İMAM-I MÂLİK BİN ENES

Somuncu Baba

“İmam Mâlik kendisinden nasîhat isteyen zekî ve anlayışlı bir kimseye; ‘Allah u Teâlâ'dan kork.

“İmam Mâlik kendisinden nasîhat isteyen zekî ve anlayışlı bir kimseye; ‘Allah u Teâlâ'dan kork. Allah u Teâlâ'nın sana lutf ettiği nuru günah işlemek suretiyle söndürme.’ buyurdu.”

Malik b. Enes; muhaddis ve müçtehit olup¸ ehl-i sünnetin amelde dört hak mezhebinden biri olan Mâlikî Mezhebinin imamıdır..
708 (H.90) senesinde Medine-i Münevvere'de doğdu. Soyu¸ Yemen valisinden gördüğü zulüm üzerine Medine'ye gelip yerleşen sahabeden Ebû Âmir (ra)'a dayanır. Aile¸ Medine'ye yerleştikten sonra ilimle meşgul olmuş¸ özellikle hadisleri toplamaya ve ashabın fetvalarını öğrenmeye büyük önem vermişlerdi.
İmam Mâlik¸ kendini tamamen ilme vermiş bir aile muhitinde büyümüş ve çok canlı bir ilmî hareketliliğin yaşandığı Medine'de ilim tahsil etmeye başlamıştı. Böyle bir çevrede bulunması ona¸ çağın en ileri seviyesindeki âlimlerden ders okuma imkânını vermişti.
İmam Mâlik önce¸ Kur'an-ı Kerîm'i hıfz etmiş¸ peşinden de hadisleri ezberlemeye başlamış ve bilhassa annesinin teşvik ve yönlendirmeleri ile Medine'nin büyük ve meşhur âlimlerinden Rabia b. Abdurrahman'in ders halkalarına katılmıştı.
Daha sonra o¸ bir şeyler öğrenebileceği bütün âlimlerin yanına gitmeye ve onlardan hadiş sahabelerin fetvaları ve fıkıh konularında istifade etmeye başlamıştı. İlimdeki yüksek derecesi sebebiyle zamanındaki ve kendinden sonraki âlimler¸ Peygamber Efendimizin; “Öyle bir zaman gelir ki¸ insanlar her tarafı ararlar¸ Medine'deki âlimden daha âlim bir kimse bulamazlar.” hâdis-i şerifindeki zatın İmam Mâlik bin Enes olduğunu bildirdiler.
İmâm-ı Mâlik derslerinde vakar ve ciddiyet sâhibi olup¸ lüzumsuz sözlerden tamamen uzak kalırdı. Bu hususu¸ ilim tahsil edenler için de şart koşardı. Bir talebesi şöyle dediğini nakleder: “İlim tahsil edenlere vakarlı ciddî olmak ve geçmişlerin yolundan gitmek gerekir. İlim sahiplerinin¸ bilhassa ilmî müzakereler sırasında kendilerini mizahtan uzak tutmaları gerekir. Gülmemek ve sadece tebessüm etmek¸ âlimin uyması gereken âdâbdandır.
İmâm-ı Mâlik hazretleri insanlara hadîs-i şerîf okuttuğu sırada bir hadîs-i şerîfi rivâyet edeceği zaman abdest alır¸ sarığını ve elbisesini giyer¸ sakalını tarar¸ iki rekat namaz kılar¸ güzel kokular sürünür¸ her hâliyle bedenini süsler¸ sonra meclisin baş tarafına vakarlı bir şekilde otururdu. Başını önüne eğerdi ve hâdis-i şerifi okurdu. Ona böyle yapmasının sebebi sorulunca; “Rasûlullah'ın hâdis-i şerifine saygı göstermek için böyle yapıyorum. Eğer âlimler ilme karşı böyle saygı gösterirlerse¸ Allah u Teâlâ da insanlar yanında onların derecesini yükseltir ve devlet adamlarının kalbinde heybetli ve vakarlı kılar. Ey ilim talep etmek isteyen kimse! Sen de ilme saygı göster. Kim ilme tevazu gösterirse¸ Allah u Teâlâ onu yükseltir. Çünkü kim Allah u Teâlâ için tevazu ederse¸ Allah u Teâlâ onun derecesini yükseltir.” buyurdu.
