HAKKI TEMÂŞÂ GELENEĞİ: FENÂ VE BEKÂ

Somuncu Baba

"Müridin ahlâkî olgunluğa kavuşmasında¸ teslimiyeti¸ ihlası¸ aşkı ve şevki dinamik ve müteharrik bir güçtür.

"Müridin ahlâkî olgunluğa kavuşmasında¸ teslimiyeti¸ ihlası¸ aşkı ve şevki dinamik ve müteharrik bir güçtür. Mürşid ise hakikat ve insaniyetin ideal karakterlerini temsil eden önemli bir unsurdur."

Tasavvufî anlamda tevhid¸ sûfînin Allah'ı birlemesi ya da kendi beşerî sıfatlarından sıyrılarak ilahî sıfatlarla donatılmasıdır. Bu çerçevede karşımıza¸ sûfîlerin baştan beri kullandıkları iki temel kavram çıkmaktadır: Fenâ ve Bekâ. Fenâ ve bekâ konusu¸ tasavvuf ilminin en hassas konularından biridir. Fenâ ve bekânın bir hâl mi yoksa bir makam mı olduğu hususu¸ sûfîler arasında sürekli tartışılmıştır. Tasavvufî hayata giren mürit¸ bir mürşidin gözetim ve denetimi altında¸ kabiliyetine göre değişen bir süre içinde çeşitli riyâzet ve mücahedelerle nefsini terbiye eder. Bu terbiye ve tezkiye sonucunda ulaşılan noktaya "fenâ-bekâ" adı verilir. Bu terimleri "sekr-sahv"¸ "cem-tefrika" ve "gaybet-huzur" terimleriyle aynı anlamda kullanan sûfîler de vardır.1 Tasavvuf düşüncesinde tevhidle başlayan anlayış¸ fenâ nazariyesi ile gelişmekte ve "Ene'l-Hak" noktasına ulaşmaktadır. Bir başka deyişle¸ tevhid¸ fenâ ve vahdet-i şuhudla gelişen bu his ve sezgi¸ vahdet-i vücuda kadar uzanmaktadır.2
İlk dönem sûfîleri daha çok ahlâkî ve psikolojik fenâ olgusu üzerinde durmuşlardır. Bu anlayışa göre¸
İlmin ortaya çıkması bek⸠cehâletin yok olması fenâ;
Taâtın ortaya çıkması bek⸠ma'sıyetin yok olması fenâ;
Zikrin ortaya çıkması bek⸠gafletin ortadan kalkması fenâ¸
Kulun öğrendiği ilim ve ma'rifet sayesinde inâyet-i ilâhiyyeyi görme duygusunun ortaya çıkması bek⸠kendi hareketlerini görmekten fânî olması fenâ demektir.3
Biz bu makalemizde fenânın mertebelerini ele alacağız. Bir sonraki yazımızda ise fenânın belirtilerini¸ fenâ hâlinin sürekli olup olmadığını¸ fenâ hâlinin kesbî mi¸ yoksa vehbî mi olduğunu¸ fenâ hâlindeki bir şeyhin irşada mezun olup olmadığını¸ sûfîlerin tarihî süreç içerisinde benimsediği fenâ ve kuramları ile fenâ imgelerini ele alacağız.
Fenânın Mertebeleri
1. Fenâ fi'ş-şeyh: Müridin kendi huylarını yok edip pîrinin huylarına bezenmesi demektir. Günbegün¸ eski alışkanlıklarını kendi irade ve değerlerinin kabuğunu kırıp atmasıdır. Sahip olduğu psikolojik ve fizyolojik erdemlerle mürşidinin¸ dönüşüm için bir motor vazifesi gördüğünü bilmesidir. Müridin ahlâkî olgunluğa kavuşmasında¸ teslimiyeti¸ ihlası¸ aşkı ve şevki dinamik ve müteharrik bir güçtür. Mürşid ise hakikat ve insaniyetin ideal karakterlerini temsil eden önemli bir unsurdur. Kâmil bir mürşide bende olan mürid¸ ona benzemek suretiyle birçok muzır davranış ve huyunu terk eder. Gurur¸ kibir¸ hırş hiddet ve kendini beğenme hastalıklarından kurtulur. Müridin mürşidinde fenâ bulması¸ kişilik ve karakter dokusunun ortadan kalkması ile değil aşk ve irade yolu iledir. Mürit ile mürşidi arasındaki irtibat genellikle sakin ve sözsüzdür. Bu irtibat boyunca¸ tedrici bir münasebet¸ bir bütünlük oluşur. Bu ise hem dervişin hem de pîrin şefkat ve maneviyatını artırır.
Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî (ö.672/1273)¸ Mesnevî'nin beşinci cildinde¸ sevgilisine karşı göstermiş olduğu fedakarlıkla övünen bir aşığı anlatır: Aşık sevgilisine yapabileceği başka bir şeyin olup olmadığını sorar. Sevgilisi¸ çok önemli bir şey dışında her şeyi yaptığını söyler:
Çok önemli olan nedir? diye sorar aşık.
"Ölmek (fani olmak) ve yokluk" diye karşılık verir sevgili. Ve devam eder:
Bütün yaptıkların senin yokluğundan ziyade varlığının birer göstergesidir. Öl¸ eğer hayatını feda etmek istiyorsan. Öl ki¸ mutlak varlığı bulasın¸ Şanın ebediyen bâkî kalsın.4
Bu ölüm fizikî ölümden ziyade mecâzî bir ölümdür. Ölmeden önce ölme sürecini gerçekleştirmektir. Kötü huyların yok olmasını sağlamaktır. Şehevî¸ nefsanî ve hayvanî duyguların bastırılmasıdır. Mürşidde fânî olmak¸ parça parça bir benlikten kurtulup pîrin kâmil ve vuslata ermiş varlığı ile bütünleşmektir.
Müridin mürşidinden istifadesi¸ teslimiyeti oranındadır. Teslimiyet şuurunu Şiblî (ö.334/945) şöyle beyan ediyor:
"Nuri'yi görmeye gittim. Rabıtadaydı. Öyle hareketsizdi ki¸ saçı bile kımıldamıyordu. Sordum:
– Böyle derin bir rabıtayı kimden öğrendin?
– ‘Fare deliğini bekleyen bir kediden. Kedi benden daha hareketsizdi.' dedi." 5
Bayezid'in başından geçen şu olay da tasavvufi eğitimde iradeye râm olmanın¸ kayıtlardan kurtulmanın¸ hedefe sımsıkı sarılmanın ve kişinin şeyhinde gark oluşunun bir göstergesidir: "Bayezid şeyhinin huzurunda bulunurken¸ şeyhi birden:
– Bayezid penceredeki kitabı bana getir? der.
– Pencere mi? Hangi pencere? diye sorar Bayezid.
– Neden? der şeyhi "Bu kadar zamandır buraya geliyorsun da pencereyi görmedin mi?"
Hayır dedi Bayezid. "Pencere ile ne işim olur ki? Önümde iken¸ gözüm sizden başkasını görmez. Buraya etrafı seyretmek için gelmiyorum."
Artık der hocası. "Bistam'a geri dön. Vazifen tamamdır."6
2. Fenâ fi'r-resul: Resulde fani olmak demektir. Resul kelimesi¸ Allah'ın bütün peygamberlerini¸ velilerini ve geçmiş büyük mürşidlerini simgeler. Ayrıca Hz. Muhammed(sav)'in evrensel karakteristiğine de işaret eder. İnsanî sıfatların peygamberin sıfatlarında yok olması demektir. Fenâ fi'r-resûl¸ fenâ fi'llah makamının eşiğidir. Çünkü Hz. Peygamberi sevmek Allah'ı sevmenin ön şartıdır.7
Teslimiyet¸ kabiliyet ve manevî ihsana bağlı olarak¸ öyle bir an gelir ki¸ sûfî artık şeyhinin karakteristiğinden çıkmaya hazırdır. Şeyh¸ dervişin ileri bir vuslat için hazır olduğunun ve kendisinin yetersizliğinin farkına varır. Pîr¸ hiç tereddütsüz müridi¸ seyr u sülukunda tek başına gitmeye teşvik eder. Sûfî bazı korku ve sıkıntılarla yoluna devam eder. Pîrine duyduğu gereksinim gittikçe azalır. Zamanla¸ geçmişteki ve bugünkü bütün kamil insanlarda¸ özellikle Peygamber Efendimizde fani olur ve onların karakterlerini alır.8
3. Fenâ Fi'llah – Fenâu'l-Fenâ: Beşerî sıfatların Hakk'ın sıfatında kaybolması demektir. Kulun beşerî vasıflardan ve aşağı arzulardan sıyrılıp ilâhî vasıflarla donanmasıdır. Allah'a koşup sığınmasıdır. "O hâlde Allah'a koşun. Çünkü ben¸ size O'nun katından (gelmiş) açık bir uyarıcıyım."9 Kulun fâiliyet şuurunu kaybetmesi¸ "abd"ın yerine fâil olarak Allah'ın geçmesidir. Kulun fiili görmemesidir. Bu hâlde kulun yerine Allah kâim olur; Allah görür¸ Allah duyar ve Allah tutar. Kul¸ Allah ile o kadar meşgul olur ki nihayet "benlik" bilincini kaybeder. Fenâ hâlindeki kul¸ bazı beşerî sıfatlarından kurtulursa da beşeriyet sıfatından tamamen çıkmaz.10
