ÇOCUKLAR İÇİN (HİKÂYE: ZEHİR OLDU HERŞEY)

Somuncu Baba

Her şey bir gece işten eve dönerken önüne düşen yeni atılmış izmaritle başlamıştı.

Çocuklar İçin sayfamızda yayınlanmasını arzu ettiğiniz; yazı¸ bilmece¸ bulmaca¸ fıkra ve şiirlerinizi bekliyoruz çocuklar…

Adres : Zaviye Mah. Hulusi Efendi Cad. No : 71 Darende 44700 Malatya
E-Posta : bilgi@somuncubaba.net

 

Bir Hadisi Şerif

“Mü'minler birbirlerini sevmekte¸ birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman¸ diğer u- zuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.”

Başarılı Olmanın Sırrı

Sevgili öğrenci kardeşlerim¸ hayatta iyi eğitimciler öğrencilerimizin işini kolaylaştırır. Öğretmen öğrencisine sevecen ve özverili yaklaşacak¸ öğrencisini iyi tanıyacak ki¸ öğrenci de başarı kriterini geliştirsin ve başarıya koşarak gitsin.
Ana-baba ve öğretmenin görevi iyi örnek olmaktır. Dünyada yeteri kadar örnek var¸ eğer bakış açısını biliyorsan. Tabii ki bakış açısı çok önemli.
İnsanlar iyimser olur¸ olumlu düşünür ve iyimser yaklaşırsa olmayacak zannedilen işleri başarır. Başarılı olmak için her şeyden önce ben bu işi yapabilirim demelidir. Yapamam kelimesi ve yapmama düşüncesini akıldan çıkarmalıdır. Olumlu düşünme çok önemlidir. Başarı¸ insan düşüncesinde başlar. İnsan ne düşünüyorsa onu başarmak için çalışmalıdır.
Bir öğrenci ne olmayı düşünür¸ ne olmayı isterse o olur. Ona göre çalışır¸ adımlarını ona göre atar. Zihnimiz sağlıklı olursa¸ bedenimiz de sağlıklı olur. Önemli olan doğru ve olumlu düşünerek¸ olumlu adımlar atmaktır.
Büyük düşünmenin¸ büyük hayaller kurmanın¸ büyük projeler peşinde koşmanın başarıya etkisi de büyüktür. Her öğrenci¸ her insan için yapılabilecek bir iş vardır. Her insanın elinden bir şey gelir. Önemli olan sevdiğimiz bir mesleği seçmek ve sevdiğimiz işi en iyi şekilde yapmaktır. İnsan sevdiği işi yaparken yorulmaz. Sevdiği işi yapanlar çalışmaktan zevk alırlar. Çok iyi yapılan iş insanı başarıya götürür. Başarı insana mutluluk verir. Korkunun ilacı inançtır. İyimser olmak geleceğe ümitle bakmak insanı cesur¸ zinde ve heyecanlı kılar. Öğrencinin derslerinde başarılı olmasını sağlar. Kendimize güvenmeli¸ manevi hayata önem vermeli ve çok çalışmalıyız. Düşün¸ öğren¸ proje geliştir. Araştır¸ başaracağına inan¸ yılmadan ve azimle çalış.

Hayati OTYAKMAZ

Hepimiz Kardeşiz

Fatih Sultan Mehmet adamları ile gezerken¸ yanına sokulan dilenciye bir altın vermiş. Dilenci narayı alınca:
-Aman Sultanım¸ demiş. Koskoca bir padişah¸ kardeşine bu kadar az para verirmi?
Fatih Sultan Mehmet nereden kardeş olduklarını sorunca¸ dilenci:
-İkimizde Hz. Âdem'in çocukları değil miyiz? Elbet kardeşiz
Bunun üzerine Fatih Sultan Mehmet:
-Bu keşfini sakın başkasına söyleme¸ diye gülümsemiş¸ Diğer kardeşlerinizde pay isterse¸ sana rızkın bile düşmez.

Betül ÖZKAN

Müslümanlar bir vücut gibidir.