Mâlik b. Enes halîfelerle¸ idârecilerle münâsebetini kesmedi. Onlara vaaz ve nasihatlerde bulunup¸ hayır tavsiye etti. Talebelerinden biri ona; “İnsanlar senin devlet adamlarıyla çok sık görüştüğünü söylüyorlar¸ sana yakıştıramıyorlar.” deyince¸ Mâlik bin Enes; “Bunu bilerek yapıyorum. Çünkü bunu yapmasam onlar lâyık olmayan birileriyle görüşür¸ işlerini onlara danışırlar. Eğer onlarla gidip görüşmesem¸ bu şehirde Peygamberimizin sünnetlerinden işlenip¸ tutulan kalmaz.” buyurdu.
Sadece Allah u Teâlâ'nın rızasını kazanmak için ilim tahsil etmiş¸ hayati boyunca takva yolunu terk etmemiştir. Ona göre ilim bir nurdur ve ancak huşu ve takva sahibi bir kalpte yerleşebilir. Fetva verirken yavaş hareket eder¸ iyice düşünür¸ soran kimseyi göndererek meseleyi tetkik ve tespit ettikten sonra cevap verirdi. O fetva konusunda hiç bir şeyin kolay olamayacağı görüşünde olup¸ helâl ve haram ile ilgili her meselenin zor olduğunu söylerdi. Din konusunda kimseyle tartışmaya girmez¸ insanlar arasında kin tohumları ekeceği için bunu çok kötü bir davranış olarak değerlendirirdi.
İmam Mâlik¸ bedenen heybetli bir yapıya sahipti. İlim ve büründüğü takva elbisesi onun bu heybetine manevî bir yön katıyordu. Onun bakışlarından herkes etkilenir¸ insanlara büyüklük taslayan idareciler¸ valiler onun yanında küçülür ve ona saygı gösterirlerdi.
Hârûn Reşîd¸ İmâm-ı Mâlik hazretlerinden her gün evine gelip¸ iki oğluna ders vermesini istedi. İmam-ı Mâlik hazretleri halîfeye buyurdu ki: “Yâ halîfe¸ uygun olanı çocuklarınızın bizim eve gelip gitmesidir. Allah u Teâl⸠sizi daha aziz etsin! İlmi aziz ederseniz aziz olursunuz; zelil ederseniz zelil olursunuz. İlim bir kimsenin yanına gitmez¸ o ilmin yanına gelir.” Bunun üzerine halife İmam-ı Mâlik'ten özür diledi ve her gün çocuklarını İmâma göndererek ders aldırttı.
İmam Mâlik kendisinden nasîhat isteyen zekî ve anlayışlı bir kimseye; “Allah u Teâlâ'dan kork. Allah u Teâlâ'nın sana lutf ettiği nuru günah işlemek suretiyle söndürme.” buyurdu.
İnsanlara hayırlı ve güzel işler yapmalarını tavsiye ederdi. “Kendisine hayrı olmayan kimsenin başkasına hayrı olmaz. İnsan kendisi için hayır işlemez¸ kendisine iyilik yapmazsa¸ insanlar da ona hayır ve iyilik yapmaz.” buyururdu.
Hayati boyunca Medine'den başka bir yere gitmeyen İmam Malik¸ Rasulullah (s.a.s)'e olan aşırı sevgi ve saygısından dolayı¸ Medine'de bir defa olsun at sırtında dolaşmamıştır. Kendisi hastalığı ağırlaşıp¸ vefat edeceğini anladığında o zamana kadar gizlediği hastalığını ve gizleme sebebini dostlarına söyle açıklamıştı: “Eğer hayatımın son günleri olmasaydı size bildirmeyecektim. Benim hastalığım idrarımı tutamamamdır. Peygamberin mescidine tam abdestli olmaksızın gelmek istemedim. Rabbime şikâyet olmasın diye de hastalığımı kimseye söylemedim”
Hicri 79 yılında vefat etmiş ve Cennetu'l-Bakî mezarlığına defnedilmiştir.

Sayfayı Paylaş