AFRİKA COĞRAFYASININ CAN DAMARI: TARİKATLAR

Somuncu Baba

Afrika'daki sûfî tarikatlar İslâm'ın kıtada yayılmasına öncülük etmiş olan kurumlardır. İlk fetih hareketlerinden sonra sadece kuzey sahil şeridinde varlığını sürdüren ama iç kesimlere henüz sirayet edememiş olan İslâm'ın kıtada hakim din haline gelmesi sufiler eliyle sağlanmıştır¸ desek abartmış olmayız.

Afrika'daki sûfî tarikatlar İslâm'ın kıtada yayılmasına öncülük etmiş olan kurumlardır. İlk fetih hareketlerinden sonra sadece kuzey sahil şeridinde varlığını sürdüren ama iç kesimlere henüz sirayet edememiş olan İslâm'ın kıtada hakim din haline gelmesi sufiler eliyle sağlanmıştır¸ desek abartmış olmayız.

Kur'an ahlakı ve Hz. Muhammed (s.a.v.)'in manevî kişiliğini örnek alma yolu diyebileceğimiz¸ ihsan mertebesine ulaşmayı¸ marifet duygusuna bezenmeyi ve muhabbet iksirini yudumlamayı gaye edinen tasavvuf düşüncesi gerek zühd dönemindeki (Hicrî ilk iki asır) takva¸ vera ve Allah korkusu vurgusu¸ gerek tasavvuf dönemindeki (Hicrî üç ve beşinci yüzyıllar arası) marifet nazariyesi¸ keşf ve ilhama mazhar olma¸ ilm-i ledünne ulaşma ve gönül felsefesini teşekkül ettirme süreci¸ gerekse tarikatlaşma dönemindeki (Hicri altıncı asır ve sonrası) kurumsallaşma yapısı ile varlığını sürdüregelmiştir.
Tasavvufî düşüncenin teşkilat yapısı olan tarikatlar¸ kendilerine özgü metot¸ zikir¸ süluk ve terbiye usulleri ile İslâm dünyasının değişik ülkelerinde farklılık arz etmektedir. Tarikatların ortaya çıkışına zemin hazırlayan etkenlerden biri de coğrafî şartlardır. Bu nedenle Afrika kıtasındaki tarikatlar da diğer İslâm topraklarındaki tarikatlarından farklı¸ kendilerine özgü bir çizgi takip etmişlerdir. Tasavvuf ve tarikatlar gönül kazanma sanatını¸ insanlığa hizmet şiarını düstur edindikleri için Afrika'daki tarikatlar da Afrika insanının beklentilerine cevap verecek bir oluşum seyrine girmişlerdir. Bu tarikatların ismine baktığımızda bunların pek çoğu ülkemizde temsil edilmemiş kurumlardır. Afrika coğrafyasına özgü kurulup işlev gören bu tarikatlardan bir kısmını şu şekilde sıralayabiliriz: Kadiriyye¸ Şaziliyye¸ Medyeniyye¸ Bedeviyye¸ Desukiyye¸ Arusiyye¸ Zerrukiyye¸ Cezuliyye¸ Darkaviyye¸ Semmaniyye¸ Mirganiyye¸ Nasırıyye¸ İseviyye¸ Reşidiyye¸ Senusiyye¸ Ticaniye¸ Kettaniyye¸ Bekkaiyye¸ Tayyibiyye¸ Medeniye¸ Bekriye ve Müridiye vs….
