KÜLTÜR VE DİN İLİŞKİSİ

Kültür¸ belirli bir toplumda yaşayan insanların bütün öğrendiklerini ve paylaştıklarını kapsayan bir kavramdır. Bu öğrenilen ve paylaşılan şeyler¸ insanın doğumundan başlayarak¸ hayatın sonuna kadar devam eder. Örneğin; dilini¸ dinini¸ yiyip içmesini¸ sosyal yaşantısını¸ bilgi¸ görgü kurallarını¸ manevî değerlerini içine alır. Kültür¸ eğitim görmüş bir insanın davranışlarını düzenlemesi¸ bilgi¸ duygu ve düşüncelerini topluma uygun bir şekilde kullanmasıdır. Dilimizde bu gibi kişilere “kültürlü insan” denir.

Kültür¸ belirli bir toplumda yaşayan insanların bütün öğrendiklerini ve paylaştıklarını kapsayan bir kavramdır. Bu öğrenilen ve paylaşılan şeyler¸ insanın doğumundan başlayarak¸ hayatın sonuna kadar devam eder. Örneğin; dilini¸ dinini¸ yiyip içmesini¸ sosyal yaşantısını¸ bilgi¸ görgü kurallarını¸ manevî değerlerini içine alır. Kültür¸ eğitim görmüş bir insanın davranışlarını düzenlemesi¸ bilgi¸ duygu ve düşüncelerini topluma uygun bir şekilde kullanmasıdır. Dilimizde bu gibi kişilere “kültürlü insan” denir.
Kültür¸ insanların tarihi ve toplumsal gelişme süreci içerisinde meydana getirdikleri ve sonraki insanlara aktardıkları maddî ve manevî ögelerdir. Kültür¸ bir milletin kendine ait dil¸ ahlâk¸ hukuk¸ din¸ estetik¸ ekonomi¸ bilim ve düşünce hayatının uyumlu bütünüdür. Toplumun yaşamını düzenleyen değer¸ inanç¸ yasa¸ örf ve âdetler ile ahlâk kurallarından oluşur. Örneğin; insanların giyim şekilleri¸ çocuk yetiştirme yöntemleri¸ yemek yeme¸ sofra kurma ve kaldırmayla ilgili davranışlar¸ dinî inanç ve değerler manevî kültürdür. Maddi kültür de kullandığımız araçlardır.
Kültür¸ toplumun temel taşıdır. Kültürsüz bir insan topluluğu olamayacağı için¸ en ilkelinden en modernine kadar her toplumun kendine özgü bir kültürü vardır. Toplum kültürünün en önemli kısımlarından birini de dinî inançlar¸ değerler¸ düşünce ve davranışlar kültürün önemli öğelerini oluşturur. Kültür canlı bir organ gibidir. Onun saklanması ve korunması toplum için gereklidir.
Kültür öğeleri zamana ve şartlara göre gelişir ve değişir. Bu nedenle¸ dinin sosyo-kültürel yapı içerisindeki görevleri de durum ve şartlara göre değişebilmektedir. Geleneklerin hâkim olduğu toplumlarda din¸ kültürün bütün yapısını etkiler. Bu bakımdan¸ bu tür toplumlarda din kurumu¸ kültürün özünü oluşturur ve toplumun her alanını belirler. Toplumları parçalanma ve bölünme tehlikelerine karşı korur. Din¸ modern toplumlarda bile kültürden ayrılması mümkün olmayan bir öğedir. Bu nedenle din¸ kültür ağacının bir dalı değil gövdesidir.
Dinin toplum hayatındaki özellikle yapıcı ve birleştirici işlevi kültürel açıdan önemlidir. Dindeki kardeşlik ve dostluk görüşleri¸ toplumda birlik ve beraberliğin sağlanmasında önemli bir yer tutmaktadır. Toplumsal yapıdaki hızlı değişme sürecinde öz değerleri koruyarak birlik ve beraberliğin sağlanmasında da dinî kültürün etkisi büyük olmuştur.
İnsan¸ toplum hâlinde yaşayan sosyal bir varlıktır. Bu¸ onun önemli özelliklerinden biridir. Her toplumda olduğu gibi Müslüman Türk toplumunda da inançlar¸ kültürü ve yaşama biçimini etkilemiştir. Müslüman toplulukların örf¸ âdet¸ edebiyat¸ sanat ve ahlâk anlayışlarında dinî kültürün etkisi görülür. Burada daha çok¸ dinî inançların yani İslâm dininin etkisi görülmektedir.