Allah Teâlâ buyurmuştur: "Yeryüzünde bulunan her canlı yok olacak."11 Fânî olmanın ilk alâmeti¸ Allah'ın zikrinin gelmesiyle dünya ve âhiret hazzının gitmesidir. Kendisinin zikr-i ilâhî'ye olan yönelişi sırasında zikir hazzının da gitmesi ve zikr-i ilâhî'yi görmez olup Allah hazzı ile kalması (bekâ)¸ sonra burada kendine âit bir pay görüp Allah'tan gelen nasibin de gitmesi ve nihayet kendine ait bir görme duygusuyla kendine ait varlık iddiasının da yok olmasıyla fenâ ender-fenâ ve bekâ ender-bekâ hâli üzere kalmasıdır.12
Bu özelliklerinden dolayı "Fenâ fi'llah"¸ fenânın en yüksek mertebesidir. Fenâya erme şuurunun kaybolmasıyla ulaşılır. Bu halde sâlik¸ Hakk'ın tecellilerini müşahedenin cezbesi içindedir. Bu safhada sûfî bütün vasıflarını terk eder ve Hakk ile bir bütün olur. Bu hâl¸ Fenâ fi'l-Fenâ olarak bilinir. Sûfî¸ fenânın farkında olmaz ve onunla ilgilenmez; Fenâdan da fani olur. Fani varlığı¸ Hakk'ın varlığı içinde kaybolur. Fenâ fi'l-fenâ inkarın inkarıdır. Varlık yokluk¸ ben sen ikilemi ortadan kalkar. Nur her tarafı kaplar.
Mantıku't-tayr isimli eserinde Attar şunları yazar:
Var oluş ya da yok oluş ile ilgilendiğiniz sürece
Bu yolda bir adım ileri gidebilir misiniz?
Yok olun¸ varlığınızı Hakk'tan alana dek.
Nefsinizle uğraştığınız sürece
Vücud-u Mutlak size nasıl ulaşsın
Tevazu ve yokluk içinde erimedikçe
Vucud-u Azim'den hakikat nasıl alınsın?13
Fenâ fi'llah kişide sevinç ve mutlulukla birlikte güven duygusu meydana getirir; mürid bu hâlin manevi sarhoşluğuyla huzura kavuşur. Zira¸ İbrahim b. Şeyban Kırmisini (ö.?) bu gerçeği şu şekilde ifade eder: "Fenâ ve bekâ ilminin medarı¸ vahdâniyetin hâliş ubûdiyetin ise sıhhatli olmasıdır. Böyle olmayan fenâ ve bekâ safsatadır¸ zındıklıktır."14
4. Bekâ Bi'llâh: Fenânın son safhasıdır. Devamlılık¸ hayatîlik ve ebedîlik anlamına gelir. Bütün mahlukatla ve Hakk ile bir bütün olmak demektir. Kulda kötü huyların yerini iyilerinin alması¸ kendi sıfatlarının yerine ilâhî sıfatların geçmesidir. Nefsinden fânî olan¸ Hakk ile bâkî olur. Bekâda fenâ hâline göre bir bilinç hâli vardır.15 Varlığa yokluk ile ulaşmaktır. Sûfî bu makamda varlığın en üst mertebesine ulaşır. Bu safhada¸ sûfî¸ nefsinden¸ ikilik çıkaran bütün huylarından kurtulur ve Mutlakiyete ulaşır. Kendisiyle¸ diğer mahlukatla ve Hakk ile tam bir âhenk içindedir. Câmî şöyle der:
"…ve nefsi ve Maşuk'u birbirinin aynasında gör.
Maşuk'un aynasında¸ sûfî¸ nefsini görür.
Nefsinin aynasında ise Maşuk'un sıfat ve şuunatını…"16
Tasavvuf şiirinde ayna¸ ruhun arınmasının ve nefsin öldürülmesinin bir simgesidir. Gülşen-i Râz isimli eserinde 13. yüzyıl sûfîlerinden Şebusterî bu mecaziliği şöyle betimlemektedir:
Yokluk Mutlak Varlığın ayinesidir.
Allah nurunun aksi yoklukta görünür..
Yokluk ayinedir¸ alem o ayinedeki akis;
İnsan da o aksin gözü gibidir.
Ayinenin karşısındaki ise o gözün içinde gizlenmiştir.
Sen ayinedeki aksin gözüsün¸ Allah o gözün nuru¸
Gözbebeği
Allah bu gözle o gözbebeği olan nuru¸
Bu gözle kendi kendisini görür.
Âlem insan olmuştur¸ insan da âlem
Bundan daha temiz daha güzel bir anlayış da olamaz.
Bu işin aslına iyice bakarsan anlarsın ki¸
Gören de O'dur¸ göz de O¸ görünen de O.17

*Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tasavvuf Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

Dipnot

1- Ebû Bekir Muhammed el-Kelâbâzî¸ et-Taarruf li-mezhebi ehli't-tasavvuf¸ tah. Mahmud Emin en-Nevevî¸ el-Mektebetu'l-Ezheriyyetu li't-Turâş Kahire 1992¸ 149.
2- Mustafa Kara¸ Dervişin Hayatı¸ Sûfînin Kelâmı Hal Tercümeleri-Tarikatlar-Istılahlar¸ Dergâh Yayınları¸ İstanbul 2005¸ 87.
3- Ebû Nasr Serrâc et-Tûsî¸ el-Luma'¸ tah. Abdulhâlim Mahmud-Abdulbaki Sürur¸ Dâru'l-Kutubi'l-Hadise¸ Kahire 1960¸ 284; Ali b. Osman Hucvirî¸ Keşfu'l-Mahcûb¸ arb.ter. Mahmud Ahmed Mâdî Ebu'l-Azâim¸ thk.İbrahim Dessûkî Daru't-Turâsi'l-Arabi¸ Kahire 1974¸ 291.
4- Mevlânâ Celâleddîn Rûmî¸ Mesnevî¸ çev.Velede İzbudak¸ haz.Abdülbaki Gölpınarlı¸ MEB Yayınları¸ Ankara 1998¸ V/103-104.
5- Muhammed Ecmel¸ "Sûfî Ruh Bilimi"¸ Sûfî Psikolojisi Bednliğin Ruhu¸ Ruhun Bilgeliği¸ yay.haz. Kemal Sayar¸ İnsan Yayınları¸ İstanbul 2000¸ 102-103.
6- Feridüddin Attar¸ Tezkiretü'l-Evliya¸ ter.Süleyman Uludağ¸ Erdem yay.¸ İstanbul 1991¸ 195.
7- Âl-i İmran¸ 3/31.
8- Ecmel¸ "Sûfî Ruh Bilimi"¸ Sûfî Psikolojisi¸ 97.
9- Zâriyât 51/50.
10- H.Kâmil Yılmaz¸ "Tasavvufla İlgili Soru ve Cevaplar"¸ el-Lüma'¸ İstanbul 1996¸ 524.
11- Rahman 55/26.
12- es-Serrâc¸ el-Luma'¸ 285.
13- Feridüdin Attâr¸ Mantıku't-Tayr –Kuşdili-¸ ter.Yaşar Keçeci¸ Kırkambar Yayınları¸ İstanbul 1998¸ 368.
14- Ebu'l-Kasım Abdülkerim el-Kuşeyri¸ er-Risâletu'l-Kuşeyriyye fi İlmi't-Tasavvuf¸ Haz.Ma'ruf Zerrik¸ Ali Abdulhamid Baltacı¸ Daru'l-Hayr¸ Beyrut 1993¸ 425; el-Hucvirî¸ Keşfu'l-Mahcûb¸ 294; Ebû Hafs Şihâbuddîn es-Sühreverdî¸ Avârifu'l-maârif-Tasavvufun Esasları¸ ter. H.Kâmil Yılmaz-İrfan Gündüz¸ İstanbul 1990¸ 647.
15- Yılmaz¸ "Tasavvufla İlgili Soru ve Cevaplar"¸ el-Lüma'¸ 524.
16- Ecmel¸ "Sûfî Ruh Bilimi"¸ Sûfî Psikolojisi¸ 98.
17- Şebüsteri¸ Gülşen-i Râz¸ Sadık Yalsızuçanlar¸ Timaş Yayınları¸ İstanbul 1999¸ 50-51.

Sayfayı Paylaş