GÜNEYDOĞU'DA BİR BİRLİK

Somuncu Baba

Binbaşı Şahin dışarıdan gelen sesler üzerine oturduğu masadan kalkıp cama doğru yöneldi. Yeni bir tertibin bugün ilk iştimasıydı. Şahin gözleri dolarak izlemeye başladı.

Binbaşı Şahin dışarıdan gelen sesler üzerine oturduğu masadan kalkıp cama doğru yöneldi. Yeni bir tertibin bugün ilk iştimasıydı. Şahin gözleri dolarak izlemeye başladı. Daha geçen gün hain bir terör saldırısıyla sekiz evladımız şehid olmuştu. Şimdi bu askerleri görünce¸ bir şehid cenazesini hatırladı. Henüz yirmi yaşındaydı ve annesi devamlı ellerini oğuşturarak “Vatan sağolsun! Şehidim oğlum!” diyerek ağlıyordu. O zaman kendi anasını düşünmüş ve tek annesi üzülmesin diye ölmeyi hiç istememişti.
Şahin binbaşıydı. Biri on beş diğeri yirmi iki yaşında iki oğlu vardı. Büyük oğlu İstanbul'da okuyordu. Karısı Semra oğlunu çok özlüyor ve her fırsatta onu ziyarete gidiyordu. Zaten burada da çok sıkılıyordu. On beş gün sonra oğlunun mezuniyet töreni olacaktı ve ailece kep giyme ve mezuniyet törenine gidecekleri için şimdiden çok heyecanlanmaya başlamıştı.
Kızı Selcan bu sene sekizi bitiriyordu. Lise için muhtemelen İstanbul'da ya da Ankara'da yatılı bir okula gidecekti.
Selcan babasına çok düşkündü. Her sabah kahvaltıdan sonra¸ onu sanki son kez görüyormuş gibi öper¸ vedalaşırdı. Bu sabah da öyle yapınca Şahin'in içi bir tuhaf oldu;
“Bu kızın içine bir şeyler mi doğuyor yoksa ” diye düşünerek evden çıkmadan önce annesini aradı. Annesi sabah erkenden oğlu arayınca çok şaşırmıştı. Şahin onunla uzun uzun konuşup hatırını sormuş¸ kapatırlarken helallık istemişti.
***
Şahin¸ gözleri yaşlı bir süre dışarıyı izledi. Tam dönüp masasına doğru geçerken kapı çalındı. Hemen gözlerini kurularken sertçe; “Gel!” dedi. Çok yufka yürekli olmasına rağmen çok sert ve disiplinli görünürdü. Ne kadar sert görünse de askerler garip bir şekilde onu çok severdi. Belki de gözlerinde¸ kendilerine duyduğu baba şefkatini görüyorlardı.
***
Gelen¸ şoförü Hasan'dı. Hasan İstanbul'da oturuyordu ve Gelibolu Acemi Birliğinden dağıtımda buraya gelmişti. Şahin Binbaşının şoförü olmaktan çok memnundu. Komutanı her gün hatırını sorar¸ bir derdi olursa yardım etmeye çalışırdı.
Arabaya bindiğinde Şahin onun çok neşeli olduğunu farkedip;
-Hayrola Hasan! Gözlerinin içi gülüyor! diyerek bugün de hatırını sordu.
-Sağolun Komutanım!
-Anlat bakalım n'oldu? İstanbul'dan mektup mu var?
Hasan mahçup olarak yüzü kızardı. Nişanlısı Elif'ten mektup almıştı. Elif ile dağıtım iznine gidince nişanlanmıştı. Buraya geldiğinde ilk birkaç gün o kadar özlemişti ki bir gece nöbetteyken¸ “Dayanamayacağım! Böyle giderse askerden kaçarım ben!” diye ağlamıştı. Şahin de gece geç saatlere kadar odasında çalışmış ve evinde giderken askeriyenin çıkışındaki nöbetçi kulübesinde ağlarken onu görmüştü. Nedenini sorduğunda Hasan güçlükle anlatabilmişti. Birkaç gün sonra da binbaşının şoförü öldü. O günden sonra aralarında özel bir bağ olmuştu. Şahin ona baktıkça oğlunu hatırlıyor¸ Hasan da hiç görmediği babasının yerine koyuyordu. Şimdi ise terhisine bir ay kalmıştı. İstanbul'dan her mektup geldiğinde çok sevinir¸ eğer Elif'ten olursa böyle gözlerinin içi gülerdi. Elif mektubunda¸ “Bugün Haydarpaşa'dan motorla Eminönüne geçip çeyiz için bir şeyler aldık. Hava serin olduğu halde ben dışarı oturup denizi seyrettim. “Hasan'ın olduğu yerde deniz yok” diyerek¸ senin için de uzun uzun baktım denize. Onun mavisi senin gözlerini hatırlattı bana. Sanki baktığım deniz değil de sendin….” diye devam eden satırlarda ona olan hasretinden¸ gelecek güzel günlerden bahsediyordu. Hasan gözleri yaşlı okuduktan sonra hemen cevap yazmıştı. Şimdi bir görev için birlikten ayrılıyorlardı. Döndüğünde postaya verecekti.
***
Hasan boş yolda arabayı hızla sürerken Şahin etrafını izliyordu. Şimdiye kadar¸ vatanın bir çok yerinde görev yapmıştı ama burası çok etkilemişti onu. İnsanları yoksul ve çileliydi. Terör örgütü bundan faydalanıp fırsat buldukça başlarına çörekleniyor¸ bir şekilde gençleri kandırarak kendi aralarına almaya çalışıyorlardı.
Şahin bu konuda ciddi araştırmalar yapıp¸ önlenmesi ve buraların kalkınması için 'yapılması gerekenler' diye bir rapor hazırlamıştı. Bu çalışmayı haberi olmaması gerekenler de duymuş¸ onu sindirmek için önce tehdit telefonları etmişlerdi. Bir sonuç alamayınca birkaç kez başarısız suikast girişiminde bulunmuşlardı. Ama Şahin yolundan dönmeyerek raporunu hazırlamıştı. Bu gün hem raporu vermek hem de bu konuyla ilgili bir toplantıya katılmak üzere vilayete gidiyorlardı.
***
Binbaşı ile Hasan'ın arabası bir dönemece geldiğinde yolun ters durmuş bir arabayla kapalı olduğunu gördüler. O anda yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu anlamışlardı. Hasan hiç durmadan geri vitese takıp tam gaz geri gidecekken dört bir yandan yaylım ateşine tutuldular. İlk kurşun Hasan'a isabet etti. Şahin şaşkınlık ve üzüntü içinde ona eğilip¸ “Hasan! Vuruldun mu?” diye bağırırken bir kurşun da ona geldi. Daha sonra diğerleri takip etti. Gariptir¸ vücutlarına o kadar kurşun isabet ediyor ama onlar acı duymuyordu. Son nefeslerini verene kadar onlarcasına maruz kaldılar. Yüzlerinde gülümseyen mutlu bir ifade ile son nefeslerini verdiler.
Binbaşı ile şoförü Hasan tanımadıkları hatta tesadüfen bile hiç karşılaşmadıkları insanlar tarafından haince şehid edilmişti. Elif'e kara haberle birlikte ona yazılmış son mektubu da gönderdiler. Hasan veda eder gibi mektubunu şu satırla bitiriyordu;
“Elif'im! Ben de bir an önce dönmeyi istiyorum. Ama olur da dönemezsem “Bir zamanlar beni çok seven bir Hasan vardı.” diye düşünerek beni hiç unutma!”

Sayfayı Paylaş