KUTSAL VE ÖZGÜRLÜKLER KISKACINDA BATI

Somuncu Baba

Medeniyetlerin¸ zaman yolculuğunda daha da olgunlaşması ve yetkinleşmesi beklenir.

Medeniyetlerin¸ zaman yolculuğunda daha da olgunlaşması ve yetkinleşmesi beklenir. Ancak yaşadığımız olaylar ve ortaya çıkan gelişmeler gösteriyor ki¸ maalesef bu tüm medeniyetler için geçerli olmamaktadır.
Acaba medeniyetlerin çatışma içerisinde olmaktan başka seçeneklerinin bulunmadığının mucitleri¸ Bernard Lewis ve çömezi Samuel Hungtinton'un kehanetleri ve projeleri eyleme mi geçiriliyor? Dünyanın küresel sahipleri¸ nemâlanmak ve “yeni düzeni” gerçekleştirmek için sunî ve sanal artçı sarsıntılar mı tasarlamaktadırlar?
Kutsalı ve değerleri yok sayan¸ küçük gören ve görünen âlemden dışlayan modern insan¸ bunun faturasını çok ağır bir şekilde ödemektedir. Çünkü fizik ve madde ötesini bilmeyen¸ algılamayan insan için¸ yaşanan dünyadaki her eylem meşru ve makuldur. Bu halin sonuçları ise¸ kan¸ şiddet¸ savaş¸ intihar¸ yalnızlık ve yabancılaşma gibi düşünen ve düşünmeyen canlı ve cansız her varlığı yok eden küresel sorunlardır.
Aşkınlığın alanına saygı göstermeyen¸ insana da saygı duymaz. Yaşanabilir bir yerküre için inanç ve değerler taciz ve saldırılardan korunmalıdır. Bu husuş insan(lığ)ın evrensel görevidir. Aksi taktirde binlerce yıldır süren insanın kendi türünü yok etmesi ve ortadan kaldırması kaçınılmaz hale dönüşmektedir.1
Batı'nın İslâm'la Karşılaşması
Özgürlükler; tüm dinler¸ inançlar ve ideolojiler için olmalıdır. Dinler ve ideolojiler¸ en iyinin hayata geçirilmesi¸ dünyanın yaşanabilir hale gelmesi¸ barış ve tahammülün varlık alanına taşınması için olmalıdır. Aksi taktirde savaş ve çatışma yarışını¸ kışkırtma alanı olarak insanlara sunmak zorunda kalacaklardır.
Batı tarihi¸ özellikle ikinci bin yılı¸ İslâm'ın değer ve kutsallarına fiilî¸ sözlü ve görsel (matbu) saldırılar ve kışkırtmalarla doludur. Bu bağlamda İslâm'ın peygamberi ve kutsallarına saygı gösteren Batılı entelektüellerin (John L. Esposito¸ Karen Amstrong vb dışında) sayısı yok denecek kadar azdır.
Fikir ve düşünce özgürlüğü çerçevesinde¸ inançlara ve onların değerlerine saldıranlar¸ bulundukları tarafın değişmesiyle¸ bu söylemlerinde değişiklikler içerisine girebiliyor ve paradokslara düşebiliyorlar.
“Öteki”nin Düşünce ve Basın Özgürlüğü
Bu sözlerimizi¸ temellendirecek şaşırtıcı ve bir o kadar da düşündürücü birkaç örnek olaydan bahsedeceğiz:
Öncelikle¸ bir dönem gösterime girmiş¸ Hz. İsa'ya hakaret eden ve Hıristiyan değerlerini aşağılayan “Günaha Son Çağrı” adlı bir filmin¸ Batı coğrafyasında uyandırdığı yankı ve tepkiyi hatırlamak gerekir. Filmin sinemalarda gösteriminin başlamasıyla¸ bu yaşlı kıtada yer yerinden oynamış¸ gösteriler yapılmış¸ sinema salonlarına saldırılarda bulunulmuştur. Vatikan dolayısıyla Papalık ayağa kalkmıştır. Nihayetinde genel olarak filme gösterilen tepki ve reaksiyon¸ masum¸ makul ve haklı bulunmuştur. Tabii ki¸ filmin gösterilmesinin meşru olduğu¸ fikir ve düşünce özgürlüğü çerçevesinde görülmemiş ve bu kapsamda ele alınmamıştır.
Yine¸ yakın zamanda çekimi yapılan ve gösterilen İsa'nın Çilesi (Izdırabı) isimli film¸ Yahudilerin Hz. İsa'ya yönelik acımasız işkence ve eziyetlerini¸ gereğinden fazla abartılı bir şekilde işlemekteydi. Ancak başlangıçta filmin gösterimi için¸ ABD'de sinema bulunamadı. Bununla birlikte film¸ bir çok Yahudi örgüt ve kuruluş tarafından haklı olarak şiddetle eleştirildi ve kınandı. Dolayısıyla bu filmle ilgili ileri sürülen eleştiriler de gösteriyor ki¸ hakaret ve gerçekçi olmayan görüntüler¸ eğer İslâm'ın dışındaki bir din için olduğu taktirde makul ve meşrudur.
Diğer bir örnek¸ Batı'nın düşünce ve fikir özgürlüğünün ana merkezi/üssü olarak kabul edilen ve bu çerçevede üzerinde iki asırdan az bir zaman geçmiş olan ihtilalin de gerçekleştiği Fransa'da vuku bulmuştur.
