MUTLU BİR AİLE OLMANIN SIRLARI

Somuncu Baba

“Allah'ın varlığının işaretlerinden biri de¸ size kendinizden olan eşler yaratmasıdır. Siz onlara ısınır¸ onlarla huzura kavuşursunuz.

“Allah'ın varlığının işaretlerinden biri de¸ size kendinizden olan eşler yaratmasıdır. Siz onlara ısınır¸ onlarla huzura kavuşursunuz. Allah'ın verdiği duygular sayesinde birbirinizi sever ve korursunuz. Bunda düşünen insanlar için dersler vardır.(Rum 30/21)
Nereye bakarsak bakalım¸ eşsiz bir ahenk ve düzen dikkatimizi çeker. Yarattığı her şeyin denge ve uyumunu inceden inceye hesaplayan Rabbimizin¸ bizim her türlü yaşayışımızdaki ahengi ihmal etmesi mümkün mü?
Aile hayatı üzerinde düşünmemiz için yukarıdaki ayete bakmamız yeterli olacaktır. Ayeti kerimede¸ Dünyada mutlu olabilmemizin ve hayatı sevebilmemizin kendimizden olan eşlere sahip olmamızla mümkün olduğu belirtilmektedir. Kadın ve erkeğin hayatlarını birleştirmesiyle birlikte ilahi kudret onları birbirine yaklaştırıp gönüllerinin birbirine ısınmasını temin edecek¸ birbirlerini koruyup esirgeme duyguları gelişecek. Ve işte o zaman ev canlanıp “yuva” olacaktır. Eşlerin birbirlerinin olumlu yönlerini görmeleri ve dikkat nazarlarını bu yöne çekmeleri gerekmektedir. İnsanoğlunun fıtratında olumsuzlukları büyütme ve iyilikleri unutma gibi hiç de hoş olmayan bir meziyet bulunmaktadır. Tam tersi olursa birçok sorun başlamadan bitecektir. Aile bireylerinden birinin kadife ya da pamuk olması gerekmektedir. Bu özellik zaman zaman yer değiştirmelidir. Her ikisi de kırılmaya hazır kıymetli kristal bardaklar gibi olursa küçük dokunmalarda bile kırılmaları muhtemeldir. Fakat biri pamuk olduğunda kuvvetli çarpışmalar bile iki tarafa da zarar veremez. Muhtemel kırılmalarda en az zararla atlatılır.
Aile¸ sağlam manevi temeller üzerine oturmalıdır. Maddi ve dünyevi çıkarlar üzerine atılan temellerin çürük olduğu eninde sonunda yokluğa¸ yıkılmaya¸ huzursuzluğa mahkum olacağı bilinmelidir. Manevi değerler üzerine kurulan ailelerin birlikteliği öteki dünyada da devam edecektir.
Bununla ilgili bir hikâye anlatılır; Günlerden bir gün kurbağaların yarışı varmış. Hedef çok yüksek bir kulenin tepesine çıkmakmış. Birçok kurbağa da arkadaşlarını seyretmek için toplanmış. Ve yarış başlamış. Hiçbir seyirci yarışçıların kulenin tepesine çıkacağına inanmıyormuş. Ve aralarında şöyle diyorlarmış;
– Zavallılar hiçbir zaman başaramayacaklar.
Yarışmaya başlayan kurbağalar kulenin tepesine ulaşmayacaklarına inanarak teker teker yarışı bırakmaya başlamışlar. İçlerinden sadece bir tanesi inat ve yılmadan kuleye tırmanmaya çalışıyormuş. Seyirciler bağırıyorlarmış:
-Zavallılar hiçbir zaman başaramayacaklar!
Ama kalan son kurbağa¸ büyük bir gayretle mücadele ederek kulenin tepesine çıkmayı başarmış. Diğerleri hayret içinde bu işi nasıl başardığını öğrenmek istemişler. Bir kurbağa ona yaklaşmış ve sormuş
– Bu işi nasıl başardın?
Ve o anda farkına varmışlar ki¸ kuleye çıkan kurbağa sağırmış.
Bu hikâyenin özü şu; Gerçek mutluluk ve başarı için eşlerden birinin bazen sağır olması gerekmektedir. Yani bazı şeyleri duymaması¸ bazı şeyleri görmemesi gerekir.