Bu makalemizde Afrika tarikatlarının kendine özgü özelliklerini ve etkinliklerini ele almak istiyoruz. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz:
Tarikat-ı Muhammediyye Anlayışının Esas Kabul Edilmesi
Afrika sufileri genelde şark sufileri ile temas içerisinde olmuşlardır. Afrika tarikatları için hac ve ilim yolculukları âdeta bir süluk eğitimidir. Aylar¸ hatta yıllar süren bu yolculuklarda yöre halklarının Hicaz bölgesi ile ünsiyeti sağlanmış¸ Abbasi¸ Selçuklu ve Osmanlı medeniyetleri ile yakın teması gerçekleştirilmiştir. Bunun en açık örneğini Ebu Muhammed Salih el-Mağiri (ö.631/1234)'nin kurucusu olduğu Mağiriyye Tarikatında görmekteyiz. Yaklaşık üç-dört asır boyunca Mağrib halklarının hac organizasyonluğunu yapan bu tarikat olmuştur. Afrika tarikatları Hicaz bölgesi ile sıkı bir ünsiyet kurmalarından dolayı bağlılarının İslâm dünyasındaki gelişmelerden haberdar olmasına¸ Muhammedî ahlaka bürünmelerine¸ sünnet-i seniyyeyi benimsemelerine özen göstermişlerdir. Salat-ı Fatihiyye ve Salat-ı Ümmiye gibi salavat ağırlıklı zikir tarzlarını benimsemişlerdir. Bilhassa on dokuzuncu yüzyılda yaygınlık kazanan Ticaniye¸ İdrisiyye¸ Senusiyye¸ Darkaviyye ve Müridiyye gibi tarikatlar Neo-Sufism Hareketleri olarak tanınmış¸ bidat¸ hurafe ve batıl inançlara karşı sünnetin yaygınlaşmasına öncelik etmişlerdir. Kısmen selefi anlayışların etkisi de görülen bu hareketler¸ Kur'an ve sünnetin ruhuna uygun hareket etmeyi temel prensip olarak kabul etmişlerdir. Tasavvufî uygulamalarda yer yer rastlanan kimi taşkınlıklara¸ şerî anlayışa aykırı yaklaşımlara bayrak açmışlardır.
İslâm Dininin Yayılmasındaki Rolleri
Afrika'daki sûfî tarikatlar İslâm'ın kıtada yayılmasına öncülük etmiş olan kurumlardır. İlk fetih hareketlerinden sonra sadece kuzey sahil şeridinde varlığını sürdüren ama iç kesimlere henüz sirayet edememiş olan İslâm'ın kıtada hakim din haline gelmesi sufiler eliyle sağlanmıştır¸ desek abartmış olmayız. Zira Tilemsen¸ Timbuktu¸ Merakeş¸ Agadir¸ Bornu¸ Kanem¸ Kunta ve Bekkai şeyh ve alimleri İslâm'ın Moritanya¸ Nijer¸ Nijerya¸ Kenya¸ Sudan¸ Çad¸ Somali¸ Senegal gibi Orta ve Batı Afrika ülkelerinde¸ daha sonra Afrika'nın güney istikametinde yayılmasını sağlamışlardır. Afrikalı tarikat erbabının genel özelliği tüccar ve seyyah olmalarıdır. Sahra ticaret yolları asırlardır ticaret koordinatörleri diyebileceğimiz bu tarikat şeyhlerinin elinde olmuştur. Ticari faaliyetler sonucu özellikle on üç ve on beşinci yüzyıllarda Mali¸ Gine¸ Songay ve Hausa halklarının Müslümanlaşmasını ve devletleşmesini sağlamışlardır. Ticaniliğin Batı Afrika'da¸ Kadiriliğin Orta ve Batı Afrika'da¸ Şaziliyyenin Kuzey Afrika'da ve Senusiyyenin Afrika'nın iç kesimlerinde yürüttüğü İslâmlaştırma faaliyetleri ilk etapta hatırlanacak etkinliklerdir. Afrika meşayıhı manevî telkinleri¸ tasavvufî irşatları¸ örnek kişilikleri¸ sade yaşantıları¸ dillerden düşmeyen ilahileri¸ bestelenen hikmetleri¸ ezberlenen şiirleri ve yerel kabile dillerindeki iletişimleri ile yerli putperest kabileleri İslâm'a kazandırmışlardır.
Afrika'da tekke demek aynı zamanda ribat demekti. Ribatlar sınır boylarında kurulur¸ gönüllü Müslüman neferlerin İslâm topraklarına yönelik dışarıdan gelebilecek tehlikeleri önlemek gayesi ile nöbet tuttukları askerî kuleler¸ garnizonlardı. Bu ribatlarda hem dış tehlikelere karşı vatan sathının korunması eğitimi hem de nefis ve şeytan dediğimiz iç düşmanlara karşı gönül dünyamızın korunması için tasavvufî eğitim verilirdi. Murabıtlar dönemindeki Fas ribatları ile on dokuzuncu yüzyılda Muhammed Bello'nun Nijerya ve Kamerun'da kurduğu ribatlar sunulabilecek en güzel örneklerdir.
