ÇOCUKLAR İÇİN (HİKAYE:İLK GÜN HİKAYESİ)

Somuncu Baba

Çocuklar İçin sayfamızda yayınlanmasını arzu ettiğiniz; yazı¸ bilmece¸ bulmaca¸ fıkra ve şiirlerinizi bekliyoruz çocuklar…

Bir Hadisi Şerif

“Çocuklarınız size Allah’ın bir armağanıdır. Çocuğunu¸ söz dinlemeyecek şekilde yetiştiren anne babaya Allah acısın”

“Tatil” demek “eğlenmek” demek mi?
Okullarımızdan tatlı ayrılışın vakti yaklaşırken kimimiz sevinci kimimiz de hüznü yaşıyoruz. O çok sevdiğimiz okulumuzdan üç ay ayrı kalacağız. Artık ödev yok¸ sınav kaygısı yok. Ben diyorum ki¸ hem eğlenip hem de güzelliklerle doldurmalı tatilimizi.
Nasıl mı? Mesela ilgi alanlarımıza göre çeşitli kurumların düzenlemiş oldukları spor faaliyetlerine katılabiliriz. Okul döneminde fırsat bulup ziyaret edemediğimiz hasta arkadaşlarımıza küçük bir hediye alarak onları sevindirebiliriz. Çevremizde bulunan tarihî yerleri¸ örf ve adetlerini sorup öğrenebiliriz…
Güzel alışkanlıklar güzel davranışlar yaparak kazanılır. Bence en güzel şey kitap okumak olsa gerek. Kitap okumak tatil için iyi bir fırsat. Ben kitap okumayı sevmem diyenlere ise bir çift sözüm var. Bir arkadaşım vardı kitap okumayı hiç mi hiç sevmezdi. Bir gün onu ikna ettim. Birlikte bir kütüphaneye gittik. Doğrusu kitaplara kafasını çevirip bakmadı bile. Derken yavaş yavaş ilgilenmeye başladı. Polisiye romanları¸ macera kitapları dikkatini çekiyordu. Ona ilgisini çeken birkaç tane kitap hediye ettim. Bana okuyacağına söz verdi. Gerçekten kısa bir sürede hepsini okumuştu. İşte o günden sonra bu arkadaşım kitap kurdu oldu. Eminim sizin de kalbinizin bir köşesinde kitap sevgisi uyuyordur. Onu uyandırmak lazım. Onun için de en çok ilginizi çeken kitaplarla işe başlarsanız eminim kitap okumak hayatınızın vazgeçilmez bir parçası olacak.

Fatih¸ tam 21 yaşına gelince çocukluk hayallerini süsleyen planı uygulamaya koymuş. Öyle bir plan yapmış ki gemileri denizden değil karadan yürütmüş. Gece gündüz uyumadan planlar hazırlamış. Bir de “Ulubatlı Hasan” adında dev cüsseli bir askeri yok mu? Düşmanın üzerine öyle bir atılmış ki diğer arkadaşları da ardı sıra arkasından surlara tırmanmaya başlamışlar. Öyle savaşıyormuş ki Bizans askerleri nereye kaçacaklarını şaşırmışlar. Surların üzerine kadar çıkmayı başaran “Ulubatlı Hasan”ın ” o sırada ayağı bir taşa takılıp surlardan aşağı düşmüş. Bizans askerleri¸ bu kahraman askeri surların dibinde görünce ok ve taş yağmuruna tutmuşlar. Ulubatlı Hasan bütün gücüyle direnerek bayrağı burçlara dikmeyi başarmış. O kadar çok yara almış ki¸ sağ kolunu kullanamaz hale gelmiş. Ulubatlı Hasan¸ vücûduna saplanan okların tesiriyle surların üzerinde şehit düşmüş ama 29 Mayıs 1453 günü İstanbul'un Fethi gerçekleşmiş.

