HİKAYE

Somuncu Baba

Gökyüzü simsiyah bulutlardan bir peçe dokuyup¸ bunu yeryüzünün üzerine yaydı. Bir anda ortalık kararmış¸ üşüten bir rüzgar esmeye başlamıştı.

Çocuklar İçin sayfamızda yayınlanmasını arzu ettiğiniz; yazı¸ bilmece¸ bulmaca¸ fıkra ve şiirlerinizi bekliyoruz çocuklar…


Adres : Zaviye Mah. Hulusi Efendi Cad. No : 71 Darende 44700 Malatya
E-Posta : bilgi@somuncubaba.net



Bir Hadisi Şerif


Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurmuştur: “Size iki şey bırakıyorum. Bunlara uyduğunuz müddetce asla sapıtmayacaksınız: Allah'ın Kitab'ı ve Resûlünün sünneti”.


Sevgili Çocuklar!


Şu gerçeği hiçbir zaman unutmamalıyız. İçinde bulunduğumuz 'an' en önemli ve en değerli zamanlardır. Boşa geçen zamanı geri getirmek asla mümkün değildir. Gelecekten emin olmadığımız için¸ içinde bulunduğumuz anın değerini iyi bilmeliyiz. O 'an' kiminle birlikte oluyor¸ konuşuyor veya faydalı işler yapıyorsak¸ işte bizim için en kıymetli ve en önemli olan bunlardır.
Zaman¸ en kıymetli hazinesinin anahtarını bize her fırsatta sunmayabilir. İyi bir rahmet avcısı olmaya bakalım. 'Yiğit bin yaşar¸ fırsat bir düşer' özdeyişi bize çok şey anlatmıyor mu? Eğer elimize bir fırsat geçmişse¸ onu hemen değerlendirme yoluna gidelim. Zira bir sonraki tatile çıkmak için¸ elimizde bir senet veya sözleşme yok. Yaz tatillerini vazgeçilmez bir fırsat olarak görelim. Cami ve Kuran Kurslarında verilen eğitimi kaçırmamak; size hayatınız boyu ışık ve rehber olacaktır.
Cıvıl cıvıl seslerinizin içinde yankılandığı camiler¸ cami avlusundaki şadırvanlar¸ abdestinizi tazelediğiniz çeşmeler¸ üzerinde Kur'an-ı Kerim okuduğunuz rahleler¸ tespihler¸ seccadeler¸ minberler¸ Elif cüzleri¸ cennet kokulu Kur'an sayfaları sizleri ne kadar çok özlemiştir. Bir bilseniz!!!
İnşallah bu yaz tatilinde bilenleriniz Kur'an-ı Kerim'i daha da kuvvetlendirecek¸ bilmeyenleriniz ise öğrenme gayreti içerisinde olacaklardır.
Var mısınız Allah yolunda Kur'an için yarışa? Okullar açıldığında 'Nasıl hatim yaptığımızın¸ nasıl Kur'an okuduğumuzun' mutluluğunu arkadaşlarımızla öğretmenlerimizle paylaşalım. Kur'an okuduğumuz ve içindekilerle amel ettiğimiz müddetçe en büyük başarı belgesini Yüce Rabbimiz bize verecektir. Hadi bakalım başlamak bitirmenin yarısıdır.
Neşe¸ eğlence¸ mutluluk ve faydalı bilgilerle dopdolu; dinlenmiş bir vücut¸ zinde bir ruh yüceliğinde tatilin tadını çıkarmanız temennisi ile!…
Buğçe AYDOĞAN