İslâm Kültür Ve Medeniyetinin Canlı Kılınması
Afrika'da tekke demek okul demekti. Medrese ve tekke bir bütündü. Afrika şeyhleri aynı zamanda Müslüman bilim adamları idi. Arapçanın hakim dil olması meşayıh sayesinde gerçeklemiş oldu. Afrika meşayıhının bir diğer özelliği velud isimler olmasıydı. Her bir tarikatın kendine özgü bir külliyatı¸ kütüphanesi ve tasavvufî yapıtları bulunmaktaydı. Okur-yazar oranının artmasında büyük paya sahiptiler. On iki ile on sekizinci asırlar arasında Afrika'nın kültür dokusu İslâm dünyasının genel yapısına göre çok da geri değildi. Hasan eş-Şazilî¸ Süleyman Cezûlî¸ Abdülaziz Debbağ¸ Ahmed Zerruk¸ Ömer el-Fûtî¸ İmam Samuri¸ Şeyh Muhammed Emin¸ Rabih Fadlullah¸ Ahmet Ticânî¸ Osman b. Fûdî¸ Muhammed Bello¸ Abdullah b. Fûdî¸ Muhammed b. Ali es Senûsî¸ Muhammed Abdullah Hasan¸ Şeyh Avis ve Abdulkadir Cezairi gibi isimler İslâm kültürünün bölgede zenginlik kazanmasına hız veren isimlerden bir kaçıdır.
Sömürgeciliğe Karşı Özgürlük Mücadelesi
Afrika tarikatlarının yaygın oldukları ülkelerde gerçekleştirdikleri en önemli fonksiyon idarî¸ siyasî ve askerî boşluğu doldurmalarıdır. Eskiden beri Afrika'da tasavvuf erbabı ile ilmiye sınıfı toplumda önemli mevkilerde bulunmuş¸ kabilelerin saygı duyduğu isimler olmuş¸ bölgesel siyasetin motor güçleri haline gelmişlerdir. Sömürge güçlerinin izledikleri politika sonucu¸ siyasî otoritenin yok olması¸ geleneksel yerel kurumların yıkılması¸ temsil yetkisinde bulunan güçlerin Avrupalıların kontrolü altına girip batılı ideolojileri enjekte etmeleri üzerine millî değerleri¸ yerel dilleri¸ manevî duyguları ve ulusal çıkarları koruma hususunda tarikat liderleri sorumluluk hissetmeye başladılar. Afrika halklarının zor kullanılarak köleleştirilmesi bu tarikat çevrelerince sert tepkiyle karşılandı. Olanca teknik üstünlükleri¸ modern silahları¸ zırhlı araçları ve ekonomik güçlerine rağmen batılı devletler kolonileştirdikleri Afrika ülkelerinde yine de zor anlar yaşamışlardır. On beşinci yüzyılda Fas'ı işgal eden İspanyol güçlerine karşı Cezuliyyenin teyakkuzu bunun ilk örneğidir. On dokuzuncu yüzyılda Senegal'i işgal eden Fransızlar karşılarında el-Hac Ömer et-Tall isimli Ticaniye şeyhini¸ Ahmed Bamba isimli Müridiyye pîrini¸ Seku Ahmedu isimli Fülânî önderini bulmuştur. “Sudan Mehdisi” olarak tanınan Semmaniyye tarikatı şeyhi Muhammed Ahmed b. Abdullah Mısır ve Sudan'da İngiliz sömürgesine karşı mücadele vermiştir. Benzer şekilde “Somali Mehdisi” olarak tanınan ve Salihiyye tarikatı şeyhi olan Muhammed b.Abdullah Hasan Somali'de İngiliz ve İtalyan işgal kuvvetlerine karşı mücadele vermiş¸ Somali halkının istiklâl savaşı öncüsü kabul edilmiştir. İdrisiyye tarikatının halifelerinden Abdullah Hasan öncülüğündeki Petri Hareketi Sumatra'da¸ Osman el-Mirgânî öncülüğündeki Mirgani Akımı Eritre'de ve Abdullah el-Mevarzi öncülüğündeki Mevarzi Hareketi Sudan'da yabancı istilası karşısında bağımsızlık mücadelesi veren tasavvuf önderleri olmuştur.