Bir akşam babam gazetesini okurken bir yandan da çayını yudumluyordu. Bir ara gazetesini bırakıp bize doğru döndü ve şöyle dedi: “Bakın gazete haberlerinde ne yazıyor. Tsunami'de olan bir olay. (Kız kardeşim ve ben babamın dizinin dibine oturduk.) “Biliyorsunuz! Tsunami de hem deprem hem de sel oldu. Pek çok aile evsiz barksız çocuklar da yetim ve öksüz. Gazeteler durumun içler acısı olduğunu söylüyor. Hastalık¸ açlık hat safhadaymış. Müslüman devletlerden yiyecek¸ giyecek yardımı gitmeye başlamış. Sel ve deprem sonucu aileler topluca yıkılmış. Bir aileden yalnızca iki kardeş kalmış. O iki kardeşi de çocuk denecek yaştaki teyzeleri bakıyormuş. 14-15 yaşlarında bir kız çocuğu gündüz bir işte çalışıyor¸ akşam da yeğenleriyle ilgileniyormuş. Yine Afrika'da ülkelerinde Kur'an öğrenmek isteyip ama cüz bulamayan Müslüman çocuklar varmış. Endonezya'da ekonomik sıkıntıyı istismar eden Batılı bazı devletler misyonerler aracılığıyla oralara gidip kiliseler açıyormuş. Hristiyanlığı yayma çalışmaları çoktan başlamış bile. Keşke bir şeyler yapabilsek” diyerek iç geçirdi.
Bu sözler beni çok etkilemişti. Bir ara o çocukların yerine kendimi koydum. İçimden bir ses bir şeyler yapmam gerektiğini söylüyordu. Ne yapabilirdim ki¸ biriktirdiğim haçlıklarım aklıma geldi. Hemen odama gidip onları babama verdim. Oraya giden yardım kuruluşlarından birine vermesini söyledim. Babamın gözleri doldu. Bu davranışım onu çok etkilemişti. Az sonra kız kardeşim de harçlıklarının bir kısmını getirmez mi? Babam¸ bizlere teşekkür ederken şunları söylüyordu: “Tsunami'de¸ Afrika'da dünyanın dört bir yerinde yardıma muhtaç Müslümanlar var. Dünyanın neresinde olursak olalım kardeşlerimizden sorumluyuz.”
Sevgili arkadaşlar! Efendimiz Müslümanları bir vücuda benzetmiş. Birinin canı yansa diğerinin de bunu hissedip duyması gerektiğini söylemiş. Yardım edecek gücümüz olmasa bile dualarımız yok mu? Dualarımıza onları konuk edelim. Gerçek kardeşliği yaşayalım.

Sevgi Bağı¸ İslâm Kardeşliğiyle Sağlanır.

Sevgili arkadaşlar! Kardeşlik deyince iki çeşit kardeşlik akla gelir. Biri aynı anne babadan olup kan bağıyla oluşan¸ diğeri ise aynı din ve inançları paylaşan İslâm kardeşliği.Tıpkı “mutluluk asrında” olduğu gibi.
Mekke'den Medine'ye göçen Müslümanlar için Medine halkı ellerinde ne varsa onlarla paylaşmış¸ gönüllerini açmıştı. Medineli¸ Eyyüb'el Ensari evinin birini Efendimize vermiş¸ onu evinde misafir etmişti.
Bu gün de dünyanın dört bir tarafında birbirinden güzel Müslüman kardeşlerimiz var. Kardeş ülke Azerbeycan¸ Bosna ve Afrika'nın birçok yerinde yardıma muhtaç kardeşler var. Bu güzel kardeşliğe bir kardeşlik daha ekleyelim. Bir Müslüman kardeşimizin sıkıntısını sevgi bağıyla kalplerimizde yaşayalım.
Yakın dönemlerde Afganistan ıstırabını¸ Bosna sancısını¸ Çeçenistan sıkıntısını¸ Kosova sızısını ve Filistin acısını yüreğimizde hissedelim. Bunu dinimizin güzel emirlerini öğrenip yaşayarak gösterelim. Ne güzel söylemiş Mevlâna hazretleri¸ gönlünden kopan sevgi selini mısralarına dökerken. Aynı zamanda sadece Müslüman kardeşin ötesinde tüm insanlığı kaplayan bir sevgiye çağırarak;
Gel ! Gel ! Yine Gel !
Ne olursan ol ! Yine Gel
Kafir¸ Putperest¸ Mecusi olursan da gel
Bizim Dergâhımız Umutsuzluk Dergâhı değildir.

