PİŞMANIM ÇOK PİŞMANIM

Somuncu Baba

Gülendam çalan telefonun sesiyle irkildi. Annesi mutfakta bulaşık yıkıyordu. Oturduğu yerden telefona bakarken annesi seslendi:
– Baksana kızım şuna!

Gülendam çalan telefonun sesiyle irkildi. Annesi mutfakta bulaşık yıkıyordu. Oturduğu yerden telefona bakarken annesi seslendi:
– Baksana kızım şuna!
Gülendam isteksizce kalktı. Ahizeyi kaldırdı ve zor duyurulur bir sesle “Tamam” dedi ve kapattı. Telefondaki ses “14 Mart” demişti. Yani bir hafta sonra.
Gülendam hemen yanındaki koltuğa çökercesine oturdu. Başını iki elinin arasına alıp gözlerini yere dikti. Nasıl böyle bir hataya düşüp de onlara katılmıştı. Babası öldüğünde çok küçüktü. Hayal meyal hatırlıyordu. Annesinin anlattığına göre çok iyi bir insandı. Çok sıkıntı çekerek bugünlere gelmişlerdi. Annesi gecesini gündüzüne katıp çalışıyordu. Kardeşi liseye¸ kendi ise üniversiteye gidiyordu
Gülendam tam anlamıyla bir arkadaş kurbanı olmuştu. Başlangıçta gördüğü ilgi ve yardımdan çok memnundu. Örgüte katıldıktan sonra¸ diğerlerinin de dediği gibi artık bir amacı ve siyasi görüşü vardı. Çoğunun olduğu gibi o da Güneydoğuluydu. Örgütte devamlı kendilerinin ezilen insanlar olduklarına inandırılmaya çalışılıyor¸ kendi kimliklerini üstün kılmak için her yol mübah sayılıyordu. Gülendam¸ bir süre sonra onlarla aynı görüşü paylaşmadığını fark etti¸ ama artık çok geçdi. Ailesini kaybetmekle tehdit ediliyordu. Başta ailesini daha iyi şartlara kavuşturmak için böyle karanlık bir yola sapmıştı ama şimdi onların hayatını kurtarmak için mecburen bu karanlık yolda ilerliyordu.
İlk aylarda görevi¸ lise çağındaki¸ gençlerin katılımını sağlayarak örgüte yeni gelir kaynakları bulmaktı. Bu da onları kötü yollarda kullanarak olacaktı.
Ders çalıştırma bahanesiyle¸ kendilerine çekiyor¸ bu arada paranın ucunu da gösteriyorlardı. Daha sonra çeşitli toplantılarla beyinlerinin yıkanması olayına giriliyordu.
Gülendam bu konuda çok başarılıydı. Öyle etkileyici konuşuyor¸ onlara öyle içten dvranıyordu ki¸ gençler ona çok güveniyor ve ablaları gibi görüyordu. Daha sonra iş onlara kötü şeyler yaptırmaya gelince ki bu çoğunlukla uyuşturucu kullanımı ve arkadaşlarına satma¸ ya da hırsızlık olabiliyordu. Gülendam bu işten tiksinir oldu. Onların zarar görmesini içine sindiremiyordu. Ondaki bu huzursuzluğu fark eden bir arkadaşı¸ başka bir kolda faaliyet göstermesini sağladı. Yaz tatili gelip de finaller bitince Gülendam bir arkadaşının köyüne gideceğini söyleyerek evden ayrıldı.15 gün tatil yapacaktı! Bu süre içinde başka gençlerle birlikte bir taraftan yoğun bir propagandaya maruz kaldı¸ bir yandan da patlayıcılar öğrendi. İlk birkaç eylemde yardımcı olarak görev yapacaktı.
Gülendam¸ bombalama eylemlerinin ardından televizyonda gördüğü görüntülerde müthiş bir suçluluk duyuyordu. Henüz hiçbir eyleme katılmamıştı ama eline kan bulaşmış gibi hissediyordu. Acı içinde oradan oraya koşuşan insanlar¸ ağlayarak yakınlarını arayanlar ya da kan revan içindeki ölü ve yaralılar. Bu tablonun oluşmasında kendinin de payı olduğunu düşündükçe uykuyu yitiriyordu.
Tüm bu görüntüler haklı bir davanın sonuçları olamazdı. Onların gösterdiği gibi¸ dünya hep gri ya da siyah mıydı? Hiç mi yeşili pembesi beyazı yoktu. Daha iyi günlere yeşili¸ pembeyi¸ beyazı¸ siyah ya da kırmızıya dönüştürerek mi varılacaktı.
Aynı topraklar üzerinde aynı soluyorlardı. Ama Gülendam artık nefes alamaz duruma gelmişti. Annesi ondaki bu değişikliği farkediyor¸ ne olduğunu sorduğunda tatmin edici bir cevap alamıyordu. Onu kaygılı gören diğer kızı:
– Ablamın üzerine fazla gitme anne. Dersleri ağır ondandır diyordu. Annesi de daha çok içine kapanıp da dinden uzaklaşır diye fazla soru sormaktan çekiniyordu.
Gülendam “14 Mart” dedi kendi kendine.
Yer bir düğün salonunun yanındaki iş hanıydı. Telefondaki ses çok heyecanlıydı. Gülendam ise sonsuz bir karanlığa düşüyor gibi dehşet içinde ve çaresiz.
