GERÇEK İFLAS

Somuncu Baba

“iman ve amel arasında ayrılmaz bir bağ kurmuştur. Allah’a¸ ahiret gününe ve diğer inanç umdelerine iman eden insanın bunu amelleriyle de belli etmesi gerekir. ‘Amel’den maksat ise sâlih yani iyi olan davranışlardır.”

“iman ve amel arasında ayrılmaz bir bağ kurmuştur. Allah’a¸ ahiret gününe ve diğer inanç umdelerine iman eden insanın bunu amelleriyle de belli etmesi gerekir. ‘Amel’den maksat ise sâlih yani iyi olan davranışlardır.”

Ebû Hureyre (ra)’dan¸ Rasûlullah şöyle buyurdu:
-“Müflis kimdir¸ biliyor musunuz?” Bunun üzerine orada bulunanlar : Bize göre müfliş parası ve malı olmayan kimsedir¸ dediler. Rasûlullah: “Şüphesiz ki ümmetimin müflisi; kıyamet günü namaz¸ oruç ve zekât sevabıyla gelip; şuna sövdüğü¸ buna iftira ettiği¸ şunun malını yediği¸ bunun kanını döktüğü¸ şunu dövdüğü için iyiliklerinin sevabı şuna-buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları bittiği için de hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme atılan kimsedir” buyurdular. 1
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) cevami’ul kelîm yani az sözle çok şey anlatmasıyla ve benzersiz üslubuyla muhatabları üzerinde etkili olmuştur. Sözü kalplere iyice yerleştirmek için benzetmelerden¸ kıssalardan¸ karşılaştırmalardan yararlanmış¸ bunu yaparken de muhatabın seviyesini sürekli göz önünde bulundurmuştur. Kimi zaman da konu üzerine dikkatleri çekmek için soru-cevap yöntemini tercih etmiştir. “Müflis hadisi” olarak bilinen rivayette de sevgili Peygamberimiz ashabın dikkatini çekmek için önce “Müflisin kim olduğunu biliyor musunuz?” diyerek bir soru yöneltmiş¸ sonra konuyla ilgili açıklamalarda bulunmuştur
Malı ya da parası olmayan¸ iflas eden kişi anlamına gelen müflis tabiri¸ İslâm hukukunda borcu malından¸ gideri gelirinden daha çok olan kimse şeklinde anlaşılmıştır. Hadiste de buna benzer bir tanımlama yapılarak gerçek müflis namaz kılıp oruç tuttuğu halde insanlara haksızlık etmesi nedeniyle amelleri zâyi olan kişi şeklinde tanımlanmıştır. Hz. Peygamber¸ bu hadisinde meseleyi geniş bir açıdan ele alarak iflas kavramını maddiyatın dışında¸ manevi iflas anlamında kullanmış ve insanları buna karşı uyarmıştır. Hadiste insanı iflasa götüren şeyler arasında kötü söz söylemek¸ iftira etmek¸ mal gasbetmek¸ kan dökmek¸ dövmek suretiyle insanlara zulmetmek zikredilmektedir. Bunlar İslâm’da kul hakkına müdahale ve zulüm olarak nitelendirilmekte ve İslâm ahlakı ile bağdaşmamaktadır.
İslâm¸ iman ve amel arasında ayrılmaz bir bağ kurmuştur. Allah’a¸ ahiret gününe ve diğer inanç umdelerine iman eden insanın bunu amelleriyle de belli etmesi gerekir. ‘Amel’den maksat ise sâlih yani iyi olan davranışlardır. Bunların başında zorunlu olarak Allah için yapılan ibadetler gelmekle birlikte ahlaki davranışlar da buna dahil olmaktadır. Çünkü sâlih amel kavramı ibadetlerle sınırlı olmayıp¸ kişinin yaptığı tüm iyilikleri kapsamaktadır. Bu yüzden inanmış insanın hayatının merkezinde ahlâkilik esastır. Allah’a karşı olan davranışlarımız yanında¸ insanlara ve tüm varlıklara karşı ahlaki davranma yükümlülüğümüz bulunmaktadır. Elinden ve dilinden insanların emin olduğu kişi olarak tanımlanan Müslüman¸ sadece ibadetlerini yerine getirmekle yetinmemeli¸ sahip olduğu imanın şuuruna varmalı ve bunu davranışlarına da aksettirmelidir. İslâm’ın insanlara çizdiği Müslüman şahsiyet modeli bunu gerektirmektedir. Buna göre müslüman müslümanın kardeşidir¸ ona zulmetmez¸ kötü söz söylemez¸ kötü muamelede bulunmaz. Kul hakkını çiğnemekten şiddetle kaçınır¸ insanlara iftira etmez¸ aksine kusurları örter. Her fırsatta insanlara sevgi¸ birlik ve beraberlik mesajları veren Peygamberimiz (s)¸ bir hadislerinde “İman etmediğiniz sürece cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmediğiniz sürece de iman etmiş olmazsınız” buyurmaktadır.2 Buna göre imanın tadına varmanın şartlarından biri de insanları Allah için sevmektir. Bir başka hadiste de insanlar kardeş olmaya çağrılmaktadır: “Birbirinize kin gütmeyiniz¸ birbirinize haset etmeyiniz¸ birbirinize darılıp sırt çevirmeyiniz¸ ey Allah’ın kulları¸ kardeş olunuz!”3
İman¸ insanın özünü nurlandırmakta¸ bu nur onun davranışlarına da yansımaktadır. Ayrıca insanları ortak bir duygu ve şuurda birleştirmekte¸ bu şekilde ümmet bilinci oluşturmaktadır. Bu yüzden mü’minin özüyle¸ sözüyle¸ davranışıyla bunu hissettirmesi gerekmektedir. İnsanların birbirleriyle olan ilişkilerini ahlak¸ sevgi ve saygı temeline oturtan İslâm dininin gereği de budur. Hakk için halkı sevmeyi ve bu yüzden kimseyi incitmemeyi gaye edinen Hulûsi Efendi de¸ Divan’ında konuyla ilgili olarak şu mesajı vermektedir:

Sakın nefsine uyup bir can incitmeyesin
Hüsn-ü edebi koyup bir can incitmeyesin
El ile döğseler de dil ile söğseler de
Bin kez incitseler de bir can incitmeyesin
Hepsi kardeşlerindir¸ yolda yoldaşlarındır
Halde haldaşlarındır¸ bir can incitmeyesin
Beyhûde canın sıkıp¸ insanlığından çıkıp
Dil Kabe’sini yıkıp bir can incitmeyesin.4

Dipnot

1- Müslim¸ (45) Birr¸59¸ III.1997¸ had.no: 2581; Tirmizi¸ (38) Kıyâme¸ 2¸ IV. 612¸ had.no:2418.
2- Tirmizi¸ (38) Kıyâme¸ 56¸ IV. 664¸ had.no:2510.
3- Buhâri¸ (78) Edeb¸ 57-58¸ VIII. 88.
4- Ateş¸ Es-Seyyid Osman Hulûsi¸ Divân-ı Hulûsî-i Darendevî¸ s. 111.

Sayfayı Paylaş