Dilara Şimşek

Kim Allah (c.c) ile Konuşmak İster?
Geçen yaz dedemlerin köyüne gitmiştik. Ne kadar güzeldi anlatamam. Kuzularla yarış ettim¸ meyve ağaçlarından birbirinden güzel meyvelerden tattım. İşte o güzel yaz günlerinden bir gün dedemle birlikte sohbet ediyorduk. Dedem¸ “Bizleri¸ bu dünyayı yaratan Allah (c.c)’a ne kadar şükretsek azdır. Her an onun bitip tükenmek bilmeyen nimetlerinden faydalanıyoruz…” dedi. Bu güzel sohbet sürerken birden içimden Allah (c.c)’la konuşmak geldi. Bu fikrimi dedeme de söyledim. Dedem¸ gözlüklerini kaldırdı ellerini omzuma koyarak¸ “Gerçekten Allah (c.c) ile konuşmak mı istiyorsun? diye sordu. Ben yine heyecanla “evet” dedim. Dedem sevgi dolu sesiyle bana şöyle dedi: “Bu çok kolay. Allah (c.c); 'Kim benimle konuşmak isterse Kur’an okusun¸' buyuruyor. Bizler her gün Kur’an okuyarak Rabbimizle konuşmuş oluruz. Çünkü Kur’an onun sözlerinden oluşuyor. O Efendimiz aracılıyla bizlere Kur’an gibi güzel hediye gönderdi.” dedi.
İşte o zaman kalbim öyle güzel duygularla süslendi ki anlatamam. Demek ben¸ Kur’an okuyarak dağları¸ denizleri¸ yıldızları¸ güneşi¸ ayı ve daha bilmediğim nice alemi yaratan Allah (c.c) ile konuşmuş olacaktım. Bunu çok basit bir şekilde yapabilecektim. Hemen işe koyuldum. Dedem yıllardır hatıra olarak sakladığı Kur’an cüzünü bana verdi. Her akşam bir sayfa çalıştık. Derken bir ayda Kur’an'ı öğrendim. Yavaş yavaş okumaya başladım. Okudukça kalbimin huzur duyduğunu hissediyordum. Allah'a şükrettim bana böyle güzellikleri tattırdığı için. Okula giderken bile okuyacağım. Çünkü ben onunla her gün konuşmak istiyorum.
Arkadaşlar! Bu yaz tatili Kur’an öğrenmek için en güzel fırsat olsa gerek. Kitaplarla¸ kuşlarla¸ denizle¸ toprakla¸ gökyüzüyle birlikte olurken diyoruz ki¸ yazın o güzel günleri¸ Kur'ân sesiyle şenlensin. Okula giderken kalem tutan o güzel eller Elifba'larla Kur'ân öğrenmeye koşsun.

Bilmeceler

1- Malatya'dan kayısı gelir. Ondan sonra ne gelir?
2- En duygusal köfte hangisidir?
3- Resmî olmayan “C”ye ne denir?
4- Bir trenin tekeri patlarsa¸ değişmesi kaç saat sürer?
5- Bir boğa günde 5 kilo ot yerse kaç kilo süt verir?

Ayten ASLAN / Ankara-Kayaş
1- Onbir 2- İçli Köfte 3- Sivilce 4- Trenin tekeri patlamaz 5- Boğa süt vermez