Aile¸ düello yeri değildir. En sevdiğimiz eşyayı bile yıpratmamaya özen gösterirken¸ sokaklarda kullandığımız ayakkabımızın boyasına¸ cilasına ihtimam gösterirken canımızdan değerli bilmemiz gereken insanlara¸ ailemize¸ çocuklarımıza karşı nasıl kaba ve kırıcı davranabiliriz? Morali bozulmuş ümitsizliğe düşmüş insanlar daha çabuk hastalanır. İyileşmeleri uzun sürer. Atalarımız “Duvarı nem¸ insanı gam öldürür.” demişlerdir. Huzursuz ailelerde psikolojik sorunlar daha da artar. Üzüntü birçok rahatsızlıklara neden olur.
İmanı sağlam olan ve kul hakkından korkan bir insan ne boş şeylere üzülür ne de karşısındakini üzer.
Evlilik; iki ayrı dünyanın tek bir çatı altında kaynaşmasıdır. Bu kaynaşmada bireyler “ben” olmaktan çıkıp “biz” olabilme gayreti içinde olmalıdırlar. Eğer evli çiftlerden birinin ağzından şu cümlecikler çıkıyorsa:
– Evlilikten sonra bütün sosyal hayatım bitti¸ kendimi değersiz hissediyorum.
– Eşim sürekli bana bağırıyor
– Anlaşılmak istiyorum
– Eşim bana hep şüphe ile yaklaşıyor.
– Ben bu evin sadece hizmetçisi miyim?
– Eve para getirmesem hiçbir değerim olmayacak.
Bu aile bireylerinde problem var demektir. Peki¸ bu olumsuzluklar için ne yapmalı¸ nereden başlanmalı? Öncelikle eşler karşılıklı konuşup¸ yaşadıkları sıkıntıları paylaşmalı¸ sorunlarını tanımlamalıdırlar. Mutsuz çiftler; birbirleriyle konuşmak¸ dertleşmek ve anlaşmak için daha az zaman ayırmakta¸ aralarında çıkan sorunları çözmek yerine daha çok kaçmayı tercih etmektedirler. Bunun sebebi de yetersiz iletişim ve sorunları yerinde çözmemektir. ” Bilmek¸ anlamak¸ yaşamak” gerekmektedir.
Çocukluğunda köklü ve geleneksel adetlere göre yetiştirilmiş ana babalar¸ çocukları bir problemle karşılaştığında kendi ana¸ babalarının takındıkları tutumları benimserler. Problem çözümünde daha etkili bir yöntemi benimsemedikleri takdirde¸ kendi ana babalarının yapmış oldukları hataları tekrarlayacaklardır. Ebeveynlerinden öğüt işitmiş olanlar kendi çocuklarına da aynı şekilde nasihat etmeye ve onların problemini çözmede bu şekilde yardımcı olmaya çalışırlar. Çocuklarla iletişim¸ gözden geçirildiğinde bu ailelerin problemi olan çocuklara karşı davranışları onları dinlemek ve anlamak değil öğüt vermek şeklindedir. Çocuğa bir şeyler söyleme gereği hissederler.
Etkili ana baba olmanın farkı biraz susup¸ dinlemeyi öğrenmeleridir. Kendisinin dinlendiğini hisseden çocuk daha sağlıklı ve kendine güvende yetişecektir.
Eşlerin ve çocukların takdir edilmeye ihtiyacı vardır. Eşinin yaptıklarını¸ ürettiklerini takdir etmeyen¸ beğenmeyen; mesleğine işine saygı duymayan nice karı koca vardır çevremizde. Neticede takdir görmeyen eş¸ kendisine değer verilmediğini düşünmeye başlar¸ takdir beklerken hayal kırıklığı yaşar. Bu duygusunu dışardan karşılama yoluna gitmeyi düşünebilir. Böylesi bir olasılıkta problemin artmasına sebep olacaktır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Kullara teşekkür etmeyen¸ Allah'a şükretmiş olmaz” buyurarak teşekkürün önemini anlatmıştır. Her gün yaşadığımız: işten eve dönüşümüz¸ karşılanma ve karşılama biçimimiz¸ yapılan yemeği¸ yapılan işi¸ takdir edişimiz veya görmezden gelişimiz¸ çocuklarımızın hatalarını büyütmemiz¸ sorumluluğumuzu eşimizin üzerine atarak kenara çekilmemiz… Bütün bunlar¸ aile içi iletişim için ya problem üreten ya da problemi çözen yaşantı karelerimizdir. Birbirini takdir etmeyi başarabilen¸ yüzüne karşı ve ardından övgüyle bahsedebilen eşlerin iletişim problemleri ya hiç olmayacak ya da oldukça az yaşanacaktır. Böyle ailelerde yetişen çocuklar takdir ve tebrik edilmeye doyan¸ teşekkür etmeyi kolaylıkla başaran fertler olarak sosyal hayata atılacaktır.
