İMAM-I ŞAFİİ

Doğumu ve Nesebi
İmam Şafii'nin adı Muhammed b. İdris'tir. İmamı Azam Ebu Hanife'nin vefat ettiği yıl olan Hicri 150 senesinde Filistin'in Gazze şehrinde dünyaya geldi.

Doğumu ve Nesebi
İmam Şafii'nin adı Muhammed b. İdris'tir. İmamı Azam Ebu Hanife'nin vefat ettiği yıl olan Hicri 150 senesinde Filistin'in Gazze şehrinde dünyaya geldi.
Gençliği ve Yetişmesi
Kureyşli bir babanın çocuğu olan Şafii¸ henüz beşikteyken babasını kaybetmiş ve bu yüzden fakir olarak büyümüştür. Filistin'e sığınmış olan bu fakir aile¸ hayatla mücadelede birçok zorlukla karşılaştı. Annesi onu Mekke'ye götürdü. Bizzat kendisinin anlattığına göre oraya yerleştiklerinde on yaşında olan İmam Şafii fakir ve yetim olarak büyümüştür. İmam Şafii eğitiminde herhangi bir bozukluk olmadığından kendi özünden gelen bir insiyakla yüksek hedeflere yönelmiştir. Fakirliğe rağmen yüksek bir soya mensup oluşu¸ kendisini insanlara yaklaştırmış¸ cemiyete karışmasını sağlamış ve böylece içinde yaşadığı ortamın şartlarına intibak etmesine vesile olmuştur.
İmam Şafii henüz küçük yaşlardayken Gazze'de ilim tahsil etmeye başlamış ve Kur'an-ı Kerim'i hıfzetmişti. Mekke'ye gelince büyük hadis üstatlarından Peygamber efendimizin hadislerini ezberlemeye¸ diğer taraftan da Arapça'yı düzgün ve mükemmel bir şekilde öğrenmeye başladı.
İmam Malik'in Himayesinde İlim Tahsili
İmam Şafii yirmi yaşlarında bir delikanlı iken¸ ilim derecesi o kadar ilerlemişti ki fetva verecek ve hadis rivayet edecek bir mertebeye ulaşmıştı. Hatta Müslim b. Halid Zenci ona fetva vermesi için izin vererek: “Ya Eba Abdillah¸ artık fetva ver¸ senin fetva verme zamanın geldi” dedi.
Onun ilim tahsilindeki gayreti¸ Mekke'nin surlarını aşmış ve bu şehrin ötelerine doğru uzanmaya başlamıştı. Çünkü ilmin sınırı ve ülkesi yoktur. Bu arada Medine'nin imamı Malik b. Enes'in adı Şafii'ye ulaşmıştı. Zira bu imamın adı o derece yayılmıştı ki¸ gelip gidenler hep onu zikrediyorlardı. Bu durumda Şafii'nin gayreti ondan ilim tahsil etmeye yöneldi ve bu yüzden Medine'ye gitmek istedi. Fakat o Medine'ye İmam Malik'in ilminden habersiz eli boş gitmek istemiyordu. İmam Malik'in¸ ismi her tarafa yayılmış olan el-Muvatta adlı eserini temin edip defalarca okudu. Hatta o kitabı ezberlediği bile söylenir. Bu kitabı okuduktan sonra onun İmam Malik'i görme arzusu daha da arttı.
Şafii Medine'ye gitmeden önce¸ orada herhangi bir zorlukla karşılaşmamak için Mekke valisinden bir tavsiye mektubu alarak yola koyuldu. Oraya vardığında yanındaki mektupla Medine valisinin yanına girdi. Mektubu valiye verip durumu izah ettikten sonra¸ valiyle beraber büyük imam Malik b. Enes'in evine gittiler.
Böylece Şafii'nin İmam Malik himayesindeki ilim tahsili başlamış oluyordu. Şafii¸ Malik'in Muvatta'ını rivayete ehliyet kazandıktan sonra ondan fıkıh almaya¸ onun fetva verdiği meseleleri öğrenmeye devam etti. 179 senesinde bu büyük imamın ölümüne kadar ondan ders aldı. Şafii o zaman 29 yaşında ömrünün baharında¸ gençliğinin en olgun döneminde idi. Öyle anlaşılıyor ki Şafii¸ İmam Malik'ten ilim öğrenmekle beraber¸ zaman zaman onun derslerine ara veriyor¸ İslâm ülkelerinde seyahatler yapıyordu. Bu seyahatlerinde her zeki yolcu gibi insanların ahvalini¸ tarihini öğreniyor¸ içtimai olayları inceleme fırsatını buluyordu. Bu arada Mekke'ye gidiyor¸ annesini ziyaret ediyor¸ onun öğütlerini dinliyor¸ duasını alıyordu. Çünkü o bilgili¸ anlayışlı¸ güzel düşünceli¸ asil bir kadındı. Şafii'nin İmam Malik'in dersine devam etmesi¸ onun seyahatlerine¸ şahsi inceleme ve araştırmalarda bulunmasına bir engel teşkil etmiyordu.