Hikâye
İlk Gün Hikayesi
Mikail ÇOLAK

Yine yaz tatili gelmiş ve çocuklar dini bilgileri öğrenmek için camilere akın etmekteydi. Bizim sokağın çocukları yine gruplar halinde sabah erkenden kalkacak anneleriyle birlikte cüz çalışacak sonra da caminin yolunu tutacaklar geçerlerse¸ akşam da babalarından kocaman harçlıkları koparacaklardı.
Mahalle Camiinin emektar hocası Atıf Hoca her sene olduğu gibi bu sene de meşhur ilk gün hikayesiyle derse başlamak istemişti. Camiye her yaz giden bizim sokağın çocukları ilk gün hikayesini bilir ama yeni öğrenenlerle birlikte sanki ilk kez duyuyorlarmış gibi heyecanlanırlardı.
Atıf Hoca o ışıltılı tebessümü ile etrafında halka yapan çocukları tek tek süzerek başladı söze:
“Sevgili Yavrularım! bundan yıllarca önceydi. Ben de sizler gibi küçücük bir yavrucaktım. Ama sizler gibi koşup oynayamıyor¸ ana babamla hafta sonları pikniğe gidemiyor¸ akşamları babam kocaman çikolata getiremiyor¸ en güzel çizgi filmleri seyredemiyor¸ yeni elbise yeni ayakkabı alınamıyor¸ bir dediğimin iki edilmediğini ise hiç hatırlamıyorum.” Bütün çocuklar pür dikkat kesilmişlerdi. Herkes neden acaba der gibi dikkatlice duraklayan Atıf Hocanın ağzına bakıyorlardı. Hoca durakladı derin bir ah çekti sonra devam etti.. “Çünkü yavrularım Vatanımız düşman işgali altındaydı. Her yanı düşman sarmış memleket bizi sevmeyen bizim topraklarımıza girerek tarlalarımızı topraklarımızı bütün yararlı neyimiz varsa kendi çıkarları için kullanmak isteyen insanlarla dolup taşmıştı. Benim yaşadığım bölgeleri İngilizler işgal etmişlerdi. Kasabada sıkıyönetim ilan edilmişti.Yani onların hoşuna gitsin gitmesin istedikleri herkesi tutuklayabiliyor¸ istediklerini sorguya çekiyor ve bildiklerini okuyorlardı. Memleketin her köşesinde olduğu gibi sokaklarda sürekli İngiliz askerleri devriye geziyor¸ Müslüman halka eziyet ediyorlardı. Babam Hüseyin Hafız camimizin imamıydı.
Her şeye rağmen bizlere Kur’an okutmaya¸ dini bilgilerimizi öğretmeye devam etti. Aslında İngiliz komutanın emriyle her türü dini toplantı ve toplu yerlerde ibadet yasaklanmıştı.. Namazlara evlerde kılınırsa izin veriliyordu. Akşam saat dokuzdan sonra hiçbir evde ışık yanması yasaktı.
Böylesi bir durumda dini bilgiler öğrenmek neredeyse imkansızdı. Civar köylerde gizlice dini sohbet yapan hocalardan bir çoğu bilinmeyen yerlere götürülmüştü.
Babam Hüseyin Hafız cesur bir insandı. Her şeye rağmen korku nedir bilmeden bize dini bilgiler anlatıyor cüz okutuyordu. Evimiz¸ gizli gizli gelen çocuklarla dolup taşıyordu. Ama Allahtan ne İngiliz devriyelerin nede onların yalakalığını yapan yerli ajanların haberi olmuyordu.
Yine bir sabah rahmetli anacağızım kahvaltımızı yaptırdıktan sonra sokağımızın çocuklarını bize getirmem için beni yolladı¸ tek tek herkese haber verdim en sonda aşağı mahalleden Cemal Emminin torunu Cevdeti çağırdım. Allah rahmet eylesin Cevdet ürkekti biraz. O yüzden her gün ben götürüyordum onu. Cevdet'le giderken yolda devriye gezen İngiliz askerlerine rastladık. Bir şeyler dediler ama anlayamadık. Sonra kahkaha atarak yanımızdan geçip gidiyorlardı ki Cevdet’in ayağı takıldı sendeledi.
İç çamaşırının altında sakladığı Kur’an cüzü düştü. Askerlerden biri gördü. Kaçmaya fırsat kalmadan kolumuzdan tuttular ve hırpalamaya başladılar. Cevdet ağlamaya başladı. Ben de “yetişiiiin !” diye bağırdım ağzımızı kapatıp doğruca bizi komutanın yanına götürdüler.
İngiliz Komutan bize oldukça sevecen davranıyordu. Komutan Türkçe bilmiyordu ama yanındaki yerli işbirlikçi sayesinde bize sorular soruyordu. Önce Cevdet’i içeri götürüp sorguya aldılar. Tabi ki ondan her şeyi öğrendiler. Eline şeker tutuşturmuşlardı. Cevdet sorgu odasından çıktığında¸ hem ağlıyor hem titriyor hem de elindeki şekerleri sımsıkı tutuyordu.
Bende çok korkmaya başlamıştım acaba içerde bana ne yapacaklardı. Ama koktuğum olmadı çünkü beni içeri çağırmadan şekerlerimizi verip salıverdiler. Zaten her şeyi zavallı Cevdet’ten öğrenmişlerdi. Çok geçmeden biz koşarak bizim eve geldik. Babam Hüseyin Hafıza olan biten her şeyi anlattık. “Hayırlısı olur yavrularım inşallah” diyordu ama uzaklara derin derin bakıyordu. O bakışları hâlâ hafızamda. Anacağızım bir taraftan ağlamaya başlamıştı. Sanki herkes başımıza ne geleceğini biliyordu. Ben hariç.
Birkaç saat sonra dört tane asker geldi babama bir şeyler söyleyip kelepçelediler ve götürdüler. Giderken babam dönüp “Kur’an okumaya devam tamam mı!” diyerek gülümsedi.
O son gülümsemesi oldu.Ertesi gün Kasabanın ortasına herkesi zorla topladılar. Ve ibret olsun diye babamla birlikte iki kişiyi astılar.
Zavallı anam çok geçmeden bu acıya dayanamayıp öldü. Yapayalnız kaldım. Dayımlar büyüttü beni. Allah onlardan binlerce kez razı olsun¸ onlar da olmasa kimim kimsem yoktu¸ orta yerlerde kalırdım. Dayım beni babamdan dolayı (hafız yadigarı) diye severdi. Sonra Kasabanın bilgelerinden derviş Dedeye götürüp gizli gizli Kur’an öğrenmemi sağladı.
Günler geldi geçti evlatlarım ve ben babamın camisinde İmam oldum. Ama asla Kur’an okutmaktan ve okumaktan bıkmadım. Yavrularım okuyacağınız bu Kur’an kitap haline gelene kadar benim çektiklerimin çok daha acılarını çeken Hz Peygamber eliyle oluşturuldu. O peygamber de bu Kur’an okunsun diye az çile çekmedi. Öğrenmek zor gelebilir ama yavrularım siz böyle benim karşımda gönül rahatlığı ile Kur’an okuduğunuza ne kadar şükretseniz azdır. Şimdi hadi bakalım doğruca evlerinize ilk gün adettir bu camide ilk gün hikayesi anlatılır ve gönderilir.”
O gün camide ilk gün hikayesini dinleyen çocuklar evlerine döndüklerinde ana babalarına ballandıra ballandıra hikayeyi anlattılar. Artık zorlamaya gerek kalmadan bütün bir yaz boyunca erkenden kalkıp Kur’an öğrenmeye koşarcasına gideceklerinden kimsenin bir şüphesi yoktu. Çünkü bu kasabada herkes yıllardır ilk gün hikayesini dinleyerek Kur’an öğrenmişlerdi.

Sayfayı Paylaş