Hikâye
Hayat Gerçeğe Yürür
M. Aybike SİNAN


Gökyüzü simsiyah bulutlardan bir peçe dokuyup¸ bunu yeryüzünün üzerine yaydı. Bir anda ortalık kararmış¸ üşüten bir rüzgar esmeye başlamıştı. Yağmur bulutları güneş ışıklarının narin parmaklarından kayıp¸ gökyüzünü ırgalamaya koyulmuştu. Dağlardan inen sis denizi buharlaşan toprağa karışıyor¸ vadinin kollarında şarkı söylüyordu.
Hasan¸ okul sonrası eve geldiğinde¸ içinde derin bir sıkıntı duydu. Günlerdir bağ evinde yaşayan dedesini merak ediyordu. Solgun bir yüzle annesinin yanına gitti. Mutfakta başını kaldırmadan hamur yoğuran annesine:
-Anne¸ dedemden haber var mı¸ diye sordu. Semine Hanım¸ hışımla:
-Ben ne bileyim. Aman uzak olsun¸ ne yani¸ o ihtiyarla mı uğraşacağım ömür boyu¸ diye sızlandı.
Hasan¸ boynunu büktü. Boğazı düğümlenmişti. O sessiz yaşlı adamın ne zararı vardı ki annesine. Odasında ibadetini yapıyor¸ bahçeyi ekip biçiyor¸ kardeşi ve kendisine bakıyordu. Dedesini dinlerken nasıl da huzurluydu. Hayatla ilgili ne varsa dedesinden öğrenmişti. Hatta namaz kılmayı bile. Onu çok özlemişti.
Mahallenin “Karcı Dede”sini çok özlemişti Hasan.
Zikriyle¸ şükrüyle¸ fikriyle derin bir adamdı. Kendisine “Karcı” diyorlardı. Gerçek adını bilen yok gibiydi. Uzun yıllar geçimini kar satarak sağladığı için¸ bu isim¸ o yıllardan yadigâr kalmıştı. Sessizdi. Tüm dünyasını sükûnete katmış gibiydi.
Alçaklarda karın erimesiyle beraber o¸ Beydağlarına çıkar¸ eşeğinin terkisine koyduğu güğümlerini karla doldurur¸ bunu büyük bir çeviklikle şehre taşır¸ meraklılarına satardı. İçi yanan kadınların¸ yaşlıların¸ hatta bazan çocukların hayır dualarını alırdı. İnsanlar¸ karı üzüm pekmeziyle karıştırıp¸ kar helvası diye zevkle yiyorlardı. Diğer zamanlarını bağ evinde geçiriyordu.
Karcı¸ günlerdir bağ evindeydi. Kararan gökyüzü¸ çiseleyen yağmurla birlikte kendini taş ve kerpiçten yapılmış kulübesine attı. Şehirden hayli uzakta bir yerdeydi. Buraya Beylerderesi diyorlardı. Babasından kalan bu üzüm bağına öylesine düşkündü ki cemre toprağa düşünce gelir¸ bağ bozumundan sonra şehre dönerdi. Kendi çocuğu olmamıştı. Çocuk özlemlerini kimsesiz bir çocuk olan Abdullah'ı alarak gidermişlerdi. Onu büyütmüş¸ okutmuş ve evlendirmişlerdi. Sonra Elif Hanım¸ rahmetli olunca derin bir yalnızlığa gömülmüştü. Abdullah'tan beklediği şefkat ve ilgiyi görememişti. Yine de şikâyetçi değildi. Kendini onlara adamıştı.
Yağmurun bastırmasıyla yaşlı yüreğine¸ garip bir hüzün çöküverdi. Koskoca dünyada şu titrek ellerinden tutacak sıcak bir ele hasretti. İyice yaşlanmıştı. Torunu Hasan'ı kendisi yetiştirmişti. İyi nedir¸ güzel nedir¸ hak nedir¸ öğretmişti dilinin döndüğünce. Her seher vaktinde¸ kalkıp sabah namazını kılacak kadar büyümüştü Hasan. Onu özlediğini farketti. Keşke şimdi yanımda olsaydı¸ diye iç geçirdi.
Abdullah Bey¸ iş çıkışında doğruca eve gelmişti. Elindekileri alan Hasan'ı çok solgun görünce¸ kucağına alıp bahçeye indi. Elini omuzuna koyarak:
– Oğlum¸ bir sıkıntın mı var? Hadi söyle babana¸ diye sordu.
Hasan¸ başını kaldırmadan yutkundu¸ yutkundu. Sonra¸ hüzünlü bir sesle:
– Baba¸ beni seviyorsun değil mi?
– Tabi oğlum¸ sevmez miyim?
– Dedemin de seni sevdiğini¸ hem de çok sevdiğini biliyorsun değil mi? Peki sen onu seviyor musun? Sen onu yeterince sevmiyorsun baba. Seksen yaşına gelmiş bir adamı¸ günlerden beri arayıp sormadın bile. Büyüdüğümde benim de böyle davranmamı ister misin baba? Onun dağ başında ne yaptığını hiç mi merak etmiyorsun? Sen de yaşlanıyorsun bak. Saçlarında beyazların çoğalmış. Ben de büyüyorum. Hayat akıyor. Hem de gerçeğe akıyor baba.