Bir dönemin Fransız Komünist Partisi'nin genel sekreterliği görevini de üstlenmiş olan¸ Sovyetler Birliği'nin emperyalist iştahını ve buna karşı tepkisizliğini sorguladığı için görevine son verilen ve Parti'den atılan; yaşadığımız çağın ender filozoflarından biri¸ Roger Garaudy'dir. O¸ seksenli yılların başında hayat ve zihin felsefesi değişmiş¸ Müslüman olmuş Batılı bir entelektüeldir.
Garaudy¸ Yahudilerin İkinci Dünya Savaşında uğradığı soykırımın gereğinden fazla abartıldığını ve bu dönemdeki Hitler Almanya'sıyla Yahudiler arasındaki ticarî faaliyetlere ve bazı gizli anlaşmalara dikkat çeken bir kitap kaleme aldı. O¸ kitapta; bu soykırımda¸ Yahudilerin bildirdiğinin aksine altı milyon insanın öldürülmediğini¸ bu sayının çok daha az olduğunu¸ bir takım tarihi olay ve belgelerle ortaya koyuyor. Ancak Garaudy'nin bir özelliği de var ki¸ o da ikinci dünya savaşında Nazilerin ölüm cenderesinde bulunan bir kısım Yahudiye yardım etmiş ve onların hayatta kalmalarını sağlamıştır. Ne yazık ki¸ İsrail¸ Mitler ve Terör2 olarak isimlendirdiği bu eserini¸ fikir ve düşünce özgürlüğünün şampiyonluğunu yapan Fransa'da yayımlayacak bir yayınevi bulamadı. Zir⸠Avrupa'nın bir çok ülkesinde olduğu gibi¸ Fransa'da da Yahudi soykırımının aksini iddia etmek veya küçümseyici göstermek¸ cezaî müeyyidesi olan bir suç niteliğindeydi. Nihayetinde Garaudy¸ kendi imkanlarıyla kitabını yayımladı. Ancak bugün Hz. Peygamber'i terörist gösteren ve aşağılayan karikatürlerin yayımlanmasına¸ düşünce ve basın özgürlüğü kapsamında fırsat veren¸ göz yuman¸ hatta -abartılı söylemezsek- neredeyse alkışlayan Fransa¸ kendi ülkesinin Müslüman bir aydınına¸ aynı hakları tanımadı ve onu büyük bir para cezasına çarptırdı.
Bir başka örnek¸ AİHM'nin son olarak¸ başörtüsü konusunda aldığı karar¸ kurumun adalet mekanizmasına¸ olay ve olgunun değişmesiyle hükmün de nasıl değişebileceğini gösteren şok edici bir örnektir. Diğer taraftan Yahudi bir öğrencinin cumartesi'nin (şabat) kutsal günleri olduğu; o gün yapılan sınava girmek istememesi için mahkemeye yaptığı müracaat¸ kurumun en yüksek Yahudi din otoritesinin görüşünü esas alarak verdiği karar… Tabii ki¸ bu karar¸ din ve inanca saygının en güzel örneklerinden biridir ve alkışlanmalıdır. Ancak adaleti bulamayanların son sığınağı(!) olan bir mahkemenin¸ başka dinlere de (İslâm'a) ve onun mensuplarına da özgürlüklerden yararlanma fırsat ve hakkını vermesi gerekir.
Yine aynı Batı¸ senaryo ve aktörler değiştiğinde¸ özgürlüğü Salman Rüşdi ve benzeri olaylarda da göstermiştir. Bu çerçevede¸ Batı'daki fikir ve siyaset eylemcilerinin¸ Salman Rüşdi'nin Hz. Peygamber ve İslâm'a hakaret içeren eserinin yayımlanmasına¸ dağıtılmasına¸ tanıtım ve propagandasının yapılmasına ne kadar geniş bir imkan ve ortam hazırladıkları düşündürücüdür.
Batı ve Tarihî-İdeolojik Takıntılar
Acaba tüm olanları¸ Batı'nın tarihî ve ideolojik damarlarının bir uzantısı şeklinde mi okumak gerekir? Yoksa yaşananları¸ kendinden gelişen sıradan vakalar şeklinde mi görmek gerekir?
İkincisini¸ ihtimal dahilinde değerlendirmek mümkün gözükmemektedir. Zirâ birkaç ülkede (Danimarka ve Norveç) başlayan/başlatılan kışkırtma ve tâciz¸ akabinde muhafazakâr ve dindar tebâsı ağırlıklı olan¸ aynı zamanda İslâm ülkeleriyle tarihî karşılaşmaları olan ülkelerde (İspanya ve İtalya) harekete geçiriliyor.
Hadisenin belki çok öne çıkarılmayan bir yönü de var ki -istenilirse buna uzak ihtimal denilebilir- nükleer enerji ve silaha sahip olan ülkelerin¸ bu enerji ve silaha sahip olmaya çalışan bir İslâm ülkesi İran'a karşı uygulanacak eylem planının yürürlüğe konmasıyla eş zamanlı olmasıdır.
Şu halde bir cinnet ve hedonist kampanya şekline büründürülen bu hamlelerin hedef noktası¸ Hz. Peygamber'in terörist ve kan dökücü ambalajıyla sunulmasının bir gerçekliği var mıdır? Bu soruya en güzel cevabı¸ Hz. Peygamber'in söz¸ eylem ve uygulamaları vermektedir.

Sayfayı Paylaş