TELEVİZYON YAYINLARININ ÇOCUK VE GENÇLER ÜZERİNDEKİ OLUMSUZ ETKİLERİ

Somuncu Baba

TV’nin çocuk ve gençler üzerindeki etkisi¸ toplumun diğer kesimlerine oranla çok daha fazladır. Bu etki televizyonların sadece bilgi aktarmaları yoluyla olmayıp¸ daha ziyade belli davranış modelleri sunmaları suretiyle cereyan etmektedir.

TV’nin çocuk ve gençler üzerindeki etkisi¸ toplumun diğer kesimlerine oranla çok daha fazladır. Bu etki televizyonların sadece bilgi aktarmaları yoluyla olmayıp¸ daha ziyade belli davranış modelleri sunmaları suretiyle cereyan etmektedir. Bu tipler özellikle çocuklar için büyük bir taklit kaynağı olan modellerdir. Bireylerin ruhsal gelişiminde ve insan ilişkilerinin oluşumunda oldukça önemli bir işleve sahip olan taklit etme¸ televizyonun temel öğretme biçimine uygun düşmektedir.1 Ancak bilinçsiz özentiyle taklit söz konusu olduğundan ve taklit kaynağı tiplerin¸ çoğunlukla millî ve dini değerlerin güçlenmesi bağlamında olumsuz yönleri özendirildiğinden¸ çocuk ve gençler yaratıcı güçlerini ortaya çıkaramamakta ve düşünme yeteneklerini kullanmada ciddi sorunlar yaşamaktadırlar.2 Oysa televizyondaki taklit kaynağı tipler ve hayat tarzları¸ çocuk ve gençlerin toplumun kültürel değerlerini yaşatabilmeleri açısından ayrı bir önem arz etmektedir. Buna karşılık televizyon yapımcı ve yayıncılarının¸ genellikle bu hususta yeterli hassasiyeti gösterdiklerini söyleme imkânına sahip değiliz. Nitekim bugün televizyonlarda gösterilen yabancı filmlerden bir kısmında¸ Hristiyan ve Musevî dinî motifleri yoğunluktadır. Özellikle Hristiyanlığın dinî kutsalları¸ dinî pratikleri (dua v.b. ayinler) sempatik gösterilirken¸ kendi inanç değerlerimiz göz ardı edilmektedir. Ayrıca gözlemleyebildiğimiz kadarıyla bu film ve dizilerdeki karekterlerin genel özelliği¸ sahip olma ihtirası ve bolca tüketmek¸ karşı cinsten arkadaş edinmek ve istedikleri her şeyi hiçbir değer yargısı taşımaksızın yapabilmektir. Üstelik bu tip insanlar¸ hiçbir düşünce¸ duygu ve davranışlarında içtenliğe sahip değillerdir. Sevgiyi ve aşk dahil her şey yapay bir ilişki zemininde sürmektedir.
Çocuklar açısından televizyon yayınlarına baktığımızda¸ genel itibariyle çocuğun dünyasını ve lisanını geliştirmesi¸ eğitimine yardımcı olması¸ zihinsel ve yaratıcı aktivitelerini yönlendirmesi gibi pek çok olumlu etkiler olması gerektiğini düşünebiliriz. Oysa günümüzde yayınlanan çocuk programlarının pek çoğunda çizgi filmler¸ çocuk dizileri ve diğer çocuk programları¸ genelde eğitici olmaktan uzak ve şiddet öğeleriyle bezeli yapımlardır. Şiddet öğeleri taşıyan kimi çizgi filmler¸ çocuğun düşünce ve hayal dünyasına etki ederek¸ henüz gelişme çağında olan zihinlerini doldurmaktadır. Ayrıca¸ sevgi¸ saygı ve ahlaki gelişme bağlamında çok az çocuk programı olması¸ çocukların kültürü devralmaları anlamına gelebilecek olan sosyalleşmelerinde ciddi problemler ve çatışmalara yol açmaktadır. Televizyonun büyüsüne kapılmış ve onu kontrolden aciz olduğumuz göz önünde bulundurulduğunda¸ çocukların sosyalleşme sürecine olumlu bir şekilde katılmaları yerine¸ televizyonlaşma sürecini yaşadıklarını3 söyleyebiliriz.