Batı Afrika'da Karamoko İbrahim Musa¸ İbrahim Sori¸ Muhammed Said¸ Musa Ba¸ Süleyman Bal¸ İmam Abdülkadir ve Malik Si gibi Fülânî önderleri tarafından on yedi ve on sekizinci yüzyıllarda sürdürülen İslâmlaştırma faaliyeti ve yabancı işgaline karşı gösterilen tepki hareketleri¸ on sekizinci yüzyılın son çeyreğinde Kadiriye Tarikatı şeyhi Osman b. Fûdî'nin öncülüğünde devam ettirilmiş¸ önderliğini yaptığı Fülânî Hareketi on dokuzuncu yüzyılın başında Hausa ve Gobir isimli yerel pagan saltanatının varlığına son vermiş¸ bir asır kadar süren Sokoto Halifeliği isimli büyük bir hilafet merkezi oluşturmuştur. Muhammed Bello ile zirveye ulaşan Sokoto Devleti İngiliz işgaline karşı varlık mücadelesi vermiştir.
Bağımsızlık mücadelesinde en önemli konuma sahip olan tarikat Senusiliktir. Afrika içlerinde Fransızlara¸ Libya'da İtalyanlara karşı bağımsızlık mücadelesi vermiş¸ Osmanlının Afrika'daki son kalesi sayılan Libya'nın İtalyan işgali karşısında Osmanlı birlikleri ile beraber mücadele etmiştir. Osmanlının çekilmesi üzerine İtalya'ya karşı tek başına yirmi beş yıl mücadele vermiş¸ savaş Ömer Muhtar ismiyle bayraklaştırılmıştır. Tarikat âdeta Libya'nın yegane teşkilatı¸ tarikatın pîri Muhammed b. Ali es-Senûsî Libya'nın maneviyat önderi olarak kabul görmüştür.
Sosyal Hayattaki Yapıcı Faaliyetler
Sahra topraklarında¸ Afrika'nın kavurucu sıcağı altında ve buhranların içerisinde ölüm kalım mücadelesi veren kitlelerin yegane sığınağı zaviyeler olmuştur. Afrika zaviyeleri kapılarını herkese açmak suretiyle devlet kurumlarından yoksun topraklarda devletten beklenen hizmetleri yürütür olmuşlardır. Sağlık hizmetleri¸ ve tıbbî tedavi imkanları dönemin ve şartların elverdiği oranda en işlevsel tarzda dergahlarda gerçekleşirdi. Tekkeler ruhsal bozuklukları tamir ettiği kadar biyolojik ve bedensel rahatsızlıkların da tedavi edildiği merkezlerdi. Sıtma¸ boğmaca¸ tifo ve bulaşıcı hastalıklara karşı karantina¸ sağlıklı beslenme¸ temizlik alışkanlığını kazandırma¸ bulaşıcı hastalıkları önleme ve tıbbî ilaçların kullanımını alışkanlık haline getirme gibi usulleri bölge halklarına kazandırmaya çalışan Zerrukiyye¸ Cezuliyye¸ Şaziliyye ve Senusiyye gibi tarikatlara ait tekkeleri ilk etapta örnek olarak sunabiliriz.
Kabile kavgalarının ve kan davalarının yaygın olduğu¸ kıta emniyetinin söz konusu olamadığı¸ deniz korsanları ya da karadaki silahlı çeteler ve eşkıya zümreleri yüzünden yol güvenliğinin kalmadığı dönemlerde İslâm kardeşliğini¸ toplumsal dayanışmayı¸ paylaşma kültürünü¸ birlikte yaşama tecrübesini¸ hak ve hukuka saygıyı öğütleyen Ticaniye¸ Arusiyye¸ Medeniye ve Kadiriyye zaviyeleri bölgede sulh ve sükunun sağlanmasına katkıda bulunmuşlardır.