O böyle koltukta yığılıp¸ düşünceler içindeyken telefon tekrar çalmaya başladı.. Gülendam elinde olmadan ” Hii ! ” diyerek içini çekerek korkuyla irkildi. Annesi gelip¸ onu bu halde görmesin diye yavaşça telefonu açtı. Bu defa arayan çocukluk arkadaşı Ümran' dı. Sesi çok neşeli geliyordu.
– Gülendam¸ evleniyorum. Salonu tuttuk. Haftaya 14 Mart da düğünümüz var. Davetiyeyi getireceğim ama sana adresi şimdiden vereyim.
Gülendam bir şok daha yaşadı. Aynı gün ve aynı yerdi. Gözünün önüne gelinliği ile kan revan içinde kalmış arkadaşı geldi. Cesetler etrafa dağılmış¸ belki içlerinde annesi ile kardeşi de var.
Gülendam¸ birden boğazın bir el tarafından sıkıldığını hissetti. Boğuluyordu. Hemen kendini dışarı attı. Uzunca bir süre sokaklarda yürüdü. Bir çare olmalıydı. Ne yapmalıydı? Buna engel olmalıydı. Böyle karışık düşünceler içinde yürüdü yürüdü. Kendini iki tarafı kapatılmış bir tünelde gibi hissediyordu. Birden gözlerinden yağmur gibi yaş akmaya başladı. Bir yandan gülüyor¸ bir yandan ağlıyordu. Bu şekilde saatlerce yürüdü. Yorulduğunu hissedip oturunca¸ mezarlıkta¸ hem de babasın mezarının başında olduğunu farketti.
” Babam sana layık evlat olamadım! Çok çaresizim! ” diye ağlayarak mezarın üzerine kapandı. Bu haliyle sanki babası hayatta da onun göğsünde ağlıyor gibiydi. Şu anda ona öyle ihtiyacı vardı ki… Uzunca bir süre ağladı ağladı. Akşam karanlığı çökerken yavaşça kalktı. Kendini ferahlamış hissediyordu. Artık bir karar vermişti.
14 Mart
Gülendam'ın annesi onu kahvaltıya çağırmak için odasına girdiğinde şu notu buldu:
” Anne erken çıkıyorum. Beni beklemeyin. İşim bitince doğru düğüne gelirim. İkinizi de çok seviyorum! ”
Gülendam
Annesi notu okuyunca bir tuhaf oldu. Yolunda gitmeyen bir şeyler vardı. Bunu hissediyordu. Hemen cepten aradı. Ama cep evdeydi. Gülendam bilerek yanına almamıştı.
” Aptal kız cebini almamış ” diye söylenerek¸ onun bazı arkadaşlarını aradı. Hiçbirinin yanında değildi. Çok merak ediyordu ama yapabileceği hiçbir şey yoktu.
Gülendam ise gece evden çıkmış eylemi yapacağı Kudret ve Davut ile buluşmaya gitmişti. Kararını gerçekleştirirse hem bir faciaya engel olacak¸ hem de bu işlerden ebediyen kurtulacaktı.
Bombayı yerleştirmek zor olmadı. Davut çok ustaydı bu işte. Daha önceden inceleme yaptıkları için¸ nasıl hareket edeceklerini çok iyi biliyordu. Kısa sürede işlerini bitirip¸ saatini ayarladılar. Tam da akşamüstü¸ insanların düğüne geldikleri saatti.
İşlerini bitirip¸ binadan çıktıktan sonra ayrıldılar. Gülendam¸ bir süre sağda solda vakit geçirdikten sonra geri döndü. Biraz önce hafif aralık bıraktığı arka kapıdan girip¸ bombayı yerleştirdikleri odaya geçti. Kalbi yerinden fırlayacakmış gibi çarpıyordu. Sürekli kendi kendine: ” Sakin ol Gülendam ” diyerek heyecanını bastırmaya çalışıyordu. Bildiklerini doğru uygulamaya çalışarak yerinden çıkardı.” Çok da ağırmış ” dedi. Ama çok sevinçliydi. Başarmıştı. Şimdi onu oradan alabildiğince uzağa götürmesi gerekiyordu. Yanında getirdiği kutuya koyup kucağına aldı. ” Ah bugünü bir atlatırsa¸ yarın her şey çok güzel olacak! ” diye gülümsedi. Aceleyle geldiği yerden çıktı. Vakit öğlene doğru olmuştu. Gülendam kalabalıklaşan caddede hızlı hızlı yürürken takip edildiğini hissetti. Hafifçe yan dönüp gözucuyla arkaya baktı.Yanılmamıştı. Davut takip ediyordu. Hemen yakınında bulunan ilçe karakoluna doğru yolunu değiştirdi. Tam araya yaklaşınca¸ arkasındakinin daha çok yaklaştığını hissetti. Bu defa koşarcasına bahçeye girdi. Birkaç adım atmıştı ki bir patlama sesiyle sırtında ani bir acı hissetti. Elindeki paketi yere düşürmek istemiyordu.
Acı içinde dizlerinin üzerine çökerken uğultu halinde etrafta kaçışanların seslerini duydu. Dünya gözünden silinirken elindeki pakete sıkı sıkı sarıldı. Yüzünde mutlu bir gülümseme vardı.
………………..
Anneme
Düştüğüm durumdan pişmanım çok pişmanım. Kurtulmak için çok çabaladım. Tek tesellim hiçbir eyleme katılmadığımdır. Ardımdan sakın ağlama.
Gülendam.

Sayfayı Paylaş