-Sen neler söylüyorsun böyle oğlum. Hem bu gerçek dediğin şey de nedir¸ anlat da öğrenelim.
-Babacığım¸ gerçek dedemin deyişiyle ahret¸ hayal da burası¸ yani dünya. Biz bu hayal aleminde kendimizi kandırsak da zaman zaman¸ her anımız gerçeğe doğru yol alıyormuş. Şimdi anladın mı?
-Anladım. Bak oğlum¸ dedeni bu kadar özlediysen bu kadar dil dökmene gerek yok. Hemen gideriz onu görmeğe.
-Hayır baba¸ buna dil dökmek denmez. Yüreğimi döküyorum. Anlamıyor musunuz¸ çok üzülüyorum. Dedemi boşladınız. Nerdeyse ölse de kurtulsak¸ demediğiniz kaldı. Oysa arkadaşlarımın dedelerini görüyorum. Baş tacı yapmışlar. Bir kitapta okumuştum. ” bereket¸ iyilik¸ büyüklerle beraberdir¸ onların hayır dualarını alınız” deniyordu. Benim dedem bu evde kalamıyor bile. Çünkü sizden yüz bulamıyor.
Abdullah Bey¸ şaşkındı. Henüz ilkokula giden oğlu¸ kendine ders veriyordu ki haklıydı galiba. Birden kalktı:
-Hadi hazırlan oğlum¸ dedene gidiyoruz¸ dedi.
Bir saat sonra¸ Karcı'nın bağ evine gelmişlerdi. Etrafa yağmur sonrasının tatlı toprak kokusu sinmişti. Abdullah Bey¸ derin bir nefes aldı. Babası ortalıkta gözükmüyordu. İçerde olmalı diye düşündü. Hasan koşar adım kulübeye yürüdü. Bir taraftan “dedeciğim ben geldim” diye bağırıyordu.
Kulübe kapısı açıktı. İçeri girdiklerinde ihtiyar adamın¸ yatağının içinde inlediğini gördüler. Hasan¸ dedesinin boynuna sarılıp ağlamaya başlamıştı. Abdullah Bey¸ donup kalmıştı. Elini babasının eline atınca ateşler içinde yandığını gördü. “Acilen hastaneye götürmeli” diye düşündü.
Hastanede¸ yaşlı adam kendine geldiğinde başucunda Hasan vardı. Ağlamaya başlamıştı:
-Hasan'ım¸ torunum¸ canım yavrum¸ seni bir daha hiç görmeyeceğim sandım. Allah'ıma şükürler olsun. Gayrı ölebilirim.
-Hayır dedeciğim¸ ölme. Ben sensiz ne yaparım sonra.
-Gözümün nuru Hasan'ım¸ Ölüm bir gerçektir. Bütün hayat o gerçeğe yürür. Bundan ne kork ne de üzül. Unutma hayat gerçeğe yürür. Hadi bana söz ver Hasanım.
-Tamam Dedeciğim¸ hem bu hayatı¸ hem de asıl gerçeği anlamak için çok çalışacağım. Hem bu hayat için¸ hem gerçek için iyi bir insan olacağım. Sana söz veriyorum.
Karcı¸ Hasan'ın ellerinden tuttu. Yüzüne uzun uzun baktıktan sonra:
-Bak Hasan'ım¸ daha dün senin yaşlarındaydım. Zaman su misali aktı gitti. Takvimler birer birer döktü yapraklarını. Hazan mevsimi gibi. Ben baharın sonuna geldim. Elimde ne kaldı biliyor musun? Allah için yaptıklarım… Şimdi anlıyorum ki Allah için yaptıklarım meğerse kendim için yaptığım en doğru şeylermiş. İçim çok mutlu ve huzurlu. Vicdanım suskun. Bana söyleyeceği bir şeyi yok. Olsaydı ne olurdu biliyor musun? Tıpkı meyveyi çürüten kurt misali içimi yer bitirirdi. İşte senden yavrucağım¸ istediğim odur ki¸ iyi¸ haş mert¸ doğru insan olasın. Kadir kıymet bilesin. Yaşlıya eğilesin. Hak¸ hukuk¸ adaletten şaşmayasın. Gözü gönlü tok olasın. Hele bu devirde¸ sözünün eri olasın. Şaşmayasın Hasanım şaşmayasın. Rabbimin varlığını her daim tasdik edesin. Çok çalışasın¸ çok çalışasın¸ çok çalışasın.
Hasan ağlıyordu. Gözyaşları sel olmuş yanaklarından dökülüyordu. Abdullah Bey¸ kapıda kan çanağına dönmüş gözleriyle donup kalmıştı. Hasan¸ ağlıyordu. Az sonra¸ dede sustu¸ hayat sustu. Hasan'ı zorla odadan çıkardılar.
Karcı Dede gidiyordu. Gerçeğine yürüyordu.
Alabildiğine gerçeğine…




Çocuklar İçin sayfamızda yayınlanmasını arzu ettiğiniz; bilmece¸ bulmaca¸ fıkra ve şiirlerinizi bekliyoruz çocuklar…


Adres : Zaviye Mah. Hulusi Efendi Cad. No : 71 Darende 44700 Malatya E-Posta : bilgi@somuncubaba.net

Sayfayı Paylaş