Açlık¸ kıtlık¸ kuraklık¸ yoksulluk ve savaşlar yüzünden zor anlar yaşayan Afrika halkları bilhassa on beşinci yüzyıldan itibaren sıcak ekmeği¸ pişmiş aşı¸ ağız tadı ile karnını doyurma imkanını ve düzenli beslenebilme alışkanlığını zaviyelerde sunulan imkanlardan faydalanarak kazanmışlardır. Zira Afrika'daki zaviyelerin hemen hemen hepsi birer aşevi ve misafirhane işlevini görmektedir. Kimliği¸ rengi¸ dili veya dini ne olursa olsun her yabancının rahatlıkla kalabileceği sükunet atmosferi zaviyelerdir. Zaviyelere konuk olan yerli veya yabancı kimseler üç gün süreyle ücretsiz ağırlanır¸ yol azıkları sağlanır¸ beklentileri karşılanır¸ sorunlarına yardımcı olunur¸ hatta yanına güvenlik sorumlusu verilerek ulaşacağı yere kadar eşlik etmesi sağlanırdı. Gündelik hayatın nabzı zaviyede atardı. Akşam zaviyedeki sohbet ve zikir ortamına iştirak eden yerli halklar hemen hemen her akşam tüm aile fertleri ile birlikte bağışta bulundukları veya destek gördükleri dergah sofrasında karınlarını doyururlardı.
Bir diğer yönleri ile zaviyeler¸ iman¸ ahlak¸ edep¸ erkân ve insanlık eğitiminin verildiği dergâh ve mescidlerdi. Halkın moral kaynağı¸ umut merkezi ve hayal dünyası¸ zaviyelerdi. Afrika tarikatları arasında uzun zamandır yaşatılan diğer bir güzel gelenek ise tarikatlar arası çekişmemelerinin olmaması ya da asgariye indirilmesidir. Âdeta Afrika toprakları farklı tarikatlar arasında taksim edilmiş vaziyette idi. Senegal denince Müridiyye¸ Moritanya denince Ticaniye¸ Fas denince Darkaviyye¸ Tunus denince Arusiyye¸ Cezayir denince Medyeniyye¸ Mısır denince Şaziliyye¸ Libya denince Senusiyye¸ Nijerya denince Kadiriyye¸ Sudan denince Mirganiyye ve Eritre denince Salihiyye akla gelmektedir..
Özetle Afrika'da tarikatlar ve tasavvufî hayat yaşamın bir parçasıdır. Afrika tarikatlar coğrafyasıdır. Afrika halkları misyonerlik¸ sömürgecilik¸ emperyalizm¸ işgal¸ savaş¸ kıtlık ve açlık fecaatlerine rağmen hâlen kendi değerleri ile birlikte ayakta kalabilmişlerse bunu en çok yaşam kaynağı gördükleri tarikat şeyhlerinin öncülüğü ve rehberliğine borçlu hissetmişlerdir. Fakat bu tespitlerimiz ışığında Afrika'da tarikatların menfi¸ yanlış ve eksik tutumları bulunmamaktadır¸ şeklinde bir anlam çıkarılmamalıdır. Müsbet ve yapıcı yönleri ağır basması nedeniyle Afrika tarikatlarının öncü rollerini sunmaya çalıştık. Daha doğrusu bu tespitler sadece Müslüman araştırmacıların değil batılı ve yabancı araştırmacıların da ortak tespitleridir. Zira özellikle Fransızlar¸ Afrika'daki sömürge girişimlerine engel teşkil eden bu akımları dejenere etmek¸ birbirine düşürmek¸ hatta kendi saflarına çekebilmek için çok yoğun ve uzun soluklu bir politika izlemişlerdir. Tarikatlar yakın takibe alınmış¸ aralarına ajan ve casuslar sokulmuş¸ büyük parasal ödenek ayrılmış ve çok güçlü yatırımlar yapılmıştır. Bu politikalarında kısmen başarılı sayılsalar da umduklarına nail olamamışlardır.
Hakk'a¸ adalete¸ hukuka¸ insanlığa¸ İslâm'a hizmet etmiş ve yarınlara umutla bakabilmeye katkı sağlamış gönül ve Hak dostlarını hürmetle yâd ediyor¸ ekilen tohumların neşv u nema bulmasını diliyor ve Rabbimizden iyiliğin öncüsü olmayı niyaz ediyoruz.

Sayfayı Paylaş