Dilara ŞİMŞEK

Hikâye
Zehir Oldu Herşey
Mikail ÇOLAK

Her şey bir gece işten eve dönerken önüne düşen yeni atılmış izmaritle başlamıştı. Adettir yazları Anadolu'da çocuklar çırak verilirler. Belki ahilik teşkilatından kalma bir adetti bilinmez ama hayatı öğrensinler diye okullar kapanır kapanmaz hemen bir esnafın yanına çırak verilirlerdi. Belki bir meslek öğrensin içindi yada farkında olmadan özgüvenleri gelişsin para kazanmayı tatsın diye…
İşte Anadolu bozkırının tam ortasındaki bu küçük ilçede de bu uygulama geçerliydi ve Samet arkadaşları gibi şehir sanayiinin yolunu tutmuştu. Garsonluk yapacaktı….
Akşama kadar bütün işyerleri nerdeyse elinden geçiyordu. Çay tepsisi elinde kah bardakları dolu götürüyor¸ kah da götürdükleri yerden boş bardakları topluyordu. Ücretini günlük alıyordu.
Sigaraya illet oluyor¸ daha ilkokul seviyesindeki çırakların gizli gizli sigara içmesine denk geldikçe kızmadan edemiyordu. Böyle bir şeyi nasıl içebilirdi ki. Kendilerine yazık ettiklerini düşünüyordu. Hatta kaç kere çay götürdükçe ustalarının yokluğundan istifade sigara içen ufacık çıraklara rastlamış onlar da Samet’e sigara uzatmışlardı da ne kadar sinirlenmişti. Niye içiyorsunuz diye sorduklarında “Sigara içmezsen nasıl büyüyeceksin arkadaş? Erkek olduğunu ispatlamak istemiyor musun? diye karşılık vermişlerdi.
Yine bir yaz günüydü. Eve her zamanki gibi geç dönüyordu. Günlüğünü de almış¸ dondurmasını simidiyle birlikte götürürken para kazanmanın ve kendi parasını harcamanın inanılmaz hazzını yaşıyordu. Hatta geçenlerde annesi ondan evin bir ihtiyacını istemişti. O da babasının yapması gereken bu görevi karşılayabilmenin gururunu doyasıya yaşamıştı.
Bu gecede evin hangi ihtiyacını alayım diye düşünürken önüne düşen izmaritle irkiliverdi. Neden eğilip o izmariti almak istediğini anlayamadı. Ama izmarit elindeydi. Kulağında hep o çırakların söylediği sözler vardı. Erkek olduğunu nasıl anlayacaksın hee!
Eli titriyordu. Ama yinede izmariti ağzına götürdü çekti çekti sonra dumanı üfürdü ve öksürdü. Öyle öksürüyordu ki sanki ciğerleri sökülecek gibiydi. Adeta ağzının içinde koca bir parça zehir öğütüyordu.
Eve gelir gelmez annesi onu öperken duraksadı. Üstünü kokladı. Samet korktu.. Kızardı… Anlayacaklar diye ödü kopuyordu.Oğlum üstün sigara kokuyor yine mi duman altı oldun dedi. Tam cevap vermeye hazırlanıyordu ki. Annesinin babasına çıkışıp “Şu çocuğu o pis kahveden alsana bey telef olacak yavrucak bak üstü hep sigara kokuyor” demesiyle ucuz atlatmanın doyumsuz hazzını tattı. Derin bir nefes aldı. Bereket ki bu sefer atlatmıştı.Ama rahat değildi. Yanlış bir şeyler vardı. Ve bunun vicdan azabını duyuyordu.Bir taraftan da ana babası öğrenecek diye korkuyordu.
Ondan sonraki günlerde belki parasıyla sigara almadı ya da çırak çocukların uzattığı sigaralara hiç tenezzül etmedi ama hafta sonları annesi oturmalara gittikçe misafirler için evde bekletilen sigara paketinden otlaklandı. Bir iki derken her hafta içer olmuştu.
Kendini yalancı ilan etmişti. Anneni babanı aldatıyorsun öğrenseler ne kadar üzülürler diyerek vicdanının sızılarını dinliyor bir yandan da bir kene gibi yakasına yapışan bu kötü alışkanlığı devam ettiriyordu.
