BİR GÖK EKİNİDİR RAMAZAN

Somuncu Baba

Bir gök ekini saçılır aylardan bir aya. Ayların sultanı olan aya. Sofralara saçılır¸ sokaklara saçılır¸ camilere saçılır¸ kentin üstüne saçılır ve çepeçevre kuşatır bizi bu gök ekini.

Bir gök ekini saçılır aylardan bir aya. Ayların sultanı olan aya. Sofralara saçılır¸ sokaklara saçılır¸ camilere saçılır¸ kentin üstüne saçılır ve çepeçevre kuşatır bizi bu gök ekini. Ramazan deriz adına. On bir ayın sultanı deriz adına. Sahuru¸ imsakı¸ iftarı¸ sadakası ve gecelerin en hayırlısı olan Kadir gecesi¸ arefesi¸ bayramı ile alabildiğine zengindir Ramazan.
Gönlü gözü açık olanın nasibine çokça düşer bu gök ekininden.
Gök ekininden nasiplenen kalp açar kapılarını. Gönül kapısını aralayanın aralayamacağı kapı mı vardır. Bütün kapılar açılır ona. Rahmet kapısı¸ reyyan kapısı¸ gufran kapısı¸ mağfiret kapısı¸ ihsan kapısı…
Ve o gönül¸ kendi kapılarını açar¸ yoka yoksula¸ eşe dosta¸ öğrenciye…
“Kim bir oruçluya iftar ettirirse¸ kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmaz.” buyuruyor Sevgili Peygamberim (s.a.v.).
Bunun içindir ki gönlü gözü açık müslüman kapısını sonuna kadar açar ki kendine verilen nimeti Veren'in adına tasadduk etsin.
Tasadduk etsin ki elindeki nimeti iki defa çoğalsın: Dünyada ve ukbada…
Tasadduk etsin ki vermenin güzelliğini soyuttan somuta çevirsin.
İşte böyle bir gök ekinidir Ramazan.
Bu denli zenginliği anlatmaya söz yeter mi?
Yetmez elbette.
Bu zenginlik yaşanır¸ doyasıya yaşanır.
“Allah (bir hadis-i kudside) şöyle buyurmuştur: “Oruç sırf benim içindir¸ ben de onu (dilediğim gibi) mükâfatlandıracağım. Kulum benim için yiyeceğini terk etti.”
Bu¸ bir oruçlu için ne güzel muştudur.
Her şeyin sahibi ve hâkimi¸ o sonsuz nimet sahibi; o engin rahmetinden bir kuluna “ödül” verecek¸ hem de dilediği gibi.
Çünkü “Kulum benim için yiyeceğini terk etti.” buyuruyor.
Elimizin altında sular varken susuz yanıyorsak;
Elimizin altında karnımızı doyuracak yiyecekler varken aç duruyorsak¸ bunu Allah için yapıyorsak bunun ödülünü “bizzat ben vereceğim” buyuruyor Rabbim.
Bu ne büyük ihsandır insana.
Bu¸ ne büyük iltifattır insana.
Bu ne büyük ikramdır insana.
Rabbim¸ senin¸ hafsalamızın alamayacağı kadar büyük ve sonsuz olan rahmetinden diliyor ve ona nail olmak için oruç tutuyoruz. Kabul buyur oruçlarımızı Rabbim!
“Cennette Reyyan denilen bir kapı vardır. Bu kapıdan Kıyamet gününde yalnız oruç tutanlar girer. Onlarla beraber başka hiçbir kimse giremez. (Kıyamet gününde) oruçlular nerede¸ diye çağrılır. Oruç tutanlar kalkıp o kapıdan girerler. Oruçluların sonuncusu bu kapıdan içeri girdiği zaman kapı kapatılır¸ artık ondan içeriye hiç kimse giremez.”
Orucun bir kokusu vardır.
Evimizi¸ sokağımızı¸ işyerimizi lebalep doldurur.
Benim en çok sevdiğim yönlerindendir Ramazanın.
Bir ay bu kokuyla içli dışlı olurum.
Ramazan biter¸ bayram gelir¸ bayram süresince de evi terk etmez bu koku.
Oruç kokusudur bu¸ oruçlunun kokusudur bu…
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Oruçlunun ağzından çıkan koku¸ Allah indinde misk kokusundan daha hoştur.” buyurarak bu kokunun güzelliğine işaret etmiştir.
Akşam¸ hüzün ve sevinçle gelir Ramazanda.
Bir Ramazan günü geride kalmıştır ki içten içe toplamda bir hüzün verir insana.
Bir anda hissediveririz Ramazanın yarısına veya son on gününe geldiğimizde de o an hüzün kaplar içimizi.
“Elveda ya şehr-i Ramazan” dememize az kalmıştır veya denmeye başlanmıştır.
Sevinç ise iftar sevincidir.
Ezanlar okunurken edilen duanın makbuliyetinin verdiği sevinçtir.