Ailede huzurun devam etmesi için “olmazsa olmaz” vasıflar bulunmaktadır. Bunlar;
Sevgi: Eşler birbirinden¸ çocuklar ebeveynlerinden sürekli olarak ilgi ve sevgi beklerler. Sevginin yeşermesi¸ güçlenmesi ve devamlılığında güzel sözlerin¸ güzel davranışların¸ güzel anılardan bahsetmenin¸ ortak kültür ve aile büyüklerinden bahsetmenin¸ hediyeleşmenin ve duânın önemli bir yeri vardır.
Saygı: Eşler arası ilişkilerin sağlıklı yürümesi için sevgi şart. Lakin onu yıpratmamak¸ ayağa düşürmemek için saygıyla desteklenmeli. Saygı eşinizin onurunu korumak değerini ve tercihlerini göz önünde bulundurmak¸ hakkına ve hukukuna dikkat etmek¸ çevresindekilere değer vermek¸ sana yapılmasını istemediğini ona yapmamaktır.
Sabır: Evlilik¸ sorumluluk yüklenmektir. Sorumluluğu artan kişinin rolü değişmiş yükü artmıştır. Görev ve sorumluluğu artan eşler ailede bekârlık dönemine nazaran daha çok yorulacaklardır. Stres artacak¸ sinirler kabaracak ve eşler birbirine sataşıp bağırmadan önce¸ frenlere basmasını bileceklerdir. İşte bu frenleme sabır işidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: “Huysuz bir kocasının kahrına sabreden kadına Cenab-ı Allah tarafından firavunun eşi Asiye'ye verilen ecrin bir benzeri verilir; Buna karşın huysuz eşine sabreden erkeğe de (yaralar içerisinde kıvranıp ta sabredip şikâyetçi olmayan) Eyüp (a.s.) verilen sevabın benzeri verilir.”
Her yuvada bazı olumsuzluklar yaşanabilir. Bunları doğal karşılayıp sabırla aşmak lazım.
Sadakat: Eşlerin sözlerinde ve işlerinde doğru¸ dürüst¸ adaletli ve birbirlerine karşı güven dolu olmalıdır. Sadakat duygusu eşlerin; birbirlerinin fiziğinden¸ huyundan¸ gücünden¸ çalışıp çalışmama durumundan¸ birikimden razı olup¸ onunla yetinmeyi bilmesi demektir. Gözü dışarıda olmamaktır. Sadaktın zıddı ihanettir. Bu sıfat olgun bir müslümana yakışmadığından hem Kuran-ı Kerim yasaklamış hem de Peygamber Efendimiz (s.a.v.) münafıklığın alameti olarak saymıştır.
Sorumluluk: Sağlam bir aile eşlerinin sorumluluk duygusunu hissetmeleriyle mümkündür. Sorumluluk-mesuliyet duygusu eşlerin önce kendilerini yetiştirmesi¸ koruması görev bilincinde olması¸ yükümlülüklerini yerine getirmesi¸ eşine çocuklarına büyüklerine akrabalarına karşı nasıl davranacağını bilip¸ bunlara karşı olan görevlerini yerine getirmesidir.
Ailede maddi ve manevi sorumluluklarımız vardır. Bu sorumlulukların hissedilmediği aile dağılır. Zira insanların ahirette kendisine ailesine ve rabbine karşı görevlerinden sorulmadan bir tarafa ayrılmayacakları haber verilmektedir.
İletişimi kuvvetli ailelerin kurulması ve çocuklarımızın huzurlu ailelerde büyümesi temennisiyle!
Okulda¸ işte¸ evde¸ yolda¸ sokakta¸ otobüste¸ markette… her zaman¸ her yerde¸ hepinize mutlu ve daimi iletişimler…

Sayfayı Paylaş