Şiddet ve porno içerikli yayınlar da¸ çocuklar ve gençler açısından oldukça önemlidir. Bu tür yayınlar¸ çocukları henüz erken dönemde yetişkin problemleriyle karşı karşıya bırakma¸ kendi dönemiyle arada çatışma yaşamaya itmenin yanı sıra¸ özellikle ergenlik dönemi gençlerini aşırı uyarmakta¸ gelişim çağlarına uygun davranışlar yerine¸ saldırgan ve başkalarına zarar verici davranışları özendirmektedir. Bu yayınlar sonucudur ki¸ saldırgan davranışlar idealize edilmekte ve çocuklarda bu eğilim güçlendirilmektedir.4 Nitekim yapılan pek çok araştırmanın yanı sıra¸ yine TV haberleri ve gazetelerden takip edebildiğimiz kadarıyla¸ TV’lerdeki saldırgan davranışları izleyenlerin saldırgan tepkilerinde artış olmaktadır. Bu eğilimin gerçek bir güce dönüşeceği konusundan da emin olamayan yahut deneyimleri sonucu gücünün sınırını anlayan çocuklar¸ bir büyüme korkusuna da kapılabilmektedir. Bu korku da¸ çocukların güvenli bir duygusal hayata sahip olmalarını engellemektedir. Yoğunlukla nefret ve düşmanlık duyguları ve intikam hisleri pekiştirilerek¸ sosyal hayatta her dış tepkiye bu hislerle karşılık verme davranışı yerleştirilmektedir. Bunun sonucunda bencil ve saldırgan bir kişilik oluşmakta ve ileriki hayatta kendisine ve çevresine yabancı ve zarar veren bireyler yetişmektedir.
Yabancılaşma ve anlamsızlığı destekleyen bir program da¸ reklamlardır. Çoğu kez reklamlar aracılığı ile yapay ihtiyaçlar üretilerek¸ insanlar daha fazla kanaatsizliğe yönlendirilmektedir. Maddî imkânı yetersiz ailelerde çocukların¸ hatta aile büyüklerinin doyumsuz isteklerinin pekiştirilmesi ve daha fazla şeyi elde etme etkisiyle suç işlemeleri de söz konusu olabilmektedir. Çünkü çocuklar izledikleri reklamların etkisiyle daha fazla talepte bulunmakta ve özellikle dar gelirli aileler bu talepleri asgari düzeyde bile karşılamakta zorlanmaktadırlar. Gelir düzeyi düşük olmayanlar da¸ çocuğun her istediğini almayı doğru bulmayarak talepleri geri çevirebilmektedirler. Bu durum¸ çocukta yoksunluk ve kırgınlık duygusu oluşturabilmektedir.
Televizyonların¸ halen toplumun genelinin birçok tutum ve davranışında ve az ya da çok gündelik hayatında yeri olan dine de¸ bir enstantane olarak yer verdiği görülmektedir. Bunu yaparken çoğu zaman gerek haber içerikli programlarda¸ gerekse filmlerde toplumun din görevlileri ve dindarların olumsuz bir takım davranışlarına yönelik tepkilerini istismar ederek¸ din görevlilerine dönük genel bir olumsuz kanaat oluşumuna yol açmakta ve onların şahsında dinî değerleri alaya alabilmektedir. Üstelik filmlerdeki dindar insan karakterleri¸ genelde ya ahlâktan yoksun¸ dürüst olmayan ve insanları aldatan veya en iyi ihtimalle sosyal statü olarak alt sınıftan birisi olarak (aşçı¸ temizlikçi vb.) canlandırılmaktadır. Bununla¸ topluma verilen mesajın¸ dindar insanların ancak böyle sosyal statüsü düşük konumlarda olabileceği şeklinde olduğu âşikar bir durumdur.
Sonuç itibariyle genel görünümleri açısından ülkemizdeki ulusal televizyon yayınlarının büyük bir kısmının¸ toplumun değerlerini¸ millî kültürünü koruma yaşatma¸ yeni nesillere doğru şekilde aktarma gibi bir işlev yerine¸ kısa vadeli çıkarlarını gözeterek¸ genelin tamamen yabancı olduğu¸ toplumumuzda çok küçük bir azınlık tarafından benimsenen bir hayat tarzını tüm toplumun bir örneklemi gibi takdim etmekte olduğu görülmektedir. Bunun sonucunda¸ hayatlarına anlam yüklemekte zorlanan gençler¸ kendilerine ve başkalarına zarar verebilmektedirler. Sonuç olarak¸ özellikle gençlerle aileleri arasındaki iletişim azalmakta¸ şiddet olayları artmakta ve kısmen başka nedenlerle varolan bireysel ve toplumsal çözülme hızlanmaktadır.

* Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi.

Dipnotlar:

1- İbrahim Alaattin Gövsa¸ Çocuk Psikolojisi¸ ¸ Hayat Yayıncılık¸ İstanbul 1998¸ s.84.
2- Atalay Yörükoğlu¸ Çocuk Ruh Sağlığı¸ 23. Basım¸ Özgür Yay.¸ İstanbul 1998¸ s.100.
3- Cereci¸ a.g.e.¸ s.57.
4- Aytekin Can¸ Çocuk ve Çizgi Film¸ Öz Eğitim Yayınları¸ Konya¸ trs.¸ s.138; Köylü¸ a.g.m.¸ s. 78.

Sayfayı Paylaş