Valilikte Görev Alması
İmam Malik b. Enes vefat edince¸ Şafii ilimden yeteri kadar nasibini aldığı kanaatine vardı. O zamana kadar çok fakir bir hayat sürdü. Kendi geçimini temin edebilmek için bir iş aramaya başladı. Bu sırada Yemen valisi Hicaz'a gelmişti. Kureyş'ten bazıları ondan Şafii'yi beraberinde Yemen'e götürmesi isteğinde bulundular. Vali bu isteği uygun bularak¸ kendisine bir iş vermek üzere Şafii'yi yanında götürdü. Şafii bu hususta şöyle der: “Annemde bana verecek yol parası bile yoktu. Evi rehin vererek¸ yol parasını tedarik ettim. Yemen'e varınca vali bana iş verdi. Bu parayı ödemek için çalışmaya başladım.”
İmam Şafii'nin dirayeti¸ bilhassa Yemen valisinin maiyetinde aldığı ve kadılık seviyesinde olan bu görevinde dikkati çekmiştir. Vazifesi Yemen'e bağlı Necran'daydı. Şafii¸ burada adaleti hakkıyla gerçekleştirmiştir. Her çağda ve her yerde olduğu gibi Necran'da da insanlar¸ valilere¸ kadılara¸ hakimlere yaranmaya çalışıp¸ onlara yakınlaşmak için yol arıyorlardı. Fakat bu tip insanlar İmam Şafii'den bu konuda gerekli iltifatı göremediler. Şafii bu kapıyı kapatmakla nefsini fesat¸ şer ve zulümden korumuş oldu. Dolayısıyla uygulanması çok zor görülen adaleti tam olarak gerçekleştirmiş oldu.
İmam Şafii¸ valilikteki görevini bırakıp kendini yeniden ilme verdi. Okudu¸ okuttu; ders aldı¸ ders verdi. İnsanlar için fıkıhta ebedi eserini meydana getirdi. Bağdat'ta Muhammed b. Hasan'ın evinde konakladı. Onun eserlerini bizzat kendinden okudu. Böylece hem Irak'ın hem de Hicaz'ın fıkhını birleştirmiş ve çağın en büyük fakihlerinden ders almış oldu. Bu sayede¸ fıkıh ilminin kurallarını tespit edecek kadar yüksek bir mertebeye ulaştı. Bu konuda muvafık ve muhalif herkes onun bu mevkiini tanıdı. Böylece onun ünü her tarafa yayıldı¸ itibarı yükseldi ve nihayet¸ hakkıyla imamlık mertebesine ulaştı. Bağdat'ta oturduğu sıralarda Iraklılarla fıkhi münakaşalar yapar ve kendisini İmam Malik'in talebesi sayardı. Muayyen bir metot ortaya koymazdı. İmam Muhammed dışında¸ yaşça kendisine denk olanlarla tartışırdı. İmam Muhammed'i ise kendisinin hocası olarak görüyor¸ onunla tartışmaya girmekten çekiniyordu.
İmam Şafii¸ h. 195 yılında 45 yaşlarındayken yeniden Bağdat'a dönmüştür. Gittiği her yerde görüşlerini yaymaya çalışan İmam Şafii'nin bazı görüşleri üstadı İmam Malik'in görüşleriyle çelişiyordu. Fakat üstadına olan saygısından dolayı onu hiçbir zaman eleştirmiyor¸ sadece kendi görüşlerini dile getiriyordu. Fakat halk arasında İmam Malik'in itibar ve saygınlığına dayandırılan birtakım bidatlere karşı şiddetle mücadele etmiştir.
İmam Şafii¸ Mısır'da mayasıl hastalığına yakalandı. Aşırı kan kaybından dolayı 20 Ocak 820'ye rastlayan Hicri 204 yılı Recep ayının son gecesi 54 yaşında vefat etti. Kabri Mısır'da Mukattana dağının eteğindedir.

Sayfayı Paylaş