Çırak çocukların “erkeklimizi ispat ediyoruz” sözleri tamamen bir yalandan ibaretti. Böyle sinsi sinsi iş yapmak nasıl bir erkeklik olurdu ki. Erkek insan mert olurdu. Oysa O¸ anne ve babasından sigara içtiğini saklamak zorunda kalan bir ödlekti. Erkeklik duygularına aykırı hareket ediyordu. Demek ki bunun erkeklikle bir alakası yoktu. Halbuki kendini¸ annesi evin eksiklerini ondan isteyince ve o da kendi parasıyla o ihtiyaçları aldığında daha iyi hissediyordu. Hem takdir görüyor hem annesi tarafından övülüyor hem de babasının takdirini kazanıyordu. O bu duygular içerisinde kah sigara izmariti içip kah kendi kendine ciddi sorgulamalar yaşarken iki ay gibi bir süre geride kalmıştı.
İçindeki vicdan azabı artık içine sığmaz olmuştu. Her şey gitgide zehir olmaya başlamıştı. Resmen bu azabın bu kadar derinden sarsacağını hiç tahmin etmemişti. Anne babasıyla konuşurken ağzından bir şeyle kaçıracakmış gibi korkarak çekinerek konuşuyor¸ onların yüzüne gülerken ikiyüzlü seni diyen içindeki sese mani olamıyor¸ anne ve babası seninle gurur duyuyoruz dedikçe içinde bir yerler sızlıyordu. Bu azaptan nasıl kurtulacaktı. Resmen bir tuzağın ortasındaydı. Ve bu tuzaktan kurtulmak için çareler arıyor¸ ancak kimselere söyleyemediği için kendi kendine bulduğu çareler ona yetmiyordu. Birileri elinden tutmalı ¸ona ne kadar değerli bir çocuk olduğunu söylemeli ve “değer mi senin gibi tertemiz bir çocuğun böyle bir zehirle hayatını zehirlemesi” demeliydi
Annesi yavaş yavaş bir şeyler hissetmeye başlamıştı. Ama henüz ne olduğunu anlayamamıştı. Ürkek çekingen ve gitgide içine kapalı bir çocuk halini almayla başlamıştı. Kimselerle konuşmak istemiyor yalnız kalmaktan hoşlanıyor sanki herkes ona “Suçlu! suçlu! diye bağırıyor gibi hissediyordu. Artık gücü tükenmişti.Hayatı zehir olmuştu.
Yine her zamanki gibi çalıştığı çaycı dükkanının arka tarafına fırsattan istifade çekilmiş sigara tüttürüyordu. Ustası bir yere gitmişti Öğle vakti tüm esnaf yemekte olduğu için çay pek olmazdı. Oda fırsat bu fırsat diye korka korka derinden derine dumanı ciğerlerine çekiyordu. Tam çekip dumanı savuruyordu ki arka odanın kapısı aniden açıldı.
Babasının arkadaşıydı göz göze gelmişlerdi. Adamcağız tatlı tatlı gülüyor “Seni kerata seni yakıştı mı sana şimdi” diyordu.
Samet zaten çoktan erimiş bitmişti. Adeta nutku tutulmuştu. Yakalanmıştı. Yalvarıp ayaklarına kapanıp nolur amca babama söyleme demeye hazırdı. Adam saçını okşayarak “baban bilmiyor değimli kerata” dedi. Başını önüne eğerek evet anlamında başını salladı.
Adam devam etti. “Bir tek şartla her şeyi unuturum. Baban senden söz ederken benim oğlum erkek oldu evi geçindiriyor demişti. Onun bu güvenine layık olacaksın ve dürüst¸ mert ¸akıllı bir çocuk olup babanı üzecek hatta onun sana olan güvenini mahvedecek bu kötü alışkanlığı bırakacaksın tamam mı. Seni yakın takibe aldım. Eğer sigara içmeye devam edersen babanı üzmek pahasına her şeyi anlatırım.
Söz verdi. Erkek sözü dedi. Babamı üzmemek için bana verilen bu fırsata sarılacağım dedi.
Dedi ve sözünde durdu. O günden beri asla sigara içmedi. Sigara içmenin insana neler kaybettirdiğini en acı tecrübesiyle yaşamış bir insan olarak sigara içenlere bu acı tecrübesini anlatmaya karar verdi.

Çocuklar İçin sayfamızda yayınlanmasını arzu ettiğiniz; bilmece¸ bulmaca¸ fıkra ve şiirlerinizi bekliyoruz çocuklar…

Adres : Zaviye Mah. Hulusi Efendi Cad. No : 71 Darende 44700 Malatya E-Posta : bilgi@somuncubaba.net

Sayfayı Paylaş