Rabbimizin nimetleriyle aramıza giren yasağın kalkmasının sevincidir.
Küçük bir oruçlunun elini hurmaya veya su bardağına uzatmasının sevincidir.
Akşamın o hafif kızıllığı başlarken yeryüzüne yayılan ezanın içimizi dolduran neşvesidir.
“Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri¸ orucu açtığı zamanki sevincidir; diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir.” buyurmuş ve bu sevinci bize anlatmıştır Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)
Kaybettiğimiz o eşsiz ülke.
Yurtların yurdu¸ yurdun en yurdu hatta: Cennet…
Yitik sevdamızın mekanı.
Bir de yılmaz¸ eskimez¸ durmak bilmez düşmanımız: şeytan.
Her ikisine de bakan öyle bir yönü var ki Ramazanın¸ onu “eşsiz” konuma getirmektedir.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.): “Ramazan geldiğinde Cennet kapıları açılır¸ Cehennem kapıları kapanır¸ şeytanlar da bağlanır.” buyurarak Ramazanda düşmanın bağlandığını¸ cennetin kapılarının açıldığını söyleyerek müjdeyi veriyor.
Ne güzel müjdedir bu ki bir ay boyunca cennetin kapıları açılır.
Ne güzel müjdedir bu ki bir ay boyunca cehennemin kapıları kapanır.
Ne güzel müjdedir bu ki bir ay boyunca şeytanlar bağlanır.
Bir mü'min için ifade ettiği anlam öylesine güzel ve hikmetlidir ki bunu idrak eden yürek Ramazanı dolu dolu yaşamaktan bir an bile geri durmaz¸ durmamalıdır.
Cennet kapıları açılmış¸ cehennem kapıları kapanmış¸ düşman (şeytan) bağlanmıştır.
Böyle olunca da elini kolunu sallaya sallaya hayırdan hayıra koşar bir inanmış yürek.
Bu fırsatı sonuna kadar kullanır inanmış bir yürek.
Bundandır ki Ramazan apayrı bir atmosferdir.
Bundandır ki Ramazanın kendine has coşkusu vardır.
Köylere¸ kasabalara¸ şehirlere vurduğu damgası vardır.
Bundandır ki Ramazan bir kültürdür¸ medeniyettir.
Bundandır ki Ramazan gelince yeryüzü kardeşliği gelir gözlerimizin önüne.
İftar sofralarında bir araya gelir sarı¸ siyah ve beyaz ırk.
Renkler bir¸ diller bir¸ gönüller bir olur; birleştirir Ramazan insanları.
Yeryüzü kardeşliğinin resmini çizer¸ her bir dokusuna Ramazanın atmosferini ekleyerek.
Ramazan¸ şehre ruhunu üfler durur bir ay boyunca.
İlahî bir soluktur şehre üflenen. Sahurdan¸ iftarda¸ oruçlunun ağız kokusunda¸ iftar çadırlarında hissedilen bu soluktur.
Minarelerden ezanlarla yayılan¸ camilerde gürül gürül okunan mukabelelerde Kur'an’a eşlik eden¸ insanların kalbine merhamet duygusunu katan¸ sokaklardan kötü sözleri alıp giden bu soluktur.
Bu soluğu bir ay boyunca hissedene¸ gidişinde üzülene ne mutlu.
Ramazan kültürünün en son halkası oldu iftar çadırları.
Kökü asr-ı saadete dayanan bir geleneğin en son halkası demeli aslında bu çadırlara.
Üsküdar meydanından başlayarak İstanbul'un diğer ilçelerine oradan da Anadolu'ya; hatta Avrupa ülkelerinin meydanlarına yayılan bu çadırlar¸ yardımlaşma kültürümüzün göstergesi aynı zamanda.
Belediyesinden¸ esnafına kadar o çadırlarda yemek ikram eden insanlar ne güzel insanlardır.
Ev ev dolaşıp kumanya dağıtan insanlar¸ yeryüzünde dolaşan melekler değil midir?
Çivisi çıkmış Dünya¸ bu güzel insanlarla ayakta durmuyor mu?
Utanılası insanlığın gülü bu insanlar değil midir?
Yeryüzünün gülü Ramazan değil midir?
Ramazan geliyor¸ yeryüzüne Cennet soluğu getiriyor. Cennet soluğunu ciğerlerine çeken insanlar yeryüzünü cennete çevirmek için çabalıyor.
Ramazan budur işte: anlatıla anlatıla bitmeyen bir güzellik.
Ramazan budur işte: yaşanıla yaşanıla doyulmayan bir güzellik.
Allah¸ Ramazan boyunca elimizi¸ duamızı¸ kalbimizi ve gözümüzü açık etsin sağanak sağanak yağan rahmetine…

Sayfayı Paylaş