Bizim kültürümüzün oluşmasında ve ahlâk anlayışının gelişmesinde¸ büyük ölçüde toplumun benimsediği dinin de¸ belirleyici ve kültürü şekillendirici rolü bulunmaktadır. Dinî motifler dilde ve davranışlarımızda uygun biçimde görülmektedir. Böylece din¸ toplum kültürünün oluşmasında etkili olmuştur. Dilimizdeki dinî motifler¸ toplumu oluşturan bireyler arasındaki kültür ve inanç birliğini oluşturur.
Türkler¸ Müslüman olduktan sonra kendilerinde olan güzellik duygusu ile İslâm'ın sunduğu değerleri birleştirmişler ve zengin sanat eserleri meydana getirmişlerdir. Edebiyatımız¸ kültürümüzün en önemli ögelerinden biridir. Edebiyat toplumumuzun yüzyıllar boyu şekillenen duygu ve düşüncelerini yansıtır.
Dinî ve ahlâkî değerler yanında örf ve âdetler de toplumda uyumlu bir kişiliğin oluşmasında önemli rol oynar. Örf ve âdetlerimizde¸ kutsal motifler¸ ahlâkî değer yargıları yaygın şekilde görülmektedir.
Konuşmalarımızdan¸ giyinişimize varıncaya kadar her türlü örf ve âdetlerimizde¸ İslâm dininin etkisi vardır. Hatta¸ aile içinde büyüklerle küçüklerin ilişkilerinden¸ komşuluk ilişkilerimize varıncaya kadar her türlü yaşama biçimimizde dinin etkisi vardır.
Genel kültür içinde sanat ve mimarînin önemli bir yeri vardır. Mimarînin temelinde¸ güzellik anlayışı ve sevgi gibi unsurlar yatar. İnsanı doğruya¸ güzele yönlendirmek isteyen dinimizin¸ kendine has bir güzellik ve mimarî anlayışı vardır.
Mimarî; bir yapıyı sanata ve tekniğe göre¸ sağlam¸ kullanılışlı ve güzel inşa etme sanatıdır. Bir binanın mimarî eser sayılabilmesi¸ güzelliği sağlayan oranlara¸ sağlamlığı temin eden teknik vasıflara¸ kullanılışlı¸ ekonomik ve sağlığa elverişli olma gibi şartlara bağlıdır. Estetik ve ihtiyaçlara cevap verme¸ mimarînin özünü oluşturur.
İslâm güzelliğe değer veren bir dindir. Hz. Peygamber “Allah güzeldir¸ güzelliği sever.” buyurmuştur. Allah'ın eseri olan evrendeki her şey¸ O’nun sanatının en güzel örneğidir. “Sen¸ Rahman olan Allah'ın yaratmasında bir düzensizlik bulamazsın¸ gözünü çevir de bak¸ bir aksaklık göremezsin.”
Güzellik hissi¸ kendini eserde gösterdiği gibi¸ davranışlarda da gösterir. Sanat eserlerindeki güzellik duygusu¸ sanatçının davranışlarında da görülür. Bu nedenle sanatkârlar¸ genellikle duygusal¸ kibar ve zarif kimselerdir. Atatürk¸ “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” ve “Sanatçı olmak kolay bir şey değildir. Milletvekili¸ hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz. Fakat sanatçı olamazsınız.”demiştir.
Türkler¸ tarih boyunca birçok mimarî eser meydana getirmiştir. Mimarî kültürümüz¸ Selçuklu ve Osmanlılar devrinde en ileri dönemini yaşamıştır. Bu dönemde camiler¸ medreseler¸ kervansaraylar¸ çeşmeler¸ aş evleri¸ hanlar¸ hamamlar ve köprüler gibi mimarî eserler meydana getirmişlerdir. Türklerin yetiştirdiği mimarlar arasında Mimar Sinan'ın ayrı bir yeri vardır. Günümüzde onun eserlerini görenler hayranlıklarını ifade etmektedirler.
İnsanın toplum hâlinde yaşaması¸ yaratılışında bulunan özelliklerin bir sonucudur. Fertlerin ihtiyaçlarını karşılaması ancak¸ toplum içinde mümkün olmaktadır. Toplum içinde yaşayan insan dinî doğru anlarsa¸ kültürü de doğru anlar. Din olarak sunulan bilgilerin¸ kültüre ait olanlarını rahatça ayırt etmesini bilir.
İnsan¸ sosyal bir varlıktır ve toplumsal hayata uygun biçimde yaratılmıştır. İnsanın huzurlu ve güvenli bir toplum hayatı yaşayabilmesi için¸ içinde yaşadığı toplumla uyum içinde olması gerekir. İnsanları sosyalleştirerek topluma uyumlu hâle getiren kültürdür. İçinde yaşadığı toplumun kültürünü iyi anlayan dini de doğru anlamış olur.

Sayfayı Paylaş