet olunmuştur: “Âdemoğlunun her amelinde kendisi için bir haz ve menfaat düşüncesi var¸ fakat oruç böyle değil. Oruçlu kimse¸ benim rızâm için yemesini¸ içmesini¸ cinsi ârzûsunu bırakmıştır. Onun ecrini de ben vereceğim.”
Müslüman Kardeşlerim!
Orucun tutuluş şekillerine göre muhtelif fazîlet dereceleri vardır. İlk derece sâdece yemekten¸ içmekten ve orucu bozan şeylerden uzak kalmaktır ki¸ bu herkesin tuttuğu ve tutabileceği oruçtur.
İkincisi¸ birincide sayılan şartlarla birlikte ayrıca eli¸ dili¸ gözü¸ vesâir bütün uzuvları da günahlardan¸ kötülüklerden alıkoymaktır ki¸ bu takvâ mertebesine ulaşmış olanların orucudur. Üçüncü ve en büyük derecedeki oruç ise ikincide saydıklarımızla beraber¸ ayrıca kalbi ve dimâğı da Allah (c.c)'tan¸ Allah'ın rızâsından başka hiçbir şeyle meşgûl etmemektir ki¸ bu oruç Allah dostlarının Allah'a kendilerini teslîm etmiş olanların orucudur.
Oruç bütün îcâblarını gözeterek insanı¸ kâmil eder. Oruç böyle bol feyizli ve neş'eli bir ibâdettir.
Ebû Mes'ûd el-Giffârî diyor ki: Bir gün Resûl-i Ekrem efendimizden işittim. Ramazanı tebrik ettikten sonra; “Ümmetim¸ Ramazan-ı şerîfin feyzini ve yüksek şerefini bilmiş olsalardı¸ bütün senenin Ramazan olmasını temennî ederlerdi.” buyurdu.
Allahu Teâlâ hazretleri bu mübârek Ramazan-ı şerîf hürmetine¸ Ramazanın ulvî kudretini takdîr edenlerden kıla. Âmîn.


Sayfayı Paylaş