19. HUTBE

Somuncu Baba

Ey Cemaat-i Müslimin!
İçinde bulunduğumuz bu ay Mevlüd ayı ve geceleri yemn-i saâdetle geçen mevlüd geceleri gibi tâzime şâyân gecelerdendir.

Ey Cemaat-i Müslimin!
İçinde bulunduğumuz bu ay Mevlüd ayı ve geceleri yemn-i saâdetle geçen mevlüd geceleri gibi tâzime şâyân gecelerdendir.
Sakın siz mevlüd deyip geçivermeyiniz. Biliniz ki mevlüd¸ Müslümanların en büyük bayramıdır. Sevinç günlerinden biridir. Evet¸ mevlüd demek dünyada en büyük¸ en şerefli ve en feyizli bir inkılâp vücuda getiren Hazret-i Muhammed sallallahu aleyhi vessellem efendimizin doğduğu mübarek gün demektir. Mevlüd¸ yerlere ve göklere nur saçan¸ peygamberler süruru Muhammed (S.A.V.)'in dünyaya geldiği tarihî bir gündür. Mevlüd¸ şirkin semavî efkârını kaplayan küfür ve cehâlet bulutlarının parçalandığı en şerefli gündür. Mevlüd¸ zulüm namına¸ istibdad namına yükselen kalelerin temelinden sarsıldığı¸ putların yere serildiği¸ binlerce seneden beri durmadan yanan sapkınlık ateşlerinin söndüğü harikalar¸ mucizeler günüdür.
Müslümanlar¸ kardaşlar! Bin dörtyüz sene evvel Rebiyü'l-evvel ayının 12'nci Pazartesi şafakların attığı¸ tan yerinin ağarmaya başladığı zamanda¸ çöllerin ortasından fışkıran bir nur ile âlem¸ başka bir âlem oldu; gün doğmadan risalet güneşi doğdu. Cihan nûr-ı Muhammedî ile doldu. Hazret-i Muhammed sallallahu aleyhi vessellem dünyaya geldi. İşte bunun için Rebiyü'l-evvelin on ikinci günü dünyanın her köşesinde bulunan milyonlarca ehl-i imanın en mukaddes bayramıdır. Bu gün¸ yalnız Müslümanların değil; bütün insaniyetin saâdetine layık gündür. Çünkü asırlardan beri dimağları ezen¸ fikirlere çöken zulmetlere¸ dalalet çöllerinde dolaşan zavallı insanlara hidayet güneşi bugün doğmuş; ezeli âşık olduğu hürriyete beşeriyet bugün kavuşmuştur.
Firavunların batıl dâvalarına¸ Nemrutların azgın ceberutlarına nihayet veren; insanları o gece¸ eliyle yapıp; sonra kalbiyle taptığı putların önünden kaldıran¸ mâbudlara mâbud-ı hakikî duygusunu sokan¸ putperstlik tahakkümünü temelinden yıkan¸ fikirlere vurulan esaret zincirlerini kıran¸ bütün cihana hürriyet¸ müsavaat ve saâdet yollarını gösteren¸ hülasa cihan tarihini¸ beşerin efkârını¸ hayatını¸ ictima-i nizamını baştan başa değiştirip¸ insanî bir medeniyet tesis etmiş olan hâtemü'l-enbiya Hazret-i Muhammed sallallahu aleyhi vessellem dünyaya bugün gelmiştir. Rebiyü'l-evvel ayının 12'nci gecesi onun doğumunun yıl dönümüdür. Bu günün ve bu gecenin mevkii çok büyüktür. Her Müslüman Peygamberimizin doğduğu geceyi büyük bir sevinçle karşılamalı¸ bunun kadrini¸ kıymetini bilmeli ve çocuklarına da böylece anlatmalıdır. Onların kalbinde Peygamberine¸ dinine¸ kitabına karşı sevgi ve saygı hisleri uyandırmalıdır. Mevlüd gecesini¸ mevlüd gününü birbirimize kutlulamalıyız.
Müslüman kardaşlar! Küfür ve ilhad ateşini söndüren¸ insanlara saâdet kapılarını açan böyle bir Peygamberin hayatını¸ ahlâkını bilmek ve öğrenmek hepimize borçtur. Burada onları uzun uzadıya anlatmak mümkün değildir. Bunun sade şu kadarını söyleyelim ki; dünyanın en büyük âlimleri¸ Efendimizin hayatını uzun uzun tetkik etmişler¸ pek çok kitap yazmışlardır.
Ey Cemaat-i Müslimin!
Peygamber Efendimiz Mekke şehrinde doğmuştur. Adı Muhammed'dir¸ annesi Âmine¸ babası Abdullah'tır. Dünyaya gelmeden iki ay evvel babası; altı yaşında iken de annesi ölmüştür. Sekiz yaşına kadar dedesi Abdulmuttalib'in¸ ondan sonra da amcası Ebu Tâlib'in yanında büyüdü. Efendimizin bütün hayatı pâk ve son derece afif geçmiştir. Çocukluğundan itibaren onda görülen istikamet; doğruluk¸ dürüstlük¸ emniyet¸ akıllara durgunluk verecek bir derecede idi. Ömürlerinde bir defa yalan söylememişler¸ kimseye hile yapmamışlar¸ kimsenin zerre kadar bir hakkını üzerlerine geçirmemişlerdir. Herkes ona emniyet eder¸ kimse onun sözünü geriye çevirmez idi. İstikametlerinden dolayı kendisine Muhammedü'l-emîn ünvanı verilmiş idi. Doğruluğuna¸ düşmanları dahi hayran oluyordu. Her sözü¸ her hükmü âkılane idi.
Hz. Peygamber kırk yaşına gelince Allah tarafından peygamberlik verilmiş¸ Allah ona¸ olmuş ve olacak her şeyi bildirmiş¸ yollarını sapıtmış olanları kurtarmak için ne lazımsa hepsini tâlim buyurmuş ve böylece Allah'ın emriyle insanları hak dine¸ doğru yola dâvete başlamış. Hazret-i sallallahu aleyhi vessellem efendimiz¸ insanları hak dine çağırdığı zaman yalnızdı. Allah'tan başka yardımcısı yoktu. Allah'tan aldığı bir kuvvetle tek başına dünyaya meydan okudu¸ kimseden korkmadı. Hiçbir şeyden yılmadı; hiçbir müşkil¸ hiçbir kuvvet onu azminden çeviremedi. Karşısındakiler küfürlerinde inat ettikçe¸ kendisine hatır ve hayâle gelmez hakarette bulundukça¸ onun azmi daha ziyade kuvvet buldu¸ hak yolunda daima ileriye atıldı. O güne kadar insanları büyük bir merbutiyetle tapındıkları¸ ilâh sandıkları putları tahzir ederek bunlara tapmanın akılsızlık¸ sapkınlık olduğunu açıkça söyledi. İşte Efendimiz böylece Müslümanlık uğrunda her türlü mihnetlere¸ kötülüklere katlanarak on üç sene Mekke-i Mükerreme'de halkı dine çağırdı. Müslümanlığın hak din olduğunu anlattı¸ bir kısım halk Müslümanlığı kabul etti. Bazıları da dedelerinden kalan küfürlerde¸ sapkınlıklarda inat ettiler. Bu on üç sene zarfında Efendimiz gecesini gündüze katarak¸ hiç durmadan¸ insanların iyiliği için çalışdı. Bundan sonra Allah'ın emriyle Medine'ye hicret etti. Müslümanlığı bütün dünyaya yaymak¸ insanları düştükleri dalâlet çukurundan çekip çıkarmak için orada durmadı¸ gece gündüz uğraştı. Müslümanlığı boğmak için karşısına çıkanlarla muharebeler yaptı. Her yerde düşmanları sindirdi.

Sayfayı Paylaş